Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Gencehan Tunay, Türkiye’deki muhafazakâr çevrelerin ve devlet kurumlarının İran’a yönelik saldırılar karşısındaki sessizliğini sert bir dille eleştirmektedir. Metin, Filistin ve Suriye gibi bölgeler için gösterilen toplumsal duyarlılığın neden İran söz konusu olduğunda sergilenmediğini sorgulayarak ciddi bir vicdani çelişkiye dikkat çekmektedir. İnsani yardım kuruluşlarının ve siyasi figürlerin bu süreçteki pasif tutumu, yazar tarafından seçici bir adalet anlayışı ve tutarsızlık olarak nitelendirilmektedir. Özellikle emperyalist müdahaleler karşısında sessiz kalmanın ikiyüzlülük olduğu savunulurken, bölgesel bağların ve dini kardeşlik söyleminin bu durumda göz ardı edildiği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’deki karar vericileri ve sivil toplumu kendi ahlaki değerleriyle yüzleşmeye davet etmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün Gencehan Tunay'ın bir yazısı üzerinden oldukça düşündürücü bir konuyu ele alacağız.
00:06Kendisi kamu vicdanımızı sorgulayan, gerçekten zorlu bir soruyu ortaya atıyor.
00:11İşte yazarın analizinin tam merkezinde bu kışkırtıcı soru yer alıyor.
00:16Gelin isterseniz bu sorunun izini hep birlikte sürelim.
00:19Şimdi yazar bu ağır soruyu pat diye sormuyor tabii.
00:23Önce argümanı için bir zemin hazırlıyor.
00:25Yani Türkiye toplumunun ve hükümetinin bazı konularda sesinin ne kadar gür çıktığını, ne kadar aktif olabildiğini bize hatırlatarak başlıyor.
00:34Hani sıkça duyduğumuz bir iddia vardır ya, özellikle İslam dünyası yani ümmet meseleleri söz konusu olduğunda biz dünyanın vicdanıyız denir.
00:43İşte Gencehan Tunay eleştirisine tam da bu yerleşik algıdan, bu iddiadan başlıyor.
00:48Ve yazarın ortaya koyduğu asıl zıtlık tam olarak burada karşımıza çıkıyor.
00:52Düşünün bir tarafta Filistin ve Suriye gibi konular var, meydanlar dolup taşıyor, sınırlar açılıyor, mazlumun sesi olunuyor.
00:58Ama diğer tarafta konu komşumuz İran olunca o gür çıkan sesler, o hassas çevreler bir anda sanki buharlaşıyor.
01:05İşte makalenin düğüm noktası da tam bu karşıtlık.
01:08Peki bu zıtlıktan yola çıkarak makalenin ana bilmecesine geliyoruz.
01:13Nedir bu bariz eylemsizliğin sebebi?
01:16Neden İran için bu derin sessizlik?
01:18Yazar diyor ki, diğer ülkelere gösterilen o hassasiyet aynı mantıkla İran için de gösterilmeliydi.
01:25Neden mi?
01:26Çünkü sonuçta Müslüman bir toplum.
01:28Aramızda köklü tarihi, toplumsal bağlar var, komşuyuz.
01:31Ve belki de en önemlisi, mevcut saldırılar doğrudan halkı hedef alıyor.
01:36Bütün bunlar güçlü bir insani tepkiyi adetle zorunlu kılıyor.
01:39İşte tam bu noktada yazar artık genel bir gözlem yapmaktan çıkıyor ve oklarını doğrudan sessiz kaldığını düşündüğü belirli gruplara ve
01:49kişilere çeviriyor.
01:51Yazar isim vererek soruyor.
01:53Neredeler?
01:54Mesela Galata Köprüsü'ndeki mitingi düzenleyenler.
01:57Afat, Kızılay, TİKA gibi dev yardım kuruluşları.
02:00Diğer sivil toplum örgütleri, hatta Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Soy.
02:06Yani normal şartlarda Filistin veya Suriye gibi konularda en ön saflarda görmeye alıştığımız bu aktörlerin İran meselesindeki sessizliğini sorgulayarak argümanını
02:16çok daha somut bir zemine oturtuyor.
02:18Ve şimdi yazarın bu seçici tepkiye doğrudan tutarsızlık adını koyduğu ve artık bununla yüzleşilmesi gerektiğini söylediği son bölüme gelmiş bulunuyoruz.
02:27Yazarın vardığı sonuç çok net ve aslında tüm yazının da bir özeti gibi.
02:32Tepkilerdeki bu farklılık evrensel bir vicdanın değil, duruma göre şekil alan yani seçici bir vicdanın işlediğini gösteriyor.
02:40Peki yazarın işaret ettiği bu tutarsızlık hatta ikiyüzlülük tam olarak ne anlama geliyor?
02:46Şöyle özetleyebiliriz.
02:48Bir gün İran rejimini kendi halkına yaptığı baskılardan dolayı yerden yere vuruyorsunuz.
02:53Ertesi gün aynı halk Amerika ve İsrail'in dış saldırılarına maruz kaldığındaysa derin bir sessizliğe gömülüyorsunuz.
03:01İşte yazar asıl çelişkinin tam da burada yattığını söylüyor.
03:05Yazarın son argümanıysa tam olarak bu noktada düğümleniyor.
03:08Diyor ki, eğer kendinizi ümmetin veya İslam dünyasının bir sesi olarak görüyorsanız, bu sessizlik başlı başına derin bir çelişkidir.
03:16Üstelik bu şartlar altında bile hala çıkıp sadece İran rejimini kınamaya devam etmek bu tutarsızlığı daha da görünür kılıyor.
03:24Bu analizi, yazarın okuyucuyu kendi içine bakmaya davet eden bu son ve çok düşündürücü cümlesiyle bitirelim.
03:32Yazar aslında sorunun dışarıda değil, belki de tam burada kendi içimizde, kendi tutarlılığımızda olduğunu ima ediyor.
03:40Gerçekten de üzerine düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen