Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 dakika önce
İnsanlığın yaşam boyunca karşılaştığı derin ve iyileşmeyen yaralar, Erol Sunat’ın bu yazısında hayatın ve hüznün süzgecinden geçerek ele alınıyor. Toplum olarak acıların büyüklüğünü birbiriyle yarıştıran bir tutum sergilediğimiz, hatta bu ıstırapları hafife aldığımız vurgulanıyor. Ruhumuzda açılan bu kapanmaz kabukların temel sebebi ise hayatımızdan çıkardığımız şefkat ve sevgi eksikliği olarak gösteriliyor. Mevlânâ ve Yunus Emre gibi bilgelerin öğretilerine atıfta bulunularak, dertlerin tek şifasının sevgi olduğu hatırlatılıyor. İnsanların yalnızlaştırıldığı, vefa ve dayanışma gibi değerlerin unutulduğu bir düzende, türkülerin ve şarkıların sığınağı haline geldiğimiz ifade ediliyor. Sonuç olarak, ekonomik sıkıntılardan dost ihanetlerine kadar hayatın her alanından aldığımız darbelerle kalbimizin ağır yaralı olduğu, ancak sevgi bağını yeniden kurarak bu çıkmazdan kurtulabileceğimiz belirtiliyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bugün aslında hepimizin çok iyi bildiği ama nedense yüzleşmekten, konuşmaktan köşe bucak kaçtığı, o çok derin, çok insani meseleyi masaya
00:08yatırıyoruz.
00:09Toplumsal ve bireysel olarak ruhumuzda açılan o ağır duygusal yaraları ve Erol Sunat'ın o müthiş dokunaklı metninden yola çıkarak,
00:17bu yaraların tek ama tek gerçek merhemini konuşacağız.
00:20Bu sadece sıradan bir metin incelemesi değil, yani aslında görünmez yara izlerimizin haritasını çıkaracağız diyebilirim.
00:27Hazırsanız bu duygusal yüzleşmeye başlayalım.
00:30Evet, lafı hiç uzatmadan hemen konuya dalalım.
00:34Yazarımız anlatıma o meşhur yürek yakan feryatla giriyor.
00:37Yara beni, yara beni, öldürür bu yara beni.
00:41Neden mi?
00:42Çünkü burada bahsettiğimiz şey öyle elinize batan bir kıymık, bedensel bir çizik falan değil.
00:47Bu yaralar ruhumuza kazınan, kimimizi gerçekten içten içe yiyip bitiren, geriye kalanlarımızı da hayatta sürüm sürüm süründüren o ağır hisler.
00:55Fiziksel bir yarayı sararsınız, geçen gider.
00:58Ama bu türden bir yara, insanı hayatta tutarken bile nefesini kesen, adeta paçalarınızdan aşağı çeken o bitmek bilmeyen ağırlığın ta
01:06kendisi.
01:07Birinci bölümümüz, kapanmayan gönül yaralarımız.
01:10Biliyor musunuz, yazar burada yara kelimesini bildiğimiz anlamından tamamen koparıyor.
01:15Diyor ki, sabaha kadar anlatsak da kapanmayan duygusal bir taribat.
01:19Çoğu zaman büyüklerimizden, o eski toprak dediğimiz nesilden duyduğumuz hayat hikayelerini bir düşünün.
01:24Kaçının yarası gerçekten kapanabildi ki, çoğu o kapanmayan yaralarıyla göçüp gitti.
01:29Yani yara dediğimiz şey sadece anlık gelip geçici bir acı değil.
01:33Nesiller boyu aktarılan, hepimizin sırtında taşıdığı o ağır bagaj aslında.
01:37Hep deriz ya hani, mazimiz kalbimizde yaradır.
01:41İşte eğer o bagajı, o eski sandığı açmaya kalkarsak, inanın bana akşam olur, gün biter, biz o dertlerin yol açtığı
01:48tahribatı anlatıp bitiremeyiz.
01:50Herkesin içinde o en derinde sadece kendisinin bildiği o ince sızı yatıyor.
01:55Ve o maziyi konuşmak, kabuk bağlamış gibi dursa da aslında kanamaya hep hazır olan o yeri adeta yeniden deşmek gibi
02:03bir şey.
02:03İkinci bölüm, çaresizlik ve yaraları yarıştırmak.
02:08Peki, içimiz böyle alev alev yanarken biz ne aradık ve toplum bize ne verdi?
02:14Aslında bu karşılaştırma durumu harika özetliyor.
02:17Bir yanda bizim tek ihtiyacımız olan şey var.
02:20Sadece biraz anlaşılmak, şöyle içten gerçekten dinleyen birilerini bulmak.
02:25Derdimize derman bulalım diye içimizi döktük insanlara.
02:27Ama diğer yanda toplumun bize kestiği o ağır fatura var.
02:31Çoğunlukla söylenenleri kulak arkası edip, yarıları birbiriyle yarıştırdı insanlar.
02:37Karşınızdakinin esneyerek gözleri yarı açık sizi dinliyormuş gibi yapması yok mu?
02:41İşte o, acınızın değerini sıfırlayan o korkunç toplumsal tepkisizlik hali.
02:46Ve inanın, işin en ama en acımasız tarafı şu, duyduğumuz o klasik cümle.
02:51O da yara mı yahu? Senin derdin dert mi? Benimkinin yanında.
02:56Gerçekten inanılmaz.
02:57İnsanlık olarak acıları birbiriyle tokuşturur, yarıştırır hale gelmişiz.
03:02Bu kadar yara sana bir şey yapmaz deyip geçiyoruz.
03:05Düşünebiliyor musunuz olayın vehametini?
03:07Bir insan size en zayıf anında, en kırılgan halinde kalbini açıyor
03:12ve toplum buna seninki de dert mi diyerek o yaraya adeta tuz basıyor.
03:17Bu, çaresizliğin kelimenin tam anlamıyla dibidir işte.
03:20Üçüncü bölüm, bu incelemenin en can alıcı noktası.
03:24Şifanın adı, sevgi.
03:26Peki ne yapacağız? Nasıl çıkacağız bu işin içinden?
03:29Mevlana, yüzyıllar öncesinden o muazzam reçeteyi yazmış aslında.
03:33Diyor ki, sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden dertler şifa bulur.
03:38Yazarımız bunu çok çok net bir şekilde yüzümüze vuruyor.
03:42İnsanların sizin acınızı küçümsediği, dertlerinizi arsızca yarıştırdığı bu garip dünyada,
03:47sizi yargılamadan dinleyen o saf sevgi bağı var ya, işte tek gerçek şifa o.
03:52Sevgi iyileştiriyor çünkü bizi biz olduğumuz için tüm o defolarımızla, yaralarımızla kabul ediyor.
03:58Sevgisizliğin olduğu yerde hiçbir yara kapanmaz.
04:01Ama o içten bağ, dertleri eriten, bakırı gerçekten altına çeviren bir simya gibi.
04:06Bakın sadece Mevlana değil, hemen ardından Yunus Emre devreye giriyor ve yüzyıllar ötesinden aynı gerçeği öyle güzel perçinliyor ki,
04:16sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
04:18Bu böyle sadece kulakta hoş tınlayan romantik bir şiir dizesi değil arkadaşlar.
04:24İnsanın dünyayı yaşanabilir kılmasının, kendi kurtuluşunu kendi elleriyle bulmasının formülü bu.
04:30Dünyayı güzelleştirecek olan tek samimiyet, şüphesiz ki sevgiden geçiyor.
04:34Sonra biraz daha yakın tarihe geliyoruz ve rahmetli Cahit Sıtkın'ın o naif uyarıları ekleniyor tabloya.
04:42Hayat cidden çok kısa.
04:44Bugün var, yarın yoğum diyor şair.
04:46Zaman resmen avuçlarımızdan su gibi akıp giderken sevgiyi ertelemek, sevmekten kaçınmak ne büyük ne korkunç bir israf değil mi?
04:54Biz sağda solda, şarkılarda, türkülerde kendimizi bulmaya çalışırken asıl ihtiyacımız olan şeyin sıcacık bir insan sevgisi olduğunu tamamen unutmuşuz.
05:03İyi de, ne oldu bize?
05:05Yazar burada, çok haklı, çok yerinde bir soru soruyor.
05:09Hangi yolun başında, hangi çeşme taşında bıraktık biz sevgiyi?
05:12Madem sevgiyle yolları ayırmak hiç de akıl kârı değildi, neden şimdi taşıdığımız her yaranın içinde o sevgisizliğin soğuk, gri izleri
05:20var?
05:21Çok net ki biz sevmeyi unutmuşuz.
05:23O büyük mana zenginliğini elimizin tersiyle itip yollarımızı ayırma bedbahtlığını, o büyük talihsizliği hep beraber yaşıyoruz.
05:304. Bölümümüz Unutulan Vefa ve İnsanlık
05:35Şu saydığımız insani eylemlere bir bakar mısınız?
05:39İnsanı düşünmek, zor anında koluna girmek, biri tökezleyip düştüğünde onu tutup kaldırmak, korkma ben yanındayım hissini, o güveni veredilmek ve
05:49tabii ki vefa.
05:51Bunlar eskiden günlük hayatımızın rutiniydi, yani insan olmanın temel gereklilikleriydi lahu.
05:56Oysa şimdi duruma bakın, elinde merhemle acımıza derman olmaya gelene bile kapıyı içeriden kilitliyoruz.
06:04Sevgiyi kaybettik, faturasını da insanlığımızla ödüyoruz.
06:07Yani düştüğümüz durum o kadar trajikomik ki, metindeki o karanlık ama nokta atışı tespitle söyleyeyim,
06:14biz bu güzel insani değerleri ıskalama konusunda resmen bir Guinness rekoruna koşuyoruz.
06:19Bir yandan yalnızlık Allah'a mahsus diyoruz, diğer yandan etrafımızdaki yaşlıları, yoksulları, kimsesizleri kendi kaderlerine terk ediyoruz.
06:27Büyüklerimizin o meşhur lafını hatırlayın, geçmişini, yaşlısını unutan, geçmişini inkar etmiş sayılır.
06:33Acaba bugün o insanları unutanlar, yarın o koltuğa kendilerinin oturmayacağını falan mı sanıyorlar?
06:38Ve geldik son ve en sarsıcı bölüme.
06:41Beşinci bölüm, yara almadığımız ne kaldı?
06:44Asıl ilginç olan ne biliyor musunuz? Bu yara listesinin nasıl amansızca evrim geçirdiği.
06:50Kalbimiz hiç olmadığı kadar delik deşik.
06:53Dil yarası, gönül yarası, o en çok güvendiğimiz dost bildiklerimizden yediğimiz darbeler, arkadaş yaraları derken,
07:00birdenbire son derece soğuk ve güncel bir gerçek çarpıyor yüzümüze, enflasyon yarası.
07:06Evet, o ruhsal çöküntülerimizin arasına sızan acımasız maddi gerçeklik.
07:11Verilen sözlerin buharlaşması, güvendiğimiz o koca dağlara yağan lapa lapa karlar.
07:16Hepsi üst üste biniyor, hepsi aynı anda kanıyor.
07:19Modern dünyanın bu korkunç hızı ve yükü altında durup bir soluklanmaya bile vakit bulamadan tükenip gidiyoruz.
07:25Ve bu incelemeyi bitirirken, yazarın hepimizi o derin sessizliğe gömen son sorusuyla baş başa bırakıyorum sizi.
07:33Tüm bu dinlediklerimizden, avuçlarımızdan kayıp giden o sevgiden, yitirdiğimiz vefadan sonra.
07:39Lütfen şöyle bir durup kendi içinizde dürüstçe cevaplayın.
07:43Sahi, yara almadığımız ne kaldı ki?
07:46O yargılamadan dinleyen saf sevgiye ve onun eşsiz şifasına olan ihtiyacımızı hep hatırlamanız dileğiyle.
07:54Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:56Şimdilik hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen