Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 9 saat önce
Erol Sunat tarafından kaleme alınan bu metin, artan hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında dar gelirli vatandaşların yaşadığı derin ekonomik çaresizliği çarpıcı bir dille ele almaktadır. Yazara göre, tarımsal ürünlerdeki bolluğa rağmen pazar fiyatlarının yüksekliği, emekli ve asgari ücretlilerin meyveyi bile tane ile almasına neden olan acı bir tablo oluşturmaktadır. Resmî veriler ile sokağın gerçekleri arasındaki uçuruma dikkat çekilirken, ulaşım ve sağlık masrafları gibi temel giderlerin altından kalkılamaz hale geldiği vurgulanmaktadır. Avrupa'daki yaşıtları tatil yaparken Türk emeklisinin geçim derdiyle boğuşması, toplumsal sınıflar arasındaki kopuşun bir simgesi olarak sunulmaktadır. Nihayetinde eser, maddi imkansızlıklar nedeniyle umudunu yitiren insanların, kâğıt üzerindeki iyileşme müjdeleriyle teselli bulamadığına dair hüzünlü bir eleştiri niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Pekala, gelin hiç vakit kaybetmeden bu konunun derinliklerine inelim.
00:05Bugünkü incelememizde yazar Erol Sunat'ın kaleme aldığı ve yaz mevsiminin o bereketli hasat beklentisiyle
00:11vatandaşın her gün yüzleştiği ekonomik gerçekler arasındaki o inanılmaz zıtlığı masaya yatıran
00:17dalları bastı kiraz başlıklı köşe yazısına bakıyoruz.
00:20Şöyle ki, bu analiz boyunca bollaşan ürünlerin neden bir türlü makul fiyatlarla tüketiciye ulaşamadığını,
00:26pazar tezgahlarındaki o yakıcı durumun resmi verilerle nasıl taban taban azıt olduğunu konuşacağız,
00:33yazarın gözünden toplumdaki farklı kesimler arasındaki uçurumun nasıl giderek derinleştiğini adım adım birlikte inceleyeceğiz.
00:40Aslında amacımız, Sunat'ın sunduğu bu toplumsal ve ekonomik manzarayı tamamen tarafsız ama bir o kadar da net bir şekilde
00:47okumak.
00:48Hazırsanız, hikayenin başladığı o hepimizin bildiği tanıdık tekerlemeyle başlayalım.
00:52Yazar, yazısını çocukluğumuzdan beri kulaklarımızda çınlayan o neşeli tekerlemeyi alıp oldukça ironik ve açıkçası biraz da buruk bir şekilde değiştirerek
01:01başlıyor.
01:02Dalları bastı kiraz, şükür alabildik biraz.
01:05Bakın bu kafiyeli cümle aslında inanılmaz güçlü bir kanca.
01:09Neden mi?
01:10Çünkü yaz yağışlarıyla beraber meyve ve sebzeler gerçekten bollaşıyor,
01:14ağaçların dalları meyveden adeta yere değiyor ama Sunat'ın aktardığına göre asgari ücretliler, emekliler ve dar gelirli vatandaşlar için bu
01:23doğadaki bolluk pazar çantalarına kesinlikle ama kesinlikle yansımıyor.
01:27Ortada devasa bir paradoks var düşünsenize.
01:30Bereket fışkıran ağaçlar ve o bereketten ancak yazarın tabiriyle nefsini köreltecek kadar şöyle sadece tadımlık alabilen insanlar.
01:39Peki ama bu fiyat dengesizliğini çözmesi gereken sistem nerede?
01:42İşte tam bu noktada yazar dikkatimizi uzun süredir beklenen ancak bir türlü raftan inmeyen bir konuya hal yasasına çekiyor.
01:50Piyasaya adeta su serpecek o ateşi söndürecek bir çözüm olarak görülüyordu bu yasa değil mi?
01:55Sunat ürün tarladan çıkıp soframıza gelene kadar fiyatları şişiren o aradaki pürüzleri ortadan kaldırması beklenen bu yasanın bir türlü çıkmadığının
02:03altını çiziyor.
02:04Ve yazara göre sistemdeki bu devasa yapısal boşluk doğrudan sizin, bizim, vatandaşın mutfağına ve pazar filesine çok ama çok ağır
02:12bir yük olarak biniyor.
02:13Yani ortada bir çözüm mekanizması yok ve bu eksiklik pazar tezgahlarındaki o yangının sönmemesinin en temel nedeni.
02:20Ve bu yasa eksikliği pazar tezgahlarında kelimenin tam anlamıyla sarsıcı bir gerçeklik yaratıyor.
02:27Gözünüzün önüne getirin, yazarın anlattığına göre vatandaşlar artık meyveyi kiloyla falan değil, basbayağı bir avuç alıyor.
02:34Şaka değil, iki şeftali, bir elma, bir avuç erik.
02:38Peki ya akşam yemeği yapacağınız o ana malzemeler?
02:40Dolmalık biber, taze fasulye, bezelye, sunat insanların bunları tencereye koyabilmek için artık sadece yarımşar kilo hatta yarımın yarısı kadar alabildiğini
02:50söylüyor, yazar.
