Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Mehmet Özkendirci, Türkiye’nin güncel siyasi atmosferini eleştirerek şehit yakınları ve gazilerin hak mahrumiyetlerini iktidarın terör odaklarıyla yürüttüğü süreçlerle kıyaslamaktadır. Metinde, muhalif belediye başkanlarına yönelik hukuki baskılar ve görevden almaların adaletsizliği, geçmişteki seçim sonuçları hatırlatılarak vurgulanmaktadır. Yazar, milli kimlik ve resmi dil konularında taviz verilmemesi gerektiğini savunurken, Atatürk ilkelerinden sapan siyasi oluşumlara karşı sert bir duruş sergilemektedir. Ayrıca, eğitim sistemindeki gerileme, sığınmacı sorununun demografik riskleri ve dış politikadaki itibar kayıpları gibi toplumsal kaygılar dile getirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye’nin yönetimsel ve toplumsal bir yol ayrımında olduğuna dair karamsar ama uyarıcı bir perspektif sunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugünkü analizimize hoş geldiniz.
00:02Bugün masamızda oldukça dikkat çekici, dozu yüksek, milliyetçi tonlarıyla öne çıkan bir köşe yazısı var.
00:08Yazar Mehmet Özkendirci'nin kaleme aldığı Beyler Burası Türkiye.
00:12Amacımız bu siyasi yorumu, içindeki çok katmanlı ve oldukça yüklü iddiaları objektif bir mercekle inceleyip,
00:19aslında yazarın ne demek istediğini tam anlamıyla kavramak.
00:22Yazarın bu kapsamlı iddialarını daha rahat okuyabilmek için konuyu 5 ana başlıkta topladık.
00:27Adalet eşitsizliği, siyasi çifte standartlar, ideoloji ve kimlik, eğitim ve vakıflar ve son olarak demografi ve dış politika.
00:36Hadi hemen dalalım.
00:37Birinci bölümümüz, Adalet eşitsizliği.
00:40Yazarın en büyük tepkilerinden biri hükümetin farklı gruplara yaklaşımındaki o devasa uçurum.
00:47Şöyle ki, bir tarafta meclisin hemen yanı başında protez yardımlarının kesilmesini ve rütbe sorunlarını günlerce protesto eden gaziler ve şehit
00:55aileleri var.
00:56Yazar, devletin bu insanları adeta görmezden geldiğini söylüyor.
01:01Ama diğer tarafa baktığımızda, şiddete bulaşmamış PKK üyeleri için planlandığı konuşulan af,
01:07iş imkanları ve topluma kazandırma projelerinin hızla gündeme getirildiğini görüyoruz.
01:12Özkenderci'ye göre bu durum, kelimenin tam anlamıyla kabul edilemez bir haksızlık.
01:17Hatta tam bu noktada yazarın çok çarpıcı, oldukça ironik bir çıkışı var.
01:22Diyor ki, sahi sizde bizim bilmediğimiz terör ölçer cihazlar mı var?
01:26Yani kimin teröre karışıp karışmadığını nasıl bu kadar net tespit edeceksiniz demek istiyor.
01:32Yazar, Abdullah Öcalan gibi figürlerin dahil edileceği bir süreç yerine,
01:36bu kadar hayati ve geri dönüşü olmayan kararların,
01:39öncelikle şehit aileleri ve gazilerle masaya oturularak alınması gerektiğini çok net bir dille savunuyor.
01:45Gelelim ikinci bölüme.
01:47Siyasi çifte standartlar.
01:48Şimdi yazarın yerel yönetimlere dair iddialarına bakalım.
01:53Özkenderci'ye göre, eğer bu rüzgar böyle eserse,
01:56bir sonraki seçime kadar CHP'nin elinde resmen belediye başkanı kalmayacak.
02:00Tablo gerçekten ilginç.
02:02Sadece İstanbul özelindeki rakamlara dikkat çekiyor yazar.
02:0527 CHP'li belediyeden 16'sının başkanı görevden alınmış veya tutuklanmış durumda.
02:10Peki ya iktidar partisinin yönetimindeki 13 belediye?
