Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 36 dakika önce
Bu köşe yazısı, tabiatın canlanışını temsil eden bahar mevsiminin toplumsal ve bireysel kederler gölgesinde nasıl anlamını yitirdiğini dokunaklı bir dille ele almaktadır. Yazar, mevsimsel dönüşü sadece bir takvim olayı olarak değil; ekonomik zorluklar, geçim sıkıntısı ve savaşların yıkıcı etkileriyle birleşen bir hüzün tablosu olarak tasvir eder. Toplumun derinlerinde hissedilen enflasyon ve Orta Doğu’daki insani dramlar, baharın getirmesi beklenen neşeyi engelleyen temel unsurlar olarak sunulur. Metin boyunca eski, huzurlu baharlara duyulan hasret vurgulanırken, mevcut şartlar altında bu güzel mevsimin kapımızı çalamadığı sitemkâr bir üslupla ifade edilir. Sonuç olarak yazar, adaletin ve refahın uzağındaki bir dünyada çiçeklerin açmasının yaralı gönüllere teselli vermeye yetmediğini savunur.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bahar geldi diyorlar, her yer cıvıl cıvıl.
00:02Peki ya sizin içinize bir gram neşe dolmuyorsa?
00:05İşte bugün bu sorunun, bu hissin derinliklerine ineceğiz.
00:08Hadi başlayalım.
00:09Bakın, yazar Erol Sunat'ın şu sözü aslında her şeyi anlatıyor.
00:13Bahçelere geldi bahar, derler ya, bahar hanelerimize gelmedi.
00:17Ne kadar basit ama bir o kadar da vurucu değil mi?
00:19İşte o olması gerekenle şu an olan arasındaki kocaman fark.
00:24Mesele aslında tam da bu zıtlıkta başlıyor.
00:26Bir düşünün, aklınızda o eski, neşeli, baharlar var.
00:30Hani her şeyin güzel olduğu zamanlar.
00:32Ama bir de dönüp bugüne bakıyorsunuz, şimdiki zamanın o buz gibi gerçekliğine.
00:37İşte tablo bu.
00:38Sol tarafa bakıyorsunuz, bahar dediğinizde aklınıza ne geliyorsa o var.
00:42Neşe, cıvıltı, güneş, umut.
00:44Ama sağ tarafa, yani bugüne baktığınızda hissettiğiniz tek şey hüzün, perişanlık, soğuk, dert.
00:51Tam bir tezatlık hali.
00:53Ve işin ilginç yanı ne biliyor musunuz?
00:55Yazar diyor ki, sanki hava durumu bile bu ruh halini anlamış gibi.
00:59Nisan gelmiş ama Mart'tan farksız.
01:02Bir bakıyorsunuz yağmur, bir bakıyorsunuz kar.
01:04Güneş bile bulutların arkasından çıkmaya utanıyor sanki.
01:08Eee, peki bu kasvet neden?
01:10Nereden geliyor bu ağırlık?
01:11Hadi gelin biraz daha derine inelim.
01:13Peki ne bu derin huzursuzluğun kaynağı?
01:16Aslında cevap çok da uzakta değil.
01:18İlk olarak karşımıza çıkan şey, o hepimizin bildiği, omuzlarımıza çöken o ağır ekonomik yük.
01:25Yazarın şu ifadesine bakın.
01:27Enflasyon denen başımızın püsküllüsü.
01:30Bu sadece bir ekonomik veri değil, değil mi?
01:33Bu resmen kişisel bir mesele haline gelmiş, herkesin tepesine yapışıp kalmış bir dert gibi anlatılıyor.
01:39O bunalmışlık hissi de tam olarak buradan kaynaklanıyor zaten.
01:43Çünkü tek bir şey değil ki, akaryakıt almış başını gitmiş, hangi zamma yetişeceğini şaşırmışsın, kafalar allak bullak, fiyatlar desen uçmuş.
01:52Yani hayatın kendisi adeta bir kaosa dönmüş.
01:55Ve yazar durumu o kadar net bir şekilde ortaya koyuyor ki, yığılıp kalanlar sokağa gibi oldu sokaklarımız diyor.
02:02Yani o ekonomik sıkıntı artık sadece rakamlardan ibaret değil.
02:06Sokakta yürürken insanların yüzünde gördüğünüz, hissettiğiniz fiziksel bir çöküşe dönüşmüş.
02:13Sanki içerideki bu ekonomik boğuşma yetmiyormuş gibi, bir de üzerine dışarıdan gelen bir gölge düşüyor.
02:18Savaşın o karanlık soğuk gölgesi.
02:20Şu benzetmenin gücüne bakar mısınız?
02:23Orta Doğu'da açan bahar çiçekleri değil, ölüm çiçekleri.
02:26Renkleri kan kırmızısı.
02:28Hayatın yeniden doğuşun mevsimi olan bahar, yanı başınızdaki bir coğrafyada ölümle, kanla anılır hale gelmiş.
02:35Gerçekten de çok sarsıcı.
02:37Yazar özellikle Lübnan'a dikkat çekiyor.
02:39Durum ne?
02:40Harabe, enkaz, ölüm kol geziyor ve ülke adeta yanıyor.
02:44Ve tüm bunların ortasında bedel ödeyenler, her zaman olduğu gibi bu savaşta hiç ilgisi olmayan masum insanlar.
02:50Ve olayı daha da trajik hale ettiren bir detay var.
02:53Beyrut.
02:54Lübnan'ın başkenti, bir zamanlar Orta Doğu'nun Paris'i olarak anılırmış.
02:58O kadar güzel, o kadar göz kamaştırıcı bir şehirmiş.
03:01Yani kaybolan sadece hayatlar değil, bir kültür, bir tarih, bir umut da o enkazın altında kalıyor.
03:07Peki, tüm bu olan biten karşısında bir başka hayal kırıklığı daha var.
03:12O da ne?
03:13Konuşması, ses çıkartması gerekenlerin dut yemiş bülbüle dönmesi.
03:17Yazar burada çok bilinen bir türküye gönderme yapıyor.
03:21Katip, arzu halim yaz yare böyle.
03:23Yani diyor ki, ey katip, benim bu halimi, derdimi yaz ve anlat.
03:28Peki, iyi de günümüzde bu katipler kimler?
03:31İşte katipler onlar.
03:33Vekiller.
03:34Siyasiler.
03:36Kısacası, halkın derdini dinleyip, bunu dile getirmesi beklenen, o sorumluluğu taşıyan herkes.
03:42Peki, ya o şahit olan, her şeyi gören katip konuşmazsa ne olacak?
03:48İşte bütün mesele bu.
03:49Yazarın o dut yemiş bülbül benzetmesi tam da buraya oturuyor.
03:53Konuşması gerekenler bir anda suspus olmuş, dilleri bağlanmış sanki.
03:57İşte bu duyulmama hissi, bu çaresizlik, insanı en sonunda tek bir yere götürüyor, geçmişe.
04:04O özlenen, hasreti çekilen eski baharlara.
04:07Bir hatırlayın o eski baharları.
04:09Hani kapınız çalınır, çiçek kokuları balkonunuzu doldurur, kuş cıvıltılarıyla uyanırdınız.
04:14Güneş adeta yüzünüze güler, sokaklar cıvıl cıvıl olurdu.
04:18Yazarın anlattığı o tablo bu.
04:19İşte şimdi en çok aranan, en çok özlenen şey de tam olarak bu ortak neşe.
04:23Ve işte yazar son noktayı koyuyor.
04:26Biz o eski baharlarda takıldık kaldık.
04:29Bakın bu çok önemli.
04:30Bu, bu baharda kötü geçti demekten çok daha fazlası.
04:33Bu, geçmişin güzel anılarında mahsur kalmak, bir türlü bugüne gelememek, ileriye adım atamamak demek.
04:40Ve her şey gelik şu can alıcı soruya dayanıyor.
04:44Bu kaçıncı bahar yüzümüzün gülmediği.
04:47Sadece bir soru değil bu, değil mi?
04:49Yılların birikmiş yorgunluğunu, tükenmişliğini anlatan bir feryat aslında.
04:54Ve biz de bu soruyla bitirelim.
04:56Bir umut tamamen yok olmadan önce daha ne kadar bekleyebilir?
Yorumlar

Önerilen