00:00Şöyle gözünüzde canlandırın, tozlu, unutulmuş bir ikinci el deposu, her köşesinde bir zamanlar sevilmiş ama şimdi kaderine terk edilmiş eşyalar
00:08var.
00:09Peki ya bu eşyalar bir anda konuşmaya başlasaydı? İşte bizim hikayemiz tam da o anda başlıyor.
00:15Merhabalar, bugün sizlerle ikinci el deposu adındaki bu inanılmaz dokunaklı hikayenin katmanlarını aralayacağız.
00:21Ve bu hikaye üzerinden modern hayatta sık sık unuttuğumuz o vefa kelimesinin aslında ne anlama geldiğini birlikte sorgulayacağız.
00:27Evet, ilk bölümümüz terk edilmişlerin korosu.
00:31Burada depoyu dolduran her bir eşyanın sessiz ama bir o kadar da anlamlı hikayesine kulak vereceğiz.
00:38Hepsinin ortak bir kaderi var, unutulmuş olmak.
00:41Her şey depoya giren bu pırıl pırıl, kusursuz deri koltukla başlıyor.
00:46Deponun emektarlarından merdaneli çamaşır makinesi bu yeni misafire şöyle bir bakıyor ve şaşkınlıkla fısıldıyor.
00:52Yahu onun bu tozlu yerde ne işi var? Baksana üzerinde tek bir çizik bile yok.
00:57İşte bu masum soru aslında deponun yıllardır süren o derin sessizliğini bozacak ilk kıvılcım oluyor.
01:04Ve o küçücük soruyla birlikte adeta bir anılar sandığı açılıyor.
01:09Depodaki her eşya bir bir nasıl unutulduğunu, nasıl bir kenara atıldığını anlatmaya başlıyor.
01:14İşte bu da hikayemizin ana teması.
01:17İlerlemenin o pek de konuşulmayan ağır bedeli.
01:20İlk sözü merdaneli çamaşır makinesi alıyor.
01:23Bir zamanlar bir evin göz bebeği olduğu günleri hatırlıyor.
01:27O kadar kıymetliymiş ki sahibi üzerine işlemeli bembeyaz örtüler sermiş.
01:33Düşünsenize bu anı onun için bir zamanlar ne kadar sevildiğinin, ne kadar önemli olduğunun somut bir kanıtı gibi.
01:41Peki sonra ne oldu dersiniz?
01:42Teknoloji ilerledi tabii.
01:44Çamaşırları o merdaneden tek tek geçirip sıkmak için harcanan o emek yerini tek bir düğmeye bıraktı.
01:50Yeni otomatik makineler geldi ve bizim emektar merdaneliği içinde maalesef yolun sonu göründü.
01:56Ve tam o sırada bir köşeden gırgır süpürgesinin yorgun ve sitemkar sesi yükseliyor.
02:01Belki de bütün hikayeyi tek bir cümlede özetliyor.
02:05Vefa diye bir şey kalmadı diyor.
02:07Oysa bir zamanlar neşeyle gırgır diye şarkı söyler gibi temizlerdi evlerim.
02:12İşte gırgırın o kendine has mekanik sesi yerine fırıl fırıl dönen, haritalar çıkaran, kendi kendine şarj olan akıllı robot süpürgelere
02:21bıraktı.
02:22Vefasızlık dediğimiz şey bazen işte böyle parlak, teknolojik bir kılıkla çıkıyor karşımıza.
02:28Ama sanmayın ki bu bir kenara atılma döngüsü sadece insanlar ve eşyalar arasında yaşanıyor.
02:33Hayır, deponun içinde bile kendi hiyerarşisi var.
02:37Eskilerin eskisi radyo kendisini tahtından eden o siyah beyaz televizyona dönüp sitem ediyor.
02:43Sen geldin bizim pabucumuz dama atıldı.
02:45Yani anlayacağınız unutulmuşlar bile kendilerinden sonra gelip onları unutturanı unutmuyor.
02:51Aslında medyanın evrimi bu döngünün en güzel örneği.
02:55Bir zamanların kralı radyoydu. Sonra yerini siyah beyaz televizyona bıraktı.
02:59O da renkli ekranlara yenik düştü.
03:01Peki sırada ne var?
03:02Kim bilir belki de ekransız teknolojiler.
03:05Değişmeyen tek bir gerçek var.
03:07Her yeni bir gün kaçınılmaz olarak eskiyor.
03:09Bu unutulmuşluk dalgası tabii ki kişisel eşyalarımıza kadar uzanıyor.
03:14Kenarda duran zarif bir köstekli saat acı gerçeği dile getiriyor.
03:18Saatlerin devri bitti artık.
03:19Neden mi?
03:20E çünkü artık hepimizin cebinde bir alet var.
03:23Hem saati gösteriyor, hem fotoğraf çekiyor, hem de adımlarımızı sayıyor.
