Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Dr. Alper Sezener, sanat tarihinin adaletsiz seçiciliğini sorgulayarak, bugün dahi kabul ettiğimiz pek çok ismin aslında güç odakları, şans veya siyasi otoriteler sayesinde kalıcılaştığını savunmaktadır. Metin, eserlerin niteliğinden ziyade kurumsal desteklerin ve toplumsal ihtiyaçların kültürel belleği nasıl şekillendirdiğini çarpıcı örneklerle gözler önüne serer. Vivaldi, Kafka ve Vermeer gibi isimlerin geç gelen şöhretleri üzerinden, keşfedilmeyi bekleyen binlerce yeteneğin tarihin karanlığında nasıl yok olduğu vurgulanır. Özellikle kadınların ve azınlıkların bu süreçte sistematik olarak dışlandığı belirtilirken, Rodriguez ve Vivian Maier gibi figürlerin hayat hikayeleriyle başarının tesadüfiliği kanıtlanır. Nihayetinde yazar, okuyucuyu modern dünyanın algoritmalar ve popüler kültür tarafından gizlenen güncel dehalarını fark etmeye davet eder. Bu anlatı, tarihin neleri kaydettiğinden ziyade neleri kasten veya ihmalle sildiği üzerine derin bir muhasebe sunar.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugün Dr. Alper Sezener'in o harika çalışmasını merkeze alarak çok çarpıcı bir konuyu, tarihin dahileri aslında nasıl
00:07seçtiğini inceleyeceğiz.
00:09Şunu baştan söyleyeyim, bugün o çok iyi bildiğimiz tarihi figürleri ve sanatçıları nasıl okuduğumuzu baştan aşar değiştireceğiz.
00:16Hazırsanız hemen başlayalım.
00:18Pekala, konuya doğrudan devasa bir soruyla, adeta bir beyin fırtınasıyla dalalım.
00:23Şu an, tam da bu an, acaba hangi dehayı gözden kaçırıyoruz?
00:27Neden mi soruyorum? Çünkü bugün dahi deyip yere göğe sığdıramadığımız o insanların, büyük bir kısmı aslında hayatlarını sefalet içinde geçirdi
00:36ya da kendi dönemlerindeki insanlar tarafından tamamen ama tamamen yok sayıldılar.
00:41Biz bugün onlara hayranlıkla bakarken, kim bilir belki onlardan çok daha yetenekli isimler tarihin karanlık köşelerinde sessizce unutulup gitti.
00:49Peki işler buraya nasıl geldi?
00:51Birinci bölüm, Adil Tarih Efsanesi.
00:54Bakın, hepimizde şöyle bir eğilim var değil mi?
00:57Gerçekten harika sanat eserlerinin ve o büyük dahilerin adeta su yüzüne çıkan bir mantar gibi doğal bir şekilde zirveye ulaştığını
01:05düşünürüz.
01:06Yani, iyi olan kazanır mantığı.
01:09Ama gerçek hayatta sanatın ayakta kalma serüveni, inanın bana bundan tamamen farklı.
01:14Buradaki muazzam gerçtek tam olarak şu, sanatın bugüne kadar ulaşabilmesi salt bir tesadüf veya kalite meselesi falan değildi.
01:21Bu tamamen gücü elinde tutmakla ve arkanızda devasa bir yapısal destek olmasıyla ilgiliydi.
01:26Şöyle düşünün, Medici ailesi olmasaydı, Rönesans sanatı çok büyük ihtimalle bambaşka bir şeye dönüşecekti.
01:32Ya da kilisenin o devasa desteği bir anda kesilseydi, Avrupa klasik müziğinin ana damarı tamamen kuruyacaktı.
01:38Yani sanatın yaşaması sizin ne kadar yetenekli olduğunuza değil, kelimenin tam anlamıyla arkanızdaki güce bağlıydı.
01:44İkinci bölüm, Kültürel Seçilim Makinesi.
01:47Şimdi durup bir düşünelim.
01:49Eğer ortada adil ve kusursuz bir arşiv yoksa, o zaman bizim tarihimizi tam olarak ne veya kim kaydediyor?
01:57İşte işin gerçekten ilginç, hatta bence biraz da rahatsız edici yanı tam da burada başlıyor.
02:02Kültürel bellek dediğimiz şey, öyle ölümsüz, kusursuz, ilahi bir sanat jürisi falan değil.
02:08Aksine düpedüs etten kemikten yanılabilen insanlar tarafından yönetilen kusurlu bir makine.
02:15Düşünsenize, hangi tablonun müzeye gireceğine, hangi yazarın nesiller boyu okutulacağına karar verenler aslında kendi önyargıları, hataları ve hatta kişisel çıkarları
02:25olan siyasetçiler, editörler, galeri sahipleri ve tabii ki sponsorlar.
02:30Tarihe biraz daha yakından baktığımızda, o çok ikonik yeniden doğuş hikayelerinin kesinlikle tesadüf olmadığını, sadece gecikmiş reaksiyonlar olduğunu çok net
02:41görüyoruz.
02:41Örneğin Kafka.
02:43Ölüm döşeğindeyken dostum Max Broda tüm kitaplarını yakmasını vasiyet etmişti ama Broda bu isteğe ihanet etti.
02:49İyi ki de etti değil mi?
02:51Ya da ölümünden yüzyıllar sonra dünyanın en pahalı tablolarına imza atan adam olarak bilinen Vermeer.
02:56Hatta ve hatta ölümünden tam 200 yıl sonra tekrar keşfedilen Vivaldi.
03:01İyi de bu isimler nasıl oldu da bir anda adeta küllerinden yeniden doğdu.
03:06İşte can alıcı nokta tam da burası.
03:09Toplumlar onlara ihtiyaç duyduğu için.
03:11Her çağ kendi içindeki kaygılara, krizlere yanıt bulmak için adeta geçmişi kazar.
03:17Kriz dönemlerinde ne olur?
03:18Toplumlar bunalır, yeni sorular sorar.
03:21Ve bir de bakarsınız o dönemin sorularına cuk oturan varoluşçu yazarlar yıllarca tozlandıkları raflardan bir anda indiriliverir.
03:29Yani geçmiş, bugünün ihtiyacına göre kendini uysalca yeniden şekillendirir.
03:34Üçüncü bölüm, kalıcı olarak silinenler.
03:37Tüm bunlar bizi aslında çok daha karanlık bir noktaya, o madalyonun diğer yüzüne getiriyor.
03:42Peki ya Max Broad gibi kitaplarınızı kurtaracak sadık bir dostunuz ya da arkanızda duracak kurumlar yoksa ne oluyor?
03:50Anlayacağınız, tarih sahnesinden silinip unutulmak kesinlikle eserlerinizin kötü olmasıyla falan ilgili değil.
03:57Bu tam anlamıyla sosyal ve politik gücünüzün olmamasıyla, yani kimsesizlikle ilgili.
04:02Bir yanda kurumlar tarafından desteklendiği için şans eseri yeniden doğanlar var.
04:06Diğer yanda ise kadınlar, azınlık dillerinde yazanlar veya sömürgeleştirilmiş sesler gibi geri döndürülemez bir şekilde silinenler var.
04:14Onlar için oyun maalesef çok daha kesin bir şekilde tamamen bitiyor.
04:19Bu sistematik silinmelin nasıl işlediğini bir hayal edin.
04:23Mesela sırf yazdıkları ciddiye alınsın, yayımlanabilsin diye,
04:26erkek takma adları kullanmak zorunda kalan Victoria dönemi kadın yazarları
04:30ya da on yıllar boyunca o devasa batılı yayıncılık sektörü tarafından tamamen görmezden gelinen Asya ve Afrika edebiyatı.
04:38Ses çıkarmadan, kendi köşesinde sessizce üreten sanatçılar.
04:42Bugün, Nobel gibi ödüller bu devasa boşluğu doldurmaya, hataları telafi etmeye çalışıyor evet.
04:48Ama kabul edelim, tarih yapısal olarak yok saydığı o sessiz sesleri sihirli bir değnekle geri getirmiyor.
04:54Ve tüm bu anlattıklarımı mükemmel özetleyen çok çarpıcı bir söz var.
04:58Tarih, gürültü yapanı kaydeder.
05:01Evet, maalesef öyle.
05:02Sanatta sadece sessiz, kendi halinde bir erdem olmak, çoğu zaman kalıcı bir şekilde yok olmak anlamına geliyor.
05:10Bölüm 4. Sinemanın Unutulmuş Dahileri
05:13Tarihin sanatçılara ne kadar acımasız ve haksız davrandığını gerçekten iliklerimize kadar hissetmek için
05:19bu kültürel belleği masaya yatıran üç harika belgesel ve biyografi filmine bakmamız yeterli.
05:25Burada bahsedeceğimiz üç çarpıcı sinema eseri, Şeker Adamın İzinde, Vivian Meyer'ın Peşinde ve Shine.
05:33Bu hikayeler bize kültürel belliğin o sözde kusursuz yapısının aslında tamamen şans, zamanlama ve güce dayandığını o kadar net gösteriyor
05:41ki,
05:42gelin detaylarına inelim.
05:43Mesela Şeker Adamın İzinde belgeselini ele alalım.
05:46Tarihin sadece coğrafyaya bakarak birini aynı anda nasıl hem var edip hem yok ettiğine dair bundan daha sarsıcı bir örnek
05:54bulamazsınız.
05:55Bir yanda 1970'lerde Detroit'ta ağır bir yoksulluk içinde inşaat işçisi olarak çalışan,
06:01albümleri yüzüne bile bakılmayan Rodriguez.
06:04Ama diğer yanda dünyanın öbür ucunda Güney Afrika'da kendi halinden tamamen habersizken,
06:09yasa dışı kasetlerle bir apartheid karşıtı efsaneye, dev bir isyan sembolüne dönüşen aynı adam.
06:16Gerçekten inanılmaz bir çelişki değil mi?
06:18Ya bu sayıya ne demeli?
06:20Yüz bin!
06:21Tam yüz bin fotoğraf!
06:23Chicago'da hayatı boyunca dadılık yapan Vivian Meyer'ın sessiz sedasız çektiği fotoğraf sayısı bu.
06:29Düşünebiliyor musunuz?
06:30Bu devasa deha birikimi tam 50 yıl boyunca kutularda kapalı kaldı.
06:35Ta ki 2009'da o yapayalnız öldükten sonra bir tarih meraklısı bu kutuları,
06:40bir müzayede de tamamen tesadüf eseri satın alıp içindekileri dijitalleştirene kadar.
06:45İşte tam da burada çok rahatsız edici bir soruyla baş başa kalıyoruz.
06:50Vivian Meyer'i büyük bir sanatçı yapan şey çektiği fotoğrafların kendisi miydi,
06:55yoksa o fotoğrafların bir müzayede de tesadüfen keşfedilme anı mıydı?
06:59Tarih aslında neyi alkışlıyor?
07:02Sanatı mı, yoksa o popüler keşif hikayesini mi?
07:05Ve tabii ki 1996 yapımı Muazzam Shine filmi.
07:10David Halkgat, dünyada Rahmaninov'un o meşhur üçüncü piyano konçertosunu çalabilen sadece üç insandan biriydi.
07:18Ama o, tarihin unuttuğu değil, düpedüz sistemin ve o inanılmaz derecede baskıcı babasının kırdığı bir dahi.
07:24Filmde müziğin sihriyle onu ezen sistem arasında paramparça olan bu çocuğu izliyoruz.
07:30İşin en acı tarafı da hikayenin o karanlık ve trajik sonunu bilmek,
07:34filmdeki her küçük mutlu anı bile izlerken insanın boğazına bir yumruk gibi oturtuyor.
07:40Yalnız bu filmle ilgili çok meta, çok acayip bir durum var.
07:43Filmin kendisi devasa bir kültürel seçilim makinesine dönüştü.
07:47Neden mi?
07:48Çünkü başroldeki Geoffrey Rush bu filmden önce neredeyse hiç tanınmayan bir aktördü.
07:53Sonra ne oldu?
07:54Hem Oscar, hem BAFTA, hem Altın Küre kazandı, uluslararası bir yıldıza dönüştü.
07:59Yani film hem kırılmış bir müzisyenin mirasını kurtarıp baştan yazdı,
08:03hem de sıradan bir aktörü bir anda yeniden doğurdu.
08:06Sanat, kelimenin tam anlamıyla hayat kurtardı.
08:09Ve artık geldik son bölümümüze.
08:12Bölüm 5. Bugün bizim seçimimiz.
08:15Evet, geçmişten, tarihten, filmlerden bolca bahsettik.
08:18Peki ya şimdi?
08:19Tüm bu kanıtları alıp bugüne, tam da şu anki zamanımıza getirsek ne görürüz?
08:25Emin olun, çağımızın o unutulmuş dahisi şu an bir yerlerde harıl harıl bir şeyler üretiyor.
08:31Belki küçük, ücra bir şehirde çalışıyor, belki çok az izlenen bir kanalda yayın yapıyor,
08:37ya da beş parasız bir yayın evinden kitabını çıkarmaya çalışıyor.
08:41Ve en kötüsü, bizim o çok güvendiğimiz modern algoritmalarımız ve sosyal medya trendlerimiz tarafından
08:47şu saniye, evet tam şu an, aktif olarak eleniyor ve siliniyor.
08:52Şöyle geriye yaslanıp, ah keşke 1920'lerde yaşasaydım da Kafka'nın değerini o yaşarken bilseydim demek işin en kolayı.
09:00Gerçek ve asıl zor olan entelektüel sorumluluk bu değil.
09:04Gerçek sorumluluk, sadece algoritmalara körü körüne teslim olmamaktır.
09:08Çıktısı en yüksek sesi vermeyen, popüler kültürün radarına girmeyen o sessiz sesleri bilinçli olarak arayıp bulmak ve onlara yer açmaktır.
09:17Bu yüzden bu incelemeyi zihninize kurcalayacak son ve oldukça kışkırtıcı bir soruyla noktalamak istiyorum.
09:24Tarih, geçmişte neleri sildi diye bol bol eleştirdik, peki ama bugün biz neyi seçiyor ve neyi siliyoruz?
09:31Bu soruyu sormak ve bununla yüzleşmek zorundayız çünkü işin en ürkütücü yanı bu sorunun gerçek cevabını ancak 200 yıl sonra
09:39öğrenebilecek olmamız.
09:41Lütfen kendi hayatınızdaki o sessiz dahileri bulmaya çalışın.
09:45Dinlediğiniz için çok teşekkürler, bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen