00:00Ye, da, ya, da ne anlama geliyor bu kelimeler değil mi?
00:04İlk başta kulağa anlamsız bir tekerleme gibi gelebilir ama aslında bu Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun kaleminden çıkmış,
00:11bizi zaman ve mekan arasında acayip bir yolculuğa çıkaracak bir denemenin adı.
00:16Hadi gelin bu garip başlığın ardında yatan o derin anlama birlikte dalalım.
00:20Şimdi dinleyin.
00:21Bu sene zavallı bülbülü dinleyemedim, bir taze gül koklayamadım.
00:25Yüz yıldan daha uzun bir süre önce yazılmış bu sitem dolu sözler, kaybedilmiş bir bahara yakılmış bir ağıt gibi değil
00:33mi?
00:33Ama aslında bu cümle bugünkü konumuzun tam da kalbine dokunuyor.
00:38Yani yazarların kendi zamanlarının bir nevi sessiz tanığı, bir gözlemcisi olma rolüne.
00:43Peki yazar bir habercidir ne demek?
00:46Yani bir yazar nasıl olur da bir haberciye dönüşür?
00:49İşte bu soru, Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun denemesinde ortaya attığı ve bizim de bugün peşine düşeceğimiz o kilit fikir.
00:56Bu yazar bir habercidir fikrini ete kemiğe büründürmek için gelin denemede adı geçen Ahmet Rasim ile başlayalım.
01:03Kendisi bu tanımın belki de en ilginç örneği.
01:06Neden mi?
01:07Çünkü o sadece mecazi anlamda değil, kelimenin tam anlamıyla bir postacıydı.
01:12Yani Ahmet Rasim'in yaptığı işlere bakın, adam hem Cumhuriyet akşam gibi gazetelerde gazeteci, hem öğretmen, hem bildiğiniz postacı, hem
01:21Ataçürk döneminde milletvekili, yetmemiş bir de bestekar.
01:24Ama bakın tüm bu farklı rollerin ortak bir noktası vardı, yaşadığı şehrin nabzını tutmak ve gördüklerini, duyduklarını en yalın haliyle
01:32insanlara ulaştırmak.
01:34Peki, Rasim'in bize haber getirdiği o eski şehir nasıl bir yerdi?
01:39Gözünüzü de canlandırın şöyle.
01:41Basit zevklerin, keyifli anların ve capcanlı bir kamusal hayatın olduğu bir tablo geliyor aklımıza.
01:48Onun şehir mektupları dediği yazılarında şehir henüz betonla boğulmamış, doğayla iç içe yaşayan bir yerdi.
01:55Düşünün, adaların o yemyeşil dokusu, belediye bahçelerindeki çiçeklerin renk çümbüşü.
02:01Bunlar onun için sıradan şeyler değildi.
02:03Şehrin ruhunu yansıtan, aktarılması gereken önemli haberlerdi.
02:08Ama Rasim'in haberciliği sadece böyle şiirsel güzelliklerle sınırlı değildi tabii.
02:14Bakın şu alıntıya.
02:15Bir vapur şirketinin biletlere zam yapacağı haberi bile Boğaziçi halkının nasıl endişelendiriyorsa,
02:22Rasim de bunu bir gazeteci titizliğiyle kayda geçiriyor.
02:25Yani şehir sakinlerinin en pratik, en gündelik dertlerine de tercüman oluyordu.
02:30İşte gerçek habercilik bu.
02:32Ve şimdi, Ahmet Rasim'in o eski İstanbul'undan, yazarımızın modern angarasına,
02:38yani geçmişin o şiirsel atmosferinden, bugünün kemikleşmiş sorunlarına doğru sert bir atlayış yapıyoruz.
02:45Ve manzara inanın çok ama çok farklı.
02:48Yazarımızın modern Ankara'daki gözlemlerine gelmeden, bir başka haberci portresine daha bakalım istiyorum.
02:54Abdürrahim Karakoç gibi, kalemini toplumsal eleştiri için adeta bir kılıç gibi kullanan o cesur şairlere.
03:01Karakoç'un bu dizeleri, haberciliğin ne kadar farklı şekillerde yapılabileceğinin en net kanıtı.
03:06Şiirin o filtresiz, o ham ve doğrudan diliyle, sistemsel sorunları nasıl yüzümüze vurduğuna bir bakım.
