Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 gün önce
Bu makale, Türkiye'nin mevcut sosyo-ekonomik ve politik manzarasını ironik bir dille eleştiren hiciv dolu bir anlatı sunmaktadır. Yazar, ülkenin enerji bağımsızlığı ve teknolojik ilerlemesi hakkındaki ütopik hayalleri gerçek hayattaki ekonomik zorluklar ve adaletsizliklerle ustaca kıyaslamaktadır. Hukukun üstünlüğündeki zayıflıklar, vatandaşın üzerindeki ağır vergi yükleri ve gelir dağılımındaki derin uçurumlar vurgulanan temel meseleler arasındadır. Akbelen direnişi gibi toplumsal mücadeleler üzerinden halkın doğayı ve geleceğini koruma azmi ön plana çıkarılmaktadır. Sonuç olarak eser, toplumun bir kesiminin refah içinde yaşadığı, büyük bir çoğunluğun ise geçim derdiyle boğuştuğu acı bir gerçeği gözler önüne sermektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, Mehmet Edip Ören'in bir yazısından yola çıkarak sizi önce rüya gibi bir ülkeye, sonra da aniden o rüyanın
00:08tam zıttı bir gerçekliğe götüreceğiz.
00:10Konumuz rüyalar gabar, gerçekler akbelen. Yani hayaller ve hakikatler arasındaki o ince çizgide bir gezintiye çıkıyoruz.
00:20Şöyle bir soruyla başlayalım mı? Düşünün ki bir ülke bir gecede bütün sorunlarını çözüvermiş. Ertesi sabah nasıl bir yere uyanırdık?
00:28İşte yazar bizi tam da böyle bir düşünce deneyinin içine çekiyor. O yüzden kemerlerinizi bağlayın çünkü ütopik bir yolculuk başlıyor.
00:36Peki, yazarın bu rüya ülkesinde menüde neler var diye bakalım.
00:40Gabar petrolü sayesinde tam enerji bağımsızlığı, kriz falan dinlemeyen bir tarım sektörü, Karadeniz'den fışkıran da adeta hiç bitmeyen bir doğalgaz,
00:49uluslararası ticarette atılmış dahice bir adım ve tabii ki zenginliği ülke dışına kaçırılmayan millileştirilmiş altın madenleri.
00:58Kulağı harika geliyor değil mi? Hadi şimdi bu rüyanın detaylarına biraz daha yakından bakalım.
01:03İlk olarak enerji meselesi.
01:05Yazarın hayalinde, gabarda bulunan petrol sayesinde ülke bu konuyu kökünden çözmüş.
01:10Yani öyle akaryakıt zamları, fatura kaygısı falan bunlar artık tamamen tarih olmuş.
01:15Tarımda ise adeta sessiz bir devrim yaşanıyor.
01:19Mazot derdi yok, gübre sıkıntısı yok, her tarlanın kenarına güneş panelleri kurulmuş, çiftçilerin elektrikli traktörleri bedavaya çalışıyor.
01:28Üretim, hiçbir ekonomik krizden etkilenmeden tam gaz devam ediyor.
01:32Evlerdeki durum ise daha da ilginç.
01:35Karadeniz'den gelen doğal gaz o kadar bol ki insanlar kışın ortasında sırf bu bolluğu, bu refahı göstermek için pencereleri sonuna
01:43kadar açabiliyor.
01:44Düşünsenize.
01:45Yazarın kullandığı bu imge, hayal edilen zenginlik seviyesinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor aslında.
01:51Ve işte yazarın kurguladığı o zekice ticari hamle.
01:56Ülke gidiyor, Amerika ile 25 yıllık bir anlaşma yapıp çok ucuza doğal gaz alıyor, sonra da aldığı bu gazı hiç
02:02bekletmeden Arap ülkelerine iki katı fiyata satıyor.
02:05Yani daha alırken kazandıran inanılmaz karlı bir strateji bu.
02:10Ve bu rüya, vatansever bir kahramanla zirveye ulaşıyor.
02:13Ülkenin bütün altın madenleri milliyetçi bir müteahhite veriliyor.
02:18O da çıkardığı tonlarca altını yabancılara satmak yerine doğrudan Merkez Bankası'nın kasasına koyuyor.
02:25Yani ülkenin tüm zenginliği ülke içinde kalıyor.
02:29Tam biz bu mükemmel tabloya kendimizi kaptırmışken yazar geliyor ve tek bir cümleyle bütün o pembe dünyayı başımıza yıkıyor.
02:38Hepsi rüyaydı.
02:39Evet, buraya kadar duyduğunuz her şey meğer yazarın bir rüyasından ibaretmiş.
02:45Bu anlatının en keskin ve en kritik dönüm noktası.
02:49İyi ama yazar neden böyle parlak bir rüya anlatarak başladı ki?
02:54Çünkü bu rüyayı bir ayna gibi kullanmak istiyor.
02:57Ve şimdi o aynayı kendi gördüğü gerçeklere doğru çeviriyor.
03:01Rüya bitti.
03:03Şimdi yazarın gerçekler dediği dünyaya uyanma vakti.
03:06Gerçekliğin ilk perdesi.
03:09Eşitsizlik.
03:10Şimdi yazarın, sıradan vatandaşın ekonomisine dair eleştirilerine odaklanacağız.
03:15Yazarın dikkatimizi çektiği ilk konu belki biraz şaşırtıcı gelecek ama trafik cezaları.
03:21Bütçeye konan yıllık 70 milyarlık hedefin daha yılın ilk çeyreğinde 50 milyarının toplandığını söylüyor.
03:27Yazarın bu rakamlardan yaptığı çıkarım ise çok net.
03:30Amaç trafik güvenliğinden çok bütçe açığını kapatmak gibi görünüyor.
03:34Gelelim servet dağılımı meselesine.
03:37Burada yazar kendi görüşünü anlatmak için başka bir köşe yazarıyla Yılmaz Özdil ile bir nevi paslaşıyor.
03:43Özdil'in ülkede %50-50'lik bir paylaşım var dediğini ama kendisine göre gerçek oranın tam tersine %80'e %20
03:52olduğunu savunuyor.
03:53İşte yazarın bahsettiği o %80'e %20'lik gerçeğin dökümü bu.
03:57Ona göre toplumun %20'lik küçük bir kesimi süper ötesi lüks bir hayat yaşıyor.
04:02Geriye kalan o kocaman %80'lik kesim ise hayatta kalma mücadelesi veriyor.
04:07Hatta bu kesimin içindeki %5'lik bir grup yazarın deyimiyle pazar yerlerindeki atıklardan geçinmeye çalışıyor.
04:14Bu tablo yazarın gelir adaletsizliğine bakışının net bir özeti aslında.
04:18Şimdi de yazarın aynasını çevirdiği bir başka gerçekliğe geçiyoruz.
04:23Bu kez konu toplumsal direniş ve akbelen mücadelesi.
04:27Yazar bu direniş ruhunun köklerine inmek için bizi tarihe götürüyor ve Atatürk'ün o meşhur sözünü hatırlatıyor.
04:33Hani der ya Torus dağlarının en ücra köşesinde bir yörük çadırının dumanı tutuyorsa hiçbir şey bitmemiş demektir.
04:40İşte bu söz en umutsuz anlarda bile bir yerlerde bir direniş ateşinin yandığını anlatır.
04:45Ve yazar o dumanın bugün tüttüğü yer olarak akbeleni gösteriyor.
04:51O ateşin sembolü olarak da karşımıza yürük kızı Esra'yı çıkarıyor.
04:56Akbelen ormanını maden şirketlerine karşı savunan Esra,
05:00yazara göre tam da o toprağına ve geleceğine sahip çıkma ruhunun günümüzdeki temsilcisi.
05:07Yazarın gözünde Akbelen'in ruhu işte tam olarak bu.
05:10Tek bir kadın bir kale gibi toprağını savunuyor.
05:14Havası için, suyu için, zeytin ağaçları için mücadele ediyor ve bu yolda gözaltına bile alınıyor.
05:20Ama yazarın asıl vurguladığı şey şu, Esra yalnız değil.
05:24Bu ülkede toprağını savunmaya hazır milyonlarca Esra var.
05:28Yani Akbelen bireysel bir eylemden çok daha öte bir şey.
05:31Yaygın bir kararlılığın sembolü.
05:33Ve geliyoruz son bölüme.
05:35Rüya bir yanda, gerçeklik diğer yanda.
05:38Peki bu kadar keskin bir ayrımda biz neye inanmayı seçiyoruz?
05:43Yazar bizi işin en felsefi kısmına, yani inanç meselesine getiriyor.
05:48Yazar burada belki de en kışkırtıcı iddiasını ortaya atıyor.
05:52Diyor ki, eğer bir lider çıkıp yazının başındaki o gabar petrolü,
05:56bedava doğalgaz rüyasını sanki gerçekmiş gibi anlatsaydı,
06:00toplumun yüzde 20 ile 30'u buna hiç sorgulamadan inanırdı.
06:03Ama yazara göre bu yeni bir durum değil.
06:06Ta Sokrates'ten beri bilinen acı bir gerçek.
06:08Yani insanların duyması zor olan kompleks gerçekler yerine,
06:13duyması daha keyifli olan basit ve güzel hikayelere inanma eğiliminin ne kadar eski olduğunu vurguluyor.
06:19Mehmet Edip Ören'in bu analizi, günün sonunda hepimizi çok temel bir soruyla baş başa bırakıyor.
06:25Etrafımızın hikayelerle çevrili olduğu bu dünyada,
06:28neyin gerçek olduğuna nasıl karar veriyoruz?
06:31Rüya ile gerçeklik arasındaki o ince çizgiyi kendimiz için nereden çekiyoruz?
06:36Bu soruların cevabı, sanırım her birimizin kendi içinde saklı.
06:41İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen