00:00Herkese merhaba. Bugün masamızda yazar Mehmet Edip Ören'in oldukça kişisel ve bir o kadar da sert bir köşe yazısı var.
00:08Yazar bu yazısında toplumun derinliklerine iniyor, pişmanlıklar ve acı gerçekler üzerinden adeta hepimiz adına bir vicdan muhasebesi yapıyor.
00:17Gelin bu dikkat çekici eleştirinin katmanlarını birlikte aralayalım.
00:22Yazar bütün analizini aslında tek bir kelime etrafında şekillendiriyor.
00:26Keşke. Ona göre bu kelime öyle basit bir pişmanlık ifadesi değil, çok daha derin bir anlamı var.
00:33Adeta yaptığımız ama bir türlü yüzleşmediğimiz bir hatanın sözlü bir itirafı gibi.
00:39Anlaşılan o ki bu kavram birazdan göreceğimiz toplumsal hatalar silsilesinin de başlangıç noktası.
00:45Yazarın çıkış noktası işte bu cümle.
00:48Türkiye birden büyüktür.
00:50Peki buna ne demek istiyor olabilir?
00:51Aslında bize şunu söylüyor, görünenin yani bize anlatılan yüzeysel hikayelerin çok ötesinde daha karmaşık, daha derin bir gerçeklik var.
01:00Hadi gelin onun gözünden bu gerçekliğin neye benzediğine bakalım.
01:04Yazar eleştirilerine başlamadan hemen önce bize adeta bir zaman makinesine bindirip geçmişe götürüyor.
01:10Dün ve bugün arasında bir karşılaştırma yapabilmek için önce o dünü yani kendi zihnindeki o idealize ettiği geçmişi bir tanımlıyor.
01:19Bu onun için bir nevi değerler pusulası.
01:23Ve her şey yazarın ilkokul birinci sınıftaki bu anısıyla başlıyor.
01:27Gözünüzde canlandırın, sınıfta annesinden ayrıldığı için ağlayan, endişeli bir sürü çocuk.
01:34Ve onları bir anne şefkatiyle kucaklayıp sakinleştiren bir melike öğretmen.
01:39Yöntemi ise çok basit ama bir o kadar da güçlü.
01:42İşte bu basit çocuk şarkısı aslında yazarın zihnindeki o ideal dünyayı özetliyor.
01:48Okulun bir korku kaynağı değil, tam tersine sevinç ve güvenle eş anlamlı olduğu bir dönemi anlatıyor.
01:55Bu anı birazdan yapacağı o sert karşılaştırmalar için bir mihenk taşı olacak.
02:00Unutmayın.
02:00Yazarın o ideal geçmişinde sadece okullar yok elbette.
02:05Medyada bu nostaljinin çok önemli bir parçası.
02:08O dönemin TRT spikerlerine, onların duruşunu, kullandıkları dili adeta bir ciddiyet ve disiplin anıtı olarak hatırlıyor.
02:16Bu da günümüz medyasına yönelteceği eleştiriler için bir başka referans noktası.
02:20İşte o idealize edilmiş geçmiş tablosundan sonra yazar bizi bugünün acı gerçekleriyle yüzleştirmeye başlıyor.
02:28Hazır olun.
02:28Çünkü yazının en sert, en provokatif ve en çok tartışılan iddiaları tam da bu bölümde yer alıyor.
02:35Yazarın gözündeki çürüme işte bu kadar keskin bir karşıtlıkla ortaya çıkıyor.
02:41Bir tarafta çocuklara okul sevinci aşılayan bir öğretmen, diğer tarafta kar tatilini müjde diye sunan bir TV sunucusu var.
02:49Bir yanda o disiplinli, profesyonel spikerler, diğer yanda ise ahlaki bir çöküş olarak gördüğü figürler.
02:57Yazar için bu tablo değerlerin nasıl tepe taklak olduğunun en net kanıtı.
03:02Ve şimdi yazarın en sarsıcı iddialarından birine geliyoruz.
03:06Dini çevrelerdeki riyakarlığa dair.
03:09Bugüne dek her şeyi gördük ama bu kadarı da artık yeni bir seviye dediği bir yozlaşmadan bahsediyor.
03:15Bu onun için bardağa taşıran son damla olmuş gibi.
03:17Yazarın eleştiri okları bu kez de günümüz şöhret ve eğlence dünyasına dönüyor.
