00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde yazar Erol Sunat'ın insan hayatının o inanılmaz kırılganlığını anlatmak için sıradan bir düşen yaprak imgesini
00:09nasıl ustalıkla kullandığına bakacağız.
00:12Yani o kadar şiirsel ve düşündürücü bir deneme ki bu hepimizin bildiği aşina olduğu o basit kavramları alıp bizi yepyeni
00:19ve gerçekten sarsıcı bir perspektifle baş başa bırakıyor.
00:23İsterseniz hiç vakit kaybetmeden bu derin mevzuya hemen bir dalış yapalım.
00:27Sunat metnine o zihnimize kazınmış çok meşhur düşen bir yaprak görürsen sözüyle başlıyor.
00:33Hani bizi anında o tanıdık o hafif melankolik duyguya çekiveriyor ya işte tam da bunu yapıyor.
00:39Ama yazarın amacı sadece eski günleri anıp böyle tatlı bir nostalji fırtınası estirmek falan değil.
00:45Bizi her gün önünden geçip gittiğimiz o çok basit sıradan görüntünün çok daha derinlerine bakmaya zorluyor.
00:52Ve işte tam bu noktada o can alıcı soruyu önümüze bırakıveriyor.
00:56Sahi sadece sarı yapraklar mı düşer?
00:59Bize o kelimelerin daracık kalıplarından çıkmaya itiyor.
01:02Bir düşünün acaba bu düşen yapraklar sadece hayatın o fiziksel sonunu yani doğrudan ölümü mü simgeler?
01:08Yoksa günlük hayatın o koşturmacası içinde nefes alırken çok daha sık karşılaştığımız o sessiz sedasız içsel kayıplarımızın birer yansıması mıdır?
01:17Aslında sunata göre bu düşen yapraklar tam da o dile getiremediğimiz görünmez kayıplarımızın ta kendisi.
01:24Hani bir Allah'a ısmarladık deyip gidenler vardır ya hiçbir şey söylemeden aniden hayatımızdan çıkıverenler.
01:30İşte onlar.
01:31Sonra yıkılan hayallerimiz var, bir türlü onaramadığımız kırılan kalplerimiz, boşlukta kalan tutulmayan ellerimiz ve belki de en acısı kimsenin duymadığı
01:42o çaresiz feryatlarımız.
01:44Etrafta gördüğümüz her bir yaprak aslında içimizden kopup giden bir parçanın sessiz sözsüz bir tercümanı olup çıkıyor.
01:51Peki ya o düşüşün kendisi? Hani o süzülme anı?
01:55Sunat burada o dağını o kadar zarif bir şekilde yaprağın düştüğü son noktadan alıp düşüş yolculuğunun kendisine kaydırıyor ki bir
02:03yaprak dalından koptuktan sonra o kaderin öngörülemez, deli dolu rüzgarına kapılıp da yere inene kadar acaba neler yaşar?
02:10Aşıklar, şairler, türkü yakanlar onlar bu savrulmayı o rüzgarın yaprağı alıp bilmediğimiz nerelere, hangi diyarlara götürdüğünü kelimelere nasıl sığdırabilir ki?
02:20Gerçekten baştan sona belirsizlikle dolu muazzam bir süreç bu.
02:24İşte bu harika benzetme bizim metnin o en sarsıcı, en can alıcı noktasına getiriyor.
02:30Çünkü aslında bizler de, evet bizler de dalından koparılmış, hayat denen o rüzgarın önünde savrulup duran birer yaprağız.
02:38Kimimiz uçup şöyle şanslı güzel bir yerlere konuyor, kimimiz hiç olmayacak, aklın ayağının almayacağı köşelere savrulup gidiyor.
02:44Kimimiz ise adeta ateşlere atılıp kavruluyor.
02:47Aslında hepimiz, her birimiz kendi düşme hikayemizin o yorgun başrolündeyiz.
02:52Tam da bu savrulma hissinden bahsederken sunat, Orhan Babab'ın o hepimizin ezbere bildiği sevenin halinden sevenler anlar sözüne atıfta
03:00bulunuyor.
