Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Bu metin, Erol Sunat'ın eski okul yıllarındaki düşük notlu karneler üzerine kaleme aldığı anılarını ve Muammer Acar gibi eğitimcilerin "zayıfsız karne çiçeksiz bahçeye benzer" felsefesini konu almaktadır. Yazar, başarısız notların bir öğrencinin geleceğini tamamen karartmadığını, aksine bu zorlukların aşılmasıyla elde edilen diplomaların daha kıymetli hale geldiğini vurgulamaktadır. Geçmişin eğitim sistemindeki matematik ve yabancı dil gibi zorlu derslerin yarattığı baskı ile aile içindeki karne stresini samimi bir dille aktarmaktadır. Metin boyunca, zayıf notların yarattığı duygusal yükün sadece benzer süreçlerden geçenler tarafından anlaşılabileceği savunulmaktadır. Nihayetinde bu kaynak, akademik başarısızlığın hayatın sonu olmadığını ve ümidin korunması gerektiğini hatırlatan teselli edici bir nostalji niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Karne nasıl? Ya bu o kadar basit bir soru gibi duruyor ama aslında pek çoğumuz için ne kadar da yüklü bir anlama sahip değil mi?
00:08Biliyor musunuz nesiller boyunca öğrenciler için karne günü, hani böyle bir kutlama falan değil tam tersi derin bir endişe kaynağıydı.
00:16Yani o gün evin kapısını çalmadan önce saatler geçiyor gibi gelirdi insana.
00:21Attığın her adımda o elindeki kağıt, o karne sanki daha da ağırlaşırdı.
00:25İşte şimdi gelin o günlerin ardındaki gizli tarihe bir bakalım.
00:30Kötü karnenin yarattığı o çiçeksiz bahçelere doğru bir yolculuğa çıkalım.
00:35Ama bakın o bahçeye umut eken biri de vardı.
00:38Yıl 1980, Manisa Soma Linnet Lisesi'nin efsanevi bir müdürü var, Muammer Acar.
00:44Öğrencilerine o kadar bilgece, o kadar teselli dolu sözler söylüyor ki.
00:49Düşünebiliyor musunuz bu baba müdür diye anılan insan kendi yaşadıklarını anlatıyor öğrencilerine.
00:55Onların ne kadar zorlandığını anladığını gösteriyor.
00:58Onlara umut veriyor sanki şey der gibi.
01:01Bakın çocuklar ben de sizin gibiydim ama şimdi bu lisenin müdürüyüm.
01:05Yani aslında onlara bir gelecek vaat ediyor.
01:08Peki öğrencileri bu kadar korkutan o kötü karne tam olarak ne demekti?
01:13Yani o dönemin eğitim sisteminde kurallar neydi?
01:16Riskler ne kadar büyüktü?
01:17Hadi gelin biraz daha yakından bakalım.
01:19Şimdi o zamanlar onluk not sistemi var.
01:22Beş, beş almak resmen can simidi gibi bir şey.
01:25Ama dört, üç, iki hatta bir bunların hepsi zayıf.
01:30Yani kalıyorsun.
01:31O baskıyı bir düşünsenize.
01:33Beş almak bile başlı başına bir zafer.
01:35Ve günün sonunda aslında iki farklı dünya vardı.
01:39Bir tarafta gururla çerçeveletilip duvara asılan takdirler, teşekkürler.
01:44Diğer tarafta ise kimseye gösterilemeyen, utançla saklanan, hatta bazen çaresizlikten yırtılıp atılan o karneler.
01:52Ama en fenası neydi biliyor musunuz?
01:56Karne'de sadece tek bir tane bir olması.
01:59İşte o an bitti.
02:01Bütün yaz tatiliniz iptal.
02:03Tek bir kurtarma sınavına çalışarak geçireceksiniz demekti bu.
02:06O sınav da adeta bir sırat köprüsü gibiydi.
02:10Peki, diyelim ki tek bir dersten kaldınız.
02:13O dersin ne olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.
02:16Yüzde doksan ihtimalle matematik.
02:18Ah o cebir ve geometri.
02:20O dönemin öğrencilerinin resmen kabusuydu.
02:24Listenin ikinci sırasında da bir diğer baş belası yabancı dil geliyordu tabii.
02:29Ya baskı öyle bir boyuta gelmişti ki ortaya inanmaz hikayeler çıkıyordu.
02:34Düşünün yani beden eğitimi ve din dersi hariç bütün dersleri zayıf olan karneler varmış.
02:39Ya da eylülde sekiz zayıfı birden verip efsane olan öğrenciler.
02:43Hatta aynı sınıfı iki sene okuyup özel bir belge alanlar bile varmış.
02:47E tabii bir de çaresizlikten karnesini yakanlar, babasının imzasını taklit etmeye çalışanlar.
02:53O kötü karneyi eve götürmenin de kendine has bir ritüeli vardı.
02:58Adeta bir hüküm günü gibi.
03:00Önce evin kapısında saatlerce beklersin.
03:03Sonra karneyi bir yerlere saklamaya çalışırsın.
03:05İçeri girince annenin o hayal kırıklığı dolu bakışlarıyla karşılaşırsın.
03:10Ve en son babanın vereceği nihai kararı o gergin bekleyişle beklersin.
03:14Tabii ailedeki tepkiler de zayıf sayısına göre değişiyordu.
03:18Mesela tek bir zayıfın varsa bir şekilde yırtıyordun.
03:21Önemli değil canım olur o kadar.
03:23Ama zayıfların sayısı dördü geçti mi işte o zaman işin rengi tamamen değişiyordu.
03:28Artık evde seni savunacak kimse kalmıyordu.
03:31Ama belki de her şeyden daha acısı neydi biliyor musunuz?
03:34En yakınlarından duyduğun o umut kırıcı laflar.
03:37Bu okumaz, bundan bir şey olmaz.
03:39Bu gibi yorumlar bir çocuğun geleceğe dair bütün hayallerini bir anda yerle bir edebiliyordu.
03:45İşte bu sürekli tekrar eden çocukluk travması pek çok insanda hayatları boyunca taşıyacakları bir iz bıraktı.
03:53Buna evet karne sendromu diyebiliriz sanırım.
03:57Ve bu sendromun tabii ki somut sonuçları da vardı.
04:00Ortaokulu 4 senede bitirmek, liseyi 6'ya uzatmak, üniversiteyi 7 senede hatta daha uzun sürede bitirmek.
04:06Bu tür hikayeler o nesil için o kadar yaygındı ki, yani başarısızlık eğitim hayatına fazladan yıllar eklemek anlamına geliyordu.
04:15Peki bir düşünelim.
04:16Üzerinden 60 yıl geçmiş.
04:19Ama bugün bile bir karne gördüğünüzde içinizin şöyle bir burkulması, midenize bir kramp girmesi.
04:25Bu ne anlama geliyor sizce?
04:27Aslında bu o günlerde yaşanan stresin, o uykusuz gecelerin, zehir olan yaz tatillerinin asla ama asla unutulmadığının bir kanıtı.
04:38O duygusal yük hala bizimle birlikte.
04:40Bakın şu alıntı, o korkunun ne kadar ortak bir duygu olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki.
04:47Zayıf karnesi olan çocuklar eve gitmeden önce bir araya gelir, birbirlerine destek olurmuş.
04:52Evde kopacak fırtınayı birlikte tahmin etmeye çalışırlarmış.
04:56En azından o anlarda yalnız olmadıklarını biliyorlardı.
05:00Bu konunun hassasiyetinin bugün bile nasıl devam ettiğini gösteren çok çarpıcı bir anı var.
05:05Yazar yıllar sonra bir çocuğa karnesini soruyor.
05:08Çocuktan aldığı cevap o kadar gergin ve savunmacı ki,
05:12iyi dedik ya amca, işte bu kısacık an baskının ne kadar zamansız olduğunun kanıtı sanki.
05:17Evet, tarihi gördük, yaşanan acıyı, sistemi nasıl işlediğini anladık.
05:24Peki, tüm bu geçmişe yaptığımız yolculuktan çıkarmamız gereken en kritik ders ne?
05:30Aslında çıkaracağımız ders çok basit ve çok insani bir şey.
05:34Siz, siz olun, elinde karnesiyle yüzü asık duran bir çocuğa o malum soruyu sormayın.
05:40Karnen nasıl? demeyin.
05:41Çünkü unutmayın, bazen en büyük yardım, en doğru yaklaşım sadece o an için sessiz kalmaktır.
İlk yorumu siz yapın
Yorumunuzu ekleyin

Önerilen