Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Atsız Burucu, Türkiye’nin mevcut sorunlarını sistem seçiminden ziyade kurumsal bir yozlaşma çerçevesinde ele almaktadır. Bir ülkenin kalkınması için hukukun üstünlüğü, liyakat ve güçlü kurumların ideolojik etiketlerden çok daha kritik olduğu vurgulanmaktadır. Metne göre ekonomik çöküş ve toplumsal gerileme, insan kalitesinin ihmal edilmesi ve devlet yapısının kişilere bağımlı hale gelmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesindeki kurumsal akıl örnek gösterilerek, eleştiri kültürünün yok olmasının hataları kalıcılaştırdığı savunulmaktadır. Sonuç olarak, toplumun gelişmesi için geçmişe özlem duymak yerine bilimsel temelli ve hesap verebilir bir yapının yeniden inşa edilmesi gerektiği ifade edilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Şimdi dürüst olalım. Pek çoğumuzun aklında böyle sessizce sorduğu o rahatsız edici soru var değil mi?
00:07Ülkem niye böyle? Ama bakın bu bir şikayet değil. Bu gerçekten ne olduğunu anlama çabası.
00:14Gelin bu sorunun köklerine şöyle hep birlikte bir inelim bakalım.
00:18Ve işte tam bu noktada o meşhur ikilem karşımıza çıkıyor.
00:23Yıllardır ama yıllardır bunu tartışıyoruz değil mi?
00:26Sorun sistemin kendisi mi? Yoksa bambaşka bir şey mi var sistemi içten içe kemiren, çürüten bir şey mi?
00:32Yani hani o klasik tartışmalar var ya liberalizm mi olsun, sosyal demokrasi mi?
00:38Belki de cevap bunların çok daha derininde. Sandığımızdan da derinde.
00:43Çünkü asıl mesele sistemlere taktığımız etiketlerde değil.
00:47Onları ayakta tutan, o gözde görmediğimiz temellerde gizli.
00:51Peki, bir duralım düşünelim.
00:54Ya bunca zamandır teşhisi yanlış koyuyorsak,
00:57ya sorun o adını sürekli andığımız politik ya da ekonomik sistemlerin kendisi değilse,
01:02işte şimdi tam da bu ihtimali masaya yatırıyoruz.
01:05Çünkü bakın, tarihe şöyle bir göz attığımızda karşımıza çok net bir gerçek çıkıyor.
01:12Başarıya giden tek bir reçete, tek bir yol yok.
01:15Kimi ülkeler bakıyorsunuz liberal ekonomiyle zenginleşmiş, kimileri sosyal demokrat modelle refahı yakalamış,
01:23hatta hatta devletçi kalkınma modeliyle sanayileşme devrimini başaranlar bile var.
01:28Eee o zaman vardığımız sonuç ne?
01:31Çok basit aslında.
01:32Madem bu kadar farklı sistem başarıya ulaşabiliyor,
01:35demek ki bizim takılıp kaldığımız o sistem ismi tartışması asıl resmi görmemizi engelleyen bir perde olabilir.
01:41Mesele isim de değil, o ismin arkasındaki makinenin nasıl işlediğinde.
01:46Peki, tamam, isim değilse ne o zaman?
01:49Adı ne olursa olsun, bir sistemi gerçekten başarılı veya başarısız kılan şey ne?
01:54İşte şimdi, bir ülkenin kaderini belirleyen o üç temel direğe, o üç ana sutuna geliyoruz.
02:00Bunlar bir ülkenin adeta şah damarları.
02:03Kurumlarınız ne kadar sağlam, hukuk herkes için gerçekten üstün mü
02:07ve görevler işi gerçekten bilene yani liyakat sahiplerine mi veriliyor?
02:12İşte her şey bu üç temel üzerinde ya yükseliyor ya da yerle bir oluyor.
02:17Peki, bu temellerden biri bile oynamaya başlarsa ne olur?
02:21Sadece biri sarsılsa, ekonomi hemen teklemeye başlar.
02:25İkisi birden zayıflarsa, toplumdaki o en temel şey, yani güven duygusu kaybolur.
02:30Eee üçü de çöktüğünde ise, sonuç kaçınılmazdır.
02:34Topyekün bir fakirleşme dalgası başlar.
02:37Bu kavramlar havada kalmasın diye hemen somut bir örnek verelim, kendi tarihimizden.
02:42Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, evet, devrimci bir cesaret vardı
02:46ama onun yanında bir de işte bu, kurumsal akıl vardı.
02:50Amaç, her şeyin kişilere bağlı olduğu bir yapı değil,
02:53kurallara ve kurumlara dayalı bir yapıyı inşa etmekti.
02:56Mesela, harf devrimi dediğimiz şey, sadece alfabeyi değiştirelim demek değildi.
03:01O, bilginin dar bir çevreden çıkıp, toplumun tamamına yayılması için atılmış,
03:06devasa bir kurumsal adımdı.
03:08Ya da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi.
03:11Bu sadece bir hak teslimi değil, toplumun atıl duran yarısını harekete geçirip,
03:16toplam kapasiteyi iki katlayan, stratejik bir hamleydi.
03:19İşte kurumsal düşünce tam olarak budur.
03:22Peki, güzel, kurumsal çürüme dedik.
03:25İyi de bu soyut laf, benim cebimdeki parayı nasıl eritiyor?
03:29Şimdi bu çürümenin adım adım bir zincirleme reaksiyon gibi,
03:33ekonomiyi nasıl vurduğunun, gelin anatomisini çıkaralım.
03:36İşte o meşhur zincir burada devreye giriyor.
03:39Her halkası birbirine bağlı.
03:41Bakın, ekonomi dediğimiz o devasa mekanizma, en temelde tek bir şeyle çalışır, güven.
03:47Yatırımcı güvenirse parasını getirir, tüketici güvenirse harcama yapar.
03:51Peki, güven nereden doğar?
03:53Öngörülebilir, adil bir hukuk sisteminden.
03:56Hukuku ayakta tutan nedir peki?
03:58O kuralları adaletle uygulayacak liyakatli işinin ehli insanlar.
04:02Ve işte o domino taşlarının yıkılışı.
04:05Liyakat düzeni çöktüğü an, yani ilk taş devrildiği an, anında verimlilik düşer.
04:10Çünkü işler artık ehline verilmiyordur.
04:12Verim düşünce ne olur?
04:13Üretim azalır.
04:14E üretiminiz azaldığında da paranızın bir kıymeti kalmaz.
04:17Enflasyonun ve fakirleşmenin en çıplak, en temel denklemi budur işte.
04:22Ve şimdi belki de en önemli ayrıma geliyoruz.
04:26Tüm bu yaşadıklarımız kaçınılmaz bir kader miydi?
04:30Yoksa zaman içinde yaptığımız ya da yapmadığımız bir dizi tercihin sonucu mu?
04:35Unutmayın, bu bir kader değil, bir tercih.
04:38Bu cümle o kadar önemli ki, çünkü yaşananlar, hani derler ya, gökten zembille inmedi.
04:46Atılan her bir adım, alınan ya da alınamayan her bir karar, sorulan ya da sorulmayan her bir hesap, hepsi birikti,
04:54birikti ve bugünü yarattı.
04:56Bu da bize sorumluluktan kaçamayacağımızı gösteriyor.
04:59Neydi peki bu tercihler?
05:01Mesela bir toplum olarak hesap sormaktan vazgeçtiğinizde hesap vermeyen yapılar kök salmaya başlar.
05:07Eleştiri kültürü zayıflayınca aynı hatalar döner döner tekrar yapılır.
05:12Ve en tehlikelisi, bilimsel gerçeklerin aklın yerini ideolojik takıntılar aldığında kararlar artık mantıkla değil, dogmalarla verilir.
05:22Bu da müthiş bir tespit.
05:23Evet, güçlü bir lider, bir ülkeyi dipten alıp ayağa kaldırabilir, bu doğru, bir krizi çözebilir.
05:29Ama o başarıyı, o istikrarı kalıcı kılan tek şey, liderlerden bağımsız, kendi kurallarıyla tıkır tıkır işleyen sağlam kurumlardır.
05:38Ne zamanki kurumlar kişilere bağımlı hale gelir, işte o zaman her şey pamuk ipliğine bağlanır.
05:44Belki de en acı itiraf, en can alıcı öz eleştiri bu.
05:49Yıllarımızı neyle harcadık?
05:50Soyut sistemleri, ideolojileri, o mu olsun bu mu olsun diye tartıştık durduk.
05:56Ama o sistemlerin içini dolduracak, onları adaletle, akılla ve vicdanla işletecek olan o yetkin, liyakatli insanları yetiştirme meselesini hep ihmal
06:07ettik.
06:08Tamam, teşhisi koyduk, çürümenin anatomisini de çıkardık.
06:11Peki, bitti mi her şey?
06:13Buradan çıkış var mı?
06:14Toparlanmak, bu sarmalın dışına çıkmak mümkün mü?
06:17Şimdi önümüzdeki o kritik yol ayrımına bakma zamanı.
06:21Şu anda önümüzde çok net bir şekilde iki yol ayrımı var.
06:25Bir yanda sürekli geçmişin o güzel günlerine dönüp bakmak, nostaljiyle avunmak var.
06:30Diğer yandaysa o kurumsal aklı, liyakat düzenini ve hukukun üstünlüğünü tuğla tuğla yeniden inşa etmenin o zorlu ama tek gerçekçi
06:39yolu.
06:39Biri pasif bir bekleyiş, diğeri ise aktif bir çaba gerektiriyor.
06:44Ve sonunda tüm bu analizi tek bir o devasa soruya bağlıyoruz.
06:49Bu toplum, onca yorgunluğa, onca yıpranmışlığa rağmen yeniden toparlanma iradesini, o gücü kendinde bulabilir mi?
06:58İşte bu sorunun cevabı hepimizin gelecekte yapacağı tercihlerde saklı.
Yorumlar

Önerilen