Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Erol Sunat'ın bu yazısı, insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olan pişmanlık duygusunu ve bu duygunun dildeki karşılığı olan "keşke" kelimesini derinlemesine ele almaktadır. Yazar, geçmişte yapılan hataların, söylenmemiş sözlerin ve kaçırılmış fırsatların bireyin üzerinde yarattığı duygusal yükü etkileyici bir dille tasvir eder. Metne göre bu kavram, geri dönüşü olmayan yolları, telafisi mümkün olmayan vicdan azaplarını ve zamanın durdurulamaz akışını simgeleyen hüzünlü bir itiraftır. Her insanın hayatında biriktirdiği bu sessiz çığlıklar, bazen bir takıntı bazen de ağır bir teselli olarak ölene dek taşınmaktadır. Yazar, kimsenin bu duygudan muaf olmadığını vurgulayarak, "keşke"nin aslında kaçınılmaz bir insani gerçeklik olduğunu hatırlatır. Sonuç olarak eser, insanın kendi geçmişiyle olan sancılı hesaplaşmasını ve bu hesaplaşmanın beraberinde getirdiği çaresizliği gözler önüne sermektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugün insan doğasının o en derin, belki de en dokunaklı yanlarından birine doğru gerçekten büyüleyici bir yolculuğa çıkıyoruz.
00:07Erol Sunat'ın o muazzam sarsıcı denemesi, bir kucak dolusu keşke üzerine konuşacağız, başlıyoruz.
00:14Hiç lafı uzatmadan, doğrudan yazarın metne başladığı o vurucu soruyla ben de size geleyim.
00:19Gerçekten şöyle bir arkanıza yaslanın ve düşünün.
00:22Hiç keşke dediğiniz bir şeyler olmadı mı?
00:24Bu, öylesine sorulmuş, sıradan bir soru değil aslında.
00:27Düpedüz kişisel tarihimize atılmış bir kanca.
00:30Hepimizin hayatında dönüp baktığında, ah keşke dediği içini sızlatan bir an, bir karar kesinlikle vardır.
00:37İşte bu incelemede hepimizin ortak derdi olan o tanıdık ağırlığı masaya yatırıyoruz.
00:42Şimdi, gelin bu meselenin biraz derinlerine inelim.
00:45Erol Sunat'ın burada kurduğu o inanılmaz metaforu bir düşünün.
00:49Yazar keşke kavramını sadece zihinsel bir yanılgı ya da soyut bir düşünce olarak bırakmıyor,
00:54onu resmen fiziksel bir ağırlığa dönüştürüyor.
00:57Bir kucak dolusu keşke.
00:59Düşünsenize, sanki kucağınızda taşıdığınız, bir türlü yere bırakamadığınız,
01:03nereye giderseniz gidin peşinizden sürüklediğiniz somut ağır bir yük bu.
01:07Gündelik hayatın telaşında işe giderken, yolda yürürken,
01:11her yerde bu yükü kucağımızda taşıyarak dolaşıyoruz aslında.
01:14Bakın, bence en çarpıcı noktalardan biri, yazarın keşkeyi nasıl tanımladığı.
01:20Öyle sıkıcı, sözlükte yazan türden bir tanım falan beklemeyin.
01:23Sunat bunu tamamen içgüdüsel, fiziksel bir belirti olarak resmediyor.
01:27Derin bir iç çekme.
01:28Gözlerin uzaklara, öyle boşluğa dalıp gitmesi.
01:32Sırf bu kelimeyi duyduğunuzda bile hissettiğiniz o buz gibi soğukluk.
01:35Yani bu sadece bir gramer konusu değil dostlar.
01:38Konuşmak istemediğimiz, aman bende kalsın dediğimiz o tarifsiz içsel sancının ta kendisi.
01:44Tabi bu fiziksel ağırlığı kabullendikten sonra,
01:46Metin bizi götürdüğü çok daha tehlikeli bir sular var.
01:49Dürüstlük ve inkar arasındaki o incecik çizgi.
01:52Biliyoruz hepimiz hatalar yaparız.
01:54Ama hepimiz bu hatalarla aynı şekilde yüzleşmeyiz, öyle değil mi?
01:58Metin, geçmişte yaptığımız yanlışlar konusunda,
02:01kendimize aslında ne kadar dürüst olduğumuzu çok keskin bir şekilde sorguluyor.
02:05Hayatı boyunca hiç hata yapmamış gibi davrananların,
02:08o kusursuzluk ilüzyonunun içine doğru bir kapı aralıyoruz şimdi.
02:11Yani buradaki asıl mesele,
02:14insanlık hallerini ve kusurlarını açıkça kabul edenlerle,
02:17kusursuz olduğunu iddia edenler arasındaki o şaşırtıcı zıtlık.
02:21Bir yanda gayet samevi bir şekilde,
02:23ne yaptıysam keşkelerden kurtulamadım diyen,
02:26pişmanlığıyla yüzleşebilecek cesarete sahip insanlar var,
02:29diğer yanda ise,
02:30ben hayatta keşke demem, hiç demedim diyerek,
02:33mükemmel bir hayat yaşadığı yanılgısına düşenler.
02:35Yazar bizi açıkça uyarıyor burada.
02:38Siz siz olun,
02:39bu mükemmeliyetçilik maskesi takanlara pek aldırış etmeyin.
02:42Ve yazar burada öyle bir matematik hesabı yapıyor ki,
02:45gerçekten zekice.
