00:00Bazen, hani olur ya, bir pazar sabahı sıradan bir haber okursunuz ve o haber zihninizde bir sürü kapı açar.
00:08Durup düşünmeye başlarsınız. Biz nereden geldik, nereye gidiyoruz?
00:12İşte bugün yazar Yusuf Dülger'in tam da böyle bir pazar sohbetinden yola çıkarak kaleme aldığı o derin düşüncelere birlikte dalacağız.
00:21Peki, gelin konuya girelim. Her şey Kütahya'dan gelen bu haberle başlıyor.
00:25Bir fabrika, üretim yapmak için işçi arıyor ama kendi yöresinden, kendi insanından çalışacak kimseyi bulamıyor.
00:33Yani ilk duyduğunuzda nasıl yani diyorsunuz değil mi? Ama durun hikayenin devamı var.
00:39Fabrika ne yapsın? Çözümü ta binlerce kilometre öteden Hindistan'dan 120 işçi getirmekte bulmuş.
00:45Düşünsenize, Türkiye'nin sanayi şehirlerinden birinde yerli işçi yokluğundan Hindistan'dan personel geliyor.
00:52İşte bu haber, yazarın kafasında geçmişle bugün arasında dev bir köplü kurmasına neden oluyor.
00:58Asıl soru da tam olarak bu zaten. Yahu bu neden oldu?
01:01Bir zamanlar çalışkanlığıyla, üretkenliğiyle, kendi kendine yetmesiyle övünen bir toplum nasıl oldu da bu noktaya geldi?
01:08İşte bu basit gibi görünen haberin arkasındaki o büyük toplumsal değişimi anlamak için yazar bizi önce geçmişe, sonra da günümüzün o sert gerçeklerine götürüyor.
01:18Malum, bugünü anlamanın yolu biraz da dünü hatırlamaktan geçer.
01:22Yazar da tam olarak bunu yapıyor ve bizi o eski, kendi kendine yeten, üreten Türkiye'ye götürüyor.
01:27Şu rakamlara bir bakın. Bir asırdan daha kısa bir sürede yaşanan o devasa değişimi net bir şekilde görüyorsunuz.
01:32Yani 1920'lerde neredeyse her 4 kişiden 3'ü köyde yaşarken, 2000'lerin sonuna geldiğimizde bu durum tamamen tersine dönmüş.
01:40Bu sadece bir yerden bir yere taşınma hikayesi değil.
01:43Bu bir yaşam tarzının, bir kültürün kökünden değişmesi demek aslında.
01:48Peki nasıldı o köy hayatı?
01:50Yazarın anlattığına göre o zamanlar boş durmak diye bir kavram pek yokmuş.
01:54Çocuğundan yaşlısına kadar herkesin bir görevi, bir işi varmış.
01:59İnsanlar ununu, bulgurunu, hatta kıyafetini bile kendisi yaparmış.
02:03Borçlanmak büyük ayıp sayılırmış ve ata yadigarı o topraklar kutsalmış, asla satılmazmış.
02:09Herkes üretime katkı sağladığı için toplum bir bütün gibi hareket edermiş, öyle kavgaya, gürültüye pek vakitleri olmazmış.
02:16Ve şimdi, geçmişin o biraz da romantikleştirilmiş halinden günümüze, yani madalyonun diğer yüzüne geliyoruz.
02:25Yazar, bugünün Türkiye'sini o geçmişle karşılaştırdığında ortaya oldukça karanlık bir tablo çıkıyor.
02:30Aradaki fark o kadar keskin ki, o üreten, kendi kendine yeten toplumun yerini, borç batağında tembelliğin arttığı bir yapı almış, birlik beraberlik ruhu gitmiş, yerine sürekli gergin, kavgacı bir ruh hali gelmiş.
02:44Ve belki de en acısı ne biliyor musunuz?
02:47Bir zamanlar ata yadigarı diye gözü gibi bakılan o topraklar, bugün yabancılara satılır hale gelmiş.
