Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 saat önce
Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan bu makale, Jo Nesbø’nun eserinden uyarlanan Detective Hole dizisi üzerinden derin bir sistem eleştirisi sunmaktadır. Yazar, modern toplumlarda yozlaşmanın sadece bireysel bir hata değil, kurumsal yapıların ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürmektedir. Tom Waaler ve Harry Hole karakterleri arasındaki çatışma, bürokratik çürüme ile bu döngüye karşı durmaya çalışan bireysel vicdanın mücadelesini simgeler. Makale, Norveç gibi gelişmiş demokrasilerde bile kurumların kendi bekalarını korumak adına nasıl kötülük üretebildiğini kuramsal referanslarla tartışmaktadır. Sonuç olarak, dizinin başarısının ardında yatan asıl unsurun, izleyiciye sistemin işleyişine dair sunduğu rahatsız edici aynalık olduğu vurgulanmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Jönes Bönü'nün o buz gibi dünyasını ekranlara taşıyan yeni dizi Detective Hall'un ardındaki sarsıcı fikirlere dalmaya hazır mısınız?
00:08Dr. Alper Sezener'in analizi bize rehberlik edecek.
00:11Haydi gelin Oslo'nun hiç batmayan güneşinin aydınlattığı en karanlık köşelere birlikte bakalım.
00:17Bu soru çok tanıdık değil mi?
00:19Hani nerede işte bütün polisiyelerin kalbinde yatan o klasik, o romantik soru.
00:24Sisteme karşı tek başına kafa tutan o dürüst, o yalnız kahraman.
00:28Hepimizin bildiği sevdiği bir hikaye bu.
00:31Ama işte Detective Hall tam bu noktada o bildik hikayeden ayrılıyor ve yüzümüze çok daha sert, çok daha rahatsız edici
00:38bir soru çarpıyor.
00:39Diyor ki ya sorun sepetin içindeki birkaç çürük elma değil de sepetin ta kendisiyse.
00:47Daha da kötüsü ya o sistem tam da o elmaları çürütmek için tasarlanmışsa.
00:52Ve dizi bizi işte böyle bir yere götürüyor.
00:54Gözünüzde canlandırın sürekli aydınlık, yaz güneşi hiç batmayan bir oslo.
00:59Ama sakın aldanmayın bu parlaklık bir tuzak.
01:02Çünkü o camdan çelikten yapılmış pırıl pırıl gökdelenlerin gölgesi arka sokaklardaki karanlığın tam üstüne düşüyor.
01:09Ve bu sahte aydınlık da asıl gücü gölgeler elinde tutuyor.
01:12Peki bu sistemin içinde ne oluyor?
01:14Karşımıza iki tane yol, iki farklı sonuç çıkıyor.
01:18Biri sisteme direniyor, diğeri ise sistemin ta kendisi oluyor.
01:22Karşımızda iki zıt karakter var.
01:25Bir tarafta Harry Hall.
01:26Kaotik, alkolün sınırında, dürtüleriyle hareket eden ama ne olursa olsun ilkelerinden vazgeçmeyen bir adam.
01:33Ve sırf bu yüzden de sistemin sürekli dışladığı, kenara ittiği biri.
01:37E diğer tarafta kim var?
01:39Tom Waller.
01:40Jilet gibi takımları, parlak kariyeri, kusursuz imajıyla sistemin poster çocuğu.
01:45Biri sistemle kavga ediyor, diğeri sistemin kendisi olmuş.
01:49Şimdi eğer bu karanlık sistemi gerçekten anlamak istiyorsak,
01:53işe onun en mükemmel ürününden yani Tom Waller'dan başlamalıyız.
01:57Çünkü onu çözdüğünüz an aslında bütün yapının şifrelerini de çözmüş oluyorsunuz.
02:02İşte bütün meseleyi özetleyen cümle bu.
02:05Varsler, sisteme sonradan sızmış bir virüs falan değil.
02:08Hayır.
02:09O, sistemin kendi mantığının ürettiği en doğal, en parlak sonuç.
02:14Sistem onu yaratıyor.
02:15Çünkü Varsler, sistemin kurallarını herkesten daha iyi oynuyor.
02:19Hatta o kadar iyi oynuyor ki, sistem onu ödüllendiriyor.
02:23Peki ama bir sistem bunu nasıl yapar?
02:25İşte burada devreye Antonio Gramsci'nin hegemonya dediği o müthiş kavram giriyor.
02:30Hegemonya, en basit haliyle iktidarın size zor kullanmak yerine sizi ikna etmesidir.
02:36Size neyin normal olduğunu, neyin doğru olduğunu o kadar ustaca anlatır ki, bir noktadan sonra onun kurallarını kendi doğrularını sanmaya
02:44başlarsınız.
02:46Düşünsenize, bir polisin yanlış yaptığını bile bile başka bir polisi koruması.
02:51Ya da bir şirketin imajı çizilmesin diye bir skandalı halının altına süpürmesi.
02:57Hatta iyi insanların bile aman şimdi tadımız kaçmasın diye susması.
03:02İşte bunların hepsi o rızanın üretildiği anlar.
03:06Sistem gücünü işte bu küçük, gündelik tavizlerden alıyor.
03:11Yani işin özü ne biliyor musunuz?
03:13Oyunun kurallarını sen yazıyorsan hile yapmana gerek kalmaz.
03:17Sistem de tam olarak bunu yapıyor.
03:19Louis Althusser'in dediği gibi, polis teşkilatı gibi yapılar aracılığıyla neyin normal, neyin anormal olduğunu zaten kendisi belirliyor.
03:27İşte bu yüzden Tom Wolmer'ın yaptıkları o sistemin içinde bir suç değil, o normalin bir parçası.
03:34Şimdi biliyorum bir şonunuzun aklında aynı soru var.
03:37İyi de bütün bunlar refahın, hukukun ve demokrasinin kalesi sayılan Norveç'te nasıl olabilir ki?
03:43Bu biraz abartı değil mi?
03:44Rakamlara bakınca sonuna kadar haklısınız.
03:47Norveç, mutlulukta, refahta, yolsuzluğun azlığında hep en tepelerde.
03:51Ama işte bu durum dizinin anlattığı o derin çürümeyi çok daha vurucu, çok daha evrensel bir hale getiriyor.
03:57Oluyor.
03:58Oluyor işte.
03:59Yazarın bize asıl söylediği şey de bu.
04:01Bu tür bir çürüme sadece geri kalmış ülkelere üzgü bir problem değil.
04:05Tam tersine en modern, en rasyonel, en gelişmiş bürokrasilerin kendi içinden doğan bir canavar.
04:11Peki, madalyonun öbür yüzüne.
04:14Bu kusursuz işleyen sisteme hayır diyen birisi olduğunda, yani Harry Hall olduğunda ne oluyor?
04:20İşte o uyumsuzluğun bedeli çok ağır.
04:23Ünlü sosyolog Max Weber, modern bürokrasiyi bir demir kafese benzetir.
04:29Düşünün, hayatımızı kolaylaştırsın diye kurduğumuz akılcı sistemler zamanla o kadar duyuyor, o kadar karmaşıklaşıyor ki dönüp dolaşıp bizim hapishanemiz haline
04:39geliyor.
04:40İnsana hizmet etmek yerine insanı kendine hizmet ettiriyor.
04:43İşte Harry Hall'un o bütün kusurları, alkolizmi, ani patlamaları, kural tanımazlığı bunların hepsi aslında o demir kafese karşı bir
04:53tür bedensel isyan, ruhu ve bedeni sistemin ondan istediği o tek tip duygusuz robota dönüşmeyi reddediyor adeta.
05:00Ve sistem bu isyanı gördüğü anda ne yapıyor?
05:03Onu cezalandırıyor, dışlıyor, yok etmeye çalışıyor.
05:07Bu durum bizi en can alıcı sorulardan birine getiriyor.
05:10Peki tek bir kişinin dürüstlüğü, tek bir kişinin direnişi, devasa bir kurumsal çürümeyi durdurmaya gerçekten yetebilir mi?
05:18İşte dizi bu soruya o bildiğimiz romantik cevapları vermekten özellikle kaçınıyor.
05:23Ve geldik en can alıcı, en rahatsız edici kısma.
05:27Analizin hepimizin yüzüne bir ayna tuttuğu o son bölüme.
05:31Hannah Arendt'in o meşhur kötülüğün sıradanlığı lafını hatırlayın.
05:35Artık kötülük karanlık zindanlarda ya da boynuzlu canavarlarda yaşamıyor.
05:38Hayır, modern kötülük, steril, klimalı ofis koridorlarında, toplantı masalarında, imzalanan raporlarda hayat buluyor.
05:46Oslo'nun o hiç batmayan güneşi de aslında tam olarak bunun için var.
05:50O gözümüzü alan, her yeri pırıl pırıl yapan o ışık, bir şeyleri ortaya çıkarmak için değil,
05:56tam tersine en derin çürümeyi gizleyen dev bir paravana dönüşmek için orada.
06:01Şeffaflık bir denetim değil, bir illüzyon artık.
06:04Ve işte, belki de en sarsıcı tez bu, sistem bir hata verip çürüdüğü için işlemiyor.
06:11Tam tersi, çürümenin kendisi sistemin yakıtı olduğu için, sistemi ayakta tuttuğu için işlemeye devam ediyor.
06:18Yani yolsuzluk sistemdeki bir çatlak değil, sistemi çalıştıran motorun ta kendisi.
06:23Bu da demek oluyor ki, Waller yaratan koşullar devam ettikçe, yeni Waller'lar her zaman olacak.
06:29Ve işte dizi bizi bu son soruyla yapay yalnız bırakıyor.
06:33Tüm bu olan bitenden sonra, kimi anlamak bize daha kolay geliyor?
06:37Sistemin çarkları arasında ezilip yok olan isyankar Harry mi,
06:40yoksa o çarkları kendi lehine çevirerek zirveye oynayan o kusursuz operatör Waller'ı mı?
06:46Belki de cevap, kendimizde dürüstçe baktığımızda o aynada gizlidir.
Yorumlar

Önerilen