00:00Herkese merhaba, lafı hiç uzatmadan bugünkü incelememize hemen dalalım.
00:04Bugün aslında çok içsel, çok bizden bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:07Zamanın o acımasız akışını, hayat mücadelesinin üzerimizde bıraktığı yorgunluğu
00:12ve yazar Erol Sunat'ın o muazzam tespitiyle kaybolan yıllar içinde kaybolan insanlar gerçeğini konuşacağız.
00:19Hani hepimizin hayatında durup, yahu nereye gitti onca yıl dediği anlar olmuştur değil mi?
00:24İşte bugün bu soruyu sadece kendi içimizdeki bir hüzün olarak değil, toplumsal bir gerçeklik olarak ele alacağız.
00:31Başlamak için rahmetli Metiner Yüreğin bu klasikleşmiş, o inanılmaz güçlü dizelerinden daha iyisi olamazdı sanırım.
00:38Ağladım mı, güldüm mü, yaşadım mı, öldüm mü? Gönlümce bir zaman yaşayamadım.
00:43Düşünsenize, bir ömür su gibi akıp gidiyor ve geriye sadece yaşanmamışlık hissi kalıyor.
00:48Bu aslında hepimizin paylaştığı o evrensel duygu, öyle değil mi?
00:52Yazarımız da tam olarak bu şarkı sözlerini bir pusula gibi kullanıyor.
00:56Bizi tutunduğumuz dalların kırıldığı, hayatı kendi istediğimiz gibi,
01:01yani şöyle gönlümüzce geçiremediğimiz o kayıp yıllara doğru içsel bir yolculuğa çıkarıyor.
01:06Hemen ilk bölümümüzle başlayalım.
01:08Bir ömür kısa bir gün gibidir ve zamanın yükü.
01:11Yazarın burada kullandığı temel metafor gerçekten çok sarsıcı.
01:15Bir ömür kısa bir gün gibi geçti de anlayamadık.
01:18Bakın bu sadece zaman çok hızlı geçiyor demek değil.
01:20Aslında rüzgar gibi akıp giden bir hayatın bizde bıraktığı o dile getirilemeyen ağır tükenmişliği anlatıyor.
01:27O hızın içinde neleri kaçırdık?
01:29Yıllar içinde sadece takvim yapraklarını değil,
01:32manen, madden kendi özümüzü nasıl kaybettiğimizi yüzümüze vuruyor.
01:36İşin asıl ilginç ve bir o kadar da ağır olan kısmı,
01:39o kısacık, gün gibi geçen hayatın içinin nasıl dolduğu.
01:43Hadi neşe nerede, mutluluk nerede diyeceksiniz.
01:46Yok.
01:47Seminç dediğimiz şey sadece anlık bir parıltı gibi.
01:51Onun yerine listeye bir bakın.
01:52Derin bir acı, dinmeyen bir keder, ağır bir elem.
01:56Bu sıradan bir karamsarlık falan değil, yanlış anlaşılmasın.
01:59Bu hayata tutunmaya çalışan, kalbi kırık insanların,
02:03bitmek bilmeyen zorluklar karşısındaki o mutlak yorgunluğu.
02:06Tam bu noktada sizin de bir saniyeliğine durup düşünmenizi istiyorum.
02:11Bize o kaybolan yıllarımızı kim geri verecek?
02:14Yaşanan onca şeyin, o mağduriyetin telafisi nasıl olacak?
02:17Bu soru aslında bir tokat gibi çarpıyor insana.
02:21Hayatlarımızdaki o eksik, bir türlü tamamlanmamış,
02:24parmaklarımızın arasından akıp gitmiş zaman dilimleriyle yüzleştiriyor bizi.
02:28Yıllar kayboluyor ve biz de adeta o yılların içinde eriyip gidiyoruz.
02:33Gelelim ikinci bölüme.
02:34Yalnızlar sokağının çıkmazı ve toplumsal kopuş.
02:38Yalnızlar sokağı, caddesi, kahvehanesi, çarşısı.
02:42Düşünsenize, en kalabalık yerler buralar değil mi?
02:45Yazar insanların o mahşeri kalabalıkların ortasında bile
02:48aslında ne kadar kimsesiz, ne kadar görünmez olduklarını
02:52bu canlı metaforlarla anlatıyor.
02:53Sadece kendi içimizde bir boşluk yaşamıyoruz.
02:56Aynı zamanda etrafımız insan kaynarken bile
02:58tamamen terk edilmiş hissediyoruz.
03:00Yani kalabalıkların hiçbir şeyden haberi yok.
03:03Umurlarında bile değiliz.
03:04Burada asıl can alıcı bir toplumsal kopuş var.
03:07İnsanlar kapısı asla açılmayan, çıkmaz sokaklarda hapsolmuş durumda.
03:12Yazarın metnindeki şu vurgu çok acı.
03:14Arayanımız yok, kaybolduğumuzun farkına varan yok.
03:17Bir insan yardım beklediğinde, kapısını sonuna kadar açtığında bile
03:21eşiğine gelen bir tek kişi bile olmuyorsa,
03:24bakın bu sadece kişisel bir yalnızlık dramı değil.
03:27Bu toplum olarak empati yeteneğimizi nasıl tamamen yitirdiğimizin çok net bir kanıtı.
03:31Şimdi konuyu biraz daha somutlaştırıyoruz.
03:35Üçüncü bölüm, ulaşılamayan mütevazı hayaller ve ekonomik krizler.
03:39Yazarın yaptığı bu karşılaştırma o kadar net ki, üzerine saatlerce konuşulabilir.
03:45Bir yanda Avrupa'nın o bilindik, standart sıradan ev ve araba gerçeği duruyor.
03:50Diğer yandaysa hayatı boyunca dürüstçe çalışmış, didinmiş,
03:54elindekiyle yetinmeyi bilmiş bizim insanımızın gerçeği.
03:57Bir ömür harcanıyor ama o en basit hayallere bile ulaşılamıyor.
04:01Aksine çocuklara miras olarak sadece ödenemeyecek borçlar kalıyor.
04:05Başını sokacak mütevazı bir evin veya ayağını yerden kesecek bir arabanın bile bu kadar imkansız hale gelmesi gerçekten inanılmaz.
04:15Ve tabii o ulaşılamayan hayallerin sonucunda çarptığımız duvarlar var.
04:19Ezici finansal gerçekler.
04:21Kapıya dayanan hacizler, çıkılamayan borç batakları,
04:24bir yanda gelen iflaslar ve tam anlamıyla dibin dibine vurmak.
04:28Bunlar sadece kağıt üzerindeki ekonomik terimler değil.
04:31Bunlar tek derdi basit ve namuslu bir hayat sürmek olan sıradan vatandaşların hayatlarını paramparça eden travmalar.
04:39Kapıya haciz memuru geldiğinde konu komşuya karşı duyulan o eziklik, o mahcubiyet hissi var ya,
04:45yazar bunu açıkça söylüyor,
04:47dürüst insanlar yerin dibine girmeyi, bu kadar ağır bedeller ödemeyi asla hak etmiyor.
04:52Üstelik biliyoruz ki bu çöküş böyle bir gecede falan olmadı.
04:55Hepimiz yaşadık bu felaketler zincirini.
04:572020'de pandemi geldi çattı, karantinalar, o boğucu yoğun bakımlar,
05:03tek başına tutulan yaslar, hayata tutunamadı denen onca insan.
05:07Sonra tam bitti, yaramızı saracağız derken bu sefer de o ezici enflasyon dalgası vurdu.
05:12Yıllarca süren bu krizler silsilesi,
05:14insanların en karanlık anlarında o koca fırtınaların ortasında nasıl peş peşe ve yapayalnız bırakıldığını çok çarpıcı bir şekilde özetliyor.
05:22Ve geliyoruz son bölümümüze,
05:25kaybolan yılların insanları ve son gerçek.
05:28Burası bence metnin en yürek vurkan kısmı.
05:31Yazar, asıl yıkımın sadece parasızlık, kriz falan olmadığını,
05:35asıl trajedinin toplumsal bağların o geri dönülmez kopuşu olduğunu söylüyor.
05:40Biz kendi dertlerimizle boğuşurken,
05:42seni seviyorum, ne olursa olsun yanındayım diyen herkes,
05:45o yılların içinde buharlaştı adeta.
05:47Bizi dinlemekten kaçındılar,
05:49görmezden geldiler ve bizi o derin boşlukta bir başımıza bıraktılar.
05:53Peki kim bu bahsettiğimiz kaybolan insanlar?
05:56Hani uzaydan falan gelmediler değil mi?
05:58Onlar ay sonunu bir türlü getiremeyen emekliler,
06:02asgari ücretle mucizeler yaratması beklenenler,
06:05haksızca işten çıkarılanlar,
06:06yıllarca dirsek çürütüp atanmayı bekleyen pırıl pırıl gençler.
06:10Yani hayalleri zorla çalınmış o sıradan vatandaşlar.
06:13Hepimiziz aslında.
06:14Bütün o felsefi, zaman akıp gidiyor düşüncesi,
06:17dönüp dolaşıyor ve hayat mücadelesi veren bu insanların
06:20yorgun kalplerine, nasır tutmuş ellerine dayanıyor.
06:24İncelememizi tamamlarken,
06:26sizi yazarın bıraktığı o çok güçlü,
06:28aklınızdan uzun süre çıkmayacak soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
06:31Birileri bizi o kaybolan yılların,
06:34krizlerin ve yalan vaatlerin arasında resmen kaybetti.
06:37Peki ama asıl can alıcı soru şu,
06:39bizi kaybedenler, bizi kaybettiklerinin farkındalar mı?
06:42Toplumsal ihmalin ve umursamazlığın geldiği bu nokta,
06:46sanırım hepimizin uzun uzun üzerine düşünmesi gereken bir mesele.
06:49Bu derin yolculukta bana eşlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
06:52Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.