Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 dakika önce
Yusuf Dülger tarafından kaleme alınan bu metin, toplumsal yozlaşma ve üretimden kopuş meselelerini tarihsel bir kıyaslama eşliğinde ele almaktadır. Yazar, geçmişteki kendi kendine yeten ve çalışkan köy hayatının yerini günümüzde borçlanmaya, tembelliğe ve şiddet eğilimine bıraktığını savunmaktadır. Bu olumsuz değişimin sorumluluğunu hem yetersiz yöneticilere hem de öz değerlerini koruyamayan topluma yüklemektedir. Metnin sonunda ise Marcus Aurelius’un felsefi öğretilerine atıfta bulunularak, bireyin doğaya uygun, disiplinli ve erdemli bir yaşam sürmesinin önemi vurgulanmaktadır. Yazar, toplumsal çöküşten kurtulmanın yolunu kişisel sorumluluk almakta ve akılcı bir yaşam felsefesi benimsemekte görmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bazen, hani olur ya, bir pazar sabahı sıradan bir haber okursunuz ve o haber zihninizde bir sürü kapı açar.
00:08Durup düşünmeye başlarsınız. Biz nereden geldik, nereye gidiyoruz?
00:12İşte bugün yazar Yusuf Dülger'in tam da böyle bir pazar sohbetinden yola çıkarak kaleme aldığı o derin düşüncelere birlikte dalacağız.
00:21Peki, gelin konuya girelim. Her şey Kütahya'dan gelen bu haberle başlıyor.
00:25Bir fabrika, üretim yapmak için işçi arıyor ama kendi yöresinden, kendi insanından çalışacak kimseyi bulamıyor.
00:33Yani ilk duyduğunuzda nasıl yani diyorsunuz değil mi? Ama durun hikayenin devamı var.
00:39Fabrika ne yapsın? Çözümü ta binlerce kilometre öteden Hindistan'dan 120 işçi getirmekte bulmuş.
00:45Düşünsenize, Türkiye'nin sanayi şehirlerinden birinde yerli işçi yokluğundan Hindistan'dan personel geliyor.
00:52İşte bu haber, yazarın kafasında geçmişle bugün arasında dev bir köplü kurmasına neden oluyor.
00:58Asıl soru da tam olarak bu zaten. Yahu bu neden oldu?
01:01Bir zamanlar çalışkanlığıyla, üretkenliğiyle, kendi kendine yetmesiyle övünen bir toplum nasıl oldu da bu noktaya geldi?
01:08İşte bu basit gibi görünen haberin arkasındaki o büyük toplumsal değişimi anlamak için yazar bizi önce geçmişe, sonra da günümüzün o sert gerçeklerine götürüyor.
01:18Malum, bugünü anlamanın yolu biraz da dünü hatırlamaktan geçer.
01:22Yazar da tam olarak bunu yapıyor ve bizi o eski, kendi kendine yeten, üreten Türkiye'ye götürüyor.
01:27Şu rakamlara bir bakın. Bir asırdan daha kısa bir sürede yaşanan o devasa değişimi net bir şekilde görüyorsunuz.
01:32Yani 1920'lerde neredeyse her 4 kişiden 3'ü köyde yaşarken, 2000'lerin sonuna geldiğimizde bu durum tamamen tersine dönmüş.
01:40Bu sadece bir yerden bir yere taşınma hikayesi değil.
01:43Bu bir yaşam tarzının, bir kültürün kökünden değişmesi demek aslında.
01:48Peki nasıldı o köy hayatı?
01:50Yazarın anlattığına göre o zamanlar boş durmak diye bir kavram pek yokmuş.
01:54Çocuğundan yaşlısına kadar herkesin bir görevi, bir işi varmış.
01:59İnsanlar ununu, bulgurunu, hatta kıyafetini bile kendisi yaparmış.
02:03Borçlanmak büyük ayıp sayılırmış ve ata yadigarı o topraklar kutsalmış, asla satılmazmış.
02:09Herkes üretime katkı sağladığı için toplum bir bütün gibi hareket edermiş, öyle kavgaya, gürültüye pek vakitleri olmazmış.
02:16Ve şimdi, geçmişin o biraz da romantikleştirilmiş halinden günümüze, yani madalyonun diğer yüzüne geliyoruz.
02:25Yazar, bugünün Türkiye'sini o geçmişle karşılaştırdığında ortaya oldukça karanlık bir tablo çıkıyor.