02:52Yazar bu durumu topyekun bir akıl ve beden sağlığı bozulması olarak görüyor.
02:58Peki, tamam, bu büyük değişim yaşandı.
03:01Bu kültürel ve ekonomik çöküşün sorumlusu kim?
03:04Yazar bu çok kritik soruyu sorarken suçu tek bir yere atmaktan kaçınıyor ama yine de parmağıyla belli bir yere işaret ediyor.
03:11Yazara göre aslında hepimiz suçluyuz ama aslan payı yöneticilerin.
03:16Neden?
03:17Çünkü halkın ekonomik, kültürel, sosyal ihtiyaçlarını doğru dürüst tespit edemeyen, bu ihtiyaçları karşılayamayan ve toplumu doğru bir şekilde eğitemeyenler en başta yöneticilerdir, diyor.
03:28İşte kilit nokta tam da burası.
03:30Yazar durumu çok net bir formülle özetliyor.
03:33Bir halk sürekli düşüşte ise onu yönetenler yetersizdir.
03:36Bu aynı zamanda halkın kendi sorumluluğuna da bir işaret aslında.
03:40Çünkü liderlerini doğru seçemeyen bir toplum aslında kendi geleceğini kendi elleriyle tehlikeye atıyor demektir.
03:47Yazar toplumsal bir sorunla başladığı bu pazar sohbetini bireysel bir çözüm arayışıyla noktalıyor.
03:53Peki çare nerede?
03:55Çareyi yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış bir Roma İmparatoru ve aynı zamanda büyük bir stoacı filozof olan Marcus Aurelius'un sözlerinde buluyor.
04:04Bu ilk alıntı aslında her şeyin özeti gibi.
04:07Dışarıda ne kadar kaos olursa olsun bizim kontrol edebileceğimiz tek bir şey var.
04:12Kendi eylemlerimiz.
04:13Yaptığımız iş her ne olursa olsun onu dürüstçe, sevgiyle ve kendimize saygı duyarak yapmak,
04:19belki de toplumu değiştirecek o büyük kıvılcım tam da bu bireysel duruşla başlıyordur.
04:23Bu sözler ise adeta bir aciliyet çağrısı.
04:27Zamanın ne kadar değerli olduğunu yüzümüze çarpıyor.
04:30Sadece ölümlü olduğumuz için değil, yaş ilerledikçe anlama ve harekete geçme gücümüzü de kaybedebileceğimiz için şimdi harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor.
04:40Ertelemek aslında bir tür vazgeçiş değil midir?
04:43Ne kadar güçlü bir mesaj değil mi?
04:45Yani diyor ki enerjini başkalarını yargılamakla, dedikoduyla, boş işlerle harcayacağına topluma faydalı bir amaca yönelt.
04:52Toplumun kötüye gidişinden şikayet etmek yerine o toplumu daha iyi hale getirecek ufacık da olsa bir şey yapmaya odaklan.
04:58Yazarın sohbetini noktaladığı bu son alıntı, belki de en temel motivasyon kaynağımızı bize hatırlatıyor.
05:04Sadece sıcak yatakta daha fazla kalmak için değil, insan olmanın sorumluluğunu yerine getirmek, potansiyelimizi ortaya çıkarmak için uyanıyoruz.
05:12Her yeni gün bu amaç için bize verilmiş bir fırsat.
05:15Yazarın bu pazar sohbeti bizi bu son ve çok derin soruyla baş başa bırakıyor.
05:20Bakın nereden başladık, nereye geldik?
05:23Kütahya'daki bir fabrikadan evrensel bir varoluş sorusuna.
05:26Peki ya siz? Bu sabah sizi yataktan ne kaldırdı?
05:29Evrene getiriliş amacınızı yerine getirmek için mi uyanıyorsunuz?
05:33Bence üzerine düşünmeye değer.
Yorumlar