02:51Dahası da var, bu ufacık porsiyonları bile alabilmek için vatandaşların akşam vakitlerini, yani pazar toplanırken fiyatların şöyle bir tık düştüğü
02:59o son saatleri akşam pazarını beklemek zorunda kaldığını belirtiyor, yazar.
03:04Bu alım gücündeki o korkunç erimenin herhalde en somut, en acı hali.
03:08İşte tam da bu tablo, o büyük makroekonomik paradoksu hareka bir şekilde özetliyor.
03:14Bir yanda bakıyorsunuz, resmi olarak açıklanan ve sıfır ya da bir virgül küsür gibi oldukça düşük seviyelerde olduğu söylenen enflasyon
03:22rakamları var.
03:23Ama diğer yanda, sunatın tasvir ettiği, vatandaşın her Allah'ın günü yüzleştiği o çarşı pazar gerçekleri.
03:30Yazar kendi penceresinden şu can alıcı soruyu soruyor.
03:33Resmi rakamlar kağıt üzerinde bu kadar düşükken, kırmızı etteki, süt ürünlerindeki, zeytinyağındaki, çay ve şekerdeki o devasa fiyat artışları kaç
03:42virgül küsür.
03:43Mutfakların bu temel taşlarındaki astronomik yükseliş, kağıt üzerindeki verilerle gerçekten devasa bir tezat oluşturuyor.
03:50Yazarın o çarpıcı ifadesiyle söyleyecek olursak, dalları kiraz basıyor evet ama vatandaşı da efçar basıyor.
03:56Tam bu noktada yazar biraz duraksayıp, gerçekten çok sarsıcı, retorik bir soru yöneltiyor bize.
04:03Diyor ki, kim görüyor bu manzarayı?
04:05Bir an durup düşünelim, sizce kim görüyor?
04:08Sunut'a göre bu ekonomik mücadeleyi, rahat koltuklarında, televizyon ekranlarında, o rakamları tartışanlar falan görmüyor.
04:15Bu manzarayı bizzat o pazarın içindeki pazarcı esnafı ve oraya fileyle gelen vatandaş görüyor.
04:21Olayın tüm çıplaklığını, o ağırlığı iliklerine kadar hissettiklerini belirtiyor.
04:25Tabi bir de, bunu görmek istemeyen, hadi canım, yok öyle bir şey deme, meyilli bir kesimin olduğunu da ekliyor.
04:31Ama pazarın, o pazara gelenlerin ahvali, görünmeyen o sert gerçeğin ta kendisi.
04:37Şimdi odak noktamızı o pazar tezgahlarından biraz daha yukarı çekelim ve yazarın dikkat çektiği çok daha büyük bir resme, o
04:45derin refah uçurumuna bakalım.
04:46Bu uçurum, iki farklı emekli profilinin yaşamları arasındaki o keskin farkla adeta yüzümüze çarpıyor.
04:53Bir tarafta, Türkiye'nin o güzelim fahillerinde tatil yapan, hayatın tadını doyasıya çıkaran Avrupalı emekliler,
05:00diğer tarafta ise sunatın tasviriyle, bırakın tatili, memleketine otobüs bileti alıp gitmekte bile zorlanan bizim yerli emeklilerimiz.
05:08Sahile inmek şöyle dursun, bu kesimin hastane kapılarında yaşam mücadelesi verdiğini aktarıyor yazar.
05:14Elin emeklisiyle bir tutulma imkanı var mı benim emeklimin diye sorarken aslında meselenin özünü o sosyal eşitsizliği çok net bir
05:22şekilde masaya koyuyor.
05:24Bakın az önce bahsettiğimiz o hastane kapılarındaki yerli emeklinin durumunu açıklayan inanılmaz çarpıcı bir veri var burada.
05:31%400! Evet yanlış duymadınız.
05:34Sunatın metninde paylaştığı verilere göre sadece yılbaşından bu yana hasta muayene ücretlerine gelen toplam zam oranı tam olarak bu.
05:42Yani birileri hadi atla git bir kafan da alsın diye yazlık tatil planları yaparten ekonomik gerçeklik dar gelirlinin yüzüne bu
05:50%400'lük hastane zammıyla çarpıyor.
05:53Bu devasa oran sadece sağlığa erişimin zorlaşmasını anlatmıyor bize.
05:57Yazarın perspektifinden bakarsak vatandaşın sırtına yüklenen o görünmez küfenin aslında ne kadar da ağırlaştığını çok somut bir şekilde gösteriyor.
06:06Peki ama toplumun bu zorlukları yaşamayan tuzu kuru kesimi duruma nasıl yaklaşıyor dersiniz?
06:11Yazarın gözlemlediği bu tehlikeli kopuş aslında devasa bir empati boşluğu yaratıyor.
06:17Yazar ekonomik gerçeklikten tamamen koptuğunu düşündüğü bazı kişilerin kendi deyimiyle şöyle eksantrik sorular sorduğunu söylüyor.
06:26Yok canım o kadar da değildir.
06:27Alt tarafı bir kirazı, bir elmayı nasıl alamazlar?
06:31Yani düşünsenize gerçeklikten böylesine bir kopuş.
06:34İnsanlar birbirlerinden koptukça, aradaki uçurum derinleştikçe bir inkar hali başlıyor.
06:39Oysa Sunat'ın uyarısı çok net.
06:42Gidip gözleriyle görseler, o pazar yerine bir girseler, hakikatle yüzleşecekler.
06:47Ama işte bu empati eksikliği, yaşanan o çaresizliği ne yazık ki görünmez kılıyor.
06:52Tüm bu karamsar ve ağır tabloya rağmen yazarın aktardığına göre her yıl inatla tekrarlanan bir ritüel var ortada.
06:59Sunat bunu tipik bir Temmuz klasiği olarak adlandırıyor.
07:02Herkesin gözü kulağı, Temmuz ayında açıklanacak o enflasyon oranlarında.
07:07Niye?
07:08Yazarın ifadesiyle, enflasyon düşecek ki düştü diye davullar çalınsın, peşmeşe maaş farkı müjdeleri verilsin,
07:15televizyonlarda o renkli tablolar kurulsun, kimin eline kuruşu kuruşuna ne geçecek o hesaplansın.
07:20Ama yazar diyor ki, bu geleneksel Temmuz sıcağında kağıt üzerindeki resmi rakamların ötesine geçip asıl yangına, yani pazarın ateşine bakmamız
07:30lazım.
07:30Aksi takdirde bu müjdelerin hiçbiri sokaktaki yoksulun gerçeğine zerre kadar dokunmuyor.
07:36İşte tam bu Temmuz beklentilerinin ortasında yazar, hepimizin çok sevdiği, gülümseten o nostaljik referansa başvuruyor,
07:43Barış Manço'nun o efsane domates, biber, patlıcan şarkısı.
07:46Eskinin o güzel bolluğunu, o samimiyetini, mutfakların bereketini hatırlatan bu ezgi,
07:51bugünün o acı pazar gerçekliğiyle yan yana gelince müthiş bir ironi doğuruyor tabii.
07:56Yazarda ruhun şad olsun Barış Manço diyor, e peki enflasyon kağıt üzerinde düşünce bizim fiyatlara ne oluyor?
08:02Sunat'ın tespiti çok vurucu, enflasyon rakamları sıfırlara düşse bile marketteki gerçek yansıması,
08:07karpuzda şöyle bir 2 lira, peynirde 10 lira, tavukta 3-5 kuruştan öteye gitmiyor.
08:12Yani enflasyon rakamları ucuzlayan sebzelerin koluna girip geziyor olabilir ama,
08:16vatandaşın mutfağında o eski Barış Manço şarkılarındaki bereketten kesinlikle eser yok.
08:22Alalizine yine hepimizin ezbere bildiği bir başka klasik şarkı sözüyle devam ediyor Sunat,
08:27biz Heybeli'de her gece mehtaba çıkardık.
08:30Aslında burada toplumun şu anki ruh halini tek bir cümleyle özetliyor,
08:34enflasyon resmi olarak sıfırı görse ne olur, vatandaş kendi cebindeki sıfırı çoktan tüketmiş durumda diyor yazar.
08:40Artık o eski güzel günlerdeki gibi yaşanacak sahiller, yapılacak tatiller falan yok,
08:45onun yerine var biliyor musunuz?
08:47Sadece rakamlarla yan yana gelip, kol kola girip, birbirimizi ancak bu nostaljik şarkılarla teselli edebilmek var.
08:54Sunat'a göre, finansal olarak adeta gücünü tamamen yitirmiş bir toplumun elinde kalan tek şeyin,
08:59sadece geçmişe duyulan özlem olması durumun vehametini fazlasıyla açıklıyor.
09:04Ve işte geldik bu incelemenin sonunda yazarın bizi baş başa bıraktığı o sarsıcı can alıcı soruya.
09:10Soru tam olarak şu, düşen kim? Enflasyon mu yoksa vatandaş mı?
09:15Erol Sunat metnini bitirirken çok derin bir tespit yapıyor.
09:19Herkes enflasyonun düştüğünden, rakamların gerilediğinden falan bahsediyor tamam,
09:23ama yazara göre asıl şaşan, asıl yere yapışan, bir yerlere tutunup zar zor ayağa kalkmaya çalışan
09:29ve iki adım sonra tekrar kapaklanıp yerden kalkamayan biri var ortada, o da vatandaş.
09:33Bu analizimiz boyunca tarladaki o devasa bereketin neden sofralarımıza ulaşamadığını,
09:38kağıt üzerindeki süslü verilerle pazar filesi arasındaki o korkunç uçurumu Sunat'ın kaleminden inceledik.
09:44Şimdi düşünme sırası tamamen sizde.
09:46Yazarın da sorduğu gibi, acaba o yere çakılarak düşen şey gerçekten kağıt üzerindeki rakamlar mı,
09:52yoksa sadece ayakta kalma mücadelesi veren vatandaşın ta kendisi mi?
09:56Bu soruyu aklınızın bir köşesine bırakıyoruz.
09:58İzlediğiniz için çok teşekkürler.
10:00Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen