00:00Herkese merhaba. Bu incelememizde yazar Erol Sunat'ın o çok konuşulan makalesini,
00:06yani güvence kelimesinin Türk toplumunda nasıl aşınarak koskoca bir illüzyona dönüştüğünü mercek altına alıyoruz.
00:13Hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
00:16Evet, doğrudan yazarın o can alıcı sorusuyla konuya girelim.
00:20Sunat diyor ki, hayatta sonsuz garantileri olduğunu iddia eden,
00:23tabiri caizse benim bir ton güvencem var diye ortalıkta kasım kasım kasılan birinin sırtı gerçekten yere gelir mi?
00:30Yani bu insanlar hakikaten yenilmez mi?
00:33Yazarımıza göre bu söylem aslında kulaktan kulağa yayılan devasa bir abartıdan, koca bir uydurmacadan ibaret.
00:39Birinci bölümümüz güvence kavramı ve güvence edebiyatı.
00:43Şimdi yazarın buradaki tespiti cidden çok ilginç.
00:47Düşünün güvence aslında ne demekti?
00:49Bir teminat, garanti ya da karşınızdakine verdiğiniz o en sağlam, en inandırıcı söz.
00:54Ama sunat, bir zamanlar böyle ağırlığı olan, öyle kolay kolay ağzı alınmayacak bu kelimenin artık sadece hava atmak için kullanılan
01:02altı bomboş bir güvence edebiyatına dönüştüğünü söylüyor.
01:06Hatta kelimenin kendisi bir de bu kadar hoyratça kullanılmaktan yorgun düşmüş, adeta çaresiz kalmış durumda.
01:12Geldik o meşhur bir ton meselesine.
01:15Bakın yazar burada harika bir tezatlık kuruyor.
01:18Şöyle bir gözünüzde canlandırın.
01:20Birileri çıkıp benim bir ton yani koca bir bin kilo güvencem var diye gövde gösterisi yapıyor değil mi?
01:26Yazar da dönüp bir sıradan vatandaşlara soruyor.
01:29İyi de bizde bunun bir gramı bile var mı?
01:32Yani yeminle bende bir gram bile yok diyen o sessiz çoğunlukla o bir tonluk kibir arasındaki uçurum gerçekten inanılmaz.
01:41Güvence dediğimiz şey yenilip içilen, tartıya konan bir şey değil ki.
01:44Biz hayatımızda bir gramını bile göremezken birileri nasıl oluyor da bir ton güvence sığdırabiliyor hayatına?
01:51İnsan hayret ediyor doğrusu.
01:53İkinci bölüme geçelim.
01:55Geçmişin kırık hayalleri.
01:56Şimdi biraz yakın geçmişe gidelim.
01:59Toplumsal hafızamızda ne yazık ki çok derin yaralar açan acı tecrübelerimiz var.
02:04Yazar zamanında televizyonlara çıkıp o meşhur bana güven gerisini merak etmesen senin teminatın benim diyen bankerleri hatırlatıyor bize.
02:12İnsanların dişinden tırnağından arttırdığı üç kuruşu sömüren holdingleri, herkesi ev sahibi yapacağız deyip de ortada koca bir hiç bırakan o
02:19felaket konut kooperatiflerini anlatıyor.
02:22İnsanların bu sahte, allanıp kullanmış güvencelere inanarak nasıl defalarca hayal kırıklığına uğradığını çok acı bir dille özetliyor makale.
02:29İşte tam da bu noktada makalenin en can alıcı tespitlerinden biri çıkıyor karşımıza.
02:36Kefenin cebi yok.
02:37Yani bu doymak bilmeyen, sürekli bir şeyler vadeden o sömürücüler verdikleri o tonlarca sözü tutmadılar değil mi?
02:45Hayatları alt üst ettiler.
02:47Ama günün sonunda ne oldu?
02:48O haksız yere kazandıklarını sandıkları devasa servetleri öbür dünyaya götüremediler.
02:54Geriye ne kaldı derseniz, kandırılan insanların o içinden atamadığı,
02:58aldatılmışlığın o tarifsiz ağır sızısı.
03:01Üçüncü bölüm, yarım asırlık siyasi vaatler.
03:05Tabii bu içi boş güvenceler sadece parayla pulla sınırlı değil.
03:09Siyasetin o yarım asırlık tablosuna bir bakalım.
03:12Bir yanda son 50 yıldır vatandaşa verilen o muazzam, ütopik güvenceler duruyor.
03:17Herkesin mutlaka kendi evi olacak, kira derdi tamamen tarihe karışacak,
03:22mutfaklara ayda en az bir kere kırmızı et girecek, maaşlar da çarşıya pazara rahatça yetecek.
03:27Harika duyuluyor değil mi?
03:28Ama diğer yanda, yani o çarpıcı gerçeğe baktığımızda,
03:32ucu bucağı görünmeyen halk ekmek kuyrukları ve markete her girildiğinde kara kara düşündüren o ağır geçim sıkıntısı,
03:39yazar burada, vatandaş sandıkta üzerine düşeni yapsa da,
03:42o devasa vaatleriyle sokağın gerçeği arasındaki acımasız uçurumun hiç değişmediğinin altını çiziyor.