03:12Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen ne kadar taze, ne kadar çarpıcı değil mi?
03:17İşte bu tablo, iki dünya arasındaki o derin uçurumu belki de en net şekilde ortaya koyuyor.
03:24Bir tarafta, Ahmet Rasim'in anlattığı, parklarında özgürce gezilen, çiçekleri koklanan bir şehir.
03:30Diğer taraftaysa, yazarın bugün Ankara'da her gün yaşadığı dev beton yığınları, bitmek bilmeyen trafik çilesi ve o boğucu atmosfer.
03:39Yazar bu genel hayal kırıklığını, çok somut bir örnekle, adeta bir sembolle anlatıyor.
03:45Modern kaosun, plansızlığın bir anıtı gibi duran bir bina, nam-ı diğer, hörgüç bina.
03:51Şimdi durumu gözünüzde canlandırın.
03:54Devasa bir bina, koca şehirler arası yolu bir anda tek şeride düşürüyor.
03:58Burası aynı zamanda arabaların, metro istasyonunun, otobüslerin ve taksilerin kesiştiği bir kördüğüm.
04:04Yayalar için ayrılan yer ise bir karış bile değil.
04:07Sonuç ne mi? Günün her saati ama her saati bitmeyen, insanı çileden çıkaran bir trafik.
04:13Bu sadece bir sıkışıklık değil, her gün binlerce insanın hayatından çalan, bariz bir şehir planlama fiyaskosu.
04:20Ama yazarın anlattığı sorunlar sadece binalarla, yollarla sınırlı değil.
04:25Asıl sürtünme, asıl problem insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde, yani toplumsal dokunun ta kendisinde yaşanıyor.
04:32Düşünün, Anıtkabir manzaralı bir çay fotoğrafı paylaşıyorsunuz.
04:36Ne kadar masum bir an değil mi?
04:38Ama sosyal medyada bu fotoğrafın altına gelen yorumlardan bazıları şunlar.
04:42Bu yaştan sonra Kemalist mi oldun?
04:4450 yıllık ülkücü mücadele bunun için miydi?
04:47Anıtkabir'e bakarak çay içmek sünnete aykırı değil mi?
04:50İnanılır gibi değil.
04:51Fakat madalyonun bir de diğer yüzü var.
04:54O fotoğrafın arkasında, o yorumları yazanların hayal bile edemeyeceği son derece kişisel ve acı dolu bir hikaye saklı aslında.
05:03Ve işte, meselenin en can alıcı noktası burası.
05:07Yazar ve ailesi için o basit çay keyfi, siyasi bir gösteri falan değil.
05:11Yıllarca hapiste plastik bardaklardan içmeye zorlanmış bir insan için, basit bir cam bardaktan çay içebilmek aslında geri kazanılmış bir özgürlüğün,
05:21yeniden insan olmanın sessiz bir kutlaması.
05:24Peki, şimdiki zamanın o boğucu betonundan ve anlamsız çatışmalarından bunalan modern haberci, huzuru nerede bulacak?
05:33Yazar cevabı geçmişte arıyor.
05:35Hayal kırıklığı yaratan bugünün gürültüsünden yüzünü çevirip, şehrin tarihine, manevi köklerine, yani hamam önüne ve Taceddin dergahına sığınmaya karar veriyor.
05:47E kendi kendine diyor ki, bugün hiçbir şey yapmayacağım.
05:50Gidip istiklal marşımızın yazıldığı o mekanı soluyacağım.
05:53Yollardan gelip geçen insanların değil, ecdadın soluğunu hissedeceğim.
05:57Bu, onun kişisel manifestosu aslında, teselliyi şehrin bugün dönüştüğü şeyde değil, her zaman sahip olduğu o derin nöhtü aramak.
06:06Ve bu yolculuk bizi son bir soruyla baş başa bırakıyor.
06:10Yazar, teselliyi Ankara'nın tarihinde, köklerinde buldu.
06:14Peki ya biz?
06:15Bizler, kendi sürekli değişen, koşturmacalı şehirlerimizde, bu gürültünün ve kaosun ortasında o aradığımız huzuru, o sığınağı nerede buluyoruz?
06:24Belki de bu sorunun cevabı hepimizin kendi içinde, kendi hikayesinde saklıdır.
Yorumlar