03:01Ama cümleyi alıp çok derin bir felsefeyle adeta baştan yazıyor.
03:05Diyor ki, düşenin halinden de bırakın düşenler anlasın.
03:08Çünkü düşmek hayatta bir mihenk taşı gibidir.
03:11O şansın, talihin, görünmez sınırını geçip de yere şöyle sertçe çakılma anını yaşamayan birisi gerçekten düşenin halinden zerre kadar anlayamaz.
03:21İşin asıl ilginç, hatta biraz da ironik kısmı neresi biliyor musunuz?
03:25Yazarın konuyu, birdenbire o tatlı, alaycı diliye, bugünkü o modern astroloji tutkumuza bağlaması.
03:31Kendi insani tökezlemelerimiz için, takılıp düştüğümüz engeller ya da bir türlü taşıyamayıp taşırdığımız duygularımız için faturayı gidip de Merkür'e,
03:40Uranüs'e veya ne bileyim Jüpiter'e kesmemizin ne kadar absürt olduğuna dikkat çekiyor.
03:45Düşünsenize, kendi hayatımızda fena halde çuvalıyoruz sonra da ah be gözün kör olmasın Merkür diyerek tüm suçu yıldızların üstüne atıp
03:53işin içinden sıyrılmaya çalışıyoruz.
03:55Tabii sadece gezegenleri suçlamakla da kalmıyoruz.
03:58Bir de zamanımızı sürekli geleceği böyle bir saplantı haline getirerek tüketiyoruz.
04:03O kehanet bekleyişi, aslında günümüzdeki hayatımızın adeta bir özeti oldu çıktı.
04:08Dakikaları, günleri, haftaları, hatta yalan yok yılları sayarak astrolojik yorumların çıkmasını bekliyoruz.
04:14Kendi hayatımızda o bir sonraki yaprağın tom olarak ne zaman, hangi ayda hangi günde düşeceğini gidip yıldurulardan, doğum haritalarından filan
04:22öğrenmeye çalışıyoruz.
04:23Ama işte, gerçeğin sesi maalesef çok başka, çok daha gerçekçi bir yerden yankılanıyor.
04:29Rahmetli sanatçı Yıldırım Gürses'in o güzelim şarkısında söylediği gibi, yine mevsimler geçecek, yine yapraklar düşecek.
04:35Yani gökyüzündeki yıldızlar veya o ünlü burç yorumcuları ne derse desin, bu döngü kesinlikle kaçınılmaz.
04:41Hayatın kanunu bu.
04:43Hani ömür biter, laf bitmez derler ya, işte bu dizede o lafın adeta estetik, şiirsel bir ispatı gibi karşımıza duruyor.
04:49Yazar tam da bu noktada, dilimize yeni, sarsıcı ve oldukça da ağır bir cümle eklememizi istiyor.
04:56Hani bugüne kadar hep o düşen yaprağı görmekten bahsettik ya, peki ya düşen o yaprağı bir de duyarsanız, o zaman
05:02ne olur?
05:03Artık sadece gözlemlenen, uzaktan uzağa bakılan romantik bir hüzün değil bu.
05:07Günümüzde kayıplarımız, o yaprakların düşüşü, ardı arkası bir türlü kesilmeyen, o insanın içine ezen ağır haberler olarak doğrudan kulaklarımıza düşüyor
05:16artık.
05:16Şair Orhan Veli'nin, o hepimizin çok çok iyi bildiği, hani o iç çekerek söylediğimiz, beni bu havalar mahvetti dizesi
05:24var ya,
05:25işte Sunat, bu dizeyi ödünç alıp günümüz gerçekliğine öyle muazzam bir şekilde uyarlıyor ki,
05:31Hakikaten bugün bizi asıl mahveden şey, o bahar havaları, bulutlar ya da meteorolojik olaylar falan değil.
05:38Bizi asıl mahveden şey, her gün altında sırılsıklam olduğumuz o duygu sağanakları.
05:44Ve elbette bu insan yaprakların durmaksızın, acımasızca dökülüp durması.
05:49Düşünsenize, hüznün eli resmen omuzumuzda, keder ise tam anlamıyla kolumuza girmiş bizimle yürüyor.
05:55Hasta olanlar, aniden komaya girenler, entübe edilenler, çaresizce bir umut dua bekleyen akrabalar.
06:02Bunlar, inanın bana, sadece kelimelerden ibaret değil.
06:05Bunlar her gün sokaklardan, memleketten ya da elinizdeki telefondan, sosyal medyadan saniye saniye aldığımız o ağır haber döngüsü.
06:13Düşmek üzere olan, ha düştü ha düşecek diye beklediğimiz o yaprakların haberleri bunlar.
06:18Sürekli ama sürekli bu dökülme haberlerine maruz kalarak yaşıyoruz.
06:22Ve işte geldik bu incelemenin en can alıcı, en duygusal odağına.
06:27Yani meselenin tam da kalbine.
06:29Bu çılgın haber döngüsünde duyduğumuz, haberdar olduğumuz her düşen yaprak,
06:33aslında kalbimizin tam ortasında yeri olan ve ne yazık ki bir daha asla geri dönemeyecek o çok sevdiğimiz insandır.
06:39Onlar böyle sessizce düşerken, arkalarında o yaprakları dallarında sıkıca tutamamış olmanın verdiği o derin çaresizlikle yanan, ağlayan ailelerini, dostlarını, sevdiklerini
06:49bırakırlar.
06:50Ve yazar tam burada zihnimizi açan o zekice son aydınlanmayla bizi baş başa bırakıyor.
06:56Hani o şiirlerin, dev romanların, masalsı hikayelerin bize inandırdığı, aklımıza adeta kazıdığı meşhur bir efsane vardır ya,
07:04yapraklar sadece güz mevsiminde sonbaharda düşer efsanesi.
07:07İşte o, sunata göre baştan aşağı kocaman bir yalan.
07:11Çünkü hayatın o tokat gibi çarpan gerçeğinde, yaşantımızın mevsimleri artık birbirine tamamen karışmış durumda.
07:17Hangisi bahar, hangisi kara kış, inanın artık ayırt bile edemiyoruz.
07:21İçinde bulunduğumuz mevsimin ilkbahar, cıvıl cıvıl yaz ya da hüzünlü bir sonbahar olmasının gerçekten hiçbir ama hiçbir önemi yok.
07:30Çünkü o an geldiğinde, ecel vakti kapıyı çaldığında, bir yaprak dalından kopup düşmeye bir kez başladı mı,
07:37inanın istese de artık o dalda tutunamaz.
07:40Giden gittikten, o yaprak düştükten sonra, takvimin bizi ne söylediğinin, burçların hangi ayda olduğumuzun ne anlamı kalır ki?
07:48O düşüş bir kez başlar ve o sert hayat rüzgarını, inanın hiçbir güç durduramaz.
07:53Peki, bütün bu derin şeyleri konuştuktan sonra, şimdi ne olacak?
07:58Beklenmedik o ani vedaların, o sessiz kayıpların her an kapımızı çalabileceği, mevsimi falan olmayan,
08:05tamamen kaotik bir hayat rüzgarının tam ortasındayız.
08:09O yüzden şimdi durup kendinize şu soruyu sorma vakti.
08:12O sert rüzgar eserken, siz nasıl ayakta kalıyorsunuz?
08:16Ve daha da önemlisi, o yapraklar yere düşmeden önce, şu an, tam da şu an, kimin eline sıkıca tutunuyorsunuz?
08:24Yanınızdakilerin kıymetini, onlar henüz birer yaprak gibi düşmeden bilebiliyor musunuz?
08:29Sizi bu güçlü soruyla baş başa bırakıyorum.
08:32Bir sonraki incelememizde tekrar görüşmek üzere.
08:34Kendinize çok iyi bakın.
Yorumlar