Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 saat önce
Erol Sunat’ın metni, hayatın zorlukları karşısında insanı ayakta tutan teselli ve dayanışma duygusunun zamanla nasıl kaybolduğunu acı bir gerçeklikle ele almaktadır. Yazıda; eskiden felaketlerde ve kötü günlerde hemen imdada koşan tesellinin artık hayatımızdan tamamen çekildiği, geriye ise yoksulluk, çaresizlik, kaygı ve yalnızlık gibi derin çıkmazların kaldığı vurgulanmaktadır. Toplum olarak paylaşma ve merhamet gibi değerlerin yitirildiği, herkesin kendi derdine gömüldüğü ve birbirine yabancılaştığı berbat bir döneme girildiği ifade edilmektedir. İnsanların artık birbirini dinlemekten ve yaralarını sarmaktan kaçındığı, bu yüzden de hayatın tüm neşesini ve anlamını yitirdiği üzücü bir tabloyla aktarılmaktadır. Son olarak, yazar bu yoksunluk ve karamsarlık ikliminde tesellinin terk edişini sorgularken, eski sıcak ve teselli dolu günlerin artık sadece uzak birer hatıra olarak kaldığını gözler önüne sermektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hani bazen şu bitmek bilmeyen koşturmaca içinde durup etrafınıza bakarsınız ve ya bir şeyler eksik ama ne dersiniz ya.
00:07İşte tam da bunu konuşacağız bugün.
00:09Bu incelememizde Erol Sunat'ın o inanılmaz düşündürücü şiirsel metnine dalıyoruz.
00:15Bizi biz yapan o eski ve güçlü görünmez bağın yani tesellinin hayatımızdan nasıl usulca çıkıp gittiğine bakacağız.
00:24Bu sadece ah nerede o eski günler tadında bir nostalji değil.
00:27Gerçekten hepimizin iliklerine kadar hissettiği ama bir türlü adını koyamadığı o büyük boşluğun bence harika bir analizi.
00:35Aslında her şey o hepimizin bildiği içimize işleyen şarkı sözüyle başlıyor.
00:40Kalmadı tesellisi ne şarkının ne sazın.
00:43Ne kadar doğru değil mi?
00:44Eskiden radyoda çalan cızırtılı bir melodi bir dostun tıngırdattığı bir saz bile içimizdeki o yangını bir nebze söndürür bize merak
00:52etme yalnız değilsin derdi.
00:54Peki ne oldu bize?
00:55Hani yarım elma gönül alma derlerdi ya o insanlar bile artık uzaklardan el sallayan buz gibi yabancılara dönüştü.
01:03Aramıza inanılmaz mesafeler kem sözler girdi.
01:06Modern hayatın o garip hızı içimizdeki o sıcacık sesi o teselli fısıltısını maalesef tamamen susturdu.
01:13Peki o zaman asıl soruyu soralım.
01:16Teselli tam olarak nereye kayboldu?
01:18Toplumu bir arada tutan o biz olma hissini veren ortak empatiye ne oldu?
01:22Yazar Metin'de çok güzel bir yeri değiniyor.
01:25Bizi teselli eden de çoktu, bizim teselli ettiklerimiz de diyor.
01:29Yani bu karşılıklı bir alışverişti.
01:31Ama bugün etrafımıza şöyle bir baktığımızda o karşılıklı iyileştirme halinden eser bile yok.
01:37Hani o güzelim teselli sanki hepimizi teselli etmekten yorulmuş da pes etmiş gibi.
01:41Bu sadece sizin ya da benim kişisel yalnızlığımız değil, toplum olarak resmen bir duygunun buharlaşıp gidişini izliyoruz.
01:48Tabii teselli derken sözlük anlamından falan bahsetmiyorum.
01:51Bakın Metin o kadar derin bir tanım yapıyor ki teselli ruhumuzun ilacıdır diyor.
01:56Hatta daha da ileri gidip onu efsanevi bir anka kuşuna benzetiyor.
02:00Ve dürüst olmak gerekirse bu benzetme taşı gediğine koyuyor.
02:04O kocaman efsanevi kuş sanki kanatlarını bir çırptı ve gökyüzüne karışıp gitti.
02:09Gidiş o gidiş. Biz de arkasından öylece baka kaldık.
02:13Bize o ilacı getirecek ne gelen var artık ne de giden.
02:16Ruhumuz maalesef tam anlamıyla savunmasız ve çırılçıplak ortada kaldı.
02:20Biraz geçmişe gidelim. Hani şu tesellinin nasıl işlediğine bir bakalım.
02:24Hatırlarsınız teselli hayatımızdaki en güvenilir, böyle ilk yardıma koşan kahramanımızdı.
02:30Ormanlarımız yandığında, içimiz kavrulduğunda ilk o koşup gelirdi.
02:34Deprem olup her şey viraniye döndüğünde, enkazın başında çaresizce beklerken,
02:38omzumuzda hissettiğimiz ilk el onundu.
02:41Sel olup yollar gittiğinde o yetişir, hırtına çatıları uçurduğunda ben buradayım geçecek derdi.
02:47Tesellinin o sıcacık varlığı, aslında başımıza ne gelirse gelsin,
02:51hayatta kalabileceğimizin en büyük, en sağlam garantisiydi.
02:54Yalnız metnin çok haklı olarak parmak bastığı bir şey var.
02:57Bozulan sadece teselli değil, diğer bütün temel erdemlerimizde acayip bir mutasyona uğradı.
03:03Mesela saygı. Saygı kanatlanmış, böyle konacak dal beğenmeyen, kibirli, insanlara hep tepeden bakan mağrur bir kuşa dönüşmüş durumda.
03:12Ya sevgi? Sevgi o kadar hırpalandı, insanları o kadar mağdur etti ki artık etrafta ya bana sevgiden falan bahsetme,
03:19ben o defteri çoktan kapattım diyen yaralı kalplerden geçilmiyor.
03:23Empati denen o sihirli bağ kopunca bütün değerler sistemimizin nasıl iskambil kağıdı gibi yıkıldığını çok net görebiliyoruz.
03:30İşte tam da böyle, hiç mi umut yok dediğimiz anda, sunat bizi alıp yüz yıl öncesine götürüyor.
03:36Rahmetli Mehmet Akif'in o sarsıcı mısralarıyla yüzleştiriyor bizi.
03:40Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda.
03:43Şuna bakar mısınız? Bir asır önce yazılmış bu dizeler.
03:46Bugünün o plaza kalabalıkları içindeki dijital yalnızlığımızı resmen kalbinden vuruyor.
03:51Bahar ayında bile sonbaharın hüznünü yaşayan, şöyle kaygısız derin bir nefes aldığı tek bir günü dahi olmayan,
03:58o perişan ruh halimiz, yüzyıllık bir yankıyla tekrar yüzümüze çarpıyor.
04:02Peki biz şu an tam olarak neredeyiz?
04:05Lütfen bir saniyeliğine şunu gözünüzde canlandırın.
04:08Biz nasıl bir eşikteyiz biliyor musunuz?
04:10Her yerin ağır bir sisle kaplı olduğu, görünmez devasa bir kapının önünde beklediğinizi düşünün.
04:16O eşiğe kadar zar zor gelmişsiniz ama içeriden ne buyur diyen var ne de gel.
04:21Sağınız solunuz belirsiz, uçurum mu yol mu göremiyorsunuz.
04:24Sadece böyle gayptan bir ses beklercesine çaresiz bir bekleyiş.
04:28İşte tam olarak bu deneme, modern insanın evvelden var olan ama şimdi koskoca bir yokluğa dönüşmüş o eşikte
04:35nasıl yapayalnız ve çaresizce beklediğini inanılmaz güzel vesmediyor.
04:40Ve işin kötüsü, o sesin içinde beklerken tesellinin bıraktığı o devasa, uçsuz bucaksız boşluğa hücum eden acımasız gerçekler var.
04:48Tablo o kadar ağır ki, iş yok, aş yok, sıcak bir ocak yok, huzur deseniz zaten yok, moral hiç yok,
04:55elde avuçta sıfır.
04:56Yazarın da çok haklı olarak sorduğu gibi, yok nedir bilir misiniz?
05:00Keşke bilinseydi, bu kelimelerin böyle üst üste binmesi insanın omuzlarındaki o ağır yükü öylesine eziyor ki,
05:07tesellinin eksikliği artık sadece duygusal bir yara değil, insanı fiziksel olarak da çökerten bir hastalık haline geliyor.
05:13Peki biz bu hale nasıl geldik? Nasıl bu kadar koptuk birbirimizden?
05:17Cevap aslında çoğumuzun debelendiği o büyük ilüzyonun tam ortasında, yalan dünyanın işleri.
05:23Metindeki tabirle o yalan dünyanın dertlerine boğazımıza kadar battık.
05:28Merhametmiş, vicdanmış, hoşgörüymüş, bütün bu bölüşme, paylaşma, dertleşme huylarımızı bu anlamsız koşturmacanın içinde unuttuk gittik.
05:36Bana ne ya, benim üstüme vazife mi diyenlerin çığ gibi büyüdüğü, yoldan geçene bir tebessüm etmenin, içten bir nasılsın demenin
05:44bile sanki insanlara dağları devirmek gibi ağır geldiği garip bir çağdayız.
05:48İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz?
05:51Buna o kadar alıştık ki, birisi bize gerçekten ilgi gösterince arkasında bir çıkar arayıp şaşırır hale geldik.
05:57Eskiden insanlar bunaldığında, sığınacak bir omuz bulamadığında ne yapardı?
06:01Doğaya kaçardı, denize koşardı, şairlerin dediği gibi derdimi ummana döktüm derlerdi.
06:08Ama bugün, bugünün gerçeği o romantik geçmişi de paramparça ediyor maalesef.
06:13Metin, çok acı bir tebessümle şu gerçeği yüzümüze tokat gibi çarpıyor.
06:17Umman, artık o bildiğimiz umman değil.
06:19İkinizi dökmeye kalksanız, o koca deniz bile dalgalanıp,
06:23kardeşim senin derdinden bana ne diyerek dertlerinizi kıyıya, suratınıza geri fırlatıyor.
06:27Bırakın insanları, tabiatın kendisi bile, koca okyanuslar bile o modern insanın bitmek bilmeyen zehirli yükünü çekmeyi reddediyor artık.
06:35Aslında bugün yaşadığımız bu inanılmaz yalıtılmışlığın en trajikomik özeti nerede yatıyor biliyor musunuz?
06:41Tam olarak şu karşılaştırmada.
06:43Bir tarafta gerçekten hayat mücadelesi veren, canı burnunda,
06:47yoksulluktan eve ekmek götüremiyorum diye kıvranıp derdini anlatmaya çalışan bir insan var.
06:52Ama gidip kapısını çaldığı, dert yanmaya çalıştığı kişi o sırada ne yapıyor?
06:56Ay sorma, şu yeni açılan popüler mekanda rezervasyon bulamadım, akşam yemeği yiyemedim diye iki göz iki çeşme ağlıyor.
07:03Düşünsenize, can havlıyla derdinizi anlatıyorsunuz ama karşınızdaki insan kendi sığı,
07:08yüzeysel dünyasında o kadar boğulmuş ki sizin o gerçek, kanayan yaranız onun lüks şikayetleri arasında öylece eriyip gidiyor.
07:16Artık aynı frekansta acı bile çekemiyoruz.
07:18İşte tüm bu olan bitene bakınca insan o ağır ve duygusal doruk noktasına gelip dayanıyor ister istemez.
07:25Teselli dediğimiz o kadim dost bizi asla bu kadar sahipsiz bırakmazdı, mutlaka bir yolunu bulup yanımıza uğrardı.
07:31O zaman ne oldu? Gerçekten terk mi etti bizi?
07:34Acaba bizim bu bitmek bilmeyen bencilliğimizden, o korkunç tahammülsüzlüğümüzden yaka silkip bize küstü mü?
07:40İçinden çıkamadığımız bu zifiri karamsarlığın asıl sebebi, belki de en iyi dostumuzun bizim bu halimizi görüp arkasını dönmüş olmasıdır. Ne
07:48dersiniz?
07:49Neyi kaybettiğimizi tam olarak anlamak için gelin onun eskiden bizimle nasıl konuştuğunu, o sıcak anları bir hatırlayalım.
07:56Kayıp kahramanımızın o samimi ritüellerini bir düşünün.
07:59Kapıyı çalmadan usulca gelip yanımıza otururdu, çok içten bir şekilde kolumuza girerdi, gözümüzün içine bakıp boşver takma kafana derdi.
08:07Olur böyle şeyler, hayat bu, bir bakmışsın yarın her şey tersine dönmüş, diyerek o omuzlarımızdaki göğsümüze oturan kurşun gibi ağır
08:14yükü saniyeler içinde alıp götürürdü.
08:17Şöyle bir bakınca çok basit hareketler gibi duruyor değil mi?
08:20Ama aslında o basit adımlar bizi hayata, birbirimize bağlayan en sağlam köprülerdi.
08:25Ve geldik sonuca.
08:27Sizi burada gerçekten uzun uzun düşündürecek o provokatif, o nihai soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
08:33Sizce teselli gerçekten kendi kendine mi çekip gitti, yoksa o güzelim ilacımızı, o paha biçilmez empatimizi, hızın, tüketimin ve yüzeyselliğin
08:43kol gezdiği bu acımasız modern çağ mı zorla alıp kaçırdı bizden?
08:47Ya da durun, daha acı bir ihtimal söyleyeyim.
08:50Acaba onu kendi ellerimizde, bilerek biz mi teslim ettik?
08:53Bence eğer etrafımızdaki o yoğun sisi dağıtıp eşikten içeriye adım atmak istiyorsak,
08:59önce uçup giden o anka kuşunu, o teselliyi kendi içimizde yeniden aramaya başlamamız şart.
09:05Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, bugün sevdiklerinize içten gerçekten bekleyerek bir nasılsın demeyi lütfen unutmayın.

Önerilen