00:00Herkese merhaba. Bugün Gencehan Tunay'ın bir yazısı üzerinden oldukça düşündürücü bir konuyu ele alacağız.
00:06Kendisi kamu vicdanımızı sorgulayan, gerçekten zorlu bir soruyu ortaya atıyor.
00:11İşte yazarın analizinin tam merkezinde bu kışkırtıcı soru yer alıyor.
00:16Gelin isterseniz bu sorunun izini hep birlikte sürelim.
00:19Şimdi yazar bu ağır soruyu pat diye sormuyor tabii.
00:23Önce argümanı için bir zemin hazırlıyor.
00:25Yani Türkiye toplumunun ve hükümetinin bazı konularda sesinin ne kadar gür çıktığını, ne kadar aktif olabildiğini bize hatırlatarak başlıyor.
00:34Hani sıkça duyduğumuz bir iddia vardır ya, özellikle İslam dünyası yani ümmet meseleleri söz konusu olduğunda biz dünyanın vicdanıyız denir.
00:43İşte Gencehan Tunay eleştirisine tam da bu yerleşik algıdan, bu iddiadan başlıyor.
00:48Ve yazarın ortaya koyduğu asıl zıtlık tam olarak burada karşımıza çıkıyor.
00:52Düşünün bir tarafta Filistin ve Suriye gibi konular var, meydanlar dolup taşıyor, sınırlar açılıyor, mazlumun sesi olunuyor.
00:58Ama diğer tarafta konu komşumuz İran olunca o gür çıkan sesler, o hassas çevreler bir anda sanki buharlaşıyor.
01:05İşte makalenin düğüm noktası da tam bu karşıtlık.
01:08Peki bu zıtlıktan yola çıkarak makalenin ana bilmecesine geliyoruz.
01:13Nedir bu bariz eylemsizliğin sebebi?
01:16Neden İran için bu derin sessizlik?
01:18Yazar diyor ki, diğer ülkelere gösterilen o hassasiyet aynı mantıkla İran için de gösterilmeliydi.
01:25Neden mi?
01:26Çünkü sonuçta Müslüman bir toplum.
01:28Aramızda köklü tarihi, toplumsal bağlar var, komşuyuz.
01:31Ve belki de en önemlisi, mevcut saldırılar doğrudan halkı hedef alıyor.
01:36Bütün bunlar güçlü bir insani tepkiyi adetle zorunlu kılıyor.
01:39İşte tam bu noktada yazar artık genel bir gözlem yapmaktan çıkıyor ve oklarını doğrudan sessiz kaldığını düşündüğü belirli gruplara ve
01:49kişilere çeviriyor.
01:51Yazar isim vererek soruyor.
01:53Neredeler?
01:54Mesela Galata Köprüsü'ndeki mitingi düzenleyenler.
01:57Afat, Kızılay, TİKA gibi dev yardım kuruluşları.
02:00Diğer sivil toplum örgütleri, hatta Türk Devletleri Teşkilatı ve Türk Soy.
02:06Yani normal şartlarda Filistin veya Suriye gibi konularda en ön saflarda görmeye alıştığımız bu aktörlerin İran meselesindeki sessizliğini sorgulayarak argümanını
02:16çok daha somut bir zemine oturtuyor.
02:18Ve şimdi yazarın bu seçici tepkiye doğrudan tutarsızlık adını koyduğu ve artık bununla yüzleşilmesi gerektiğini söylediği son bölüme gelmiş bulunuyoruz.
02:27Yazarın vardığı sonuç çok net ve aslında tüm yazının da bir özeti gibi.
02:32Tepkilerdeki bu farklılık evrensel bir vicdanın değil, duruma göre şekil alan yani seçici bir vicdanın işlediğini gösteriyor.
02:40Peki yazarın işaret ettiği bu tutarsızlık hatta ikiyüzlülük tam olarak ne anlama geliyor?
02:46Şöyle özetleyebiliriz.
02:48Bir gün İran rejimini kendi halkına yaptığı baskılardan dolayı yerden yere vuruyorsunuz.
02:53Ertesi gün aynı halk Amerika ve İsrail'in dış saldırılarına maruz kaldığındaysa derin bir sessizliğe gömülüyorsunuz.
03:01İşte yazar asıl çelişkinin tam da burada yattığını söylüyor.
03:05Yazarın son argümanıysa tam olarak bu noktada düğümleniyor.
03:08Diyor ki, eğer kendinizi ümmetin veya İslam dünyasının bir sesi olarak görüyorsanız, bu sessizlik başlı başına derin bir çelişkidir.
03:16Üstelik bu şartlar altında bile hala çıkıp sadece İran rejimini kınamaya devam etmek bu tutarsızlığı daha da görünür kılıyor.
03:24Bu analizi, yazarın okuyucuyu kendi içine bakmaya davet eden bu son ve çok düşündürücü cümlesiyle bitirelim.
03:32Yazar aslında sorunun dışarıda değil, belki de tam burada kendi içimizde, kendi tutarlılığımızda olduğunu ima ediyor.
03:40Gerçekten de üzerine düşünmeye değer.
Yorumlar