00:00Herkese merhaba, bugünkü açıklayıcı analizimize hoş geldiniz.
00:03Gerçekten harika, zihninizi açacak bir metin var elimizde.
00:07Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun çok çarpıcı bir denemesini inceliyoruz bugün.
00:10Biliyorsunuz Eylül ayının üzerimizde hep o tanıdık ağır bir hüznü vardır değil mi?
00:15İşte yazar bu hüznü alıyor ve tarihsel, hatta modern sistemik yıkımların döngüsüyle inanılmaz bir şekilde birbirine bağlıyor.
00:22Tarih ve psikolojinin harmanlandığı muazzam bir yolculuk bu.
00:26Hazırsak hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:28Evet, kısaca bugünkü yol haritamıza bir bakalım.
00:315 durağımız var.
00:311. sırada Eylül hüznü, 2. Roma ve iktidarın inşası, 3. Aklın katliamı, 4. Gizli bahçede vicdan ve son olarak 5.
00:41sırada suçluluk ve modern yıkım var.
00:43Bizi epey düşündürecek bir içerik bekliyor.
00:461. bölümümüz Eylül hüznü
00:49Metnin bizi o ilk yakaladığı duygusal kancanın atıldığı yere gitmek için yazarın kendi kelimelerine bir kulak verelim.
00:56Diyor ki, Eylül geldi, sarardı yapraklar, düşenler de var, yakında düşecekler de.
01:01Eylül gelince hüzünlenmez mi insan, hele 12 Eylül'ü yaşayanlar?
01:06Bakın, burada sararan yaprakları sadece bir mevsim geçişi olarak görmüyor yazar.
01:10Bizi doğrudan Türkiye'nin o karanlık hatırasına, 12 Eylül 1980 darbesine, mamak ve kafes cezaevlerinin o ağır ezici havasına götürüyor.
01:19Yani bu hüzün tamamen tarihsel bir travma aslında.
01:23Ve işte tam da burada yazarın asıl tezini görüyoruz.
01:26Diyor ki, 1980 darbesi gibi modern, sistemik yıkımlar ile antik Roma gibi o devasa medeniyetlerin klasik çöküşleri arasında inanılmaz bir
01:36benzerlik var.
01:37Yıkımın vitrini, görünüşü değişiyor belki ama o içsel dinamiği mekanizması, inanın hiç değişmiyor.
01:44Bunu birazdan çok net göreceğiz.
01:45Hemen ikinci bölümümüze geçelim.
01:48Roma ve iktidarın inşası
01:50Yazar, Roma'nın o meşhur çöküşünü çok farklı bir mercekten, yani silah haline getirilmiş din perspektifinden inceliyor.
01:58Olay sadece İmparator Konstantin'den ibaret değil aslında.
02:02Üç aşamalı bir süreçten bahsediyoruz.
02:04Şöyle ki, ortada mevcut felsefeyi yıkan daha geniş bir Pavlusçu hareket var.
02:08Sonra Konstantin ve Justinien ile devlet dini kuruluyor.
02:11Ve en sonunda Roma'nın tüm o siyasi ve askeri gücü yeni bir kutsal inşa etmek için adeta devşiriliyor.
02:18Yani güç, kendi çıkarlayı için inancı sıfırdan tasarlıyor.
02:22Peki ama bu inanılmaz sarsıntılı güç değişimi yaşanırken, o dönemin eski inanç sahipleri, yani pagan aydınlar ne yapıyordu?
02:30Pagan yazar Simahussu'nun ekranda gördüğünüz şu sözlerine bir bakın.
02:33Düşünsenize, farklılıkların zenginlik sayıldığı o eski dünyanın ortak yaşama dair çaresiz, son ve belki de en naif yakarışı bu.
02:41Ama bu naif yakarışa karşılık, gücü yeni eline geçirenler ne diyor dersiniz?
02:47Aziz Augustinus'un sözlerine bakın, gerçekten çok çarpıcı.
02:50Ne kadar keskin bir geçiş değil mi?
02:52Bir arada yaşama arzusundan, farklı olan her şeyi yok etmeyi kendine ilahi bir hak, bir emir olarak gören o yıkıcı
03:00güce savruluyoruz bir anda.
03:01Ve işte bu keskin savrulma bizi üçüncü bölümümüze getiriyor.
03:06Aklın katliamı.
03:07İdeolojideki bu değişimin gerçek dünyada ne kadar korkunç bedeller ödettiğini bir zaman çizelgesinde görelim.
03:14Önce İznik konsilinde inanç tamamen tekerleştiriliyor.
03:17Ardından MS 415'te felsefeye ve bilime yönelik kan donduran bir suikast yaşanıyor ve sonunda iş çığırından öyle bir çıkıyor ki
03:26koca Atina okulunun filozofları, yeni Platoncular canlarını kurtarmak için ta İran'a kaçmak zorunda kalıyor.
03:33O MS 411 yılındaki suikast aslında her şeyi özetliyor.
03:37İskenderiye'nin o parlak, eşsiz matematikçisi ve astronomo Hipatia, Parabolani denilen gözü dönmüş Hristiyan yobazlar tarafından vahşice katlediliyor.
03:47Bedenini sürüklüyorlar, devasa kütüphanesini yağmalıyorlar ve parşömenleri yakıyorlar.
03:53Tarihçi Catherine Nixie'nin karanlık çağ çalışmasında belirttiği çok acı bir detay var.
03:58İşte o dönemde Manastırlar eliyle, Aristo, Sicero, Seneca gibi isimlerin eserleri de dahil klasik edebiyatın %90'ı resmen yok ediliyor.
04:07Sadece bir can değil, koca bir insanlık hafızası siliniyor.
04:12Ve yazar burada hepimizin ezberini bozan çok önemli bir tarihsel gerçeğin altını çiziyor.
04:17Hani şu Anadolu'daki, Ege'deki muhteşem Apollon tapınaklarının falan yıkımı vardır ya, genel algının aksine bu tapınakları Türkler yıkmamıştır.
04:26O vahşi yıkımı bizzat bu ilk Hristiyan yobazlar, parapalaniler ve keşişler gerçekleştirmiştir.
04:32Yani gücü eline geçirenin, kendinden olmayanı o içeriden gelen bir takıntıyla yok etme dürtüsü.
04:38Peki, maneviyat bir silaha, bir güç aygıtına dönüştürülmese, kendi o saf doğal halinde bırakılsa ne olurdu?
04:46Dördüncü bölümümüz, Gizli Bahçede Vicdan.
04:49Yazar burada konuyu çok şaşırtıcı ama bence muazzam anlamlı edebi bir örneğe bağlıyor.
04:55Francis Hudson Burnett'ın o meşhur klasiği Gizli Bahçe.
04:58Defalarca sinemaya da aktarıldı biliyorsunuz.
05:00Hikayede çocuklar ağır hasta bir çocuğu, katı dini kurallarla falan değil, doğrudan doğayla, toprakla, bitkilerle bağ kurarak iyileştiriyorlar.
05:09Ve kitap, içten gelen bu şefkat ve morali bir nevi sihir olarak adlandırıyor.
05:14Tabii buradaki sihir öyle asallarla falan yapılan mistik bir hokus pokus değil.
05:18Yazar bunu ünlü filozof Nurettin Topçu'nun o harika penceresinden tanımlıyor.
05:23Diyor ki, bu sihir aslında Allah'ın içimizdeki hareketidir.
05:27Gerçek adaleti, yaşama iradesini temsil eden o saf içsel vicdanımız, dürüstlüğümüzdür.
05:33İnsanı asıl iyileştiren şey de tam olarak budur işte.
05:37Romandan Dica'nın annesinden alınan şu alıntı aslında her şeyi o kadar güzel özetliyor ki.
05:42Düşünsenize, az önce Roma'da hakikatin nasıl kanlı bir şekilde tekerleştirildiğini gördük.
05:47Burada ise etiketleri, isimleri hiç umursamayan, tamamen kapsayıcı, şefkatli ve iyileştirici bir maneviyat var.
05:54Tam bir zıtlık.
05:55Ve geldik son bölümümüze, suçluluk ve modern yıkım.
06:00Şimdi yazar tarihteki bu hakikati tekelleştirme takıntısını alıyor ve tamamen tarafsız bir analizle doğrudan günümüz dünyasına uyguluyor.
06:10Diyor ki, modern zamanlardaki kültler, tarikatlar veya FETÖ gibi yapılar da aslında tamamen aynı mantıkla çalışıyor.
06:17Tanrı kavramını kendi tekellerine alıyorlar, dini sadece kendi tapulu mülükleri gibi görüyorlar,
06:23sadece kendileri gerçek inanan, geri kalan herkes, diğer tüm inançlar batıl ve geçersiz.
06:28Mekanizma binlerce yıl geçse de hiç değişmemiş, inanılmaz gerçekten.
06:33İstiklal Marşımızın o büyük şairi Mehmet Akif Ersoy, bu durumu o kadar nokta atışı, o kadar güçlü bir dizeyle özetliyor
06:41ki,
06:41Hüda'yı kendine kul etti, kendi oldu Hüda, inancı siyasi ya da kişisel bir güç için kullananların o korkunç kibrini
06:50bundan daha iyi ne anlatabilir ki?
06:52Kendi egolarını tanrılaştırma hallerinin kusursuz bir özeti.
06:56Tüm bu tarihsel, edebi ve modern ipleri birbirine bağlarken yazar Nihat Genç'in suçluluk teorisini atıf yapıyor.
07:02Bu teoriye göre Konstantin gibi liderlerin veya güç sahiplerinin içlerindeki o devasa ezici suçluluk duygusu onları iki şeye itiyor.
07:11Ya gidip bir tarikatın, bir kültün içine kapanarak sözde bir arınma arıyorlar,
07:16ya da ellerindeki o devasa gücü kullanarak tüm uygarlıktan, toplumdan vahşice bir intikam alıyorlar.
07:22Psikolojinin tarihi nasıl yönlendirdiğine dair kan dondurucu bir analiz.
07:26Analizimizi yazarın sorduğu ve hepimizi şöyle bir durup düşündürecek o kışkırtıcı soruyla noktalıyoruz.
07:33Gücün, o derin kibrin, suçluluğun ve sistemik yıkımın tarif boyunca isim değiştirerek, form değiştirerek nasıl hep tekrar ettiğini bir düşünün.
07:43Eğer Anadolu tarihinin en vahşi yıkımını ilk Hristiyan yobazlar gerçekleştirdiyse,
07:48Cumhuriyet tarihinin en büyük yıkımını kim gerçekleştirdi?
07:52Bu soru gerçekten üzerine günlerce düşünmeye değer.
07:54Bu çarpıcı açıklayıcı analizde bana katıldığınız için çok teşekkür ederim.
07:59Ufkumuzu açan yeni bir metinde görüşmek üzere.