00:00Evet, başlayalım isterseniz. Bugün modern zamanların en tuhaf, en temel paradokslarından birine dalıyoruz.
00:06Hani herkesin bir sesinin olduğu ama hakikatin sesinin kısıldığı, adeta gürültüde boğulduğu o garip dünyayı konuşacağız.
00:14Her şey biliyorsunuz Umberto Eco'nun o meşhur uyarı ile başlıyor aslında.
00:19Diyor ki, asıl felaket herkesin konuşabiliyor olması değil, artık kimsenin susamıyor olmasıdır.
00:25Düşününce çok doğru.
00:26Peki ya hakikate yönelik en büyük tehdit bize yasaklananlar değil de sürekli önümüze sunulan, sonsuzca erişebildiğimiz şeylerse?
00:34Yani ya asıl problem konuşma özgürlüğümüzün olması değil de ne zaman susmamız gerektiğini tamamen unutmuş olmamızsa?
00:41İşte bu analizde öne sürülen temel argüman tam da bu.
00:45Sosyal medya diyorlar, bir kamusal alan falan değil, adeta anlamın içine atıldığı bir asit banyosu.
00:52Neden mi? Çünkü o sürekli o anlık konuşma hali var ya, kelimelerin bütün ağırlığını alıp götürüyor.
00:58Düşünce dediğimiz şey bir anda reflekse dönüşüyor ve refleks hakikatin en büyük düşmanıdır.
01:04Burası anlamların üretildiği bir yer değil, tam tersine anlamın içinin boşaltıldığı, posasının çıkarıldığı bir yer.
01:11Peki, gelin şimdi bu analizin ilk kısmına geçelim.
01:15Gürültüye gizlenmiş güç. Bakalım bu dijital dünyamızı yöneten yeni oyunun kuralları neymiş?
01:22Bakın bu karşılaştırma aslında değişimi o kadar net gösteriyor ki, eskiden güç nasıldı?
01:27Bilgiyi kıtlaştırarak, saklayarak, sansürleyerek var olurdu.
01:31Ama yeni güç bambaşka bir oyun oynuyor, tam tersini yapıyor.
01:35Amacı bilgiyi o kadar çoğaltmak, o kadar çok gürültü yaratmak ki, o gürültünün içinde gerçek olanı, hakikati bulmak imkansız hale
01:43gelsin.
01:44Onu adeta görünmez kılıyor.
01:45İşte bu söz her şeyi özetliyor aslında.
01:48Aşırı görünürlük, tarihin en sofistike sansür biçimidir.
01:52Yani asıl mesele şu, bu bitmek bilmeyen akışın içinde asıl sömürülen kaynak bizim dikkatimiz oluyor.
02:00Düşünsenize, her şeyin aynı anda, hiç durmadan konuşulduğu bir uğultu var.
02:05E böyle bir ortamda, önemli bir fikrin kendine yer bulması, bir yankı uyandırması için gereken o sessizliği bulması mümkün mü?
02:12Tabii ki değil.
02:14Tamam, şimdi işin biraz daha kişisel bir boyutuna inelim.
02:18Bu sistemin bize bir şeyi zorla yaptırmadığını, tam tersine bizim gönüllü katılımımızla nasıl tıkır tıkır işlediğini görelim.
02:25İşte burası, Rıza'nın estetiği.
02:28Bu metafor çok güçlü değil mi?
02:30Panoptikon, yani o meşhur gözetleme kulesi artık cebimizde.
02:35Eskiden o kule dışarıdaydı, bir yerlerde tepemizdeydi ve bizi gözetlerdi.
02:39Şimdi ise o kuleyi biz her an yanımızda taşıyoruz.
02:42O ekranın ta kendisi oldu o kule.
02:44Ve işin ilginç yanı ne biliyor musunuz?
02:46Artık gözetlenmekten korkmuyoruz, tam tersine, görünmek için can atıyoruz.
02:50İşte bu soru.
02:52Belki de hepimizin kendine dürüstçe sorması gereken soru.
02:56Gerçekten otantik miyiz, yoksa sürekli kendimizi optimize mi ediyoruz?
03:00Yani gerçek beni mi paylaşıyoruz, yoksa o platformda en çok iş yapacak, en çok onay alacak versiyonumuzu mu tasarlıyoruz?
03:08O beğeni uğruna, özgünlükten ne kadar vazgeçiyoruz?
03:11Bağdur Yalard'ın bu benzetmesi gerçekten çok sert ama bir o kadar da doğru.
03:16Burası bir fikir forumu değil diyor.
03:18Burası anlamın mezbahasıdır.
03:20Düşününce artık hayatlarımızı olduğu gibi paylaşmıyoruz değil mi?
03:25Onun yerine paylaşılmaya değer deneyimler üretiyoruz, imal ediyoruz.
03:29Fikirler özgürce tartışılmıyor, anlam adeta kesilip biçiliyor.
03:34Ve işte sistemin en büyük hilesi, en kurnazca numarası da bu zaten.
03:38Bize kendimizi tamamen özgür hissettirmesi.
03:42Algoritmanın önümüze koyduğu o popüler, o kalıp cümleleri tekrar ediyoruz ve bunu yaparken de kendi otantik sesimizi bulduğumuzu sanıyoruz.
03:50Oysa bir yankı odasının içinde sadece bir yankıdan ibaretiz.
03:53Zincirler görünmez olunca kimsenin aklına onları kırmak gelmiyor.
03:58Şimdi geldik bu analizin belki de en can alıcı, en sarsıcı noktasına.
04:04Tam 40 yıl önce çekilmiş bir filmden bahsedeceğiz.
04:06Ama bu öyle bir film ki bugünkü halimizi neredeyse dehşet verici bir isabetle bir kehanet gibi anlatmış.
04:14David Cronenberg'in Videodrome filminden bahsediyorum.
04:18Bu film çekildiği zaman sadece bir bilim kurgu filmi gibi görünüyordu.
04:21Ama aslında ortada internetin iyisi bile yokken medyanın insan doğasını nasıl dönüştüreceğini, nasıl içimize işleyeceğini anlatan felsefi bir manifestoydu.
04:311983'te bir uyarıydı, bugünse o uyarının gerçeğe dönmüş hali.
04:36Filmdeki o meşhur, o ikonik slogan şuydu.
04:40Ekran zihnin gözüdür.
04:41Yani o zamanlar ekran gerçekliği anlamak için baktığımız bir pencereydi.
04:47Ama aradan geçen o 40 yıl bu basit fikri aldı, çok daha ileri, çok daha tekinsiz bir yere taşıdı.
04:55Ve bugün geldiğimiz nokta işte bu.
04:58Ekran zihnin kendisidir.
05:00Günümüzün gerçeği bu.
05:02Artık ekranla bilincimiz arasındaki o ince çizgi, o sınır tamamen ortadan kalktı.
05:07Ekran artık sadece baktığımız bir şey değil, aracılığıyla düşündüğümüz, dünyayı yorumladığımız şeyin ta kendisi haline geldi.
05:15Filmde yeni et diye bir kavram var, durumu mükemmel bir şekilde özetliyor.
05:19Hani karakterin karnında bir kaset yuvası açılır ya, işte o sahne aslında algoritmanın bugün doğrudan bizim arzularımıza, bizim kimliğimize nasıl
05:29yazılım yüklediğinin bir metaforu.
05:31Biz de bu yeni ete dönüşerek o özgün benliğimizi bu dijital mezbahada adeta kurban ediyoruz.
05:37Ve bu dünyada işin en korkutucu yanı ne biliyor musunuz?
05:41Kaçacak bir dışarısı yok.
05:43Hani klasik hikayelerdeki gibi stüdyodan çıkıp gidebileceğiniz bir kapı mevcut değil.
05:49Neden?
05:50Çünkü sistem artık tamamen içimizi işlemiş durumda.
05:54Dışarısı dediğimiz yer bile artık içerinin bir parçası.
05:57Peki durum bu kadar karanlıksa bir çıkış yolu var mı?
06:01Çözüm ne?
06:02İşte şimdi biraz tempoyu düşürelim, daha sakin bir alana geçelim ve bu analizin bize sunduğu çözüm önerisine bakalım.
06:09Kesinti sanatı
06:10Bakın bu kesinti dediğimiz şey sadece telefonu kapatmak, internetten çıkmak gibi basit bir eylem değil.
06:17Çok daha derin bir anlamı var.
06:19Bu sözün o kaybolan haysiyetini korumak için bilinçli olarak sessizliği seçmek demek.
06:24O hız ve sürekli görünür olma arzusunu iradi bir şekilde reddetmek demek.
06:28Yani gerçek düşüncenin yeniden doğabilmesi için gerekli koşulları yaratmaya yönelik güçlü bir felsefi tavır.
06:35Peki bu soyut fikri nasıl hayata geçirebiliriz?
06:38Aslında üç basit adımda özetleyebiliriz.
06:41Birincisi bu hız kültünü her şeye anında yetişme takıntısını reddetmek.
06:46İkincisi sürekli görünür olma arzusundan feragat etmek.
06:49Ve üçüncüsü belki de en önemlisi o soylu sessizliği, düşüncenin demleneceği o alanı yeniden hayatımıza sokmak.
06:58Çünkü unutmayalım bu analize göre hakikat aslında öldürülmedi.
07:02Sadece gürültünün içinde boğuldu.
07:05İşte kesinti sanatının bütün amacı o gürültüyü bir anlığına kesip boğulan o hakikatin yeniden su yüzüne çıkabileceği o sakin, o
07:12sessiz alanı yaratmak.
07:14Çünkü gerçek düşünce ekranın o göz alıcı parlatısında değil ancak o akış kesildiği zaman başlayan sessizlik de filizlenebilir.
07:22Ve geldik en vurucu noktaya.
07:24Bu videodrom metaforuyla her şeyi bağlıyor.
07:27Diyor ki sadece sistemi kapatmak, fişi çekmek yetmez.
07:31Asıl mesele sistemin senin içine yerleştirdiği o kaseti çıkarabilmek.
07:35Yani bu dışarıda bir düşmanla savaşmaktan çok kendi içimizde vereceğimiz bir mücadele.
07:40O gürültüden, o bize dayatılan düşüncelerden kendi zihnimizi geri alma savaşı.
07:45Ve bu analizi sizi bu derin soruyla baş başa bırakarak bitirmek istiyorum.
07:50Bir anlığına tüm o gürültünün fişini çektiğinizi hayal edin.
07:54Her şeyin sustuğu o anda kuracağınız ilk cümle ne olurdu?
07:58Sadece size ait olan o ilk, o özgün cümle.
08:02İşte asıl mesele belki de budur.
Yorumlar