02:30Aradaki fark o kadar keskin ki, o üreten, kendi kendine yeten toplumun yerini, borç batağında tembelliğin arttığı bir yapı almış, birlik beraberlik ruhu gitmiş, yerine sürekli gergin, kavgacı bir ruh hali gelmiş.
02:44Ve belki de en acısı ne biliyor musunuz?
02:47Bir zamanlar ata yadigarı diye gözü gibi bakılan o topraklar, bugün yabancılara satılır hale gelmiş.
02:52Yazar bu durumu topyekun bir akıl ve beden sağlığı bozulması olarak görüyor.
02:58Peki, tamam, bu büyük değişim yaşandı.
03:01Bu kültürel ve ekonomik çöküşün sorumlusu kim?
03:04Yazar bu çok kritik soruyu sorarken suçu tek bir yere atmaktan kaçınıyor ama yine de parmağıyla belli bir yere işaret ediyor.
03:11Yazara göre aslında hepimiz suçluyuz ama aslan payı yöneticilerin.
03:16Neden?
03:17Çünkü halkın ekonomik, kültürel, sosyal ihtiyaçlarını doğru dürüst tespit edemeyen, bu ihtiyaçları karşılayamayan ve toplumu doğru bir şekilde eğitemeyenler en başta yöneticilerdir, diyor.
03:28İşte kilit nokta tam da burası.
03:30Yazar durumu çok net bir formülle özetliyor.
03:33Bir halk sürekli düşüşte ise onu yönetenler yetersizdir.
03:36Bu aynı zamanda halkın kendi sorumluluğuna da bir işaret aslında.
03:40Çünkü liderlerini doğru seçemeyen bir toplum aslında kendi geleceğini kendi elleriyle tehlikeye atıyor demektir.
03:47Yazar toplumsal bir sorunla başladığı bu pazar sohbetini bireysel bir çözüm arayışıyla noktalıyor.
03:53Peki çare nerede?
03:55Çareyi yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış bir Roma İmparatoru ve aynı zamanda büyük bir stoacı filozof olan Marcus Aurelius'un sözlerinde buluyor.
04:04Bu ilk alıntı aslında her şeyin özeti gibi.
04:07Dışarıda ne kadar kaos olursa olsun bizim kontrol edebileceğimiz tek bir şey var.
04:12Kendi eylemlerimiz.
04:13Yaptığımız iş her ne olursa olsun onu dürüstçe, sevgiyle ve kendimize saygı duyarak yapmak,
04:19belki de toplumu değiştirecek o büyük kıvılcım tam da bu bireysel duruşla başlıyordur.
04:23Bu sözler ise adeta bir aciliyet çağrısı.
04:27Zamanın ne kadar değerli olduğunu yüzümüze çarpıyor.
04:30Sadece ölümlü olduğumuz için değil, yaş ilerledikçe anlama ve harekete geçme gücümüzü de kaybedebileceğimiz için şimdi harekete geçmemiz gerektiğini söylüyor.
04:40Ertelemek aslında bir tür vazgeçiş değil midir?
04:43Ne kadar güçlü bir mesaj değil mi?
04:45Yani diyor ki enerjini başkalarını yargılamakla, dedikoduyla, boş işlerle harcayacağına topluma faydalı bir amaca yönelt.
04:52Toplumun kötüye gidişinden şikayet etmek yerine o toplumu daha iyi hale getirecek ufacık da olsa bir şey yapmaya odaklan.
04:58Yazarın sohbetini noktaladığı bu son alıntı, belki de en temel motivasyon kaynağımızı bize hatırlatıyor.
05:04Sadece sıcak yatakta daha fazla kalmak için değil, insan olmanın sorumluluğunu yerine getirmek, potansiyelimizi ortaya çıkarmak için uyanıyoruz.
05:12Her yeni gün bu amaç için bize verilmiş bir fırsat.
05:15Yazarın bu pazar sohbeti bizi bu son ve çok derin soruyla baş başa bırakıyor.
05:20Bakın nereden başladık, nereye geldik?
05:23Kütahya'daki bir fabrikadan evrensel bir varoluş sorusuna.
05:26Peki ya siz? Bu sabah sizi yataktan ne kaldırdı?
05:29Evrene getiriliş amacınızı yerine getirmek için mi uyanıyorsunuz?
05:33Bence üzerine düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen