- 2 gün önce
Erol Sunat’ın bu yazısı, dalından kopan bir yaprağı insan yaşamının geçiciliği ve kaçınılmaz sonuyla özdeşleştiren derin bir tefekkür sunmaktadır. Yazara göre yaprakların yere inişi sadece fiziksel bir ölümü değil, aynı zamanda yıkılan hayalleri, kopan bağları ve hüzünlü ayrılıkları simgelemektedir. İnsanların da hayat rüzgârıyla savrulan birer yaprak olduğu vurgulanırken, bu dökülmenin artık belirli bir mevsimle sınırlı kalmadığı ve yaşamın her anına yayıldığı ifade edilmektedir. Metin, kayıpların yarattığı kederi edebi bir dille harmanlayarak okuyucuyu evrensel bir kader ortaklığı üzerine düşünmeye davet etmektedir. Sonuç olarak eser, doğa olayları ile insan ruhu arasındaki sarsılmaz paralelliği duygusal bir farkındalık çerçevesinde ele almaktadır.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde yazar Erol Sunat'ın insan hayatının o inanılmaz kırılganlığını anlatmak için sıradan bir düşen yaprak imgesini
00:09nasıl ustalıkla kullandığına bakacağız.
00:12Yani o kadar şiirsel ve düşündürücü bir deneme ki bu hepimizin bildiği aşina olduğu o basit kavramları alıp bizi yepyeni
00:19ve gerçekten sarsıcı bir perspektifle baş başa bırakıyor.
00:23İsterseniz hiç vakit kaybetmeden bu derin mevzuya hemen bir dalış yapalım.
00:27Sunat metnine o zihnimize kazınmış çok meşhur düşen bir yaprak görürsen sözüyle başlıyor.
00:33Hani bizi anında o tanıdık o hafif melankolik duyguya çekiveriyor ya işte tam da bunu yapıyor.
00:39Ama yazarın amacı sadece eski günleri anıp böyle tatlı bir nostalji fırtınası estirmek falan değil.
00:45Bizi her gün önünden geçip gittiğimiz o çok basit sıradan görüntünün çok daha derinlerine bakmaya zorluyor.
00:52Ve işte tam bu noktada o can alıcı soruyu önümüze bırakıveriyor.
00:56Sahi sadece sarı yapraklar mı düşer?
00:59Bize o kelimelerin daracık kalıplarından çıkmaya itiyor.
01:02Bir düşünün acaba bu düşen yapraklar sadece hayatın o fiziksel sonunu yani doğrudan ölümü mü simgeler?
01:08Yoksa günlük hayatın o koşturmacası içinde nefes alırken çok daha sık karşılaştığımız o sessiz sedasız içsel kayıplarımızın birer yansıması mıdır?
01:17Aslında sunata göre bu düşen yapraklar tam da o dile getiremediğimiz görünmez kayıplarımızın ta kendisi.
01:24Hani bir Allah'a ısmarladık deyip gidenler vardır ya hiçbir şey söylemeden aniden hayatımızdan çıkıverenler.
01:30İşte onlar.
01:31Sonra yıkılan hayallerimiz var, bir türlü onaramadığımız kırılan kalplerimiz, boşlukta kalan tutulmayan ellerimiz ve belki de en acısı kimsenin duymadığı
01:42o çaresiz feryatlarımız.
01:44Etrafta gördüğümüz her bir yaprak aslında içimizden kopup giden bir parçanın sessiz sözsüz bir tercümanı olup çıkıyor.
01:51Peki ya o düşüşün kendisi? Hani o süzülme anı?
01:55Sunat burada o dağını o kadar zarif bir şekilde yaprağın düştüğü son noktadan alıp düşüş yolculuğunun kendisine kaydırıyor ki bir
02:03yaprak dalından koptuktan sonra o kaderin öngörülemez, deli dolu rüzgarına kapılıp da yere inene kadar acaba neler yaşar?
02:10Aşıklar, şairler, türkü yakanlar onlar bu savrulmayı o rüzgarın yaprağı alıp bilmediğimiz nerelere, hangi diyarlara götürdüğünü kelimelere nasıl sığdırabilir ki?
02:20Gerçekten baştan sona belirsizlikle dolu muazzam bir süreç bu.
02:24İşte bu harika benzetme bizim metnin o en sarsıcı, en can alıcı noktasına getiriyor.
02:30Çünkü aslında bizler de, evet bizler de dalından koparılmış, hayat denen o rüzgarın önünde savrulup duran birer yaprağız.
02:38Kimimiz uçup şöyle şanslı güzel bir yerlere konuyor, kimimiz hiç olmayacak, aklın ayağının almayacağı köşelere savrulup gidiyor.
02:44Kimimiz ise adeta ateşlere atılıp kavruluyor.
02:47Aslında hepimiz, her birimiz kendi düşme hikayemizin o yorgun başrolündeyiz.
02:52Tam da bu savrulma hissinden bahsederken sunat, Orhan Babab'ın o hepimizin ezbere bildiği sevenin halinden sevenler anlar sözüne atıfta
03:00bulunuyor.
03:01Ama cümleyi alıp çok derin bir felsefeyle adeta baştan yazıyor.
03:05Diyor ki, düşenin halinden de bırakın düşenler anlasın.
03:08Çünkü düşmek hayatta bir mihenk taşı gibidir.
03:11O şansın, talihin, görünmez sınırını geçip de yere şöyle sertçe çakılma anını yaşamayan birisi gerçekten düşenin halinden zerre kadar anlayamaz.
03:21İşin asıl ilginç, hatta biraz da ironik kısmı neresi biliyor musunuz?
03:25Yazarın konuyu, birdenbire o tatlı, alaycı diliye, bugünkü o modern astroloji tutkumuza bağlaması.
03:31Kendi insani tökezlemelerimiz için, takılıp düştüğümüz engeller ya da bir türlü taşıyamayıp taşırdığımız duygularımız için faturayı gidip de Merkür'e,
03:40Uranüs'e veya ne bileyim Jüpiter'e kesmemizin ne kadar absürt olduğuna dikkat çekiyor.
03:45Düşünsenize, kendi hayatımızda fena halde çuvalıyoruz sonra da ah be gözün kör olmasın Merkür diyerek tüm suçu yıldızların üstüne atıp
03:53işin içinden sıyrılmaya çalışıyoruz.
03:55Tabii sadece gezegenleri suçlamakla da kalmıyoruz.
03:58Bir de zamanımızı sürekli geleceği böyle bir saplantı haline getirerek tüketiyoruz.
04:03O kehanet bekleyişi, aslında günümüzdeki hayatımızın adeta bir özeti oldu çıktı.
04:08Dakikaları, günleri, haftaları, hatta yalan yok yılları sayarak astrolojik yorumların çıkmasını bekliyoruz.
04:14Kendi hayatımızda o bir sonraki yaprağın tom olarak ne zaman, hangi ayda hangi günde düşeceğini gidip yıldurulardan, doğum haritalarından filan
04:22öğrenmeye çalışıyoruz.
04:23Ama işte, gerçeğin sesi maalesef çok başka, çok daha gerçekçi bir yerden yankılanıyor.
04:29Rahmetli sanatçı Yıldırım Gürses'in o güzelim şarkısında söylediği gibi, yine mevsimler geçecek, yine yapraklar düşecek.
04:35Yani gökyüzündeki yıldızlar veya o ünlü burç yorumcuları ne derse desin, bu döngü kesinlikle kaçınılmaz.
04:41Hayatın kanunu bu.
04:43Hani ömür biter, laf bitmez derler ya, işte bu dizede o lafın adeta estetik, şiirsel bir ispatı gibi karşımıza duruyor.
04:49Yazar tam da bu noktada, dilimize yeni, sarsıcı ve oldukça da ağır bir cümle eklememizi istiyor.
04:56Hani bugüne kadar hep o düşen yaprağı görmekten bahsettik ya, peki ya düşen o yaprağı bir de duyarsanız, o zaman
05:02ne olur?
05:03Artık sadece gözlemlenen, uzaktan uzağa bakılan romantik bir hüzün değil bu.
05:07Günümüzde kayıplarımız, o yaprakların düşüşü, ardı arkası bir türlü kesilmeyen, o insanın içine ezen ağır haberler olarak doğrudan kulaklarımıza düşüyor
05:16artık.
05:16Şair Orhan Veli'nin, o hepimizin çok çok iyi bildiği, hani o iç çekerek söylediğimiz, beni bu havalar mahvetti dizesi
05:24var ya,
05:25işte Sunat, bu dizeyi ödünç alıp günümüz gerçekliğine öyle muazzam bir şekilde uyarlıyor ki,
05:31Hakikaten bugün bizi asıl mahveden şey, o bahar havaları, bulutlar ya da meteorolojik olaylar falan değil.
05:38Bizi asıl mahveden şey, her gün altında sırılsıklam olduğumuz o duygu sağanakları.
05:44Ve elbette bu insan yaprakların durmaksızın, acımasızca dökülüp durması.
05:49Düşünsenize, hüznün eli resmen omuzumuzda, keder ise tam anlamıyla kolumuza girmiş bizimle yürüyor.
05:55Hasta olanlar, aniden komaya girenler, entübe edilenler, çaresizce bir umut dua bekleyen akrabalar.
06:02Bunlar, inanın bana, sadece kelimelerden ibaret değil.
06:05Bunlar her gün sokaklardan, memleketten ya da elinizdeki telefondan, sosyal medyadan saniye saniye aldığımız o ağır haber döngüsü.
06:13Düşmek üzere olan, ha düştü ha düşecek diye beklediğimiz o yaprakların haberleri bunlar.
06:18Sürekli ama sürekli bu dökülme haberlerine maruz kalarak yaşıyoruz.
06:22Ve işte geldik bu incelemenin en can alıcı, en duygusal odağına.
06:27Yani meselenin tam da kalbine.
06:29Bu çılgın haber döngüsünde duyduğumuz, haberdar olduğumuz her düşen yaprak,
06:33aslında kalbimizin tam ortasında yeri olan ve ne yazık ki bir daha asla geri dönemeyecek o çok sevdiğimiz insandır.
06:39Onlar böyle sessizce düşerken, arkalarında o yaprakları dallarında sıkıca tutamamış olmanın verdiği o derin çaresizlikle yanan, ağlayan ailelerini, dostlarını, sevdiklerini
06:49bırakırlar.
06:50Ve yazar tam burada zihnimizi açan o zekice son aydınlanmayla bizi baş başa bırakıyor.
06:56Hani o şiirlerin, dev romanların, masalsı hikayelerin bize inandırdığı, aklımıza adeta kazıdığı meşhur bir efsane vardır ya,
07:04yapraklar sadece güz mevsiminde sonbaharda düşer efsanesi.
07:07İşte o, sunata göre baştan aşağı kocaman bir yalan.
07:11Çünkü hayatın o tokat gibi çarpan gerçeğinde, yaşantımızın mevsimleri artık birbirine tamamen karışmış durumda.
07:17Hangisi bahar, hangisi kara kış, inanın artık ayırt bile edemiyoruz.
07:21İçinde bulunduğumuz mevsimin ilkbahar, cıvıl cıvıl yaz ya da hüzünlü bir sonbahar olmasının gerçekten hiçbir ama hiçbir önemi yok.
07:30Çünkü o an geldiğinde, ecel vakti kapıyı çaldığında, bir yaprak dalından kopup düşmeye bir kez başladı mı,
07:37inanın istese de artık o dalda tutunamaz.
07:40Giden gittikten, o yaprak düştükten sonra, takvimin bizi ne söylediğinin, burçların hangi ayda olduğumuzun ne anlamı kalır ki?
07:48O düşüş bir kez başlar ve o sert hayat rüzgarını, inanın hiçbir güç durduramaz.
07:53Peki, bütün bu derin şeyleri konuştuktan sonra, şimdi ne olacak?
07:58Beklenmedik o ani vedaların, o sessiz kayıpların her an kapımızı çalabileceği, mevsimi falan olmayan,
08:05tamamen kaotik bir hayat rüzgarının tam ortasındayız.
08:09O yüzden şimdi durup kendinize şu soruyu sorma vakti.
08:12O sert rüzgar eserken, siz nasıl ayakta kalıyorsunuz?
08:16Ve daha da önemlisi, o yapraklar yere düşmeden önce, şu an, tam da şu an, kimin eline sıkıca tutunuyorsunuz?
08:24Yanınızdakilerin kıymetini, onlar henüz birer yaprak gibi düşmeden bilebiliyor musunuz?
08:29Sizi bu güçlü soruyla baş başa bırakıyorum.
08:32Bir sonraki incelememizde tekrar görüşmek üzere.
08:34Kendinize çok iyi bakın.
Yorumlar