Bu makale, yazar Lütfü Şahsuvaroğlu’nun edebi kimliğini ve 2024 yılında yayımlanan “Hikayeler” isimli eserini derinlemesine inceleyen bir değerlendirme yazısıdır. Dr. Alper Sezener tarafından kaleme alınan kaynakta, yazarın fikri davasını estetik bir dille harmanladığı ve eserlerinde tarih, vicdan ile toplumsal hafıza gibi temaları işlediği vurgulanır. Şahsuvaroğlu’nun üslubu "şiirsel bir nesir" olarak tanımlanırken, öykülerinin sadece kurgu değil, aynı zamanda birer şahitlik ve ahlaki duruş olduğu ifade edilir. Metin boyunca yazarın gelenekten beslenen modern anlatımı ve vatan kavramını ortak acılar üzerinden tanımlayan yaklaşımı ön plana çıkarılır. Sonuç olarak bu kaynak, okuru edebiyatın vicdani sorumluluğunu paylaşmaya davet eden bir rehber niteliği taşır.
00:00Selamlar, bugün masamızda Lütfü Şahsularoğlu'nun hikayeler kitabı var ve şu soruyu soracağız.
00:06Bir yazar hem bir davanın peşinden koşup hem de bunu nasıl yüksek bir sanata dönüştürebilir?
00:11İşte fikirle kelimelerin bu eşsiz buluşmasına gelin yakından bakalım.
00:15İşi en temelden hepimizin aklını kurcalayan o soruyla başlayalım.
00:20Bir yazarın sesini, yazdıklarını zamansız kılan o sır ne değil mi?
00:25Yani bu sadece eleştirmenlerin değil, iyi bir okurun da kendine sorduğu soru.
00:30Ve bugünkü konumuzun da tam kalbinde işte bu yatıyor.
00:34Analizimizin merkezindeki gelelim de tam olarak burada aslında.
00:37Düşünün, bir yanda savunduğu fikirler için, davası için çile çeken biri, bir dava insanı.
00:43Diğer yanda ise aynı kişi bu çileyi alıp kelimelerle ölümsüz bir sanat eserine dönüştürebilen bir usta.
00:49Gerçekten de edebiyat tarihinde bu iki kimliği aynı bedende buluşturabilen isim sayısı o kadar az ki
00:54ve kaynak metninde ısrarla altını çizdiği gibi siyasi görüşü ne olursa olsun
00:59bu iki özelliği başarıyla bir araya getiren kalemlerin sayısı gerçekten sandığımızdan çok daha az.
01:05İşte bu nadir bulunan bileşimin bu terkiplerin günümüzdeki en güçlü örneklerinden birini
01:10Lütfu Şahsuvaroğlu'nu mercek altına alacağız.
01:13Evet, şimdi bu nadir bileşimin edebiyatımızdaki en güçlü temsilcilerinden birine
01:17Lütfu Şahsuvaroğlu'nun portresine biraz daha yakından bakalım.
01:21Kimdir, nasıl bir kalemdir, o edebi kimliğinin katmanlarını gelin birlikte aralayalım.
01:27Şahsuvaroğlu'nun hayat hikayesine baktığımızda bunun sadece bir biyografi olmadığını
01:32adesa onun o kendine has edebi sesini şekillendiren bir atölye olduğunu görüyoruz.
01:38Erzincan'da başlıyor her şey.
01:39Sonra gençlik yıllarındaki aktivizmle yoğruluyor,
01:42hapishane tecrübesiyle bambaşka bir derinlik kazanıyor
01:45ve yazarlar birliği gibi kurumlarda aldığı sorumluluklarla da olgunlaşıyor.
01:49Yani dolu dolu bir yolculuk bu.
01:51Peki bu hayat yolculuğu onun eserlerinin enteleksiyel kalbini nasıl besledi?
01:56Şimdi gelin Şahsuvaroğlu'nun felsefesine,
01:59yani kökü mazide olan ati düşüncesine odaklanalım.
02:02Çünkü bu onun bütün yazılarını besleyen,
02:05onlara o derin anlamı katan ana damar adeta.
02:08İşte bu, onun anaftar kavramı.
02:10Kökü mazide olan ati.
02:11Peki ne demek bu?
02:13Şöyle ki, Şahsuvaroğlu için tarih,
02:15böyle nostaljik eski fotoğraflara bakıp iç geçirdiğimiz bir süs değil.
02:20Ya da zor zamanlarda kaçıp sığındığımız bir limanda değil.
02:23Tam tersine, bugünümüzü anlamlandıran,
02:26damarlarımızda dolaşan canlı bir hafıza.
02:28İşte bu slide, onun yöntemini harika bir şekilde özetliyor aslında.
02:32Bir yandan Mehmet Akif, Necip Fazıl gibi düşünce dünyamızın kurucu isimlerinden,
02:37o derin gelenekten besleniyor ama diğer yandan anlatım tekniğine baktığınızda son derece modern bir yazar kimliğiyle karşılaşıyorsunuz.
02:45Yani ne yapıyor?
02:46Geçmişin bülgeliğini alıyor, bugünün diliyle ve estetiğiyle harmanlıyor.
02:49Peki, bu güçlü, felsefi ve edebi duruş,
02:52yazarın hikayeler kitabında somut olarak nasıl karşımızda çıkıyor?
02:56Yani o işçilik nasıl?
02:58Şimdi merceğimizi biraz daha yaklaştırıp kelimelere, cümlelere odaklanalım ve bu kelime kuyumculuğunun inceliklerine bakalım.
03:06Bakın, kaynaktan alınan şu alıntı, kitaptaki öykülerin ruhunu o kadar güzel anlatıyor ki,
03:13yazarın amacı sizi bir sonraki sayfada ne olacak diye şaşırtmak ya da eğlendirmek değil.
03:18Amacı bambaşka, size bir hafızayı, bir tanıklığı ve o tanıklığın getirdiği o manevi ağırlığı hissettirmek.
03:24Bu tabloya baktığımızda ise durum daha da netleşiyor.
03:27Şahsu Varoğlu'nun günümüz edebiyatındaki ana akımı eğilimlerden ne kadar bilinçli bir şekilde ayrıldığını görüyoruz.
03:33Bir yanda minimalizm, ironi, belirsizlik gibi popüler akımlar var.
03:37Oysa bunların tam karşısına anlamı, sorumluluğu ve tanıklığı koyuyor.
03:42Yani bu şöyle bir göz atıp geçeceğiniz bir edebiyat değil.
03:45Okurundan bir duruş bekleyen bir edebiyat.
03:47Mesela kitaptaki bebek öyküsünü ele alalım.
03:49Bir ailenin yaşadığı o korkunç evlat kaybını anlatıyor.
03:52Ama bunu yaparken acıyı süslemekten, onu böyle şairane kelimelere boğmaktan özellikle kaçınıyor.
03:59Kaybı ve kaderi en çıplak, en yalın haliyle pat diye okurun karşısına koyuyor.
04:03Sanki bizden duygulanmamızı değil de bir an durup düşünmemizi istiyor.
04:08Sonra Kontes gibi öyküler var.
04:10Burada tarih böyle eski bir film seti gibi bir bekor değil.
04:14Tam tersine, bugünü sorgulayan ağır bir yük olarak çıkıyor karşımıza.
04:19Osmanlı'nın köküşü, o kaybedilen merkez fikri, bugünün insanların hayatlarına sızıyor ve aslında bugünün sorumlarına bir ayna tutuyor.
04:28Ve gelelim Mihriban'a.
04:29Abdurrahim Karakoç'un o meşhur şiiriyle hepimizin kalbine dokunan bu isim, etrafında dönen hikaye, bence kitabın en hassas, en kırılgan metinlerinden biri.
04:38Ölüm, aşk ve şiir gibi o ebedi temalar arasında o kadar narin bir karşılaşma kuruyor ki,
04:45bu hikaye yazarın duygusal ve alegorik derinliğini de çok net bir şekilde gözler önüne seriyor.
04:51Kitaptaki K günlüğü ve nar çiçeği gibi diğer öykülerse meseleyi bireyselden alıp daha toplumsal bir yere taşıyor.
04:58Salgınlar, aile kurumunun sarsılması, ahlaki çözülmeler, bu gibi temaları işleyerek bireysel trajedilerden yola çıkıp kolektif vicdanımıza doğru bir kapı aralıyor adeta.
05:09Peki, tüm bu öyküleri, bu felsefeyi bir araya getirdiğimizde karşımıza nasıl bir resim çıkıyor?
05:15Şimdi gelin tekrar büyük resme bakalım ve Şahsuvaroğlu'nun eserlerinin günümüz okuru için ne ifade ettiğini, bize hangi vicdani çağrıyı yaptığını konuşalım.
05:25Bakın şu cümle belki de yazarın tüm felsefesini tek başına özetliyor.
05:30Vatanı sadece coğrafi bir alan olarak görmüyor, onu ortak bir hafıza, paylaşılan bir kader ve bizi biz yapan hikayeler bütünü olarak tanımlıyor.
05:38Ne kadar derin bir bakış açısı değil.
05:40Ve kaynak metnin gorumu da çok ilginç.
05:43Diyor ki yazarın okurdan beklentisi, sanatını alkışlaması değil, ondan istediği şey bir yoldaşlık aslında.
05:50Onunla aynı ciddiyeti paylaşacak, sorduğu o zor sorulara kafa yoracak bir okur, bir yoldaş arıyor kendini.
05:56İşte bu yüzden Hikayeler kitabı, edebiyatta hala daha derin bir anlam, ahlaki bir duruş, bir vicdan arayan okurlar için yapılmış, sessiz ama bir o kadar da ısrarlı bir çağrı gibi.
06:07Bir davet aslında.
06:09Ve gelin bu incelemeyi hepimizi şöyle bir durup düşündürecek bir soruyla bitirelim.
06:14Her şeyin inanılmaz bir hızla aktığı, tüketildiği bu çağda, okurundan yavaşlamasını, durmasını ve derinlemesine düşünmesini isteyen böyle bir edebiyatın rolü, yeri ne olabilir?
İlk yorumu siz yapın