Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 dakika önce
Mehmet Özkendirci'ye ait "Zamanlar" isimli şiir, zamanın ve mekânın monotonluğunu sorgulayan derin bir ruh halini gözler önüne serer. Şair, günlük hayatın sıradan tekrarları üzerinden geçmiş ile bugün arasındaki sınırların belirsizleştiğini vurgular. Zamanın aktığı algısına karşı çıkarak aslında tükenenin insan ömrü olduğunu ve toprağa doğru bir yöneliş yaşandığını ifade eder. Kronolojik akışa duyulan bu isyan, sevgilinin yanında zamanın durdurulması ve saatlerin bozulması isteğiyle daha da belirginleşir. Eser, hayatın acımasızlığı karşısında yaşanan derin bir yalnızlık duygusunu ve hem zamansız hem de mekânsız kalma halini etkileyici bir dille yansıtır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde insanlığın rutinle, ölümlülükle ve zamanın o amansız geçişiyle olan derin ilişkisini çözmek için Mehmet Özkendirci'nin
00:09duygu yüklü zamanlar şiirine dalıyoruz.
00:12Buradaki asıl odak noktamız ise tamamen zamanın akışı ve insanın bu akış içindeki dönüşümü.
00:19Hadi hiç vakit kaybetmeden şairin zihnindeki o çarpıcı labirente birlikte girelim.
00:24Hemen şu soruyla yani günlük koşuşturmacımızın tam kalbine dokunan bir ikilemle başlayalım.
00:29Her sabah kalkıyorsunuz aynı kıyafetleri giyip aynı sokaklardan geçiyorsunuz.
00:33Peki zaman gerçekten ilerliyor mu yoksa sadece sonsuz bir döngüye mi sıkışıp kaldınız?
00:38Modern insanın en büyük yanılgılarından biri bu işte.
00:42Gerçekten yeni bir güne mi uyanıyoruz yoksa dünün kopyasını mı yaşıyoruz?
00:46Bunu anlamak için ilk durağımız dün, bugün ve rutin.
00:50Şiir bizi bir anda o sıradanlığın tam ortasına bırakıveriyor.
00:55Şairin şu sözlerine bir kulak verin.
00:57Dün yine aynı sokaktan geçtim.
00:59Aynı evler, aynı ağaçlar.
01:01Kendinize bir sorun.
01:02Her sabah uyandığınızda her şey dünküyle tamamen aynıysa,
01:06bugünü dünden ayıran şey tam olarak ne?
01:08Şair burada sıradan bir tekrardan bahsediyor gibi görünse de aslında,
01:12zaman algımızın çöküşüne o derin varoluşsal krize işaret ediyor.
01:16Kendi sabah rutininizi bir düşünün, işe ya da okula gidişinizi mesela.
01:21Bu tekrarlayan rutin, geçmişimiz ve bugünümüz arasındaki çizgiyi öyle bir bulanıklaştırıyor ki,
01:27bizi bugünün taze bir parçası olmaktan çıkarıp, dünden arta kalan bir eşya gibi hissettiriyor.
01:32Fiziksel olarak yürüyoruz, hareket ediyoruz ama zihnen yerimizde sayıyoruz.
01:37İşte bu durum bizde zamanın aktığı yanılsamasını yaratıyor.
01:41Ve işte bu yanılsama bizi ikinci konumuza, zaman değil biz geçiyoruz fikrine getiriyor.
01:47Şimdi burada biraz duralım.
01:49Şair bizi o sonsuzmuş gibi görünen günlük döngümüzün,
01:53eninde sonunda unutulmaya doğru gittiği gerçeğiyle yüzleştiriyor.
01:57Dünün bugün gibi hissettirdiği bu döngüsel yaşam,
02:00aslında çok keskin bir sona doğru hızla ilerliyor.
02:03İşin trajik yanı ne biliyor musunuz?
02:05Bu monotonluk içinde öyle bir kayboluyoruz ki,
02:08ölümümüz bile ertesi gün unutulacak kadar sıradanlaşıyor.
02:12Biz genelde ne deriz?
02:13Zaman su gibi akıp gidiyor.
02:15Değil mi? Hepimiz söyleriz bunu.
02:16Ama şairin bize sunduğu gerçeklik bambaşka.
02:19Akan zaman falan değil, biziz.
02:21Yani o yerinde durduğunu sanan rutinine sıkışmış insan var ya,
02:25işte o insan her saniye toprağa doğru, ölüme doğru akıyor.
02:28İnsanın o sessiz değişimi ve yaşlanması,
02:31zamanın akışının tek gerçek ölçüsü aslında.
02:34Peki bu korkutucu gerçekle yüzleşen insan ne yapar?
02:37Tabii ki zamanı durdurmak ister.
02:39Üçüncü konumuz tam da bu, zamanı durdurma isteği.
02:42Toprağa doğru olan bu amansız yürünüşte hepimiz o durdur tuşunu ararız.
02:47Şair Özkentici de bu çaresiz arzuyu anlatmak için Türkçenin o muazzam zenginliğini kullanmış.
02:53Akrep ve yelkovan.
02:55Biliyorsunuz akrep hem saati gösteren o masum ibre hem de zehirli bir böcek.
03:00İşte şair saatlerin pürüzsüz işleyişine o zehirli şiddet dolu müdahileyi hayal ediyor.
03:06Gerçekten inanılmaz bir isyan.
03:09Şair o zehirli akrebin kelimenin tam anlamıyla saate saldırıp onu öldürmesi için çıldırıyor adeta.
03:15Neden mi? Çünkü sevgiyle o derin bağla kurduğu anı dondurmak istiyor, o ölümcül rutinin akışını durdurmanın tek yolu zamanı sokarak
03:25öldürmek ve o özel kişiyi sonsuza dek yanında tutabilmek.
03:29Sonra o derin sitem geliyor.
03:31Zamanın acımasızlığına karşı hissedilen büyük bir öfke.
03:35Binlerce an yaşanmış ama tam anlamıyla iliklerine kadar hissedilmiş tek bir gün bile yok.
03:41Ama tüm bu isyanın içinde çok güçlü bir itirafta var.
03:44Bütün o zaman kavramları dönüp dolaşıp tek bir kişide kilitleniyor.
03:48Sanki zamanın da varoluşunda yer çekimi o kişi olmuş gibi.
03:53Bu hepimizin ortak mücavilesi değil mi?
03:55Zamana kızıyoruz çünkü anlarımızı elimizden alıp götürüyor.
03:59Ve ona karşı en büyük silahımız ne?
04:01Bir başka insana tutunmak.
04:03Birini hayatımızın tam merkezine koyup bütün zaman algımızı onunla sabitlemeye çalışmak.
04:08İnsanın en büyük çaresizliği de en büyük umudu da bu işte.
04:11Tüm bu mücadelenin sonunda geldiğimiz dördüncü ve son durak ise zamansızlık ve yalnızlık.
04:18Diyelim ki akrepler gerçekten saati soktu ve zaman durdu.
04:23Geriye ne kalıyor?
04:24Şair o çok arzuladığı duraklama anına ulaştığında, rutinden ve zamanın akışından koptuğunda,
04:30geriye sadece devasa, yankılanan bir yalnızlık kalıyor.
04:34Zamandan ve mekandan soyutlanmak ne yazık ki kurtuluş değil, mutlak bir izolasyon getiriyor.
04:39Anlıyoruz ki o umutsuzca arzuladığımız zamansızlık, zamanın yükünden kurtulma hayali aslında bizi hayata bağlayan son ipleri de koparıyor.
04:50İnsan zamanın akışında değişen, dönüşen bir yolcu.
04:53O yolculuktan kendinizi tamamen soyutlarsanız, varacağınız tek yer gerçeklikten kopmuş koskoca bir hiçlik oluyor.
05:00Bu incelememizi toparlarken, aklınızda şu sorunun yankılanmasını istiyorum.
05:06Eğer akrepler bugün gerçekten saatleri soksaydı ve sizin rutininiz tam şu saniye donsaydı,
05:12geriye nasıl bir gerçeklik kalırdı, o koca zamansızlık boşluğunda yanınızda kim olurdu,
05:18yoksa yapayalnız mı kalırdınız, üzerine düşünmeye değer.
05:22Bir sonraki anlatımda görüşmek üzere, kendinize çok iyi bakın.

Önerilen