03:27Tek bir yenilik, yüzlerce yıllık bir mirası bir anda gereksiz kılabiliyor işte.
03:32Şimdiye kadar hep eşyaların o hüzünlü, nostaljik anılarına tanık olduk.
03:37Ama şimdi hikayemiz bir anda vites yükseltiyor ve çok daha karanlık, çok daha gerilimli bir yola sapıyor.
03:43Çünkü bu kez depoya bırakılan bir eşya değil.
03:46Unutulan bir insan.
03:48Akşam çökerken deponun kapısı yavaşça aralanıyor ve içeriye yaşlı bir kadın getiriliyor.
03:54Onun içeri girmesiyle birlikte depodaki o fısıltılar, o mırıltılar bıçak gibi kesiliyor.
04:00Bütün eşyalar kendi dertlerini unutup gözlerini bu yeni ve beklenmedik misafire çeviriyor.
04:05Dükkanın sahibi yaşlı kadını o yeni gelen pırıl pırıl deri koltuğa oturtuyor ve diyor ki,
04:11sen burada dinlen teyzeciğim ben hemen döneceğim.
04:14Çok masum, çok sıradan bir istek gibi duruyor değil mi?
04:16Ama işte tam o an, hani hikayenin koptuğu her şeyin değiştiği an vardır ya, işte o an bu an.
04:23Dükkan sahibi o gün iyi bir satış yapıyor, keyfi yerine geliyor ve bu keyifle birlikte aklından her şey uçup gidiyor,
04:28dükkanı kapatıyor, kepenkleri indiriyor, kilitliyor ve evinin yolunu tutuyor.
04:31Ama arkasında unuttuğu yaşlı kadını bırakarak.
04:35Ve kadın bir süre sonra gözlerini açıyor.
04:38Ama neye? Zifiri bir karanlığa.
04:41O kadar yoğun, o kadar mutlak bir karanlık ki burnunun ucunu dahi göremiyor.
04:45Yalnız ve kapana kısılmış.
04:48O an hissettiği saf dehşeti bir hayal edin.
04:50Panik anında tüm benliğini sarıyor, nefesi daralıyor.
04:54Çıkartın beni buradan, diye var gücüyle bağırıyor.
04:57Benim tansiyonum var.
04:59Ama o çaresiz çığlıklar deponun sessiz tozlu duvarlarında yankılanıp kayboluyor.
05:04Kadının o çaresiz çığlıkları deponun yegane tanıklarını,
05:09yani terk edilmiş eşyaları derin uykularından uyandırıyor.
05:13Ve şimdi onların bu insanlık drama hakkındaki nihai kararını, yargısını dinleyeceğiz.
05:20İlk tepki, yıllardır tek bir ses çıkarmamış olan guguklu saatten geliyor.
05:25Ama bu bir acıma, bir empati tepkisi değil.
05:27Hayır, sadece bencil bir sitem.
05:29Kim bu yahu, benim yıllardır süren uykumu bölen münasebetsiz.
05:33O, yaşanan dramdan tamamen bir iyi haber.
05:36Fakat merdaneli çamaşır makinesi, o çığlığın ne anlama geldiğini saniyesinde anlıyor.
05:42Çünkü bu hissi, bu terk edilmişliği o kadar iyi tanıyor ki, acı bir bilgelikle fısıldıyor.
05:48İnsanoğlu böyledir işte.
05:50İşi bitince eskisine kirli bir çamaşır gibi atıverir bir kenara.
05:54O an, kadının kaderi depodaki tüm eşyaların ortak kaderine dönüşüyor.
05:59Siyah beyaz televizyonun ekranı, sanki gerçekten de utançtan yanıyormuş gibi kolektif bir utancı dile getiriyor.
06:06Vallahi kendi adıma ben utandım.
06:08İşte o an, cansız dediğimiz nesnelerin bile insanlık adına nasıl utanç duyabildiğine şahit oluyoruz.
06:14Ve geldik son söze.
06:16O son sözü deponun en yaşlısı, en bilgesi söylüyor.
06:19Duvar saati.
06:21Yıllardır kımıldamayan sarkıcı, sanki bir mahkeme tokmağı gibi ağır ağır sallanmaya başlıyor.
06:26Ve Gırgır'ın başlattığı o sitemi, bütün depoya bir hüküm gibi ilan ediyor.
06:31Hem de iki kez.
06:33Vefa diye bir şey kalmamış.
06:36Ve işte ikinci el deposunun bize miras bıraktığı o can alıcı soru da bu.
06:40Bu tüketim çılgınlığı, bu kullanat kültürü sadece eşyalarımızı mı değersizleştirdi?
06:46Yoksa bu vefasızlık virüsü insan ilişkilerimize de sızdı mı?
06:50Bu hikayeden sonra belki de etrafımızdaki o unutulmuşlara artık çok daha farklı bir gözle bakarız.
06:56İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar