Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
A. Yağmur Tunalı’nın kaleme aldığı bu yazı, Türk diplomasisinde yetişmiş, birikimli devlet adamlarını niteleyen "monşer" kavramının tarihsel gelişimini ve toplumsal algısını incelemektedir. Yazara göre bu terim, Tanzimat döneminden itibaren yenileşme hareketlerine karşı çıkanların bir yaftalaması olarak doğmuş, ancak zamanla hariciye teşkilatının nitelikli yüzünü temsil eder hale gelmiştir. Günümüzde bu ifadenin bir hakaret ve dışlama aracı olarak kullanılmasının, devletin kurumsal hafızasına ve diplomatik tecrübesine ciddi zararlar verdiği savunulmaktadır. Özellikle kritik bölgelerdeki dış politika yönetiminde, bu eğitimli kadroların bilgi ve deneyimine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulduğu vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, liyakatli diplomatların kenara itilmesinin milli çıkarlar açısından yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekerek bu değerlere sahip çıkılması gerektiğini hatırlatmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hiç düşündünüz mü bazen tek bir kelime bir ülkenin bütün tarihini, içindeki kavgaları hatta kim olduğunu anlama çabasını tek başına
00:08nasıl anlatabilir?
00:09İşte bugün aynen böyle bir kelimenin monşer kelimesinin peşine düşüyoruz.
00:14Kulağa bu kadar nazik, bu kadar kibar gelen Fransızca bir hitap nasıl oldu da Türkiye'de en dişli siyasi hakaretlerden birine
00:21dönüştü?
00:22Gelin bu 150 yıllık şaşırtıcı hikayenin derinliklerine birlikte inelim.
00:26İşte bütün mesele tam olarak bu çelişkide yatıyor.
00:29Bir tarafta Fransızca azizim, dostum gibi sıcak bir anlam var, diğer yandaysa Türkçe'de özellikle siyasi dilde birini zübbelikle, halktan kupuk
00:38olmakla suçlayan ağır bir yafta.
00:40Peki ama nasıl olur da bir kelime aynı anda bu kadar zıt iki anlamı birden barındırabilir?
00:46İşte bu sorunun cevabını ararken aslında sadece bir kelimenin değil, bir imparatorluğun modelleşme sancılarından bugünün siyasi kutuplaşmalarına uzanan upuzun bir
00:56yolculuğa çıkmış olacağız.
00:57Bu hakaretin kökenini anlamak için gelin zamanla biraz geriye gidelim.
01:01Her şeyin başladığı yere, 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğuna.
01:05Şöyle bir hayal edin, 19. yüzyıldayız.
01:08İmparatorluk çatırdıyor, etrafı dev güçlerle çevrili ve ayakta kalmak için tek bir çaresi var.
01:14Dünyaya ayak uydurmak, yani modernleşmek, özellikle de diplomasi alanında.
01:19Bu artık bir tercih falan değil, tam anlamıyla bir ölüm kalım meselesi.
01:23Ve bu modernleşme hamlesi öyle gelip geçici bir hevesle değil.
01:28Bakın birden fazla padişah dönemini kapsayan uzun soluklu bir devlet projesi bu.
01:33İşin en ilginç yanı ne biliyor musunuz?
01:35Batıcılık karşıtlığıyla bilinen 2. Abdülhamid'in bile aslında Batı tarzı eğitimi ve kurumları en çok genişleten padişah olması.
01:43Bu bile projenin ne kadar kökleştiğini, tam bir devlet politikası haline geldiğini gösteriyor.
01:49Ve işte bu yeni sistemin yetiştirdiği o ilk büyük isimler.
01:53O dönemin diplomasi aranasında devlerle, Bismarck'larla boy ölçüşen,
01:57Osmanlı'yı uluslararası alanda temsil eden devlet adamları.
02:00Yani ironik bir şekilde sonradan kendilerine yakıştırılacak o hakaretin tam tersine,
02:05devletin son büyük diplomatları olarak tarihe geçen o ilk monşerler.
02:10Peki bu kadar yetenekli, bu kadar donanımlı diplomatlar kendi toplumlarında nasıl karşılandı?
02:15İşte işin rengi tam da burada değişmeye başlıyor.
02:18Gerçeklikle karikatür arasındaki o derin uçurum burada ortaya çıkıyor.
02:22Bakın karşılaştırma çok net.
02:24Bir tarafta Fransızca konuşan, halkına tepeden bakan, züppe bir elit karikatürü var.
02:29Diğer tarafta ise devletin en kritik anlarında hayati sorumluluklar üstlenmiş,
02:35dünya çapında saygı gören devlet adamları gerçeği.
02:38İşte bu olumsuz imaj tam olarak böyle kültüre yerleşti.
02:43Devletin batılılaşma çabalarına direnenler için çok kullanışlı bir yafta haline geldi.
02:47Fransızca konuşan, batılı gibi davranan her diplomat kolayca yabancılaşmış olarak damgalanabildi.
02:55Şimdi zamanda hız zeleri sıralım ve günümüze gelelim.
02:58Bakalım bu eski kelime 21. yüzyılın siyaset sahnesine nasıl bu kadar güçlü bir şekilde geri döndü?
03:03Yakın geçmişte bu terim adeta tozlu raflardan indirildi.
03:07Amaç çok açıktı.
03:08Tecrübeli, liyakatli devlet görevlilerini halktan kopuk, ülkenin dertlerinden anlamayan elitler olarak göstermek
03:15ve onların yılların birikimiyle edindiği uzmanlığı değersizleştirmek.
03:19Ve işte hikayenin en can alıcı noktası.
03:22Bu suçlamalara maruz kalan bazı diplomatlar beklenmedik bir hamle yaptı.
03:27Bu hakareti alıp adeta bir onur madalyasına dönüştürdüler.
03:31Evet, biz monşeriz diyerek bu kelimeyi profesyonellik, kurumsal hafıza ve liyakatle yeniden tanımlamaya başladılar.
03:38Peki, tüm bu tartışma bizi nereye getiriyor?
03:41Asıl soru şu, bir ülke kurumsal hafızasını, yetişmiş insan gücünü ve tecrübesini bir kenara ittiğinde ne olur?
03:49İşte kaynağımızın temel argümanı da tam olarak bu noktada başlıyor.
03:54Yazarın iddiası oldukça çarpıcı.
03:56Devletin adeta omurgası olan 3 kurumun, ordu, maliye ve dışişlerinin köklü geleneklerinin sarsıldığını savunuyor.
04:03Özellikle de Dışişleri Bakanlığı'nın artık eskisi gibi politika üreten, devlete yön veren bir kurum olmaktan çıktığını iddia ediyor.
04:10Bu kurumsal zayıflama iddiası biraz soyut kalabilir.
04:13İşte bu yüzden kaynak, bu durumu son derece somut ve maalesef bir o kadar da acı bir örnekle gözler önüne
04:19seriyor.
04:19İşte o anda karşılaşılan zorluk tam olarak buydu.
04:23Yabancı bir topraktasınız, şehitleriniz var ve onlara hem milli onurunuza hem de inançlarınıza uygun bir tören yapmanız gerekiyor.
04:31Bu, diplomatik incelik, kültürel bilgi ve anında karar verme yeteneği gerektiren son derece hassas bir durum.
04:38İşte tecrübe tam da bu anda devreye girerdi.
04:41Mesele güç gösterisi yapmak değil, mesele kendinden emin ama saygılı bir duruşla hem milli onuru korumak hem de ev sahibi
04:50ülkeyle bir krize yol açmamaktır.
04:52Eğer bir dirençle karşılaşılırsa, zarafetle geri çekilip biz bu töreni kendi toprağımızda layıkıyla yaparız diyebilmektir.
05:00Kaynağın diyimiyle, meseleyi suhuletle yani incelikle ve kolaylıkla halletmektir.
05:05İşte yazarın ana tezi bu güçlü alıntıda özetleniyor aslında.
05:09Böylesine çalkantılı, bu kadar stratejik bir coğrafyada uzmanlığı ve tecrübeyi bir kenara bırakmanın ne kadar büyük bir lüks hatta ne
05:15kadar büyük bir risk olduğunu vurguluyor.
05:17Gelin bu kışkırtıcı düşünceyle bitirelim.
05:20Sürekli krizlerle dolu, her an her şeyin olabildiği bir dünyada tecrübesizliğin ödediğimiz gerçek bedeli nedir?
05:26Bu sorunun cevabını da hep birlikte düşünelim.
Yorumlar

Önerilen