00:00Herkese merhaba, bu bölümde iklim değişikliği, politika ve su gibi hayati bir kaynağın kesişim noktasında duran çok önemli bir metni
00:07masaya yatırıyoruz.
00:08Bakalım su gerçekten bir savaş sebebi mi yoksa aslında bir barış köprüsü olabilir mi?
00:13Metin konuya çok çarpıcı bir yerden giriyor, diyor ki iklim değişikliği sadece havanın ısınması falan değil, hayır.
00:21Bu bir domino taşı gibi, kuraklıktan sellere, gıda krizlerinden devasa göç dalgalarına kadar bir dizi felaketi tetikleyen küresel bir zincirleme
00:30reaksiyon.
00:31Ve yazar daha en başta meselenin ciddiyetini şu sözlerle ortaya koyuyor, iklim değişikliği politikalarını birbirinden ayrı tutmak bir insanlık suçu
00:41olarak kabul edilmelidir.
00:42Ne kadar güçlü bir ifade değil mi?
00:44Yani aslında birbirinden kopuk, göstermelik politikaların ve eylemsizliğin nasıl küresel bir sorumluluk krizi yarattığını söylüyor.
00:52Peki bu analizde yolculuğumuz nasıl olacak? Şöyle bir bakalım.
00:56Önce bu evrensel tehditin ne anlama geldiğini konuşacağız.
01:00Sonra konuyu çok daha özele indirgeyip Kanal İstanbul projesi özelindeki ikileme bakacağız.
01:06Oradan tekrar geniş bir perspektife geçip suyun bir savaş mı yoksa barış aracı mı olduğunu sorgulayacağız.
01:12Ve en sonunda da yazarın o önemli su barışı çağrısıyla bitireceğiz.
01:17Hadi ilk bölümle başlayalım.
01:19Yazarın küresel tehdit vurgusu çok önemli.
01:21Çünkü diyor ki bu kriz öyle soyut uzaklarda yaşanan bir şey değil.
01:25Hayır tam tersine her birimizin hayatına dokunan çok yerel ve çok kişisel sonuçları olan bir mesele.
01:32İşte burada işin en can alıcı noktalarından birine bir adaletsizliğe geliyoruz.
01:36Düşünsenize tarih doyunca atmosfere en çok zararı verenler sanayileşmiş kuzey ülkeleri.
01:42Ama iklim değişikliğinin en ağır faturasını kim ödüyor?
01:46Özellikle bizim de içinde bulunduğumuz Akdeniz havzasındaki güney ülkeleri.
01:50Yani sorumlulukla kırılganlık arasında dev bir uçurum var.
01:54Peki tamam küresel bir tehdit var bir adaletsizlik var.
01:58E bu bizim ülkemize Türkiye'ye nasıl yansıyor?
02:01İşte bu soru bizi analizin tam kalbine yani o büyük kalkınma hedefleriyle çevresel güvenlik arasındaki bitmeyen gerilime getiriyor.
02:09İşte bu noktada merceğimizi tek bir konuya, devasa bir altyapı projesine çeviriyoruz.
02:15Kanal İstanbul.
02:17Çünkü bu proje bir ülkenin ekonomik hırslarıyla ekolojik geleceği arasındaki o derin ikilemi adeta tek başına somutlaştırıyor.
02:25Tabloya baktığımızda bu ikilem adeta gözümüzün önünde canlanıyor.
02:29Bakın bir tarafta ne var?
02:31Yabancı yatırımcılar Dubai gibi küresel bir merkez olma hayali.
02:35Diğer tarafta ne var?
02:36Yazarın aktardığı uzman uyarıları.
02:39Marmara Denizi'nin önümü, su havzalarının yok oluşu.
02:42Yani tam bir ekolojik felaket senaryosu.
02:46Ve işin belki de en korkutucu kısmı bu rakam 5 yıl.
02:50Evet yanlış duymadınız.
02:51Metinde alıntılanan uzmanlara göre bu çevresel bedel öyle uzak bir gelecekte değil.
02:57Kanal açıldıktan sadece 5 yıl sonra Marmara'nın ölümü gibi geri döndürülemez bir sonla yüzleşebiliriz.
03:04Şimdi hikayenin ölçeği değişiyor.
03:07Türkiye'nin içindeki bir ikilemden çıkıp sınırlarımızın ötesine, bölgesel bir güç oyununa bakıyoruz.
03:13Konumuz artık suyun, özellikle de Dicle ve Fırat nehirlerinin nasıl jeopolitik bir silaha dönüşebileceği.
03:20Aslında bu su savaşları meselesi pek de yeni bir konu değil.
03:24Yazar bize konunun tarihsel bir arka planını da sunuyor.
03:28Bakın daha 90'larda bu havzada çatışmalar yaşanacağı öngörülmüş.
03:322000'lerdeki projeler dengeleri tamamen değiştirmiş.
03:35Ve bugün o eski gerilimlerin ya yeniden alevlenmesi ya da bir iş birliğine dönüşmesi an meselesi.
03:41İşte bu noktada yazar o müthiş soruyu soruyor.
03:45Petrol ateş yakardı ama su neden yaksın?
03:49Su ateşi başlatan değil söndüren bir maddedir.
03:52Ne kadar güzel bir benzetme değil mi?
03:54Yani diyor ki suyun doğası hayat vermektir, söndürmektir.
03:58Eğer su yüzünden bir yangın çıkıyorsa belki de o yangını biz insanlar çıkarıyoruzdur.
04:04İşte tüm bu analizden sonra yazar bizi çözüm önerisine, o büyük çağrıya getiriyor.
04:09Artık göstermelik eylemleri bırakıp gerçek değişime odaklanma zamanı.
04:14Yani su barışı zamanı.
04:16Ve bu sorunu tarif etmek için yazar çok ama çok önemli bir kavram ortaya atıyor.
04:21Törensel çevrecilik.
04:22Nedir bu?
04:23Kısınca laf var, icraat yok demek.
04:26Yani sürekli toplantılar yapılıyor, güzel konuşmalar yapılıyor, bol bol fotoğraf çektiriliyor.
04:30Ama günün sonunda kirletenlere hesap soran yok.
04:32Gerçek bir politika değişikliği de yok.
04:34Sadece bir ilerleme yanılsaması var.
04:37İşte bu törensel çevreciliğin en somut kanıtı da bu tabloda.
04:41Bakın, iddialar ne?
04:42Türkiye'de binlerce arıtma tesisi var.
04:45Peki gerçek ne?
04:46Kaynağa göre yarısından azı çalışıyor.
04:48Endüstriyel atıkları temizleyeceğiz deniyor.
04:50Ama iddiaya göre atıklar derin deşarj ile hop doğruca marmaraya.
04:55İşte politika ve gerçeklik arasındaki o devasa uçurum.
04:58Peki eleştiri tamam da çözüm ne?
05:01Yazar sadece sorunu ortaya koymakla kalmıyor.
05:04Dört adımlık net bir yol haritası da sunuyor.
05:06Diyor ki, önce sağlam bir su kanunu çıkarın.
05:09Sonra toprak, su gibi konuları yöneten kurumları birleştirin.
05:12Bütüncül bakın.
05:14Tarihi çatışma alanlarını birer işbirliği fırsatına çevirin.
05:17Ve son olarak da su barışını aktif bir dış politika hedefi haline getirin.
05:21Ve sonunda her şey bu soruya geliyor değil mi?
05:24Metnin bize sorduğu o can alıcı soru, azalan su kaynaklarımızla köprüler mi inşa edeceğiz,
05:30yoksa aramıza yeni duvarlar mı öreceğiz?
05:32Yazarın da dediği gibi, suyu bir çatışma bahanesi olarak değil,
05:37ortak ve barışçıl bir geleceğin temeli olarak kullanmak tamamen bizim elimizde.
05:41Seçim bizim.
Yorumlar