00:00Herkese merhaba, bugünkü incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün aslında toplum olarak çok iyi bildiğimizi sandığımız ama yüzeyin hemen altında yatan bambaşka ve oldukça sarsıcı bir gerçekliği konuşacağız.
00:11Yazar Fazıl Çetiner'in Ufuk Açıcı makalesinden yola çıkarak yerleşik bir paradigmayı temelinden sarsacak bilgilere odaklanırız.
00:18Hazırsanız başlayalım.
00:20Hemen konuya girelim ve hepimizin zihnine kazınmış o köklü efsaneye biraz meydan okuyalım.
00:25Sizce gerçekten kime gazi denir?
00:27Hepimizin aklında ülkesine hizmet etmiş ve bu uğurda fiziksel bedeller ödemiş insanlara dair çok net bir resim var değil mi?
00:34Peki ya bu resim aslında çok eksikse?
00:37Yazar burada çok net, çok keskin bir zıtlık çiziyor.
00:40Bakın bir yanda fiziksel yaralar var.
00:43Bunlar gözle görünür, toplum tarafından anında kabul görür ve bu kişilere hak ettikleri gibi yasal emeklilik hakları tanınır.
00:51Ama diğer yanda savaşın o görünmez yaraları var.
00:54Dışarıdan hiç fark edilmeyen, bilgi eksikliği yüzünden toplumun çoğu zaman tamamen görmezden geldiği ve maalesef hiçbir hukuki statüsü olmayan yaralar.
01:05Oysa inanın etkileri en az bir kurşun yarası kadar yıkıcı.
01:08İşte can alıcı nokta tam da burası.
01:11Bu durum duygusal bir zayıflık değil, tamamen klinik bir gerçeklik.
01:15Askeri literatürdeki adıyla muharebe stres reaksiyon bozukluğu ya da hepimizin aşina olduğu o genel tanımıyla travma sonrası stres bozukluğu.
01:24Doğrudan çatışmanın yarattığı inanılmaz ağır bir psikolojik travmadan bahsediyoruz.
01:29Düşünsenize, personelin vücudunda tek bir çizik bile yok ama zihinsel olarak işini yapamayacak, hayatını normal sürdüremeyecek kadar işlevsiz hale gelmiş
01:38durumda.
01:38Yazar bunun özellikle bizim için, Türkiye için ne kadar hayati bir mesele olduğunun altını çiziyor.
01:44Dile kolay, tam 250 yıllık kesintisiz bir çatışma geçmişinden bahsediyoruz.
01:49Osmanlı'nın son dönem savaşları, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, ardından 40 yıldır süren terörle mücadele ve sınır ötesi operasyonlar.
01:57Bu coğrafya binlerce güvenlik görevlisini tam da bu muazzam travma ortamının içine çekti.
02:04İşin en çarpıcı kısmı ne biliyor musunuz?
02:06Kaynağımız, bunun öyle modern çağa özgü bir zayıflık veya yeni bir hastalık falan olmadığını kanıtlıyor.
02:12İnanır mısınız, bu travmanın yankıları antik çağlara kadar uzanıyor.
02:16Gılgamış Destanı'nda, Homeros'un İlyadası'nda, Truva Savaşı'nın sonunda hep aynı savaş stresi semptomlarının kayda geçirildiğini görüyoruz.
02:24Yani bu, insan zihninin savaşa verdiği o çok evrensel tepkinin ta kendisi.
02:29Tabi, zaman geçtikçe insanların bu görünmez yarayı anlama çabası da sürekli evrimleşmiş.
02:34Yüzyıllar boyunca hep farklı isimler takılmış.
02:3717. yüzyılda İsveç rahatsızlığı demişler.
02:40Amerikan İç Savaşı'nda düzensiz kalp atışlarından ötürü asker kalbi,
02:441. Dünya Savaşı'nda o meşhur bomba şoku,
02:47sonra Vietnam sendromu ve bugün nihayet çok net klinik terimlerle muharebe stres reaksiyon bozukluğu halini almış.
02:55Anlayışımız adım adım netleşmiş.
02:58Rakamlarda yazarın tezini o kadar çarpıcı bir şekilde doğruluyor ki,
03:02bu kesinlikle nadir rastlanan bir durum falan değil.
03:05Aksine çok ciddi bir mesleki hazard, bir meslek riski.
03:09Sivil nüfusta travma sonrası stres bozukluğu oranı sadece %2 ile 4 arasındayken,
03:15muharebe deneyimi olan asker ve güvenlik personelinde bu oran bir anda %10 ile 20'lere fırlıyor.
03:22Aradaki uçurumu görebiliyor musunuz?
03:24Peki ama bu yarayı tam olarak ne tetikliyor?
03:27Sadece kan, şiddet veya ölüm mü?
03:30Aslında hayır.
03:31Yazar bu yaranın tetikleyicilerinin çok daha derin, çok daha sinsi olduğunu açıklıyor.
03:35Evet, arkadaşlarını kaybetmek var ama aynı zamanda sürekli hiç bitmeyen patlama sesi,
03:41uykuya hasret kalıp hep teyakkuzda beklemek ve belki de en zoru ne yapacağına kendi kendine karar veremeyip,
03:48sürekli bir emir komuta zincirinde o ağır psikolojik kısıtlamayı yaşamak var.
03:52Bu zihni yavaş yavaş, adeta damla damla tüketen bir süreç.
03:56Tüm bu tetikleyiciler de elbette trajik bir domino etkisi yaratıyor.
04:00Stresin yönetilemediğinde bir insanı adım adım nasıl yıktığını apaçık görebiliyoruz.
04:05İlk aşamada uykusuzluk ve hiperteyakkuz başlıyor, yani her an bir tehlike varmış hissi.
04:11İkinci adımda maalesef empati yeteneği kayboluyor ve ani, kontrol edilemez öfke patlamaları baş gösteriyor.
04:18Üçüncü ve son adımda ise bu kişi işini yapamaz hale geliyor, aile bağları kopuyor ve toplumdan tamamen izole oluyor.
04:24Fark edilmeyen bu problemin faturası kelimenin tam anlamıyla sarsıcı.
04:29Makaleye göre bu devasa stresi tek başına omuzlamak zorunda kalan güvenlik güçlerinin psikoaktif madde kullanımına,
04:35alkole veya çok ağır psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riski sivillere kıyasla tam 4,5 kat daha fazla.
04:414,5 kat gerçekten inanılmaz bir oran.
04:44İşin çok daha yıkıcı, çok daha karhedici boyutu ise intihar oranlarında karşımıza çıkıyor.
04:49Güvenlik mensuplarında bu oran sivil nüfusa göre 2,5 kat daha yüksek.
04:53Yani bu duyduğumuz sayılar basit hissettikler değil.
04:56Her biri sessizce parçalanmış hayatların, yıkılmış ailelerin ta kendisi.
05:00Peki bu ölümcül oran neden bu kadar yüksek?
05:02Yazar burada cidden durup üzerine düşünmemiz gereken çok vurucu bir açıklama sunuyor.
05:06Şöyle düşünün, biz sivillerin de duygusal olarak dibe vurduğu, o koca duygu dalgalarında boğulduğumuz anlar olur değil mi?
05:12Ama o anlar genelde geçip gider neden?
05:15Çünkü elimizin altında ölümcül bir araç yoktur.
05:17Ancak silah taşıyan güvenlik güçleri için durum bambaşka.
05:20Onlar o en savunmasız, en karanlık anlarında, o duygu dalgasını geri dönüşü olmayan ölümcül bir gerçeğe dönüştürecek silaha tam da
05:28o saniyede sahipler.
05:29Dünyadaki uygulamalara baktığımızda tablo gayet net.
05:33Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerde görünmez yarı alan bu personel tıpkı fiziksel yarı alanlar gibi yasalar önünde gazi sayılıyor,
05:42emeklilik haklarına kavuşuyor.
05:44Ancak makale, Türkiye'de henüz bu toplumsal bilincin ve bu insanları kapsayacak hayati yasal çerçevenin maalesef eksik olduğunu çok net bir
05:52dille vurguluyor.
05:53Ortada sadece tıbbi değil, koca bir hukuki eşitsizlik var.
05:56Peki çözüm ne?
05:58Kaynağımız elbette sadece sorunu konuşup bırakmıyor, ileriye dönük uygulanabilir somut adımlar savunuyor.
06:04Birincisi, askeri ve polis akademilerinde travma ve stresle başa çıkma eğitimleri kesinlikle müfredata girmeli.
06:10İkincisi, komuta kademesinde stresi azaltıcı düzenlemeler artık zorunda olmalı.
06:15Üçüncüsü, bu görünmez yaralar yüzünden işini kaybeden personele yasal olarak gazi ünvanı verilmeli.
06:20Ve son olarak bu kişilerin haklarını arayabilecekleri güçlü bir dernek çatısı altında örgütlenmesi gerekiyor.
06:26Günün sonunda aslında hepimizin kendine sorması gereken o asıl soru şu.
06:32Eğer bu görünmez savaş yaralarını görmezden gelmeye devam edersek bizi koruyanları gerçekten korumuş oluyor muyuz?
06:39Sadece kanayan yaraları sarıp zihninlerin içinde patlamaya devam eden o sessiz bombalara sağır kalmak sizce ne kadar adil?
06:47Bu isimsiz fedakarlıkların gerçek bedelini düşünmeniz için sizleri bu soruyla baş başa bırakıyorum.
06:53Bize katıldığınız için teşekkürler, daima öğrenmeye ve sorgulamaya devam edin.