02:13Yazar, bu belediyelerin adeta dokunulmazlık zırhıyla korunduğunu, sürecin tamamen ama tamamen taraflı işlediğini iddia ediyor.
02:21Bu taraflılık argümanını güçlendirmek için de çok tanıdık bir ismi, eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçe'yi örnek gösteriyor.
02:30Düşünün, mevcut CHP'li başkanlar ışık hızıyla yargılanıp tutuklanırken,
02:35bizzat Bülent Arınç'ın Ankara'yı parsel parsel sattı dediği ve hakkında yüze yakın suç duyurusu olduğu söylenen Gökçe'nin
02:42dosya kapaklarının tozu bile alınmıyor, diyor yazar.
02:45İşte bu tezat, yazarın çifte standart eleştirisinin tam merkezine oturuyor.
02:50Dahası da var. İddiaya göre bu iş sadece tutuklamalarla da bitmiyor.
02:56CHP'deyken haklarında yolsuzluk iddiaları olan bazı siyasetçilerin, iktidar partisine, yani AK Parti'ye geçtikleri anda,
03:04sanki sihirli bir değnek değmişçesine AKPAK olduklarını tüm suçlamalardan arındıklarını belirtiyor.
03:11Yazar bu argümanını havada bırakmıyor.
03:14Aydın ve Afyon'da yaşanan siyasi parti değişikliklerini bu duruma net birer örnek olarak sunuyor.
03:21Peki siyasetçilerin bu hamleleri işe yarıyor mu?
03:24Yazarın buradaki uyarısı çok ama çok sert.
03:27Bütün bu eylemlerin aslında iktidarın kendi ayağına sıkması anlamına geldiğini söylüyor.
03:32Hatırlarsınız Ekrem İmamoğlu İstanbul'da ilk seçimi 13 bin civarı bir oyla kazanmış ancak seçim iptal edilmişti.
03:39Sonrasında ne oldu? O fark devasa bir rakama tam 800 bin oya çıktı.
03:44Yazar işte bu 800 bin rakamını hatırlatarak halkın iradesinin yok sayılmasına sandıkta nasıl tarihi bir cevap verildiğini vurguduyor.
03:52Devam ediyoruz.
03:54Üçüncü bölümümüz İdeoloji ve Kimlik
03:56Yazarın sadece iktidara değil muhalefete ve toplumsal tartışmalara dair de çektiği çok kalın kırmızı çizgiler var.
04:05Örneğin isim vermeden bahsettiği yeni partinin sırf 3-5 oy fazla alacağım diye Atatürk çizgisinden kesinlikle sapmaması gerektiğini aksi takdirde
04:14sıradanlaşıp yok olacağını savunuyor.
04:17Şeyh Said'in ailesinden özür dilenmesi gibi fikirleri kapıdan bile içeri sokmuyor, tamamen reddediyor.
04:23Anadille eğitim mi?
04:24Yazara göre bu vatanı bölmeye giden yola döşenmiş kirli taşlardan başka bir şey değil ve ekliyor bakın İngiltere'ye, Fransa
04:32'ya, Japonya'ya bu ülkelerin hepsinin tek bir resmi dili var diyor.
04:36İşte bu vatandaşlık ve kimlik inşasını Atatürk'ün o meşhur ne mutlu Türküm diyene sözü üzerinden temellendiriyor.
04:43Dağlara taşlara bu yazının yazılmasından rahatsızlık duyan sırrı sakık gibi isimlere doğrudan ve sert bir tepkisi var.
04:50Kimseyi zorla Türk yapmıyoruz diyor yazar ancak bu topraklarda yaşayan herkesin resmi dili Türkçedir.
04:57Onun dünyasında Türklük öyle ucuzlatılacak, içi boşaltılacak bir kavram değil, kendi deyimiyle Türk doğulur ve Türk ölünür.
05:05Dördüncü bölümümüz Eğitim ve Vakıflar
05:08Şimdi tekrar güncel olaylara tutuklanan muhalif siyasetçilere dönelim.
05:13Odaktaki isimlerden biri Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş.
05:17Yazar burada olayın bambaşka bir boyutu olduğunu ima ediyor.
05:20Diyor ki Dedetaş göreve gelir gelmez Türgev, Ensar ve Aziz Hüdayi gibi hükümete çok yakın vakıflara tam 49 yıllığına tahsis
05:28edilmiş 30 belediye binasını geri aldı.
05:30Yazar bunu çok manidar buluyor ve ironik bir şekilde bundan büyük suç mu olur diye soruyor.
05:36Yani o yargı süreçlerinin asıl motivasyonunun kesilen bu rant kaynakları olduğunu iddia ediyor.
05:41Tam bu noktada yazar toplumun gündemiyle ilgili harika bir tespit yapıyor.
05:46Bir yanda gerçekten can yakan somut krizler var.
05:49Okula aç giden çocuklarımız, okullardaki inanılmaz temizlik sorunları, yerlerde sürünen tarihin en düşük matematik ve fenletleri.
05:57Ama gelin görün ki bizim kamuoyu olarak tartıştığımız şeyler ne?
06:01Vahdettin İngiliz gemisiyle mi kaçtı veya Kurtuluş Savaşı aslında hiç yaşanmadı mı gibi absürt geçmişe dönük tartışmalar.
06:08Yazara göre bu bir tesadüf değil.
06:10Eğitim sistemi kelimenin tam anlamıyla can çekişirken toplum bilinçli bir şekilde bu dikkat dağıtıcı suni gündemlerle uyutuluyor.
06:18Ve geldik 5. son bölümümüze Demografi ve Dış Politika.
06:23Yazarın metnindeki belki de en sarsıcı, en derin gelecek kaygılarından biriyle karşılaşıyoruz burada.
06:29Rakam gerçekten ürkütücü.
06:31Üç katı.
06:32Yazar, Atatürk'ün bizzat referandumla vatan topraklarına kattığı Hatay'da Suriyelilerin doğum oranının, Türklerin doğum oranından tam üç kat fazla olduğunu
06:41iddia ediyor.
06:42Ve herkesin tüylerini diken diken edecek o soruyu soruyor.
06:45Demografi bu hızla değişmeye devam ederse ve yarın öbür gün Suriyeliler bir referandum talep ederse Hatay Türkiye'den koparılacak mı?
06:53İçeride demografik durum buyken yazarın dış politikadaki hayal kırıklığı da bir o kadar büyük.
07:00Türkiye'nin yurt dışındaki devasa yatırımlarını hepimiz biliyoruz.
07:04Gidip Somali'ye devasa Recep Tayyip Eldoğan Hastanesi'ni kuruyoruz.
07:08Suriye'de okullar, yollar, on binlerce konut inşa ediyoruz.
07:12Ama yazar için asıl sinir bozucu olan, günün sonunda karşılaştığımız tablo.
07:16O kadar yardım ettiğimiz Somali dönüp Türk vatandaşlarından vize istiyor.
07:20Altyapısını tırnaklarımızla kurduğumuz Suriye'de ise kaynakların işletme hakkı gidip Fransa'ya veriliyor.
07:27Yazar, Türkiye'nin bu dış fedakarlıklarının nasıl suistimal edildiğini büyük bir öfkeyle dile getiriyor.
07:33Peki, bütün bu iddialar, bu karamsar tablo bize ne söylüyor?
07:38Yazarın çizdiği bu son derece kutuplaştırıcı, kaygı dolu çerçevenin ardından sizi şu kışkırtıcı soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:46Adaletteki bu uçurumlar, çifte standart iddiaları ve sınır boylarımızdaki o sessiz ama derinden ilerleyen demografik değişimler.
07:54Günün sonunda tüm bunlar, Türkiye'nin geleceğini ve kimliğini baştan aşağı yeniden mi tanımlayacak?
08:00Bu sert anlatıların toplumdaki yansımalarını önümüzdeki süreçte çok daha net göreceğiz gibi duruyor.
08:06Üzerine kesinlikle uzun uzun düşünülmesi gereken bir konu.
08:10Analizimize katıldığınız için çok teşekkürler, bir sonrakinde görüşmek üzere.
08:14Hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen