Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 hafta önce
Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu bu köşe yazısında, Eylül ayının uyandırdığı hüzün ve 12 Eylül darbesinin hatıralarıyla başlayarak, tarihteki kültürel ve felsefi yıkımların izini sürmektedir. Yazar, Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden günümüz cemaat yapılarına kadar uzanan süreçte, bağnazlığın ve kutsalı tekeline alma çabasının medeniyete verdiği zararları sorgulamaktadır. Erken dönem Hristiyanlığın antik felsefeyi ve sanatı yok edişi, Catherine Nixey ve Nihat Genç gibi isimlerin görüşleri üzerinden tarihsel bir hesaplaşma düzlemine taşınmaktadır. Aynı zamanda, Gizli Bahçe romanı aracılığıyla insanın içsel doğasıyla kurduğu bağın ve vicdanın iyileştirici gücünün altı çizilmektedir. Sonuç olarak eser, gücü kutsallaştıran yapıların toplumsal ve entelektüel miras üzerindeki yıkıcı etkilerini eleştirel bir perspektifle sunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugünkü açıklayıcı analizimize hoş geldiniz.
00:03Gerçekten harika, zihninizi açacak bir metin var elimizde.
00:07Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun çok çarpıcı bir denemesini inceliyoruz bugün.
00:10Biliyorsunuz Eylül ayının üzerimizde hep o tanıdık ağır bir hüznü vardır değil mi?
00:15İşte yazar bu hüznü alıyor ve tarihsel, hatta modern sistemik yıkımların döngüsüyle inanılmaz bir şekilde birbirine bağlıyor.
00:22Tarih ve psikolojinin harmanlandığı muazzam bir yolculuk bu.
00:26Hazırsak hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:28Evet, kısaca bugünkü yol haritamıza bir bakalım.
00:315 durağımız var.
00:311. sırada Eylül hüznü, 2. Roma ve iktidarın inşası, 3. Aklın katliamı, 4. Gizli bahçede vicdan ve son olarak 5.
00:41sırada suçluluk ve modern yıkım var.
00:43Bizi epey düşündürecek bir içerik bekliyor.
00:461. bölümümüz Eylül hüznü
00:49Metnin bizi o ilk yakaladığı duygusal kancanın atıldığı yere gitmek için yazarın kendi kelimelerine bir kulak verelim.
00:56Diyor ki, Eylül geldi, sarardı yapraklar, düşenler de var, yakında düşecekler de.
01:01Eylül gelince hüzünlenmez mi insan, hele 12 Eylül'ü yaşayanlar?
01:06Bakın, burada sararan yaprakları sadece bir mevsim geçişi olarak görmüyor yazar.
01:10Bizi doğrudan Türkiye'nin o karanlık hatırasına, 12 Eylül 1980 darbesine, mamak ve kafes cezaevlerinin o ağır ezici havasına götürüyor.
01:19Yani bu hüzün tamamen tarihsel bir travma aslında.
01:23Ve işte tam da burada yazarın asıl tezini görüyoruz.
01:26Diyor ki, 1980 darbesi gibi modern, sistemik yıkımlar ile antik Roma gibi o devasa medeniyetlerin klasik çöküşleri arasında inanılmaz bir
01:36benzerlik var.
01:37Yıkımın vitrini, görünüşü değişiyor belki ama o içsel dinamiği mekanizması, inanın hiç değişmiyor.
01:44Bunu birazdan çok net göreceğiz.
01:45Hemen ikinci bölümümüze geçelim.
01:48Roma ve iktidarın inşası
01:50Yazar, Roma'nın o meşhur çöküşünü çok farklı bir mercekten, yani silah haline getirilmiş din perspektifinden inceliyor.
01:58Olay sadece İmparator Konstantin'den ibaret değil aslında.
02:02Üç aşamalı bir süreçten bahsediyoruz.
02:04Şöyle ki, ortada mevcut felsefeyi yıkan daha geniş bir Pavlusçu hareket var.
02:08Sonra Konstantin ve Justinien ile devlet dini kuruluyor.
02:11Ve en sonunda Roma'nın tüm o siyasi ve askeri gücü yeni bir kutsal inşa etmek için adeta devşiriliyor.
02:18Yani güç, kendi çıkarlayı için inancı sıfırdan tasarlıyor.
02:22Peki ama bu inanılmaz sarsıntılı güç değişimi yaşanırken, o dönemin eski inanç sahipleri, yani pagan aydınlar ne yapıyordu?
02:30Pagan yazar Simahussu'nun ekranda gördüğünüz şu sözlerine bir bakın.
02:33Düşünsenize, farklılıkların zenginlik sayıldığı o eski dünyanın ortak yaşama dair çaresiz, son ve belki de en naif yakarışı bu.
02:41Ama bu naif yakarışa karşılık, gücü yeni eline geçirenler ne diyor dersiniz?
02:47Aziz Augustinus'un sözlerine bakın, gerçekten çok çarpıcı.
02:50Ne kadar keskin bir geçiş değil mi?
02:52Bir arada yaşama arzusundan, farklı olan her şeyi yok etmeyi kendine ilahi bir hak, bir emir olarak gören o yıkıcı
03:00güce savruluyoruz bir anda.
03:01Ve işte bu keskin savrulma bizi üçüncü bölümümüze getiriyor.
03:06Aklın katliamı.
03:07İdeolojideki bu değişimin gerçek dünyada ne kadar korkunç bedeller ödettiğini bir zaman çizelgesinde görelim.
03:14Önce İznik konsilinde inanç tamamen tekerleştiriliyor.
03:17Ardından MS 415'te felsefeye ve bilime yönelik kan donduran bir suikast yaşanıyor ve sonunda iş çığırından öyle bir çıkıyor ki
03:26koca Atina okulunun filozofları, yeni Platoncular canlarını kurtarmak için ta İran'a kaçmak zorunda kalıyor.
03:33O MS 411 yılındaki suikast aslında her şeyi özetliyor.
03:37İskenderiye'nin o parlak, eşsiz matematikçisi ve astronomo Hipatia, Parabolani denilen gözü dönmüş Hristiyan yobazlar tarafından vahşice katlediliyor.
03:47Bedenini sürüklüyorlar, devasa kütüphanesini yağmalıyorlar ve parşömenleri yakıyorlar.
03:53Tarihçi Catherine Nixie'nin karanlık çağ çalışmasında belirttiği çok acı bir detay var.
03:58İşte o dönemde Manastırlar eliyle, Aristo, Sicero, Seneca gibi isimlerin eserleri de dahil klasik edebiyatın %90'ı resmen yok ediliyor.
04:07Sadece bir can değil, koca bir insanlık hafızası siliniyor.
04:12Ve yazar burada hepimizin ezberini bozan çok önemli bir tarihsel gerçeğin altını çiziyor.
04:17Hani şu Anadolu'daki, Ege'deki muhteşem Apollon tapınaklarının falan yıkımı vardır ya, genel algının aksine bu tapınakları Türkler yıkmamıştır.
04:26O vahşi yıkımı bizzat bu ilk Hristiyan yobazlar, parapalaniler ve keşişler gerçekleştirmiştir.
04:32Yani gücü eline geçirenin, kendinden olmayanı o içeriden gelen bir takıntıyla yok etme dürtüsü.
04:38Peki, maneviyat bir silaha, bir güç aygıtına dönüştürülmese, kendi o saf doğal halinde bırakılsa ne olurdu?
04:46Dördüncü bölümümüz, Gizli Bahçede Vicdan.
04:49Yazar burada konuyu çok şaşırtıcı ama bence muazzam anlamlı edebi bir örneğe bağlıyor.
04:55Francis Hudson Burnett'ın o meşhur klasiği Gizli Bahçe.
04:58Defalarca sinemaya da aktarıldı biliyorsunuz.
05:00Hikayede çocuklar ağır hasta bir çocuğu, katı dini kurallarla falan değil, doğrudan doğayla, toprakla, bitkilerle bağ kurarak iyileştiriyorlar.
05:09Ve kitap, içten gelen bu şefkat ve morali bir nevi sihir olarak adlandırıyor.
05:14Tabii buradaki sihir öyle asallarla falan yapılan mistik bir hokus pokus değil.
05:18Yazar bunu ünlü filozof Nurettin Topçu'nun o harika penceresinden tanımlıyor.
05:23Diyor ki, bu sihir aslında Allah'ın içimizdeki hareketidir.
05:27Gerçek adaleti, yaşama iradesini temsil eden o saf içsel vicdanımız, dürüstlüğümüzdür.
05:33İnsanı asıl iyileştiren şey de tam olarak budur işte.
05:37Romandan Dica'nın annesinden alınan şu alıntı aslında her şeyi o kadar güzel özetliyor ki.
05:42Düşünsenize, az önce Roma'da hakikatin nasıl kanlı bir şekilde tekerleştirildiğini gördük.
05:47Burada ise etiketleri, isimleri hiç umursamayan, tamamen kapsayıcı, şefkatli ve iyileştirici bir maneviyat var.
05:54Tam bir zıtlık.
05:55Ve geldik son bölümümüze, suçluluk ve modern yıkım.
06:00Şimdi yazar tarihteki bu hakikati tekelleştirme takıntısını alıyor ve tamamen tarafsız bir analizle doğrudan günümüz dünyasına uyguluyor.
06:10Diyor ki, modern zamanlardaki kültler, tarikatlar veya FETÖ gibi yapılar da aslında tamamen aynı mantıkla çalışıyor.
06:17Tanrı kavramını kendi tekellerine alıyorlar, dini sadece kendi tapulu mülükleri gibi görüyorlar,
06:23sadece kendileri gerçek inanan, geri kalan herkes, diğer tüm inançlar batıl ve geçersiz.
06:28Mekanizma binlerce yıl geçse de hiç değişmemiş, inanılmaz gerçekten.
06:33İstiklal Marşımızın o büyük şairi Mehmet Akif Ersoy, bu durumu o kadar nokta atışı, o kadar güçlü bir dizeyle özetliyor
06:41ki,
06:41Hüda'yı kendine kul etti, kendi oldu Hüda, inancı siyasi ya da kişisel bir güç için kullananların o korkunç kibrini
06:50bundan daha iyi ne anlatabilir ki?
06:52Kendi egolarını tanrılaştırma hallerinin kusursuz bir özeti.
06:56Tüm bu tarihsel, edebi ve modern ipleri birbirine bağlarken yazar Nihat Genç'in suçluluk teorisini atıf yapıyor.
07:02Bu teoriye göre Konstantin gibi liderlerin veya güç sahiplerinin içlerindeki o devasa ezici suçluluk duygusu onları iki şeye itiyor.
07:11Ya gidip bir tarikatın, bir kültün içine kapanarak sözde bir arınma arıyorlar,
07:16ya da ellerindeki o devasa gücü kullanarak tüm uygarlıktan, toplumdan vahşice bir intikam alıyorlar.
07:22Psikolojinin tarihi nasıl yönlendirdiğine dair kan dondurucu bir analiz.
07:26Analizimizi yazarın sorduğu ve hepimizi şöyle bir durup düşündürecek o kışkırtıcı soruyla noktalıyoruz.
07:33Gücün, o derin kibrin, suçluluğun ve sistemik yıkımın tarif boyunca isim değiştirerek, form değiştirerek nasıl hep tekrar ettiğini bir düşünün.
07:43Eğer Anadolu tarihinin en vahşi yıkımını ilk Hristiyan yobazlar gerçekleştirdiyse,
07:48Cumhuriyet tarihinin en büyük yıkımını kim gerçekleştirdi?
07:52Bu soru gerçekten üzerine günlerce düşünmeye değer.
07:54Bu çarpıcı açıklayıcı analizde bana katıldığınız için çok teşekkür ederim.
07:59Ufkumuzu açan yeni bir metinde görüşmek üzere.

Önerilen