Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Erol Sunat, güvence kavramının toplumsal hayatta nasıl istismar edildiğini ve içinin boşaltıldığını eleştirel bir dille ele almaktadır. Metin, bireylerin ve kurumların verdikleri tutulmayan sözler nedeniyle insanların yaşadığı hayal kırıklıklarını, özellikle konut kooperatifleri ve ekonomik vaatler üzerinden örneklendirmektedir. Abartılı teminat söylemlerinin gerçeklikten uzaklaştığı vurgulanırken, bu durumun halk nezdinde yarattığı derin güven sarsıntısına dikkat çekilmektedir. Yazar, maddi ve dünyevi güvencelerin geçiciliğini hatırlatarak, asıl dayanağın devlet geleneği ve toplumsal birliktelik olması gerektiğini savunmaktadır. Sonuç olarak eser, içi boş vaatler silsilesine karşı mesafeli durulmasını öğütleyen edebi bir yergi niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde yazar Erol Sunat'ın o çok konuşulan makalesini,
00:06yani güvence kelimesinin Türk toplumunda nasıl aşınarak koskoca bir illüzyona dönüştüğünü mercek altına alıyoruz.
00:13Hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:16Evet, doğrudan yazarın o can alıcı sorusuyla konuya girelim.
00:20Sunat diyor ki, hayatta sonsuz garantileri olduğunu iddia eden,
00:23tabiri caizse benim bir ton güvencem var diye ortalıkta kasım kasım kasılan birinin sırtı gerçekten yere gelir mi?
00:30Yani bu insanlar hakikaten yenilmez mi?
00:33Yazarımıza göre bu söylem aslında kulaktan kulağa yayılan devasa bir abartıdan, koca bir uydurmacadan ibaret.
00:39Birinci bölümümüz güvence kavramı ve güvence edebiyatı.
00:43Şimdi yazarın buradaki tespiti cidden çok ilginç.
00:47Düşünün güvence aslında ne demekti?
00:49Bir teminat, garanti ya da karşınızdakine verdiğiniz o en sağlam, en inandırıcı söz.
00:54Ama sunat, bir zamanlar böyle ağırlığı olan, öyle kolay kolay ağzı alınmayacak bu kelimenin artık sadece hava atmak için kullanılan
01:02altı bomboş bir güvence edebiyatına dönüştüğünü söylüyor.
01:06Hatta kelimenin kendisi bir de bu kadar hoyratça kullanılmaktan yorgun düşmüş, adeta çaresiz kalmış durumda.
01:12Geldik o meşhur bir ton meselesine.
01:15Bakın yazar burada harika bir tezatlık kuruyor.
01:18Şöyle bir gözünüzde canlandırın.
01:20Birileri çıkıp benim bir ton yani koca bir bin kilo güvencem var diye gövde gösterisi yapıyor değil mi?
01:26Yazar da dönüp bir sıradan vatandaşlara soruyor.
01:29İyi de bizde bunun bir gramı bile var mı?
01:32Yani yeminle bende bir gram bile yok diyen o sessiz çoğunlukla o bir tonluk kibir arasındaki uçurum gerçekten inanılmaz.
01:41Güvence dediğimiz şey yenilip içilen, tartıya konan bir şey değil ki.
01:44Biz hayatımızda bir gramını bile göremezken birileri nasıl oluyor da bir ton güvence sığdırabiliyor hayatına?
01:51İnsan hayret ediyor doğrusu.
01:53İkinci bölüme geçelim.
01:55Geçmişin kırık hayalleri.
01:56Şimdi biraz yakın geçmişe gidelim.
01:59Toplumsal hafızamızda ne yazık ki çok derin yaralar açan acı tecrübelerimiz var.
02:04Yazar zamanında televizyonlara çıkıp o meşhur bana güven gerisini merak etmesen senin teminatın benim diyen bankerleri hatırlatıyor bize.
02:12İnsanların dişinden tırnağından arttırdığı üç kuruşu sömüren holdingleri, herkesi ev sahibi yapacağız deyip de ortada koca bir hiç bırakan o
02:19felaket konut kooperatiflerini anlatıyor.
02:22İnsanların bu sahte, allanıp kullanmış güvencelere inanarak nasıl defalarca hayal kırıklığına uğradığını çok acı bir dille özetliyor makale.
02:29İşte tam da bu noktada makalenin en can alıcı tespitlerinden biri çıkıyor karşımıza.
02:36Kefenin cebi yok.
02:37Yani bu doymak bilmeyen, sürekli bir şeyler vadeden o sömürücüler verdikleri o tonlarca sözü tutmadılar değil mi?
02:45Hayatları alt üst ettiler.
02:47Ama günün sonunda ne oldu?
02:48O haksız yere kazandıklarını sandıkları devasa servetleri öbür dünyaya götüremediler.
02:54Geriye ne kaldı derseniz, kandırılan insanların o içinden atamadığı,
02:58aldatılmışlığın o tarifsiz ağır sızısı.
03:01Üçüncü bölüm, yarım asırlık siyasi vaatler.
03:05Tabii bu içi boş güvenceler sadece parayla pulla sınırlı değil.
03:09Siyasetin o yarım asırlık tablosuna bir bakalım.
03:12Bir yanda son 50 yıldır vatandaşa verilen o muazzam, ütopik güvenceler duruyor.
03:17Herkesin mutlaka kendi evi olacak, kira derdi tamamen tarihe karışacak,
03:22mutfaklara ayda en az bir kere kırmızı et girecek, maaşlar da çarşıya pazara rahatça yetecek.
03:27Harika duyuluyor değil mi?
03:28Ama diğer yanda, yani o çarpıcı gerçeğe baktığımızda,
03:32ucu bucağı görünmeyen halk ekmek kuyrukları ve markete her girildiğinde kara kara düşündüren o ağır geçim sıkıntısı,
03:39yazar burada, vatandaş sandıkta üzerine düşeni yapsa da,
03:42o devasa vaatleriyle sokağın gerçeği arasındaki acımasız uçurumun hiç değişmediğinin altını çiziyor.
03:49Haliyle makalede durup kendimize sormamız gereken o çok temel soru yankılanıyor.
03:53Yahu biz neden sürekli güvence verile verile geçen bir ömre sahibiz?
03:58Sahi, ne oldu yarım asırdır kürsülerden verilen o büyük büyük sözlere?
04:02Aramıza nasıl bir kara kedi girdi?
04:04Yazar toplum olarak neden inatla bu gerçekleşmeyen,
04:08altı boş sözlerin peşinden sürüklendiğimizi,
04:10gerçekten çok içten, hatta biraz da sitemkar bir şekilde sorguluyor burada.
04:15Dördüncü bölümümüz,
04:17Afetler ve Hayatın Gerçekleri
04:19Şimdi işin belki de en sarsıcı, en düşündürücü kısmına geldik.
04:24Sunat bizi evrensel ve çok acı bir gerçekle yüzleştiriyor.
04:28Bugün varsınız, yarın yoksunuz.
04:30Şöyle bir düşünün,
04:32bir insan bir gece önce o şehrin en zengini, en güçlüsü olarak yatağına yatabilir
04:37ama ertesi sabah uyandığında kendini enkazlar arasında bir tas sıcak çorbaya muhtaç halde bulabilir.
04:44Hayatın bu inanılmaz kırılganlığı, bu öngörülemezliği karşısında,
04:49o benim bir ton güvencem var diye böbürlenmenin,
04:52insanlara tepeden bakmanın ne kadar boş, ne kadar anlamsız bir kibir olduğunu adeta yüzümüze çarpıyor makale.
04:59Maalesef Türkiye'nin yakın geçmişinde bunun pek çok örneği var.
05:02Depremlerin bir gecede yerle bir ettiği o koskoca şehirleri,
05:07serlerin, heyelanların bir anda yuttuğu sokakları, mahalleleri ve yüreğimizi yakan o devasa orman yangınlarını bir hatırlayın.
05:14Yazar çok haklı olarak soruyor,
05:16o yok olan şehirlerde, o kaybolan ilçelerde,
05:19benim bir ton güvencesi var deyip de kibrinden yanına varılmayan insanlar yok muydu?
05:24E elbette vardı.
05:25Demek ki neymiş?
05:27Doğanın o sarsıcı gücü ve hayatın o sert gerçekleri karşısında,
05:31kişisel güvencelerimizle, malımızla, mülkümüzle övünmek aslında koca bir boşluktan ibaretmiş.
05:37Gelelim son bölümümüze.
05:39Bölüm 5. Gerçek güvencemiz, devlet.
05:42Peki, eğer tüm bu kişisel, finansal ve siyasi güvencelerin hepsi boş birer hayalse,
05:49sıradan bir vatandaş kime güvenecek?
05:51Makale diyor ki, yıllarca o boş vaatlerle kandırılmış,
05:55güvendiği dağlara karlar yağmış,
05:57yarısı emekli ve büyük bir çoğunluğu asgari ücretle yaşam mücadelesi veren bu halk için,
06:02nihai ve tek sığınak, Türk devleti ve milletinin kendisidir.
06:06Yani bunca ihanete ve hayal kırıklığına rağmen,
06:09o derin yaraları sarabilecek yegane gücün o köklü devlet geleneği olduğunu vurguluyor yazar.
06:14Yazar, işte bu gerçek güvenlik ve sığınak kavramını havada bırakmıyor,
06:19bunu felsefi olarak temellendirmek için bizi tarihin derinliklerine götürüyor.
06:23Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e verdiği o meşhur tarihi nasihatini hatırlatıyor.
06:28Edebali'nin sözünü baş tacı eden Osman Bey ne demişti?
06:31Beyliğimin de, kuracağım devletimin de, ahalinin de güvenceleri benim.
06:36İşte kaynağımıza göre devlet ve millet arasındaki o gerçek,
06:40kopmaz güven bağının tacı,
06:42yüzyıllardır süre gelen bu köklü duruşta saklı.
06:44Ve yavaş yavaş bu incelememizin sonuna gelirken,
06:48sizi yazarın akıllara kazınan o final sorusuyla,
06:51o son meydan okumasıyla baş başa bırakmak istiyorum.
06:54Bugün hala sahte sözlerle, türlü oyunlarla karşınıza geçip,
06:58bana bak benim bir ton güvencem var diyenler her yerdeler.
07:01Hala o boş laflarıyla dağ taşı inletmeye devam ediyorlar.
07:05Peki soruyorum size,
07:07bunca yaşanandan, bunca yıkılan hayalden ve edinilen tecrübeden sonra,
07:10biri gelip size bir ton güvence satmaya çalıştığında,
07:14ona hala inanacak mısınız?
07:16Karar tamamen sizin.
07:17Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere,
07:20şimdilik hoşçakalın.

Önerilen