02:47İki,
02:47Erol Sunat diyor ki,
02:48kucağında bir kucak dolusu keşke yok diyen de,
02:51aslında iki kucak dolusu keşke vardır.
02:54Yani,
02:55o yükten kurtulduklarını falan sanıyorlar ya,
02:57aslında tam tersi,
02:59hem o gizledikleri hataların ağır yükünü,
03:01hem de bu devasa yalanı sürdürmenin yükünü taşıyarak,
03:05kucaklarındaki o ağırlığı resmen ikiye katlıyorlar.
03:08İnanılmaz değil mi?
03:09Peki ama ne var bu kucağımızda?
03:11Madem istisnasız herkesin kucağında bir,
03:14hatta inkar edenlerde iki kucak dolusu keşke var,
03:18biz bu devasa yığının içine neleri saklıyoruz?
03:21Neleri bir türlü yere bırakamıyor?
03:23Neden onlarla vedalaşamıyoruz?
03:25Hadi tempomuzu biraz artıralım,
03:27ve yıllarca sakladığımız,
03:28çok derinlere gömdüğümüzü sandığımız,
03:30o sandığın kapağını birlikte açalım.
03:32Bakalım içinden neler dökülecek?
03:35Liste, gerçekten de peşimizi bırakmayan,
03:37epey ağır şeylerle dolu,
03:39dillenmemiş özürler,
03:40muhatabı çoktan toprak olmuş çaresiz itiraflar,
03:43artık sır olmaktan çıkmış ortalığa saçılmış sırlar,
03:45kuyruklu yalanlar,
03:47ve yazarın tabiriyle iftiranın akrep cinsi olanı.
03:49İşte her gün yanımızda sürüklediğimiz,
03:52çözülmemiş gerçek meseleler tam olarak bunlar.
03:54Farkındaysanız basit bir kelimeden değil,
03:56koskoca bir enkazdan bahsediyoruz.
03:58Biliyor musunuz,
03:59bu noktada biraz duraksamak,
04:01ve gerçekten derin bir nefes almak gerekiyor.
04:03Çünkü yazarın,
04:05keşke diye diye ziyan olmuş,
04:07heba olmuş diyerek anlattığı o tablo son derece trajik.
04:10Zaman,
04:11bir kez akıp gittiğinde geri dönmeyen tek kaynağımız.
04:14Biz ise enerjimizi,
04:16ruhumuzu,
04:17ve bugünümüzü,
04:18geçmişin o değiştirilemez karanlık odalarında harcıyoruz.
04:21Çözülmemiş bu meselelerin zihnimizi nasıl meşgul ettiğini,
04:24bugünü doya doya yaşamamızı nasıl engellediğini bir düşünün.
04:28Gerçekten de keşkelerden ne kadar çok alacağımız var,
04:31haksız mıyım?
04:32Aslında her şey zamanla ilgili.
04:34Erol Sunat'ın bu konudaki mantığı çok net.
04:36Birinci durak,
04:37dün.
04:38Keşke,
04:39doğası gereği kesinlikle düne ait olan tamamen orada hapsolmuş bir şey.
04:42İkinci durak,
04:43bugün.
04:44Ve yazar şu acı gerçeği adeta yüzümüze vuruyor.
04:47Keşke ile dün kurtarılamayan zevahir,
04:49bugün kurtarılabilir mi?
04:51Kesinlikle hayır.
04:52Keşke demek,
04:53bugünü düzeltmek için tamamen işlevsiz,
04:55yararsız bir araç.
04:56Ve son olarak yarın.
04:58Ağızdan çoktan çıkmış,
05:00geri alınamayacak kelimelerle yüzleşerek ilerlemek zorunda olduğumuz o mecburi istikametimiz.
05:05Hatta yazarın burada çok güçlü bir benzetmesi var.
05:08Aynen aktarmak istiyorum.
05:10Şu satırlara bir kulak verin lütfen.
05:11Keşke,
05:12yaydan fırlayan ok misali,
05:14ok nasıl geri dönmezse,
05:16keşke de geri dönmesi,
05:17durdurulması,
05:18engellenmesi mümkün olmayan laflara benzer.
05:20O buz gibi soğukluğu iliklerinize kadar hissediyor musunuz?
05:23Söz bir kez ağızdan çıktı mı,
05:25o ok yaydan çoktan fırlamış demektir.
05:28Keşke demeseydim diye hayıflandığınız her saniye,
05:30aslında o kucağınızdaki yığına yeni bir keşke daha eklemekten başka hiçbir işe yaramıyor.
05:35Bu derin analizi yazarın açtığı o dürüstlük kapısından çıkarak bitirmek istiyorum.
05:40Öğrendik ki istesek de istemesek de hepimizin kucağında bu evrensel ağırlık var.
05:46İnkar etmek yükü sadece iki katına çıkarıyor o kadar.
05:49Geçmişi değiştiremeyiz,
05:50fırlayan o oku asla ama asla geri alamayız.
05:53Ama kucağımızdaki ağırlığın dürüstçe farkına varıp onunla yüzleşmek tamamen bizim elimizde.
05:58O halde size şunu sorarak veda ediyorum,
06:01tam da şu an kendi hayatınızın bu noktasında sizin kucağınızda duran,
06:05bir türlü yere bırakamadığınız o en ağır keşke nedir?
06:09Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere,
06:11kendinize karşı hep dürüst kalın, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen