Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 5 saat önce
Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu tarafından kaleme alınan bu makale, küresel ısınma ve iklim değişikliği ekseninde Türkiye'nin karşı karşıya olduğu ekolojik ve stratejik tehditleri kapsamlı bir şekilde analiz etmektedir. Yazar, fosil yakıtlardan alternatif enerjiye geçişin önemini vurgularken, su kıtlığı, yanlış şehirleşme ve Kanal İstanbul gibi projelerin doğal denge üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekmektedir. Metinde, çevresel sorunların sadece teknik bir mesele değil, aynı zamanda göç krizleri ve bölgesel çatışmaları tetikleyen uluslararası bir güvenlik sorunu olduğu savunulmaktadır. Türkiye’nin bu krizleri yönetebilmesi için "Su Barışı" gibi barışçıl diplomasi modelleri geliştirmesi ve bilimsel temelli ulusal bir afet yönetim stratejisi oluşturması gerektiği önerilmektedir. Ayrıca, sanayileşmenin getirdiği kirlilikle mücadelede sürdürülebilir çevre politikalarının ve yerli tarımsal üretimin hayati önemi üzerinde durulmaktadır. Sonuç olarak kaynaklar, doğayla inatlaşmayan, milli bir şuurla hareket eden ve gelecek nesillerin yaşam hakkını koruyan radikal bir yönetişim değişikliği çağrısı yapmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bu bölümde iklim değişikliği, politika ve su gibi hayati bir kaynağın kesişim noktasında duran çok önemli bir metni
00:07masaya yatırıyoruz.
00:08Bakalım su gerçekten bir savaş sebebi mi yoksa aslında bir barış köprüsü olabilir mi?
00:13Metin konuya çok çarpıcı bir yerden giriyor, diyor ki iklim değişikliği sadece havanın ısınması falan değil, hayır.
00:21Bu bir domino taşı gibi, kuraklıktan sellere, gıda krizlerinden devasa göç dalgalarına kadar bir dizi felaketi tetikleyen küresel bir zincirleme
00:30reaksiyon.
00:31Ve yazar daha en başta meselenin ciddiyetini şu sözlerle ortaya koyuyor, iklim değişikliği politikalarını birbirinden ayrı tutmak bir insanlık suçu
00:41olarak kabul edilmelidir.
00:42Ne kadar güçlü bir ifade değil mi?
00:44Yani aslında birbirinden kopuk, göstermelik politikaların ve eylemsizliğin nasıl küresel bir sorumluluk krizi yarattığını söylüyor.
00:52Peki bu analizde yolculuğumuz nasıl olacak? Şöyle bir bakalım.
00:56Önce bu evrensel tehditin ne anlama geldiğini konuşacağız.
01:00Sonra konuyu çok daha özele indirgeyip Kanal İstanbul projesi özelindeki ikileme bakacağız.
01:06Oradan tekrar geniş bir perspektife geçip suyun bir savaş mı yoksa barış aracı mı olduğunu sorgulayacağız.
01:12Ve en sonunda da yazarın o önemli su barışı çağrısıyla bitireceğiz.
01:17Hadi ilk bölümle başlayalım.
01:19Yazarın küresel tehdit vurgusu çok önemli.
01:21Çünkü diyor ki bu kriz öyle soyut uzaklarda yaşanan bir şey değil.
01:25Hayır tam tersine her birimizin hayatına dokunan çok yerel ve çok kişisel sonuçları olan bir mesele.
01:32İşte burada işin en can alıcı noktalarından birine bir adaletsizliğe geliyoruz.
01:36Düşünsenize tarih doyunca atmosfere en çok zararı verenler sanayileşmiş kuzey ülkeleri.
01:42Ama iklim değişikliğinin en ağır faturasını kim ödüyor?
01:46Özellikle bizim de içinde bulunduğumuz Akdeniz havzasındaki güney ülkeleri.
01:50Yani sorumlulukla kırılganlık arasında dev bir uçurum var.
01:54Peki tamam küresel bir tehdit var bir adaletsizlik var.
01:58E bu bizim ülkemize Türkiye'ye nasıl yansıyor?
02:01İşte bu soru bizi analizin tam kalbine yani o büyük kalkınma hedefleriyle çevresel güvenlik arasındaki bitmeyen gerilime getiriyor.
02:09İşte bu noktada merceğimizi tek bir konuya, devasa bir altyapı projesine çeviriyoruz.
02:15Kanal İstanbul.
02:17Çünkü bu proje bir ülkenin ekonomik hırslarıyla ekolojik geleceği arasındaki o derin ikilemi adeta tek başına somutlaştırıyor.
02:25Tabloya baktığımızda bu ikilem adeta gözümüzün önünde canlanıyor.
02:29Bakın bir tarafta ne var?
02:31Yabancı yatırımcılar Dubai gibi küresel bir merkez olma hayali.
02:35Diğer tarafta ne var?
02:36Yazarın aktardığı uzman uyarıları.
02:39Marmara Denizi'nin önümü, su havzalarının yok oluşu.
02:42Yani tam bir ekolojik felaket senaryosu.
02:46Ve işin belki de en korkutucu kısmı bu rakam 5 yıl.
02:50Evet yanlış duymadınız.
02:51Metinde alıntılanan uzmanlara göre bu çevresel bedel öyle uzak bir gelecekte değil.
02:57Kanal açıldıktan sadece 5 yıl sonra Marmara'nın ölümü gibi geri döndürülemez bir sonla yüzleşebiliriz.
03:04Şimdi hikayenin ölçeği değişiyor.
03:07Türkiye'nin içindeki bir ikilemden çıkıp sınırlarımızın ötesine, bölgesel bir güç oyununa bakıyoruz.
03:13Konumuz artık suyun, özellikle de Dicle ve Fırat nehirlerinin nasıl jeopolitik bir silaha dönüşebileceği.
03:20Aslında bu su savaşları meselesi pek de yeni bir konu değil.
03:24Yazar bize konunun tarihsel bir arka planını da sunuyor.
03:28Bakın daha 90'larda bu havzada çatışmalar yaşanacağı öngörülmüş.
03:322000'lerdeki projeler dengeleri tamamen değiştirmiş.
03:35Ve bugün o eski gerilimlerin ya yeniden alevlenmesi ya da bir iş birliğine dönüşmesi an meselesi.
03:41İşte bu noktada yazar o müthiş soruyu soruyor.
03:45Petrol ateş yakardı ama su neden yaksın?
03:49Su ateşi başlatan değil söndüren bir maddedir.
03:52Ne kadar güzel bir benzetme değil mi?
03:54Yani diyor ki suyun doğası hayat vermektir, söndürmektir.
03:58Eğer su yüzünden bir yangın çıkıyorsa belki de o yangını biz insanlar çıkarıyoruzdur.
04:04İşte tüm bu analizden sonra yazar bizi çözüm önerisine, o büyük çağrıya getiriyor.
04:09Artık göstermelik eylemleri bırakıp gerçek değişime odaklanma zamanı.
04:14Yani su barışı zamanı.
04:16Ve bu sorunu tarif etmek için yazar çok ama çok önemli bir kavram ortaya atıyor.
04:21Törensel çevrecilik.
04:22Nedir bu?
04:23Kısınca laf var, icraat yok demek.
04:26Yani sürekli toplantılar yapılıyor, güzel konuşmalar yapılıyor, bol bol fotoğraf çektiriliyor.
04:30Ama günün sonunda kirletenlere hesap soran yok.
04:32Gerçek bir politika değişikliği de yok.
04:34Sadece bir ilerleme yanılsaması var.
04:37İşte bu törensel çevreciliğin en somut kanıtı da bu tabloda.
04:41Bakın, iddialar ne?
04:42Türkiye'de binlerce arıtma tesisi var.
04:45Peki gerçek ne?
04:46Kaynağa göre yarısından azı çalışıyor.
04:48Endüstriyel atıkları temizleyeceğiz deniyor.
04:50Ama iddiaya göre atıklar derin deşarj ile hop doğruca marmaraya.
04:55İşte politika ve gerçeklik arasındaki o devasa uçurum.
04:58Peki eleştiri tamam da çözüm ne?
05:01Yazar sadece sorunu ortaya koymakla kalmıyor.
05:04Dört adımlık net bir yol haritası da sunuyor.
05:06Diyor ki, önce sağlam bir su kanunu çıkarın.
05:09Sonra toprak, su gibi konuları yöneten kurumları birleştirin.
05:12Bütüncül bakın.
05:14Tarihi çatışma alanlarını birer işbirliği fırsatına çevirin.
05:17Ve son olarak da su barışını aktif bir dış politika hedefi haline getirin.
05:21Ve sonunda her şey bu soruya geliyor değil mi?
05:24Metnin bize sorduğu o can alıcı soru, azalan su kaynaklarımızla köprüler mi inşa edeceğiz,
05:30yoksa aramıza yeni duvarlar mı öreceğiz?
05:32Yazarın da dediği gibi, suyu bir çatışma bahanesi olarak değil,
05:37ortak ve barışçıl bir geleceğin temeli olarak kullanmak tamamen bizim elimizde.
05:41Seçim bizim.
Yorumlar

Önerilen