00:00Hiç düşündünüz mü bazen tek bir kelime bir ülkenin bütün tarihini, içindeki kavgaları hatta kim olduğunu anlama çabasını tek başına
00:08nasıl anlatabilir?
00:09İşte bugün aynen böyle bir kelimenin monşer kelimesinin peşine düşüyoruz.
00:14Kulağa bu kadar nazik, bu kadar kibar gelen Fransızca bir hitap nasıl oldu da Türkiye'de en dişli siyasi hakaretlerden birine
00:21dönüştü?
00:22Gelin bu 150 yıllık şaşırtıcı hikayenin derinliklerine birlikte inelim.
00:26İşte bütün mesele tam olarak bu çelişkide yatıyor.
00:29Bir tarafta Fransızca azizim, dostum gibi sıcak bir anlam var, diğer yandaysa Türkçe'de özellikle siyasi dilde birini zübbelikle, halktan kupuk
00:38olmakla suçlayan ağır bir yafta.
00:40Peki ama nasıl olur da bir kelime aynı anda bu kadar zıt iki anlamı birden barındırabilir?
00:46İşte bu sorunun cevabını ararken aslında sadece bir kelimenin değil, bir imparatorluğun modelleşme sancılarından bugünün siyasi kutuplaşmalarına uzanan upuzun bir
00:56yolculuğa çıkmış olacağız.
00:57Bu hakaretin kökenini anlamak için gelin zamanla biraz geriye gidelim.
01:01Her şeyin başladığı yere, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğuna.
01:05Şöyle bir hayal edin, 19. yüzyıldayız.
01:08İmparatorluk çatırdıyor, etrafı dev güçlerle çevrili ve ayakta kalmak için tek bir çaresi var.
01:14Dünyaya ayak uydurmak, yani modernleşmek, özellikle de diplomasi alanında.
01:19Bu artık bir tercih falan değil, tam anlamıyla bir ölüm kalım meselesi.
01:23Ve bu modernleşme hamlesi öyle gelip geçici bir hevesle değil.
01:28Bakın birden fazla padişah dönemini kapsayan uzun soluklu bir devlet projesi bu.
01:33İşin en ilginç yanı ne biliyor musunuz?
01:35Batıcılık karşıtlığıyla bilinen 2. Abdülhamid'in bile aslında Batı tarzı eğitimi ve kurumları en çok genişleten padişah olması.
01:43Bu bile projenin ne kadar kökleştiğini, tam bir devlet politikası haline geldiğini gösteriyor.
01:49Ve işte bu yeni sistemin yetiştirdiği o ilk büyük isimler.
01:53O dönemin diplomasi aranasında devlerle, Bismarck'larla boy ölçüşen,
01:57Osmanlı'yı uluslararası alanda temsil eden devlet adamları.
02:00Yani ironik bir şekilde sonradan kendilerine yakıştırılacak o hakaretin tam tersine,
02:05devletin son büyük diplomatları olarak tarihe geçen o ilk monşerler.
02:10Peki bu kadar yetenekli, bu kadar donanımlı diplomatlar kendi toplumlarında nasıl karşılandı?
02:15İşte işin rengi tam da burada değişmeye başlıyor.
02:18Gerçeklikle karikatür arasındaki o derin uçurum burada ortaya çıkıyor.
02:22Bakın karşılaştırma çok net.
02:24Bir tarafta Fransızca konuşan, halkına tepeden bakan, züppe bir elit karikatürü var.
02:29Diğer tarafta ise devletin en kritik anlarında hayati sorumluluklar üstlenmiş,
02:35dünya çapında saygı gören devlet adamları gerçeği.
02:38İşte bu olumsuz imaj tam olarak böyle kültüre yerleşti.
02:43Devletin batılılaşma çabalarına direnenler için çok kullanışlı bir yafta haline geldi.
02:47Fransızca konuşan, batılı gibi davranan her diplomat kolayca yabancılaşmış olarak damgalanabildi.
02:55Şimdi zamanda hız zeleri sıralım ve günümüze gelelim.
02:58Bakalım bu eski kelime 21. yüzyılın siyaset sahnesine nasıl bu kadar güçlü bir şekilde geri döndü?
03:03Yakın geçmişte bu terim adeta tozlu raflardan indirildi.
03:07Amaç çok açıktı.
03:08Tecrübeli, liyakatli devlet görevlilerini halktan kopuk, ülkenin dertlerinden anlamayan elitler olarak göstermek
03:15ve onların yılların birikimiyle edindiği uzmanlığı değersizleştirmek.
03:19Ve işte hikayenin en can alıcı noktası.
03:22Bu suçlamalara maruz kalan bazı diplomatlar beklenmedik bir hamle yaptı.
03:27Bu hakareti alıp adeta bir onur madalyasına dönüştürdüler.
03:31Evet, biz monşeriz diyerek bu kelimeyi profesyonellik, kurumsal hafıza ve liyakatle yeniden tanımlamaya başladılar.
03:38Peki, tüm bu tartışma bizi nereye getiriyor?
03:41Asıl soru şu, bir ülke kurumsal hafızasını, yetişmiş insan gücünü ve tecrübesini bir kenara ittiğinde ne olur?
03:49İşte kaynağımızın temel argümanı da tam olarak bu noktada başlıyor.
03:54Yazarın iddiası oldukça çarpıcı.
03:56Devletin adeta omurgası olan 3 kurumun, ordu, maliye ve dışişlerinin köklü geleneklerinin sarsıldığını savunuyor.
04:03Özellikle de Dışişleri Bakanlığı'nın artık eskisi gibi politika üreten, devlete yön veren bir kurum olmaktan çıktığını iddia ediyor.
04:10Bu kurumsal zayıflama iddiası biraz soyut kalabilir.
04:13İşte bu yüzden kaynak, bu durumu son derece somut ve maalesef bir o kadar da acı bir örnekle gözler önüne
04:19seriyor.
04:19İşte o anda karşılaşılan zorluk tam olarak buydu.
04:23Yabancı bir topraktasınız, şehitleriniz var ve onlara hem milli onurunuza hem de inançlarınıza uygun bir tören yapmanız gerekiyor.
04:31Bu, diplomatik incelik, kültürel bilgi ve anında karar verme yeteneği gerektiren son derece hassas bir durum.
04:38İşte tecrübe tam da bu anda devreye girerdi.
04:41Mesele güç gösterisi yapmak değil, mesele kendinden emin ama saygılı bir duruşla hem milli onuru korumak hem de ev sahibi
04:50ülkeyle bir krize yol açmamaktır.
04:52Eğer bir dirençle karşılaşılırsa, zarafetle geri çekilip biz bu töreni kendi toprağımızda layıkıyla yaparız diyebilmektir.
05:00Kaynağın diyimiyle, meseleyi suhuletle yani incelikle ve kolaylıkla halletmektir.
05:05İşte yazarın ana tezi bu güçlü alıntıda özetleniyor aslında.
05:09Böylesine çalkantılı, bu kadar stratejik bir coğrafyada uzmanlığı ve tecrübeyi bir kenara bırakmanın ne kadar büyük bir lüks hatta ne
05:15kadar büyük bir risk olduğunu vurguluyor.
05:17Gelin bu kışkırtıcı düşünceyle bitirelim.
05:20Sürekli krizlerle dolu, her an her şeyin olabildiği bir dünyada tecrübesizliğin ödediğimiz gerçek bedeli nedir?
05:26Bu sorunun cevabını da hep birlikte düşünelim.
Yorumlar