00:00Şöyle bir düşünelim, modern iş hayatının tam ortasında gerçekten tuhaf bir çelişki var.
00:05Bir tarafta bize sürekli sunulan o parlak vaatler, öbür taraftaysa eh çoğumuzun her gün yaşadığı, bildiği o bambaşka gerçek.
00:14Hadi gelin, bu çelişkinin arkasında ne var, ne dönüyor hep birlikte bakalım.
00:18Bu kelimeler size de tanıdık geliyor mu?
00:21Eminim geliyordur, her yerdeler.
00:23Sunumlarda, büyük yönetici konuşmalarında, insan kaynaklarının o parlak broşürlerinde,
00:28kurunlar kendilerini anlatırken bu güçlü, ilham verici kavramları kullanmaya gerçekten bayılıyorlar.
00:34İyi de, sloganların arkasındaki gerçek hayatta ne oluyor?
00:38Hani şöyle bir durup etrafımıza baktığımızda manzara genellikle pek de öyle olmuyor değil mi?
00:43En parlak fikirler, en çok iş üreten insanlar bir bakıyorsunuz sessizce kenara itilmiş.
00:48Ortalama olanlar ise sanki görünmez bir zırhla korunuyor.
00:52Peki ama neden? Neden işler böyle yürüyor?
00:58İşin en başından başlayalım. Yani kurumların kendilerine ve tabii ki bize anlattığı o resmi hikayeden, o ideal tablodan.
01:05Yani vaat aslında çok basit. En iyi fikirler ve en yetenekli insanlar hak ettikleri gibi zirveye yükselecekler.
01:12Kağıt üzerinde her şey mükemmel görünüyor değil mi?
01:15İşte biz buna meritokrasi diyoruz.
01:17Yani performansın ve yeteneğin her şeyin önünde olduğu, en iyilerin kazandığı adil bir oyun alanı.
01:23Peki madem ideal bu, gerçekte ne oluyor?
01:27Şimdi Christopher Hayes'in çalışmalarına bir göz atalım ve perdenin arkasına geçelim.
01:32Bakalım o ideal tablo neden çoğu zaman sadece bir hayal olarak kalıyor?
01:36İşte bütün meselenin kilitlendiği nokta tam da burası.
01:40Sistem ne iddia ederse etsin, gerçek yeteneği eleştirel düşünceyi ödüllendirmek yerine çoğu zaman kendi rahatını korumaya odaklanıyor.
01:49Düzeni bozabilecek, konfor alanını sarsabilecek ne varsa onu bir tehdit olarak görüp dışarı atıyor.
01:56Hayes buna meritokrasinin demir yasası diyor.
02:00Aslında dayandığı şey çok basit bir gerçek.
02:02Her kapalı sistemin ama her sistemin ilk içgüdüsü ne olursa olsun kendini korumaktır.
02:08Yani en iyiler kazansın diye yola çıkan bir düzen bir süre sonra kendi kazananlarını yaratıyor.
02:14Ve o kazananlar da ne yapıyor?
02:16Tabii ki kendi statülerini korumak için sistemi kilitliyor.
02:19Ve gerçek rekabeti ortadan kaldırıyorlar.
02:21Yani sonuç ne oluyor?
02:23Bakın karşılaştırmaya.
02:24Hani fırsat eşitliği vardı ya.
02:26İşte o yerini yeni bir tür aristokrasiye bırakıyor.
02:30Yeteneği ödüllendirecektik değil mi?
02:32Hayır.
02:33Artık uyum sağlayanları ödüllendiriyoruz.
02:35İnovasyon mu?
02:36Yok.
02:36Asıl mesele mevcut durumu yani statü koyu korumak haline geliyor.
02:40Ama bakın.
02:42Buradaki en kritik nokta şu.
02:43Bu durum böyle organize bir komplonun sonucu falan değil.
02:47Yani kimse bir odada toplanıp arkadaşlar bugün liyakati nasıl bitiririz diye bir toplantı yapmıyor.
02:52Hayır.
02:53Olay çok daha basit.
02:54Her gün alınan o sayısız küçük aman başımız ağrımasın diye verilen güvenli kararlar var ya.
03:00İşte onların toplamı sistemi yavaş yavaş ama emin adımlarla vasatta sürüklüyor.
03:05Peki tamam sistem böyle işliyor da bu bizim gündelik hayatımıza ofisteki o her güne nasıl yansıyor.
03:11Şimdi büyük resimden çıkıp biraz daha yakına işin mutfağına inelim ve Robert Sutton'ın çalışmalarına bakalım.
03:17Çünkü asıl mesele büyük stratejiler o afile sunumlar falan değil.
03:22Mesele insanların her gün evet her gün birbirine nasıl davrandığı.
03:27Bir şirketin gerçek ruhunu anlamak istiyorsanız duvarlardaki o parlak sözlere değil koridorlardaki fısıltılara, insanların birbirine attığı o küçük bakışlara dikkat
03:37etmelisiniz.
03:38Gerçek kültür işte o anlarda saklıdır.
03:40Ve bu sessizlik kültürü bakın nasıl adım adım inşa giriyor.
03:44Önce ortaya atılan eleştirel bir fikir alaycı bir gülümsemeyle karşılanıyor.
03:49Sonra bir çalışanın tam lafının ortasında bir şaka giriyor derken bir bakıyorsunuz birinin katkıları sistematik olarak görmezden gelinmeye başlanıyor.
03:59Ve en sonunda ne oluyor?
04:01O korku iklimi yerleşiyor ve insanlar konuşmayı bırakıyor.
04:04Çünkü konuşmanın riskli olduğuna en güvenli yolu sessiz kalmak olduğuna karar veriyorlar.
04:10İşte bu noktadan sonra açık tartışmanın yerini çok daha incelikli bir mekanizma alıyor.
04:15Etiketleme.
04:16Artık kimse size doğrudan sus demiyor.
04:18Bundan çok daha sinsi, çok daha etkili bir silah devreye giriyor.
04:23Nasıl mı?
04:23Mesela eleştirel bir fikri olan çalışan mı var?
04:26O artık yor insan.
04:28Peki ya çok soru soran?
04:29O da uyumsuz.
04:30Kusurları yanlış giden şeyleri mi gösteriyor?
04:33Tamam o da negatif.
04:34Tutkuyla, heyecanla bir şeyi mi savunuyor?
04:37Dikkat!
04:37O agresif.
04:38Tanıdık geldi mi?
04:39İşte bu yaftalarla Statiko'ya meydan okuyan en yetenekli insanlar bile performanslarıyla değil bu etiketlerle değerlendiriliyor.
04:47Ve yavaş yavaş sistemin dışına itiliyor.
04:49Ve işte size en acı ironi, kurumun en değerli insanları bir anda en yıkıcı unsurları haline geliyor.
04:56Yani düşünsenize şirketi ileriye taşıyacak, hataları görüp düzeltecek, sorgulayan, eleştiren o insanlar sistem için birer tehdit olarak algılanmaya başlanıyor.
05:06Neden? Çünkü onların varlığı o tıkır tıkır işleyen düzenin aslında o kadar da mükemmel olmadığının canlı bir kanıtı da ondan.
05:14Peki tüm bunların bir bedeli olmalı değil mi?
05:16Sistemin bu şekilde kendini korumasının, bu sessizlik kültürünün yayılmasının, gerçek maliyetin ne?
05:23Şunu en baştan netleştirelim. Bu mesele sadece psikolojik bir sorun falan değil.
05:28Hani öyle çalışan motivasyonu gibi yumuşak bir başlık hiç değil.
05:32Hayır. Bu doğrudan şirketin kasasını etkileyen, somut rakamlarla ölçülebilen ekonomik bir sorun.
05:38Ve bu maliyetler öyle bilançolarda kolay kolay görebileceğiniz türden şeyler değil. Bunlar görünmez maliyetler.
05:44Ne oluyor? En yetenekli, en üretken çalışanlarınızı bir bir kaybediyorsunuz.
05:49Geriye kalanlar mı? Onlar da işlem kopuyor, motivasyonları düşüyor, inovasyon, problem çözme gibi yetenekler azalıyor.
05:56Ve en sonunda ilerlemekten çok prosedürlere uyumanın önemli olduğu bir kültür ortaya çıkıyor.
06:02Yaratıcılık ölüyor, yerine bürokrasi geliyor.
06:04Ve işte ulaştığımız o acı ama gerçek paradoks.
06:08Şirketler bir yandan sürekli yetenek arıyoruz, en iyileri istiyoruz diyorlar.
06:13Ama diğer yandan tam da o yeteneğin hayatta kalamayacağı, nefes alamayacağı ortamları kendi elleriyle yaratıyorlar.
06:20Peki, o zaman aklımıza şu kritik soru geliyor.
06:24Bir şirketin gerçek karakterini nasıl ölçersiniz?
06:27Madem o parlak sloganlara, resmi açıklamalara güvenemiyoruz, o zaman neye bakacağız, neyi ölçeceğiz?
06:33İşte bu sorunun cevabı, belki de bütün bu analizin en önemli dersi.
06:38Bir kurumun karakteri, en parlak yıldızlarının ne kadar yükseğe çıktığıyla ölçülmez.
06:43Hayır, asıl ölçü, en dürüst sözlerin o kurum içinde ne kadar rahat söylenebildiğidir.
06:50Bir organizasyonu değerlendirirken, parlak başarılara, alınan ödüllere değil, buna bakın.
06:55Çünkü asıl hikaye, yüksek sesle söylenenlerde değil, fısıldanmak zorunda bile kalınmayan, söylenemeyen o sessizlikte gizlidir.
Yorumlar