03:23Ve burada da yine çok iddialı, çok genel bir tespitte bulunarak sektördeki ahlaki yapıyı oldukça sert bir dille masaya yatırıyor.
03:32Sırada siyaset var.
03:34Yazar siyasetin dini nasıl bir araç olarak kullandığını düşündüğünü bu çok çarpıcı alıntıyla gözler önüne seriyor.
03:40Onun için bu sözler kutsal değerlerin siyasi çıkarlar uğruna nasıl pervasızca ve fütürsüzce kullanılabildiğinin adeta bir sembolü.
03:48Gördüğünüz gibi yazarın hedef tahtası oldukça geniş.
03:52Toplumdaki çürümüşlükten sorumlu tuttuğu kişiler arasında dindar görünenlerden, medya figürlerine, modern ünlülerden, politikacılara kadar pek çok farklı kesim var.
04:01Neredeyse kimseye dokunmadan geçmiyor.
04:03Peki, tüm bu soyut eleştirilerden sonra yazar teorisini günlük hayattan somut bir örnekle nasıl kanıtlıyor?
04:12İşte şimdi bizi ilginç bir vaka incelemesine, propagandanın ve aldatmacanın perde arkasına doğru bir yolculuğa çıkaracak.
04:21Her şey bu basit ama bir o kadar da kilit soruyla başlıyor.
04:24Yazar, Ankara'daki iki farklı kebapçıya gidiyor ve bize sunulan o bedava ikramların, o avantajların ardında aslında neyin yattığını bir dedektif gibi araştırmaya koyuluyor.
04:35Ve burada çok ilginç bir kavramı ortaya atıyor.
04:39Gri propaganda.
04:40Normalde siyasi iletişimde, medyada kullanılan bu terimi alıyor ve basit bir kebapçıya uyguluyor.
04:46Çünkü ona göre bir lokantanın bizde gereksiz ikram yok, paranız cebinizde kalsın demesi göründüğü kadar masum bir mesaj olmayabilir.
04:55Acaba bu bir yanıltma taktiği mi?
04:58Sonuç gerçekten de şaşırtıcı.
05:00Yazarın yaptığı hesaba göre, ikramsız olduğu için daha ucuz olmasını beklediğimiz restoranın kebabı aslında daha pahalı çıkıyor.
05:08O bol bedava ikramıyla bildiğimiz diğer mekansa toplam hesaba bakıldığında daha uygun bir fiyata denk geliyor.
05:14Tabii ki burada asıl mesele kebap değil.
05:18Yazar için bu hikaye aslında her türlü propagandaya karşı uyanık olmamız gerektiğine dair mükemmel bir metafor.
05:25Mesaj çok net.
05:26Size sunulanı gördüğünüzü veya duyduğunuzu hemen kabul etmeyin.
05:30Bir gazeteci gibi araştırın, sorgulayın.
05:33Yazının sonuna doğru geldiğimizde yazarın tonu birdenbire değişiyor.
05:38Mesajı daha karanlık, daha imalı bir hale bürünüyor.
05:41Bize net cevaplar vermek yerine havada asılı kalan kocaman bir soru işaretiyle veda etmeye hazırlanıyor.
05:49İşte yazarın veda cümlesi bu.
05:51Peki bu ne anlama geliyor?
05:52Bir tehdit mi?
05:53Bir uyarı mı?
05:54Yoksa sadece okuyucuğu merak içinde bırakan çarpıcı bir final mi?
05:58Kararı tamamen bize bırakıyor.
06:00Ama anlattıklarının, buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu ima ederek çekiliyor.
06:05Özetle, yazarın bize sunduğu tablo bu şekilde.
06:08Toplumun bir türlü yüzleşmediği keşkeler, geçmişten bugüne erozyona uğrayan değerler,
06:14her alana yayılmış bir riyakarlık ve tüm bunlara karşı önerdiği tek bir çözüm var,
06:19o da sorgulamak ve araştırmak.
06:22Ve yazarın bu derin muhasebesi en sonunda topu bize atıyor.
06:25Onun keşke dediği hatalar bir yana.
06:28Peki ya bizim bugün görmezden geldiğimiz, yarın öbür gün pişman olacağımız toplumsal keşkeler neler olabilir?
06:33İşte bu soru sanırım hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir soru.
06:38İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar