00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde insanlığın rutinle, ölümlülükle ve zamanın o amansız geçişiyle olan derin ilişkisini çözmek için Mehmet Özkendirci'nin
00:09duygu yüklü zamanlar şiirine dalıyoruz.
00:12Buradaki asıl odak noktamız ise tamamen zamanın akışı ve insanın bu akış içindeki dönüşümü.
00:19Hadi hiç vakit kaybetmeden şairin zihnindeki o çarpıcı labirente birlikte girelim.
00:24Hemen şu soruyla yani günlük koşuşturmacımızın tam kalbine dokunan bir ikilemle başlayalım.
00:29Her sabah kalkıyorsunuz aynı kıyafetleri giyip aynı sokaklardan geçiyorsunuz.
00:33Peki zaman gerçekten ilerliyor mu yoksa sadece sonsuz bir döngüye mi sıkışıp kaldınız?
00:38Modern insanın en büyük yanılgılarından biri bu işte.
00:42Gerçekten yeni bir güne mi uyanıyoruz yoksa dünün kopyasını mı yaşıyoruz?
00:46Bunu anlamak için ilk durağımız dün, bugün ve rutin.
00:50Şiir bizi bir anda o sıradanlığın tam ortasına bırakıveriyor.
00:55Şairin şu sözlerine bir kulak verin.
00:57Dün yine aynı sokaktan geçtim.
00:59Aynı evler, aynı ağaçlar.
01:01Kendinize bir sorun.
01:02Her sabah uyandığınızda her şey dünküyle tamamen aynıysa,
01:06bugünü dünden ayıran şey tam olarak ne?
01:08Şair burada sıradan bir tekrardan bahsediyor gibi görünse de aslında,
01:12zaman algımızın çöküşüne o derin varoluşsal krize işaret ediyor.
01:16Kendi sabah rutininizi bir düşünün, işe ya da okula gidişinizi mesela.
01:21Bu tekrarlayan rutin, geçmişimiz ve bugünümüz arasındaki çizgiyi öyle bir bulanıklaştırıyor ki,
01:27bizi bugünün taze bir parçası olmaktan çıkarıp, dünden arta kalan bir eşya gibi hissettiriyor.
01:32Fiziksel olarak yürüyoruz, hareket ediyoruz ama zihnen yerimizde sayıyoruz.
01:37İşte bu durum bizde zamanın aktığı yanılsamasını yaratıyor.
01:41Ve işte bu yanılsama bizi ikinci konumuza, zaman değil biz geçiyoruz fikrine getiriyor.
01:47Şimdi burada biraz duralım.
01:49Şair bizi o sonsuzmuş gibi görünen günlük döngümüzün,
01:53eninde sonunda unutulmaya doğru gittiği gerçeğiyle yüzleştiriyor.
01:57Dünün bugün gibi hissettirdiği bu döngüsel yaşam,
02:00aslında çok keskin bir sona doğru hızla ilerliyor.
02:03İşin trajik yanı ne biliyor musunuz?
02:05Bu monotonluk içinde öyle bir kayboluyoruz ki,
02:08ölümümüz bile ertesi gün unutulacak kadar sıradanlaşıyor.
02:12Biz genelde ne deriz?
02:13Zaman su gibi akıp gidiyor.
02:15Değil mi? Hepimiz söyleriz bunu.
02:16Ama şairin bize sunduğu gerçeklik bambaşka.
02:19Akan zaman falan değil, biziz.
02:21Yani o yerinde durduğunu sanan rutinine sıkışmış insan var ya,
02:25işte o insan her saniye toprağa doğru, ölüme doğru akıyor.
02:28İnsanın o sessiz değişimi ve yaşlanması,
02:31zamanın akışının tek gerçek ölçüsü aslında.
02:34Peki bu korkutucu gerçekle yüzleşen insan ne yapar?
02:37Tabii ki zamanı durdurmak ister.
02:39Üçüncü konumuz tam da bu, zamanı durdurma isteği.
02:42Toprağa doğru olan bu amansız yürünüşte hepimiz o durdur tuşunu ararız.
02:47Şair Özkentici de bu çaresiz arzuyu anlatmak için Türkçenin o muazzam zenginliğini kullanmış.
02:53Akrep ve yelkovan.
02:55Biliyorsunuz akrep hem saati gösteren o masum ibre hem de zehirli bir böcek.
03:00İşte şair saatlerin pürüzsüz işleyişine o zehirli şiddet dolu müdahileyi hayal ediyor.
03:06Gerçekten inanılmaz bir isyan.
03:09Şair o zehirli akrebin kelimenin tam anlamıyla saate saldırıp onu öldürmesi için çıldırıyor adeta.
03:15Neden mi? Çünkü sevgiyle o derin bağla kurduğu anı dondurmak istiyor, o ölümcül rutinin akışını durdurmanın tek yolu zamanı sokarak
03:25öldürmek ve o özel kişiyi sonsuza dek yanında tutabilmek.
03:29Sonra o derin sitem geliyor.
03:31Zamanın acımasızlığına karşı hissedilen büyük bir öfke.
03:35Binlerce an yaşanmış ama tam anlamıyla iliklerine kadar hissedilmiş tek bir gün bile yok.
03:41Ama tüm bu isyanın içinde çok güçlü bir itirafta var.
03:44Bütün o zaman kavramları dönüp dolaşıp tek bir kişide kilitleniyor.
03:48Sanki zamanın da varoluşunda yer çekimi o kişi olmuş gibi.
03:53Bu hepimizin ortak mücavilesi değil mi?
03:55Zamana kızıyoruz çünkü anlarımızı elimizden alıp götürüyor.
03:59Ve ona karşı en büyük silahımız ne?
04:01Bir başka insana tutunmak.
04:03Birini hayatımızın tam merkezine koyup bütün zaman algımızı onunla sabitlemeye çalışmak.
04:08İnsanın en büyük çaresizliği de en büyük umudu da bu işte.
04:11Tüm bu mücadelenin sonunda geldiğimiz dördüncü ve son durak ise zamansızlık ve yalnızlık.
04:18Diyelim ki akrepler gerçekten saati soktu ve zaman durdu.
04:23Geriye ne kalıyor?
04:24Şair o çok arzuladığı duraklama anına ulaştığında, rutinden ve zamanın akışından koptuğunda,
04:30geriye sadece devasa, yankılanan bir yalnızlık kalıyor.
04:34Zamandan ve mekandan soyutlanmak ne yazık ki kurtuluş değil, mutlak bir izolasyon getiriyor.
04:39Anlıyoruz ki o umutsuzca arzuladığımız zamansızlık, zamanın yükünden kurtulma hayali aslında bizi hayata bağlayan son ipleri de koparıyor.
04:50İnsan zamanın akışında değişen, dönüşen bir yolcu.
04:53O yolculuktan kendinizi tamamen soyutlarsanız, varacağınız tek yer gerçeklikten kopmuş koskoca bir hiçlik oluyor.
05:00Bu incelememizi toparlarken, aklınızda şu sorunun yankılanmasını istiyorum.
05:06Eğer akrepler bugün gerçekten saatleri soksaydı ve sizin rutininiz tam şu saniye donsaydı,
05:12geriye nasıl bir gerçeklik kalırdı, o koca zamansızlık boşluğunda yanınızda kim olurdu,
05:18yoksa yapayalnız mı kalırdınız, üzerine düşünmeye değer.
05:22Bir sonraki anlatımda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.