00:00Şimdi dürüst olalım. Pek çoğumuzun aklında böyle sessizce sorduğu o rahatsız edici soru var değil mi?
00:07Ülkem niye böyle? Ama bakın bu bir şikayet değil. Bu gerçekten ne olduğunu anlama çabası.
00:14Gelin bu sorunun köklerine şöyle hep birlikte bir inelim bakalım.
00:18Ve işte tam bu noktada o meşhur ikilem karşımıza çıkıyor.
00:23Yıllardır ama yıllardır bunu tartışıyoruz değil mi?
00:26Sorun sistemin kendisi mi? Yoksa bambaşka bir şey mi var sistemi içten içe kemiren, çürüten bir şey mi?
00:32Yani hani o klasik tartışmalar var ya liberalizm mi olsun, sosyal demokrasi mi?
00:38Belki de cevap bunların çok daha derininde. Sandığımızdan da derinde.
00:43Çünkü asıl mesele sistemlere taktığımız etiketlerde değil.
00:47Onları ayakta tutan, o gözde görmediğimiz temellerde gizli.
00:51Peki, bir duralım düşünelim.
00:54Ya bunca zamandır teşhisi yanlış koyuyorsak,
00:57ya sorun o adını sürekli andığımız politik ya da ekonomik sistemlerin kendisi değilse,
01:02işte şimdi tam da bu ihtimali masaya yatırıyoruz.
01:05Çünkü bakın, tarihe şöyle bir göz attığımızda karşımıza çok net bir gerçek çıkıyor.
01:12Başarıya giden tek bir reçete, tek bir yol yok.
01:15Kimi ülkeler bakıyorsunuz liberal ekonomiyle zenginleşmiş, kimileri sosyal demokrat modelle refahı yakalamış,
01:23hatta hatta devletçi kalkınma modeliyle sanayileşme devrimini başaranlar bile var.
01:28Eee o zaman vardığımız sonuç ne?
01:31Çok basit aslında.
01:32Madem bu kadar farklı sistem başarıya ulaşabiliyor,
01:35demek ki bizim takılıp kaldığımız o sistem ismi tartışması asıl resmi görmemizi engelleyen bir perde olabilir.
01:41Mesele isim de değil, o ismin arkasındaki makinenin nasıl işlediğinde.
01:46Peki, tamam, isim değilse ne o zaman?
01:49Adı ne olursa olsun, bir sistemi gerçekten başarılı veya başarısız kılan şey ne?
01:54İşte şimdi, bir ülkenin kaderini belirleyen o üç temel direğe, o üç ana sutuna geliyoruz.
02:00Bunlar bir ülkenin adeta şah damarları.
02:03Kurumlarınız ne kadar sağlam, hukuk herkes için gerçekten üstün mü
02:07ve görevler işi gerçekten bilene yani liyakat sahiplerine mi veriliyor?
02:12İşte her şey bu üç temel üzerinde ya yükseliyor ya da yerle bir oluyor.
02:17Peki, bu temellerden biri bile oynamaya başlarsa ne olur?
02:21Sadece biri sarsılsa, ekonomi hemen teklemeye başlar.
02:25İkisi birden zayıflarsa, toplumdaki o en temel şey, yani güven duygusu kaybolur.
02:30Eee üçü de çöktüğünde ise, sonuç kaçınılmazdır.
02:34Topyekün bir fakirleşme dalgası başlar.
02:37Bu kavramlar havada kalmasın diye hemen somut bir örnek verelim, kendi tarihimizden.
02:42Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda, evet, devrimci bir cesaret vardı
02:46ama onun yanında bir de işte bu, kurumsal akıl vardı.
02:50Amaç, her şeyin kişilere bağlı olduğu bir yapı değil,
02:53kurallara ve kurumlara dayalı bir yapıyı inşa etmekti.
02:56Mesela, harf devrimi dediğimiz şey, sadece alfabeyi değiştirelim demek değildi.
03:01O, bilginin dar bir çevreden çıkıp, toplumun tamamına yayılması için atılmış,
03:06devasa bir kurumsal adımdı.
03:08Ya da kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi.
03:11Bu sadece bir hak teslimi değil, toplumun atıl duran yarısını harekete geçirip,
03:16toplam kapasiteyi iki katlayan, stratejik bir hamleydi.
03:19İşte kurumsal düşünce tam olarak budur.
03:22Peki, güzel, kurumsal çürüme dedik.
03:25İyi de bu soyut laf, benim cebimdeki parayı nasıl eritiyor?
03:29Şimdi bu çürümenin adım adım bir zincirleme reaksiyon gibi,
03:33ekonomiyi nasıl vurduğunun, gelin anatomisini çıkaralım.
03:36İşte o meşhur zincir burada devreye giriyor.
03:39Her halkası birbirine bağlı.
03:41Bakın, ekonomi dediğimiz o devasa mekanizma, en temelde tek bir şeyle çalışır, güven.
03:47Yatırımcı güvenirse parasını getirir, tüketici güvenirse harcama yapar.
03:51Peki, güven nereden doğar?
03:53Öngörülebilir, adil bir hukuk sisteminden.
03:56Hukuku ayakta tutan nedir peki?
03:58O kuralları adaletle uygulayacak liyakatli işinin ehli insanlar.
04:02Ve işte o domino taşlarının yıkılışı.
04:05Liyakat düzeni çöktüğü an, yani ilk taş devrildiği an, anında verimlilik düşer.
04:10Çünkü işler artık ehline verilmiyordur.
04:12Verim düşünce ne olur?
04:13Üretim azalır.
04:14E üretiminiz azaldığında da paranızın bir kıymeti kalmaz.
04:17Enflasyonun ve fakirleşmenin en çıplak, en temel denklemi budur işte.
04:22Ve şimdi belki de en önemli ayrıma geliyoruz.
04:26Tüm bu yaşadıklarımız kaçınılmaz bir kader miydi?
04:30Yoksa zaman içinde yaptığımız ya da yapmadığımız bir dizi tercihin sonucu mu?
04:35Unutmayın, bu bir kader değil, bir tercih.
04:38Bu cümle o kadar önemli ki, çünkü yaşananlar, hani derler ya, gökten zembille inmedi.
04:46Atılan her bir adım, alınan ya da alınamayan her bir karar, sorulan ya da sorulmayan her bir hesap, hepsi birikti,
04:54birikti ve bugünü yarattı.
04:56Bu da bize sorumluluktan kaçamayacağımızı gösteriyor.
04:59Neydi peki bu tercihler?
05:01Mesela bir toplum olarak hesap sormaktan vazgeçtiğinizde hesap vermeyen yapılar kök salmaya başlar.
05:07Eleştiri kültürü zayıflayınca aynı hatalar döner döner tekrar yapılır.
05:12Ve en tehlikelisi, bilimsel gerçeklerin aklın yerini ideolojik takıntılar aldığında kararlar artık mantıkla değil, dogmalarla verilir.
05:22Bu da müthiş bir tespit.
05:23Evet, güçlü bir lider, bir ülkeyi dipten alıp ayağa kaldırabilir, bu doğru, bir krizi çözebilir.
05:29Ama o başarıyı, o istikrarı kalıcı kılan tek şey, liderlerden bağımsız, kendi kurallarıyla tıkır tıkır işleyen sağlam kurumlardır.
05:38Ne zamanki kurumlar kişilere bağımlı hale gelir, işte o zaman her şey pamuk ipliğine bağlanır.
05:44Belki de en acı itiraf, en can alıcı öz eleştiri bu.
05:49Yıllarımızı neyle harcadık?
05:50Soyut sistemleri, ideolojileri, o mu olsun bu mu olsun diye tartıştık durduk.
05:56Ama o sistemlerin içini dolduracak, onları adaletle, akılla ve vicdanla işletecek olan o yetkin, liyakatli insanları yetiştirme meselesini hep ihmal
06:07ettik.
06:08Tamam, teşhisi koyduk, çürümenin anatomisini de çıkardık.
06:11Peki, bitti mi her şey?
06:13Buradan çıkış var mı?
06:14Toparlanmak, bu sarmalın dışına çıkmak mümkün mü?
06:17Şimdi önümüzdeki o kritik yol ayrımına bakma zamanı.
06:21Şu anda önümüzde çok net bir şekilde iki yol ayrımı var.
06:25Bir yanda sürekli geçmişin o güzel günlerine dönüp bakmak, nostaljiyle avunmak var.
06:30Diğer yandaysa o kurumsal aklı, liyakat düzenini ve hukukun üstünlüğünü tuğla tuğla yeniden inşa etmenin o zorlu ama tek gerçekçi
06:39yolu.
06:39Biri pasif bir bekleyiş, diğeri ise aktif bir çaba gerektiriyor.
06:44Ve sonunda tüm bu analizi tek bir o devasa soruya bağlıyoruz.
06:49Bu toplum, onca yorgunluğa, onca yıpranmışlığa rağmen yeniden toparlanma iradesini, o gücü kendinde bulabilir mi?
06:58İşte bu sorunun cevabı hepimizin gelecekte yapacağı tercihlerde saklı.
Yorumlar