Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Bu köşe yazısı, Ahmet Rasim’in Şehir Mektupları eserinden yola çıkarak geçmişin zarif İstanbul tasvirleri ile günümüz Ankara’sının kaotik şehir yapısını kıyaslayan derinlikli bir anlatıdır. Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu, baharın gelişi, doğanın uyanışı ve eski İstanbul parklarının huzurunu, bugünün beton yığınları ve trafik sorunlarıyla karşı karşıya getirerek eleştirir. Yazıda Ahmet Rasim’in gazetecilik kimliği ve Abdurrahim Karakoç’un haberci şairliği üzerinden iletişimin toplumsal boyutu irdelenir. Yazar, modern şehirleşmenin getirdiği estetik kayıpları ve rant odaklı yapılaşmayı yererken, kişisel anılarıyla harmanladığı nostaljik bir atmosfer sunar. Son bölümde ise Ankara’nın karmaşasından kaçıp Taceddin Dergâhı’nın manevi huzuruna sığınarak geçmişin mirasına duyulan özlemi dile getirir. Metin, genel olarak doğa, edebiyat ve şehir kültüründeki yozlaşma temaları etrafında şekillenmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Ye, da, ya, da ne anlama geliyor bu kelimeler değil mi?
00:04İlk başta kulağa anlamsız bir tekerleme gibi gelebilir ama aslında bu Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun kaleminden çıkmış,
00:11bizi zaman ve mekan arasında acayip bir yolculuğa çıkaracak bir denemenin adı.
00:16Hadi gelin bu garip başlığın ardında yatan o derin anlama birlikte dalalım.
00:20Şimdi dinleyin.
00:21Bu sene zavallı bülbülü dinleyemedim, bir taze gül koklayamadım.
00:25Yüz yıldan daha uzun bir süre önce yazılmış bu sitem dolu sözler, kaybedilmiş bir bahara yakılmış bir ağıt gibi değil
00:33mi?
00:33Ama aslında bu cümle bugünkü konumuzun tam da kalbine dokunuyor.
00:38Yani yazarların kendi zamanlarının bir nevi sessiz tanığı, bir gözlemcisi olma rolüne.
00:43Peki yazar bir habercidir ne demek?
00:46Yani bir yazar nasıl olur da bir haberciye dönüşür?
00:49İşte bu soru, Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun denemesinde ortaya attığı ve bizim de bugün peşine düşeceğimiz o kilit fikir.
00:56Bu yazar bir habercidir fikrini ete kemiğe büründürmek için gelin denemede adı geçen Ahmet Rasim ile başlayalım.
01:03Kendisi bu tanımın belki de en ilginç örneği.
01:06Neden mi?
01:07Çünkü o sadece mecazi anlamda değil, kelimenin tam anlamıyla bir postacıydı.
01:12Yani Ahmet Rasim'in yaptığı işlere bakın, adam hem Cumhuriyet akşam gibi gazetelerde gazeteci, hem öğretmen, hem bildiğiniz postacı, hem
01:21Ataçürk döneminde milletvekili, yetmemiş bir de bestekar.
01:24Ama bakın tüm bu farklı rollerin ortak bir noktası vardı, yaşadığı şehrin nabzını tutmak ve gördüklerini, duyduklarını en yalın haliyle
01:32insanlara ulaştırmak.
01:34Peki, Rasim'in bize haber getirdiği o eski şehir nasıl bir yerdi?
01:39Gözünüzü de canlandırın şöyle.
01:41Basit zevklerin, keyifli anların ve capcanlı bir kamusal hayatın olduğu bir tablo geliyor aklımıza.
01:48Onun şehir mektupları dediği yazılarında şehir henüz betonla boğulmamış, doğayla iç içe yaşayan bir yerdi.
01:55Düşünün, adaların o yemyeşil dokusu, belediye bahçelerindeki çiçeklerin renk çümbüşü.
02:01Bunlar onun için sıradan şeyler değildi.
02:03Şehrin ruhunu yansıtan, aktarılması gereken önemli haberlerdi.
02:08Ama Rasim'in haberciliği sadece böyle şiirsel güzelliklerle sınırlı değildi tabii.
02:14Bakın şu alıntıya.
02:15Bir vapur şirketinin biletlere zam yapacağı haberi bile Boğaziçi halkının nasıl endişelendiriyorsa,
02:22Rasim de bunu bir gazeteci titizliğiyle kayda geçiriyor.
02:25Yani şehir sakinlerinin en pratik, en gündelik dertlerine de tercüman oluyordu.
02:30İşte gerçek habercilik bu.
02:32Ve şimdi, Ahmet Rasim'in o eski İstanbul'undan, yazarımızın modern angarasına,
02:38yani geçmişin o şiirsel atmosferinden, bugünün kemikleşmiş sorunlarına doğru sert bir atlayış yapıyoruz.
02:45Ve manzara inanın çok ama çok farklı.
02:48Yazarımızın modern Ankara'daki gözlemlerine gelmeden, bir başka haberci portresine daha bakalım istiyorum.
02:54Abdürrahim Karakoç gibi, kalemini toplumsal eleştiri için adeta bir kılıç gibi kullanan o cesur şairlere.
03:01Karakoç'un bu dizeleri, haberciliğin ne kadar farklı şekillerde yapılabileceğinin en net kanıtı.
03:06Şiirin o filtresiz, o ham ve doğrudan diliyle, sistemsel sorunları nasıl yüzümüze vurduğuna bir bakım.
03:12Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen ne kadar taze, ne kadar çarpıcı değil mi?
03:17İşte bu tablo, iki dünya arasındaki o derin uçurumu belki de en net şekilde ortaya koyuyor.
03:24Bir tarafta, Ahmet Rasim'in anlattığı, parklarında özgürce gezilen, çiçekleri koklanan bir şehir.
03:30Diğer taraftaysa, yazarın bugün Ankara'da her gün yaşadığı dev beton yığınları, bitmek bilmeyen trafik çilesi ve o boğucu atmosfer.
03:39Yazar bu genel hayal kırıklığını, çok somut bir örnekle, adeta bir sembolle anlatıyor.
03:45Modern kaosun, plansızlığın bir anıtı gibi duran bir bina, nam-ı diğer, hörgüç bina.
03:51Şimdi durumu gözünüzde canlandırın.
03:54Devasa bir bina, koca şehirler arası yolu bir anda tek şeride düşürüyor.
03:58Burası aynı zamanda arabaların, metro istasyonunun, otobüslerin ve taksilerin kesiştiği bir kördüğüm.
04:04Yayalar için ayrılan yer ise bir karış bile değil.
04:07Sonuç ne mi? Günün her saati ama her saati bitmeyen, insanı çileden çıkaran bir trafik.
04:13Bu sadece bir sıkışıklık değil, her gün binlerce insanın hayatından çalan, bariz bir şehir planlama fiyaskosu.
04:20Ama yazarın anlattığı sorunlar sadece binalarla, yollarla sınırlı değil.
04:25Asıl sürtünme, asıl problem insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde, yani toplumsal dokunun ta kendisinde yaşanıyor.
04:32Düşünün, Anıtkabir manzaralı bir çay fotoğrafı paylaşıyorsunuz.
04:36Ne kadar masum bir an değil mi?
04:38Ama sosyal medyada bu fotoğrafın altına gelen yorumlardan bazıları şunlar.
04:42Bu yaştan sonra Kemalist mi oldun?
04:4450 yıllık ülkücü mücadele bunun için miydi?
04:47Anıtkabir'e bakarak çay içmek sünnete aykırı değil mi?
04:50İnanılır gibi değil.
04:51Fakat madalyonun bir de diğer yüzü var.
04:54O fotoğrafın arkasında, o yorumları yazanların hayal bile edemeyeceği son derece kişisel ve acı dolu bir hikaye saklı aslında.
05:03Ve işte, meselenin en can alıcı noktası burası.
05:07Yazar ve ailesi için o basit çay keyfi, siyasi bir gösteri falan değil.
05:11Yıllarca hapiste plastik bardaklardan içmeye zorlanmış bir insan için, basit bir cam bardaktan çay içebilmek aslında geri kazanılmış bir özgürlüğün,
05:21yeniden insan olmanın sessiz bir kutlaması.
05:24Peki, şimdiki zamanın o boğucu betonundan ve anlamsız çatışmalarından bunalan modern haberci, huzuru nerede bulacak?
05:33Yazar cevabı geçmişte arıyor.
05:35Hayal kırıklığı yaratan bugünün gürültüsünden yüzünü çevirip, şehrin tarihine, manevi köklerine, yani hamam önüne ve Taceddin dergahına sığınmaya karar veriyor.
05:47E kendi kendine diyor ki, bugün hiçbir şey yapmayacağım.
05:50Gidip istiklal marşımızın yazıldığı o mekanı soluyacağım.
05:53Yollardan gelip geçen insanların değil, ecdadın soluğunu hissedeceğim.
05:57Bu, onun kişisel manifestosu aslında, teselliyi şehrin bugün dönüştüğü şeyde değil, her zaman sahip olduğu o derin nöhtü aramak.
06:06Ve bu yolculuk bizi son bir soruyla baş başa bırakıyor.
06:10Yazar, teselliyi Ankara'nın tarihinde, köklerinde buldu.
06:14Peki ya biz?
06:15Bizler, kendi sürekli değişen, koşturmacalı şehirlerimizde, bu gürültünün ve kaosun ortasında o aradığımız huzuru, o sığınağı nerede buluyoruz?
06:24Belki de bu sorunun cevabı hepimizin kendi içinde, kendi hikayesinde saklıdır.
Yorumlar

Önerilen