Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 3 gün önce
Bu yazı, Mehmet Özkendirci’nin kişisel notlarından derlenen ve farklı düşünürlerin, yazarların ve sanatçıların derinlikli özdeyişlerini bir araya getiren bir seçkidir. Alıntılar genel olarak yalnızlık, iletişim kurma çabası ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı gibi evrensel temalar üzerine yoğunlaşmaktadır. Kafka'dan Bukowski'ye kadar uzanan bu geniş yelpazede, bireyin toplum içindeki yabancılaşması ve dürüstlük arayışı çarpıcı ifadelerle ele alınır. Derleyen kişi, bu felsefi sözlerin yanına kendi kısa yorumlarını ve dizelerini ekleyerek metni kişisel bir iç döküm haline getirmiştir. Kaynaklarda yer alan her bir ifade, insan doğasının hem karanlık hem de bilgece yanlarını sorgulayan bir bakış açısı sunmaktadır. Sonuç olarak bu notlar, hayatın zorluklarına ve toplumsal adaletsizliklere karşı felsefi bir direnç alanı oluşturur.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhabalar, bazen en büyük hazineler en umulmadık yerlerde saklıdır değil mi?
00:05Mesela eski bir not defterinin o sararmış sayfaları arasında.
00:09İşte bugün biz de tam olarak böyle bir defterden damıtılmış,
00:13insan olmanın ne demek olduğunu bize tekrar hatırlatan notların izini süreceğiz.
00:19Haydi gelin Kafka'dan gelen şu sarsıcı sözle başlayalım.
00:22Benim yalnızlığım insanlarla dolu.
00:25Durup bir düşünelim.
00:26Etrafınız insanlarla dolu içen böyle iyiliklerinize kadar yalnız hissettiğiniz oldu mu hiç?
00:31İşte bu tezatlık, bu acı his ilk konumuzun tam da merkezinde.
00:36Ve işte ilk durağımız da bu.
00:38Kalabalıklar içinde yalnızlık.
00:40Yani modern zamanların belki de en tanıdık, en iç yakan paradoksu.
00:44Bakın bu slide'da insan ilişkilerine dair iki farklı hatta zıt kutup var.
00:49Sol tarafta Chehov ne diyor?
00:52Eğlenebildiklerinle arkadaş, anlatabildiklerinle dost,
00:55ağlayabildiklerinle kardeş olursun.
00:57Ne kadar güzel, ne kadar umut dolu bir formül.
01:00Ama bir de sağa bakalım,
01:02Hazreti Ali'nin asırlar öncesinden gelen o net tespitiyle yüzleşiyoruz,
01:06insanları tanıyan yalnızlaşır.
01:09Peki ama nasıl olur da bu ikisi aynı anda doğru olabilir?
01:12İşte bu gerilim belki de hepimizin yaşadığı en büyük ikilemlerden biri.
01:16Peki bu yalnızlık çemberinden çıkış var mı?
01:19Belki de cevap, Gabriel Garcia Marquez'in şu müthiş cümlesinde gizlidir.
01:23Seni, sen olduğun için değil, senin yanındayken ben, ben olduğum için seviyorum.
01:28Yani bütün mesele bir başkasının varlığında maskelerimizi atıp,
01:32gerçekten kendimiz olabilmek.
01:33İşte o zaman gerçek bağ kırılıyor.
01:35Şimdi o kalabalığın gürültüsünden, ilişkilerin karmaşasından sıyrılıp,
01:40bambaşka bir diyara, sessizliğin gücüne doğru yol alıyoruz.
01:44Bu slide, sessizliğin adeta evrimini gösteriyor bize.
01:48Böyle üç adımda.
01:49Her şey nerede başlıyor biliyor musunuz?
01:51Anlaşılmamakta.
01:52Anlayanı olmadığında sessizleşir insan.
01:55Yani bu bir tercih değil, bir mecburiyet.
01:58İkinci adımda, bu durum artık bir ilkiye dönüşüyor.
02:01Diyor ki, senin sessizliğini anlamayan, muhtemelen sözlerini de anlamaz.
02:05Yani artık çabalamanın, boşa kürek çekmenin bir anlamı kalmamıştır.
02:09Ve geldik son adıma.
02:11İşte burada o sessizlik bir zayıflıktan çıkıp, sarsılmaz bir güce dönüşüyor.
02:16Bukowski'nin dediği gibi, istediğin kadar bağır çağır, susan birini yenemezsin.
02:20Anlaşılma arayışıyla başlayan bir yolculuğun, nasıl da yenilmez bir güce ulaştığını görüyorsunuz.
02:25İnanılmaz.
02:26Sessizliğin o sarsılmaz kalesinden, şimdi konuşmanın ve gerçeği söylemenin ne kadar riskli olabileceğine, yani gerçeğin bedeline geliyoruz.
02:34Gerçeğin bedeli nedir diye sorduğumuzda, Edward Snowden'ın bu tüyler ürperten cümlesiyle karşılaşıyoruz.
02:41Suçu açığa çıkarmak suç kabul ediliyorsa, suçlular tarafından yönetiliyorsunuz demektir.
02:47Bu sadece bir söz değil, aynı zamanda ciddi bir uyarı.
02:50Bazen doğruyu söylemek en büyük suç haline gelebiliyor.
02:53Necat Uygur ise çok daha farklı bir gerçeğe dokunuyor.
02:57Satın alınabilen her şeye mal denir.
03:00Ve devamı çok daha sert.
03:01O malın yürüyor, konuşuyor ve gaflet, delalet hatta ihanetle nefes alıyor olması hiçbir şeyi değiştirmez, diyor.
03:09İşte Uygur'un bu ağır sözlerinin hemen altına, bu defterin sahibi Mehmet Özkendirci bir not düşmüş, asıl bomba da burada
03:16patlıyor.
03:16Soru şu, bugünkü siyasiler için yazılmış olabilir mi?
03:20Vay be, bu soru alıntıya alıp tam da günümüzün ortasına bırakıyor.
03:24Peki bu kadar keskin gerçeklerle her gün yüzleşmek kolay mı?
03:28Tabii ki değil.
03:28Bazen ne yapıyoruz?
03:30Onları biraz daha yaşanılır bir çerçeveye oturtuyoruz.
03:33İşte Bukowski de bu gerçeği yeniden çerçeveleme sanatını o meşhur acımasızlığıyla özetlemiş.
03:39Ne diyor? Bazı insanlara tam bir geri zekalısın diyemediğimiz için tabii o da senin görüşün deriz.
03:46Hadi dürüst olalım, bu sosyal can kurtaran simidini hepimiz en az bir kez kullanmışızdır değil mi?
03:52Evet, yalnızlıktan başladık, sessizliğe uğradık, acı gerçeklerle yüzleştik.
03:57Şimdi gelin bu defterden son bir notla yolculuğumuzu tamamlayalım.
04:00Ve işte kapanış notumuz Johan Strauss'dan geliyor.
04:04Kusursuz yapan ders aldığımız hatalardır.
04:07Ne kadar harika bir özet değil mi?
04:09Yani tüm o yaşadığımız yalnızlıklar, bizi susmaya iten anlar, yüzleştiğimiz o sert gerçekler bunların hiçbiri bir son değil.
04:18Aksine bizi biz yapan derslermiş meğer.
04:21Bu eski defterin sayfalarına birlikte araladık, içindeki bilgelikle biraz olsun aydınlandık.
04:27Şimdi sıra sizde.
04:28Tüm bu yolculuğun sonunda geriye tek bir soru kalıyor.
04:31Peki, sizin zihin defterinizde ne yazıyor?
Yorumlar

Önerilen