00:00Bugün size bir yazarın Mehmet Özkendirci'nin yayıncılık dünyasıyla olan inanılmaz mücadelesini anlatacağız.
00:06Bu onun kendi ağzından aktardığı hem kişisel hem de ders niteliğinde bir hikaye.
00:12Bakalım Türkiye'de bir kitap yayınlatmak ne kadar zorlu bir süreçmiş, ne gibi engellerle doluymuş.
00:17Yazarımız durumu en başından bu kadar net ve biraz da alaycı bir şekilde ortaya koyuyor.
00:22Düşünsenize bir file ters takla attırmak.
00:25İşte bu cümle aslında yaşayacağı bütün o meşakkatli sürecin bir özeti gibi.
00:30Daha en başından neyle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.
00:33Hadi yazarın yolculuğunun ilk durağına gidelim.
00:35Her şey sosyal medyada bulduğu bir yayıncıyla başlıyor.
00:38İlk başta her şey çok umut verici görünüyor ama hikaye hiç de beklendiği gibi ilerlemiyor.
00:43Yazarımız büyük bir hevesle biri değil tam iki tane eserini gönderiyor.
00:47Düşünün iki yüzden fazla şiir ve otuz dört tane öykü.
00:50Yani ortada ciddi bir emek var.
00:52Hazır iki kitap dosyası.
00:54Tamamen iyi niyetle yola çıkıyor.
00:56Ama işte tuhaflıklar tam da burada başlıyor.
01:00Sürecin hızına bir bakar mısınız?
01:01Dosyaları gönderiyor ve sadece bir gün sonra eserlerinizi çok beğendik basıyoruz diye bir cevap alıyor.
01:08Hemen ardından da fatura.
01:10Yazarın kendisi bile bu ne hız diye şaşırıyor.
01:13İşte bu aslında alarm zillerinin çalması gereken ilk anmış.
01:17Peki vaadler ve gerçekler.
01:20Aradaki uçurum inanılır gibi değil.
01:22Yayıncı parayı aldıktan sonra verdiği sözlerin hiçbirini tutmuyor.
01:26Toplamda 750 adet kitap basılacaktı ama ortada tek bir tane bile yok.
01:31Yazarın dediği gibi yahu insan fotokopiyle olsun 3-5 kitap göndermez mi?
01:36Ve saçmalıklar bununla da bitmiyor tabii.
01:39Öykü kitabı tanıtımlarda nedense roman olarak geçiyor.
01:43Daha da inanılmazı ne biliyor musunuz?
01:45Yazar ortada olmayan hiç basılmamış kitapları için farklı şehirlerde imza günlerine çağrılıyor.
01:51Tabii ki tüm bu şikayetlerine sorularına asla bir yanıt alamıyor.
01:55Artık bu durum profesyonelsizlik falan değil bildiğiniz bir dolandırıcılık vakası.
02:00Peki yazar bu durum karşısında ne yapıyor?
02:02İşte bu ilk vakanın sonunu yazarın bu kara mizah dolu tepkisiyle noktalıyoruz.
02:07Yaşadığı büyük hayal kırıklığını ve öfkesini kendine has bir mizah anlayışıyla dışa vurduğu çok açık.
02:13Şimdi yazarımızın ikinci denemesine geçelim.
02:15Farklı bir yayıncı, farklı bir taktik bu sefer karşımıza daha sinsi, daha gizli ama bir o kadar da sömürüye dayalı
02:24bir yöntem çıkıyor.
02:25Bu ikinci yayıncı ilkine göre çok daha meşru görünüyor.
02:28Yazarın Dino'nun Dünyası isimli kitabını çok beğenip basmak istediklerini söylüyorlar.
02:34Ama işte o ama her şeyi değiştiriyor.
02:37Çünkü bu kabulün bir bedeli, daha doğrusu birkaç şartı var.
02:41Yayın Evi diyor ki tamam kitabını basarız ama kapak tasarımını, sayfa düzenini ve editörlük hizmetlerini senin karşılaman lazım.
02:49Yani normalde bir yayıncının temel görevi olan işler için yazardan ekstra para talep ediyorlar.
02:54Bir nevi kitabını basmamız için sen bize para öde diyorlar.
02:58İşte hikayenin kilitlendiği, her şeyin çözüldüğü nokta tam da burası.
03:03Çünkü yazar öyle kolay lokma değil.
03:06Kendisi 1972'den beri bu işlerin içinde olan profesyonel bir ressam ve grafiker, üstelik emekli bir üniversite hocası.
03:14Yani yayıncının parayla yapmayı teklif ettiği işler zaten onun uzmanlık alanı.
03:18Yazarımız bu profesyonel kimliğini ortaya koyunca ne oluyor dersiniz?
03:23Yayın evinin bütün oyunu bozuluyor.
03:26Yazarın deyimiyle yolunacak kaz olmadıklarını anladıkları anda tekliflerini anında geri çekiyorlar.
03:32Bu da niyetlerinin en başından beri ne kadar samimiyetsiz olduğunu kanıtlıyor aslında.
03:37Şimdi gelelim yazarın ciddi olarak tanımladığı o bildiğimiz büyük geleneksel yayın evleriyle olan deneyimine.
03:45Burada karşılaştığı hayal kırıklığı ise çok daha farklı bir türde.
03:50Tam bir sessizlik.
03:51Bir duvar.
03:52Yazar bu büyük yayın evlerine de dosyalarını gönderiyor ve beklemeye başlıyor.
03:57Ama bu nasıl bir bekleyiş?
03:59Bir yayın evinden 5 ay, diğerinden 3 ay boyunca tık yok.
04:03Sonuç koskoca bir sessizlik.
04:05Ne olumlu ne olumsuz.
04:07Bir cevaba bile layık görülmüyor.
04:09İşte bu da yazarın sektörün bu kayıtsızlığına yönelik o sertleştirisi.
04:15Adeta bu kibir niye diye soruyor.
04:17Sektörün sadece belli başlı tanınmış isimlere şans tanıyan kapalı bir kulübe dönüştüğünü,
04:24yeni seslere karşı ne kadar duyarsız olduğunu bu sözlerle ifade ediyor.
04:28Geldik bütün bu deneyimlerin sonucuna.
04:30Yazarın tüm bu yaşadıklarından sonra Türkiye'deki yayıncılık sektörüne dair vardığı genel kanıyı bir özetleyelim.
04:36Yani yazarın hikayesinden çıkaracağımız ana fikir aslında bu.
04:40Yeni bir yazarın karşısına 3 farklı engel çıkıyor.
04:44Para tuzağı kuran hayalet yayıncılar,
04:46Yazardan para koparmaya çalışan fırsatçılar ve büyük yayın evlerinin o umursamaz, o sağır edici sessizliği.
04:53Ve bu anlatıyı yazarımızın sorduğu o can alıcı, o kıskırtıcı soruyla bitiriyoruz.
04:58Bu soru sadece onun kişisel çilesini değil,
05:01aynı zamanda sektördeki adalet ve fırsat eşitliği gibi çok daha derin konuları sorgulamamıza neden oluyor.
05:07Gerçekten de tanınmış olmamanın bedeli bu mu olmalı?
05:11Yorumlarınızı bekliyoruz.
Yorumlar