Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar, toplumdaki yozlaşmayı ve ikiyüzlülüğü sert bir dille eleştiriyor. Din istismarı, uyuşturucu kullanımı ve liyakatsiz medya figürleri üzerinden ahlaki çöküşe dikkat çekiyor. Eğitim sistemi ve ticari kurnazlıkları eleştirirken, geçmişin değerlerine duyduğu özlemi vurguluyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün masamızda yazar Mehmet Edip Ören'in oldukça kişisel ve bir o kadar da sert bir köşe yazısı var.
00:08Yazar bu yazısında toplumun derinliklerine iniyor, pişmanlıklar ve acı gerçekler üzerinden adeta hepimiz adına bir vicdan muhasebesi yapıyor.
00:17Gelin bu dikkat çekici eleştirinin katmanlarını birlikte aralayalım.
00:22Yazar bütün analizini aslında tek bir kelime etrafında şekillendiriyor.
00:26Keşke. Ona göre bu kelime öyle basit bir pişmanlık ifadesi değil, çok daha derin bir anlamı var.
00:33Adeta yaptığımız ama bir türlü yüzleşmediğimiz bir hatanın sözlü bir itirafı gibi.
00:39Anlaşılan o ki bu kavram birazdan göreceğimiz toplumsal hatalar silsilesinin de başlangıç noktası.
00:45Yazarın çıkış noktası işte bu cümle.
00:48Türkiye birden büyüktür.
00:50Peki buna ne demek istiyor olabilir?
00:51Aslında bize şunu söylüyor, görünenin yani bize anlatılan yüzeysel hikayelerin çok ötesinde daha karmaşık, daha derin bir gerçeklik var.
01:00Hadi gelin onun gözünden bu gerçekliğin neye benzediğine bakalım.
01:04Yazar eleştirilerine başlamadan hemen önce bize adeta bir zaman makinesine bindirip geçmişe götürüyor.
01:10Dün ve bugün arasında bir karşılaştırma yapabilmek için önce o dünü yani kendi zihnindeki o idealize ettiği geçmişi bir tanımlıyor.
01:19Bu onun için bir nevi değerler pusulası.
01:23Ve her şey yazarın ilkokul birinci sınıftaki bu anısıyla başlıyor.
01:27Gözünüzde canlandırın, sınıfta annesinden ayrıldığı için ağlayan, endişeli bir sürü çocuk.
01:34Ve onları bir anne şefkatiyle kucaklayıp sakinleştiren bir melike öğretmen.
01:39Yöntemi ise çok basit ama bir o kadar da güçlü.
01:42İşte bu basit çocuk şarkısı aslında yazarın zihnindeki o ideal dünyayı özetliyor.
01:48Okulun bir korku kaynağı değil, tam tersine sevinç ve güvenle eş anlamlı olduğu bir dönemi anlatıyor.
01:55Bu anı birazdan yapacağı o sert karşılaştırmalar için bir mihenk taşı olacak.
02:00Unutmayın.
02:00Yazarın o ideal geçmişinde sadece okullar yok elbette.
02:05Medyada bu nostaljinin çok önemli bir parçası.
02:08O dönemin TRT spikerlerine, onların duruşunu, kullandıkları dili adeta bir ciddiyet ve disiplin anıtı olarak hatırlıyor.
02:16Bu da günümüz medyasına yönelteceği eleştiriler için bir başka referans noktası.
02:20İşte o idealize edilmiş geçmiş tablosundan sonra yazar bizi bugünün acı gerçekleriyle yüzleştirmeye başlıyor.
02:28Hazır olun.
02:28Çünkü yazının en sert, en provokatif ve en çok tartışılan iddiaları tam da bu bölümde yer alıyor.
02:35Yazarın gözündeki çürüme işte bu kadar keskin bir karşıtlıkla ortaya çıkıyor.
02:41Bir tarafta çocuklara okul sevinci aşılayan bir öğretmen, diğer tarafta kar tatilini müjde diye sunan bir TV sunucusu var.
02:49Bir yanda o disiplinli, profesyonel spikerler, diğer yanda ise ahlaki bir çöküş olarak gördüğü figürler.
02:57Yazar için bu tablo değerlerin nasıl tepe taklak olduğunun en net kanıtı.
03:02Ve şimdi yazarın en sarsıcı iddialarından birine geliyoruz.
03:06Dini çevrelerdeki riyakarlığa dair.
03:09Bugüne dek her şeyi gördük ama bu kadarı da artık yeni bir seviye dediği bir yozlaşmadan bahsediyor.
03:15Bu onun için bardağa taşıran son damla olmuş gibi.
03:17Yazarın eleştiri okları bu kez de günümüz şöhret ve eğlence dünyasına dönüyor.
03:23Ve burada da yine çok iddialı, çok genel bir tespitte bulunarak sektördeki ahlaki yapıyı oldukça sert bir dille masaya yatırıyor.
03:32Sırada siyaset var.
03:34Yazar siyasetin dini nasıl bir araç olarak kullandığını düşündüğünü bu çok çarpıcı alıntıyla gözler önüne seriyor.
03:40Onun için bu sözler kutsal değerlerin siyasi çıkarlar uğruna nasıl pervasızca ve fütürsüzce kullanılabildiğinin adeta bir sembolü.
03:48Gördüğünüz gibi yazarın hedef tahtası oldukça geniş.
03:52Toplumdaki çürümüşlükten sorumlu tuttuğu kişiler arasında dindar görünenlerden, medya figürlerine, modern ünlülerden, politikacılara kadar pek çok farklı kesim var.
04:01Neredeyse kimseye dokunmadan geçmiyor.
04:03Peki, tüm bu soyut eleştirilerden sonra yazar teorisini günlük hayattan somut bir örnekle nasıl kanıtlıyor?
04:12İşte şimdi bizi ilginç bir vaka incelemesine, propagandanın ve aldatmacanın perde arkasına doğru bir yolculuğa çıkaracak.
04:21Her şey bu basit ama bir o kadar da kilit soruyla başlıyor.
04:24Yazar, Ankara'daki iki farklı kebapçıya gidiyor ve bize sunulan o bedava ikramların, o avantajların ardında aslında neyin yattığını bir dedektif gibi araştırmaya koyuluyor.
04:35Ve burada çok ilginç bir kavramı ortaya atıyor.
04:39Gri propaganda.
04:40Normalde siyasi iletişimde, medyada kullanılan bu terimi alıyor ve basit bir kebapçıya uyguluyor.
04:46Çünkü ona göre bir lokantanın bizde gereksiz ikram yok, paranız cebinizde kalsın demesi göründüğü kadar masum bir mesaj olmayabilir.
04:55Acaba bu bir yanıltma taktiği mi?
04:58Sonuç gerçekten de şaşırtıcı.
05:00Yazarın yaptığı hesaba göre, ikramsız olduğu için daha ucuz olmasını beklediğimiz restoranın kebabı aslında daha pahalı çıkıyor.
05:08O bol bedava ikramıyla bildiğimiz diğer mekansa toplam hesaba bakıldığında daha uygun bir fiyata denk geliyor.
05:14Tabii ki burada asıl mesele kebap değil.
05:18Yazar için bu hikaye aslında her türlü propagandaya karşı uyanık olmamız gerektiğine dair mükemmel bir metafor.
05:25Mesaj çok net.
05:26Size sunulanı gördüğünüzü veya duyduğunuzu hemen kabul etmeyin.
05:30Bir gazeteci gibi araştırın, sorgulayın.
05:33Yazının sonuna doğru geldiğimizde yazarın tonu birdenbire değişiyor.
05:38Mesajı daha karanlık, daha imalı bir hale bürünüyor.
05:41Bize net cevaplar vermek yerine havada asılı kalan kocaman bir soru işaretiyle veda etmeye hazırlanıyor.
05:49İşte yazarın veda cümlesi bu.
05:51Peki bu ne anlama geliyor?
05:52Bir tehdit mi?
05:53Bir uyarı mı?
05:54Yoksa sadece okuyucuğu merak içinde bırakan çarpıcı bir final mi?
05:58Kararı tamamen bize bırakıyor.
06:00Ama anlattıklarının, buzdağının sadece görünen yüzü olduğunu ima ederek çekiliyor.
06:05Özetle, yazarın bize sunduğu tablo bu şekilde.
06:08Toplumun bir türlü yüzleşmediği keşkeler, geçmişten bugüne erozyona uğrayan değerler,
06:14her alana yayılmış bir riyakarlık ve tüm bunlara karşı önerdiği tek bir çözüm var,
06:19o da sorgulamak ve araştırmak.
06:22Ve yazarın bu derin muhasebesi en sonunda topu bize atıyor.
06:25Onun keşke dediği hatalar bir yana.
06:28Peki ya bizim bugün görmezden geldiğimiz, yarın öbür gün pişman olacağımız toplumsal keşkeler neler olabilir?
06:33İşte bu soru sanırım hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir soru.
06:38İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen