00:00Bugün aslında hepimizin çok iyi bildiği ama nedense yüzleşmekten, konuşmaktan köşe bucak kaçtığı, o çok derin, çok insani meseleyi masaya
00:08yatırıyoruz.
00:09Toplumsal ve bireysel olarak ruhumuzda açılan o ağır duygusal yaraları ve Erol Sunat'ın o müthiş dokunaklı metninden yola çıkarak,
00:17bu yaraların tek ama tek gerçek merhemini konuşacağız.
00:20Bu sadece sıradan bir metin incelemesi değil, yani aslında görünmez yara izlerimizin haritasını çıkaracağız diyebilirim.
00:27Hazırsanız bu duygusal yüzleşmeye başlayalım.
00:30Evet, lafı hiç uzatmadan hemen konuya dalalım.
00:34Yazarımız anlatıma o meşhur yürek yakan feryatla giriyor.
00:37Yara beni, yara beni, öldürür bu yara beni.
00:41Neden mi?
00:42Çünkü burada bahsettiğimiz şey öyle elinize batan bir kıymık, bedensel bir çizik falan değil.
00:47Bu yaralar ruhumuza kazınan, kimimizi gerçekten içten içe yiyip bitiren, geriye kalanlarımızı da hayatta sürüm sürüm süründüren o ağır hisler.
00:55Fiziksel bir yarayı sararsınız, geçen gider.
00:58Ama bu türden bir yara, insanı hayatta tutarken bile nefesini kesen, adeta paçalarınızdan aşağı çeken o bitmek bilmeyen ağırlığın ta
01:06kendisi.
01:07Birinci bölümümüz, kapanmayan gönül yaralarımız.
01:10Biliyor musunuz, yazar burada yara kelimesini bildiğimiz anlamından tamamen koparıyor.
01:15Diyor ki, sabaha kadar anlatsak da kapanmayan duygusal bir taribat.
01:19Çoğu zaman büyüklerimizden, o eski toprak dediğimiz nesilden duyduğumuz hayat hikayelerini bir düşünün.
01:24Kaçının yarası gerçekten kapanabildi ki, çoğu o kapanmayan yaralarıyla göçüp gitti.
01:29Yani yara dediğimiz şey sadece anlık gelip geçici bir acı değil.
01:33Nesiller boyu aktarılan, hepimizin sırtında taşıdığı o ağır bagaj aslında.
01:37Hep deriz ya hani, mazimiz kalbimizde yaradır.
01:41İşte eğer o bagajı, o eski sandığı açmaya kalkarsak, inanın bana akşam olur, gün biter, biz o dertlerin yol açtığı
01:48tahribatı anlatıp bitiremeyiz.
01:50Herkesin içinde o en derinde sadece kendisinin bildiği o ince sızı yatıyor.
01:55Ve o maziyi konuşmak, kabuk bağlamış gibi dursa da aslında kanamaya hep hazır olan o yeri adeta yeniden deşmek gibi
02:03bir şey.
02:03İkinci bölüm, çaresizlik ve yaraları yarıştırmak.
02:08Peki, içimiz böyle alev alev yanarken biz ne aradık ve toplum bize ne verdi?
02:14Aslında bu karşılaştırma durumu harika özetliyor.
02:17Bir yanda bizim tek ihtiyacımız olan şey var.
02:20Sadece biraz anlaşılmak, şöyle içten gerçekten dinleyen birilerini bulmak.
02:25Derdimize derman bulalım diye içimizi döktük insanlara.
02:27Ama diğer yanda toplumun bize kestiği o ağır fatura var.
02:31Çoğunlukla söylenenleri kulak arkası edip, yarıları birbiriyle yarıştırdı insanlar.
02:37Karşınızdakinin esneyerek gözleri yarı açık sizi dinliyormuş gibi yapması yok mu?
02:41İşte o, acınızın değerini sıfırlayan o korkunç toplumsal tepkisizlik hali.
02:46Ve inanın, işin en ama en acımasız tarafı şu, duyduğumuz o klasik cümle.
02:51O da yara mı yahu? Senin derdin dert mi? Benimkinin yanında.
02:56Gerçekten inanılmaz.
02:57İnsanlık olarak acıları birbiriyle tokuşturur, yarıştırır hale gelmişiz.
03:02Bu kadar yara sana bir şey yapmaz deyip geçiyoruz.
03:05Düşünebiliyor musunuz olayın vehametini?
03:07Bir insan size en zayıf anında, en kırılgan halinde kalbini açıyor
03:12ve toplum buna seninki de dert mi diyerek o yaraya adeta tuz basıyor.
03:17Bu, çaresizliğin kelimenin tam anlamıyla dibidir işte.
03:20Üçüncü bölüm, bu incelemenin en can alıcı noktası.
03:24Şifanın adı, sevgi.
03:26Peki ne yapacağız? Nasıl çıkacağız bu işin içinden?
03:29Mevlana, yüzyıllar öncesinden o muazzam reçeteyi yazmış aslında.
03:33Diyor ki, sevgiden acılar tatlılaşır, sevgiden dertler şifa bulur.
03:38Yazarımız bunu çok çok net bir şekilde yüzümüze vuruyor.
03:42İnsanların sizin acınızı küçümsediği, dertlerinizi arsızca yarıştırdığı bu garip dünyada,
03:47sizi yargılamadan dinleyen o saf sevgi bağı var ya, işte tek gerçek şifa o.
03:52Sevgi iyileştiriyor çünkü bizi biz olduğumuz için tüm o defolarımızla, yaralarımızla kabul ediyor.
03:58Sevgisizliğin olduğu yerde hiçbir yara kapanmaz.
04:01Ama o içten bağ, dertleri eriten, bakırı gerçekten altına çeviren bir simya gibi.
04:06Bakın sadece Mevlana değil, hemen ardından Yunus Emre devreye giriyor ve yüzyıllar ötesinden aynı gerçeği öyle güzel perçinliyor ki,
04:16sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.
04:18Bu böyle sadece kulakta hoş tınlayan romantik bir şiir dizesi değil arkadaşlar.
04:24İnsanın dünyayı yaşanabilir kılmasının, kendi kurtuluşunu kendi elleriyle bulmasının formülü bu.
04:30Dünyayı güzelleştirecek olan tek samimiyet, şüphesiz ki sevgiden geçiyor.
04:34Sonra biraz daha yakın tarihe geliyoruz ve rahmetli Cahit Sıtkın'ın o naif uyarıları ekleniyor tabloya.
04:42Hayat cidden çok kısa.
04:44Bugün var, yarın yoğum diyor şair.
04:46Zaman resmen avuçlarımızdan su gibi akıp giderken sevgiyi ertelemek, sevmekten kaçınmak ne büyük ne korkunç bir israf değil mi?
04:54Biz sağda solda, şarkılarda, türkülerde kendimizi bulmaya çalışırken asıl ihtiyacımız olan şeyin sıcacık bir insan sevgisi olduğunu tamamen unutmuşuz.
05:03İyi de, ne oldu bize?
05:05Yazar burada, çok haklı, çok yerinde bir soru soruyor.
05:09Hangi yolun başında, hangi çeşme taşında bıraktık biz sevgiyi?
05:12Madem sevgiyle yolları ayırmak hiç de akıl kârı değildi, neden şimdi taşıdığımız her yaranın içinde o sevgisizliğin soğuk, gri izleri
05:20var?
05:21Çok net ki biz sevmeyi unutmuşuz.
05:23O büyük mana zenginliğini elimizin tersiyle itip yollarımızı ayırma bedbahtlığını, o büyük talihsizliği hep beraber yaşıyoruz.
05:304. Bölümümüz Unutulan Vefa ve İnsanlık
05:35Şu saydığımız insani eylemlere bir bakar mısınız?
05:39İnsanı düşünmek, zor anında koluna girmek, biri tökezleyip düştüğünde onu tutup kaldırmak, korkma ben yanındayım hissini, o güveni veredilmek ve
05:49tabii ki vefa.
05:51Bunlar eskiden günlük hayatımızın rutiniydi, yani insan olmanın temel gereklilikleriydi lahu.
05:56Oysa şimdi duruma bakın, elinde merhemle acımıza derman olmaya gelene bile kapıyı içeriden kilitliyoruz.
06:04Sevgiyi kaybettik, faturasını da insanlığımızla ödüyoruz.
06:07Yani düştüğümüz durum o kadar trajikomik ki, metindeki o karanlık ama nokta atışı tespitle söyleyeyim,
06:14biz bu güzel insani değerleri ıskalama konusunda resmen bir Guinness rekoruna koşuyoruz.
06:19Bir yandan yalnızlık Allah'a mahsus diyoruz, diğer yandan etrafımızdaki yaşlıları, yoksulları, kimsesizleri kendi kaderlerine terk ediyoruz.
06:27Büyüklerimizin o meşhur lafını hatırlayın, geçmişini, yaşlısını unutan, geçmişini inkar etmiş sayılır.
06:33Acaba bugün o insanları unutanlar, yarın o koltuğa kendilerinin oturmayacağını falan mı sanıyorlar?
06:38Ve geldik son ve en sarsıcı bölüme.
06:41Beşinci bölüm, yara almadığımız ne kaldı?
06:44Asıl ilginç olan ne biliyor musunuz? Bu yara listesinin nasıl amansızca evrim geçirdiği.
06:50Kalbimiz hiç olmadığı kadar delik deşik.
06:53Dil yarası, gönül yarası, o en çok güvendiğimiz dost bildiklerimizden yediğimiz darbeler, arkadaş yaraları derken,
07:00birdenbire son derece soğuk ve güncel bir gerçek çarpıyor yüzümüze, enflasyon yarası.
07:06Evet, o ruhsal çöküntülerimizin arasına sızan acımasız maddi gerçeklik.
07:11Verilen sözlerin buharlaşması, güvendiğimiz o koca dağlara yağan lapa lapa karlar.
07:16Hepsi üst üste biniyor, hepsi aynı anda kanıyor.
07:19Modern dünyanın bu korkunç hızı ve yükü altında durup bir soluklanmaya bile vakit bulamadan tükenip gidiyoruz.
07:25Ve bu incelemeyi bitirirken, yazarın hepimizi o derin sessizliğe gömen son sorusuyla baş başa bırakıyorum sizi.
07:33Tüm bu dinlediklerimizden, avuçlarımızdan kayıp giden o sevgiden, yitirdiğimiz vefadan sonra.
07:39Lütfen şöyle bir durup kendi içinizde dürüstçe cevaplayın.
07:43Sahi, yara almadığımız ne kaldı ki?
07:46O yargılamadan dinleyen saf sevgiye ve onun eşsiz şifasına olan ihtiyacımızı hep hatırlamanız dileğiyle.
07:54Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:56Şimdilik hoşçakalın.
Yorumlar