03:49Haliyle makalede durup kendimize sormamız gereken o çok temel soru yankılanıyor.
03:53Yahu biz neden sürekli güvence verile verile geçen bir ömre sahibiz?
03:58Sahi, ne oldu yarım asırdır kürsülerden verilen o büyük büyük sözlere?
04:02Aramıza nasıl bir kara kedi girdi?
04:04Yazar toplum olarak neden inatla bu gerçekleşmeyen,
04:08altı boş sözlerin peşinden sürüklendiğimizi,
04:10gerçekten çok içten, hatta biraz da sitemkar bir şekilde sorguluyor burada.
04:15Dördüncü bölümümüz,
04:17Afetler ve Hayatın Gerçekleri
04:19Şimdi işin belki de en sarsıcı, en düşündürücü kısmına geldik.
04:24Sunat bizi evrensel ve çok acı bir gerçekle yüzleştiriyor.
04:28Bugün varsınız, yarın yoksunuz.
04:30Şöyle bir düşünün,
04:32bir insan bir gece önce o şehrin en zengini, en güçlüsü olarak yatağına yatabilir
04:37ama ertesi sabah uyandığında kendini enkazlar arasında bir tas sıcak çorbaya muhtaç halde bulabilir.
04:44Hayatın bu inanılmaz kırılganlığı, bu öngörülemezliği karşısında,
04:49o benim bir ton güvencem var diye böbürlenmenin,
04:52insanlara tepeden bakmanın ne kadar boş, ne kadar anlamsız bir kibir olduğunu adeta yüzümüze çarpıyor makale.
04:59Maalesef Türkiye'nin yakın geçmişinde bunun pek çok örneği var.
05:02Depremlerin bir gecede yerle bir ettiği o koskoca şehirleri,
05:07serlerin, heyelanların bir anda yuttuğu sokakları, mahalleleri ve yüreğimizi yakan o devasa orman yangınlarını bir hatırlayın.
05:14Yazar çok haklı olarak soruyor,
05:16o yok olan şehirlerde, o kaybolan ilçelerde,
05:19benim bir ton güvencesi var deyip de kibrinden yanına varılmayan insanlar yok muydu?
05:24E elbette vardı.
05:25Demek ki neymiş?
05:27Doğanın o sarsıcı gücü ve hayatın o sert gerçekleri karşısında,
05:31kişisel güvencelerimizle, malımızla, mülkümüzle övünmek aslında koca bir boşluktan ibaretmiş.
05:37Gelelim son bölümümüze.
05:39Bölüm 5. Gerçek güvencemiz, devlet.
05:42Peki, eğer tüm bu kişisel, finansal ve siyasi güvencelerin hepsi boş birer hayalse,
05:49sıradan bir vatandaş kime güvenecek?
05:51Makale diyor ki, yıllarca o boş vaatlerle kandırılmış,
05:55güvendiği dağlara karlar yağmış,
05:57yarısı emekli ve büyük bir çoğunluğu asgari ücretle yaşam mücadelesi veren bu halk için,
06:02nihai ve tek sığınak, Türk devleti ve milletinin kendisidir.
06:06Yani bunca ihanete ve hayal kırıklığına rağmen,
06:09o derin yaraları sarabilecek yegane gücün o köklü devlet geleneği olduğunu vurguluyor yazar.
06:14Yazar, işte bu gerçek güvenlik ve sığınak kavramını havada bırakmıyor,
06:19bunu felsefi olarak temellendirmek için bizi tarihin derinliklerine götürüyor.
06:23Şeyh Edebali'nin Osman Bey'e verdiği o meşhur tarihi nasihatini hatırlatıyor.
06:28Edebali'nin sözünü baş tacı eden Osman Bey ne demişti?
06:31Beyliğimin de, kuracağım devletimin de, ahalinin de güvenceleri benim.
06:36İşte kaynağımıza göre devlet ve millet arasındaki o gerçek,
06:40kopmaz güven bağının tacı,
06:42yüzyıllardır süre gelen bu köklü duruşta saklı.
06:44Ve yavaş yavaş bu incelememizin sonuna gelirken,
06:48sizi yazarın akıllara kazınan o final sorusuyla,
06:51o son meydan okumasıyla baş başa bırakmak istiyorum.
06:54Bugün hala sahte sözlerle, türlü oyunlarla karşınıza geçip,
06:58bana bak benim bir ton güvencem var diyenler her yerdeler.
07:01Hala o boş laflarıyla dağ taşı inletmeye devam ediyorlar.
07:05Peki soruyorum size,
07:07bunca yaşanandan, bunca yıkılan hayalden ve edinilen tecrübeden sonra,
07:10biri gelip size bir ton güvence satmaya çalıştığında,
07:14ona hala inanacak mısınız?
07:16Karar tamamen sizin.
07:17Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere,
07:20şimdilik hoşçakalın.