Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 4 hafta önce
Bu yazı, toplumun ekonomik zorluklarını ve geçim derdini halk arasında yaygın olan "nazar" ve "göze gelmek" kavramları üzerinden ele almaktadır. Yazar, bir göz kliniğinde yaşanan mizahi bir diyalogla başlayarak, konuyu emekli maaşlarının yetersizliğine, yüksek kiralara ve enflasyonun yarattığı tahribata taşımaktadır. İnsanların içine düştüğü çaresizlik ve yorgunluk, kültürel referanslar ve deyimlerle harmanlanarak trajikomik bir dille yansıtılmaktadır. Metinde, Anadolu insanının dertlerini ifade etme biçimi ile hayat pahalılığı karşısında hissedilen tükenmişlik hissi ön plana çıkarılmaktadır. Son olarak, Orhan Veli’nin şiirine atıfta bulunularak, vatandaşın sadece ücretsiz olan şeylerle yetinmek zorunda kaldığı acı bir tablo çizilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, hiç vakit kaybetmeden doğrudan bugünkü incelememize dalalım istiyorum.
00:05Bugün, yazar Erol Sunat'ın kaleme aldığı, hepimizin o çok iyi bildiği göze gelmek kavramı üzerine yazdığı o harika denemeyi
00:12adım adım inceleyeceğiz.
00:14Yani, yazarın bu geleneksel inancı, hepimizin günlük hayatta iliklerine kadar hissettiği o zorlu ekonomik gerçekleri maskelemek için nasıl zekice bir
00:23araca dönüştürdüğüne yakından bakacağız.
00:25Hazırsanız, gelin bu kültürel şifreleri hep birlikte çözelim.
00:28İlk durağımız, yazarın deyimiyle, hastane koridorunda göz yanılması.
00:34Şimdi şu sahneyi bir gözünüzde canlandırın.
00:37Hani tam filmlerde olacak türden oldukça absürt ve gülümseten bir anekdotla başlıyor yazarımız.
00:43Bir hastanenin göz kliniğinde, bekleme salonundayız, sırasını bekleyen bir adamın yanına hiç tanımadığı biri yanaşıyor ve pat diye şu soruyu
00:51soruyor.
00:52Abi sen kamyon şoförü müsün?
00:54Adam şaşkınlıkla hayır diyor ama soruyu soran kişi inatçı.
00:57Yok yok diyor, sende tam kamyon şoförü tipi var.
01:00İşte o an son derece komik bir yanlış anlaşılmaz incirinin fitili ateşlenmiş oluyor.
01:05Peki bu olay nasıl tırmanıyor derseniz.
01:08Adım adım gidelim.
01:09Önce kahramanımız bir kamyon şoförü zannediliyor.
01:13Derken içeri giren başka biri adamın memleketini duyup onu bu sefer de madenci sanıyor.
01:19Ve üçüncü adımda yazar asıl bombayı patlatıyor.
01:22Göze mi geldik?
01:23Yani adam ne bir madenci ne de şoför.
01:26Sadece göz kliniğinde muayene sırası bekleyen sıradan bir vatandaş.
01:31Erol Sunat bu komik olaydaki göz kelimesi üzerinden muazzam bir kelime oyunu yapıyor aslında.
01:37Hem duruma hem de denemesinin geri kalanına harika bir zemin hazırlıyor.
01:41Göze gelmek.
01:42Yani hani hani hep deriz ya nazar değmesi.
01:46Başkasının o kem bakışları yüzünden aniden başımıza gelen o kötü şans veya talihsizlik.
01:52Normalde biz bu deyimi böyle rastgele gelişen ufak tefek şanssızlıklar için kullanırız.
01:57Diyelim ki birisi elinizdeki bardağa uzun uzun baktı pat bardak aniden çatladı.
02:02Hah deriz kesin göze geldik.
02:04Ama inanın bana Sunat'ın burada yaptığı şey çok daha derin.
02:08O bu sıradan kültürel açıklamayı alıp çok daha ağır toplumsal bir meselenin üzerine ustalıkla oturtuyor.
02:14Gelelim ikinci bölüme.
02:17Maaşlar, kiralar ve o bitmek bilmeyen geçim derdi.
02:2223.552 lira.
02:25Yazar bu küsuratlı rakamı özellikle öne çıkarıyor çünkü bu birçok emeklinin yüzleştiği acı bir gerçekliğin ta kendisi.
02:33İnsanların o sert ekonomik mücadeleyle finansal umutsuzlukla tanıştığı sıfır noktası burası.
02:39Peki bu rakamı bu kadar sarsıcı, bu kadar ağır yapan şey ne?
02:43Aslında cevap hemen yanı başındaki o mecburi harcamalarda gizli.
02:48Gerçekten çarpıcı olan karşımızdaki bu sert uyumsuzluk.
02:52Bir tarafta az önce bahsettiğimiz 23.552 liralık bir emekli maaşı duruyor.
02:57Diğer tarafta ise 25.000 ile 28.000 lira arasında değişen kira bedelleri.
03:02Aradaki bu korkunç uçurum var ya işte emeklilerin neden acı bir tebessimle acaba göze mi geldik diye sorduklarını tam olarak
03:09bu tablo özetliyor.
03:11Yazar da göze gelen tam olarak ne sorusunu doğrudan bu matematiksel imkansızlığın tam ortasına bırakıyor.
03:16Bunun sonucunu aslında tek bir cümle özetliyor.
03:2065 yaş üstü iş arıyor.
03:22Yani o demin bahsettiğimiz dengesizlik yüzünden emeklilik artık ayaklarınızı uzatıp dinlendiğiniz bir dönem falan değil.
03:29Tam tersine mecburen ikinci bir iş arama dönemine dönüşmüş durumda.
03:34Hatta yazarın kendi ifadesiyle söyleyeyim bazıları için bu durum kelimenin tam anlamıyla göze gelmenin daniskası.
03:41Ve üçüncü bölüm, enflasyona karşı sergilenen o meşhur ironik duruşumuz.
03:47Yazar normalde hepimizi geren o enflasyon konusuna burada çok sağlam ağır bir ironi dozuyla yaklaşıyor.
03:55Bakar mısınız şu muazzam ifadeye, enflasyon düştü, her yeri yara bere, kol kırık, ayak çıkık diyorlar.
04:02Harika bir tasvir değil mi?
04:04Deneme halkın bu meseleyi nasıl tiye aldığını çok tarafsız bir şekilde aktarıyor.
04:09Enflasyon resmen sokakta dayak yemiş, her yeri yara bere içinde kalmış biri gibi çiziliyor gözümüzde.
04:15Vatandaş ise sanki asıl ezilen, asıl canı yanan kendisi değilmiş gibi bu sözde düşen enflasyonla alaycı bir dille dalga geçiyor.
04:23Bu cümle var ya, hani neredeyse bir beddua niteliğinde aslında omuzlardaki o görünmez yükün ne kadar ağır olduğunu öyle güzel
04:32anlatıyor ki.
04:32Vatandaşlar içlerinde biriken o derin öfkeyi sadece enflasyonun bir miktar düşmesini dileyerek değil, tamamen yere serilip yeryüzünden silinmesini, yani tabiri
04:44caizse dibin dibini görmesini dileyerek dışa vuruyorlar.
04:47Mizahın burada nasıl bir toplumsal kalkan olarak kullanıldığını çok net görebiliyoruz.
04:52Buradan dördüncü bölüme, o derin toplumsal yorgunluğa ve kendimizi nasıl ifade ettiğimize geçelim.
05:00Tüm bu bitmek bilmeyen ekonomik koşulların hepimizde biriktirdiği devasa kolektif bir tükenmişlik var ortada.
05:07Lütfen şu kelimelerin ritmine ve taşıdığı ağırlığa bir kulak verin.
05:11Yol yorgun, yıl yorgun, dil yorgun, dal yorgun, yaprak yorgun.
05:17O kadar şiirsel ve o kadar güçlü bir tekrar ki bu, sunat üzerimize çöken bu derin yorgunluğun sadece biz insanları
05:24değil, zamanı, doğayı, hatta ağacın dalını, yaprağını bile nasıl ele geçirdiğini kelimelerle resmediyor resmen.
05:31Peki biz bu yorgunluğu nasıl atıyoruz? Nasıl dile geliyor bu dertler?
05:36Yazar çok vurucu bir tespitte bulunuyor.
05:38Diyor ki, bu coğrafyada bizler derdimizi öyle her zaman avaz avaz bağırarak şikayet etmeyiz.
05:44Biz derdimizi yazarak anlatırız.
05:47O sessiz, vakur kabullenişimiz, o derin acılarımız, feryat figanla değil, şiirlerle, satır aralarına gizlenmiş sözlerle, kalemle, kağıtla ifade buluyor.
05:58Aslında hepimiz sadece birileri gözlerimize baksın da ne diyeceğimizi anlasın istiyoruz.
06:03Gelelim son bölüme.
06:05Bedava yaşam ve o tanıdık Orhan Veli tesellisi.
06:08Yazar, bütün bu ekonomik buhranı alıp her şeyin ateş pahası olduğu bir dünyada sıyrılabileceğimiz o acı tatlı, biraz da ironik
06:17teselliyle bir araya getiriyor.
06:19Bir tarafa günlük hayatımızın o omuz çökerten stres kaynaklarını koyalım.
06:23Kiralar, faturalar, yığılan kredi kartı borçları, iş arama derdi.
06:27Karşısına da büyük usta Orhan Veli'nin o meşhur şiirindeki bedava şeyleri koyalım.
06:32Hava bedava, yağmur bedava, çamur bedava.
06:35Düşünsenize gerçekten de geriye kalan tek ücretsiz şeyin vitrinlere bakmak olması ne kadar ironik değil mi?
06:42İşte bu son söz yazarın deyişiyle tam bir züğürt tesellisi.
06:47Neticede bedava yaşıyoruz bu dünyada.
06:49Yani işin aslı teknik olarak nefes almak, hayatta kalmak bedava.
06:54Tabii eğer elinizi cebinize atmak, bir şeyler satın almak zorunda kalmazsanız.
06:59Bu ironik aydınlanma aslında tüm bu anlattığımız hikayenin ulaştığı o trajikomik zirve noktasını harika bir şekilde temsil ediyor.
07:07Ve bugünkü incelememizi aklınızdan çıkmayacak son derece kışkırtıcı bir soruyla bitirelim.
07:13Sahi göze mi geldik yoksa gerçeğin ta kendisine mi çarpıyoruz?
07:18Erol Sunat'ın denemesinin bizi getirdiği, o dovara toslattığı nokta tam olarak burası işte.
07:23Acaba nazar, göze gelmek gibi hep sığındığımız bu kültürel efsaneler,
07:28bizi o sert ekonomik gerçekliğe çarpıp paramparça olmaktan koruyan birer kalkan, birer savunma mekanizması mı sadece?
07:36Gerçekten başkalarının kem gözlerine mi kurban gidiyoruz, yoksa hep birlikte o soğuk gerçekliğin duvarına mı tosluyoruz?
07:43Ne dersiniz?
07:43Sizi bu soruyla kendi gerçekliğinizde baş başa bırakıyorum.
07:47Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
07:50Merak etmeye ve sorgulamaya hep devam edin.
07:52Hoşçakalın!
Yorumlar

Önerilen