Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 9 saat önce
Bu köşe yazısı, Türkiye’deki misyonerlik faaliyetlerinin tarihsel gelişimini ve bu çalışmaların hukuki düzenlemelerle nasıl ivme kazandığını ele almaktadır. Yazar, geçmişte Amerikan kolejleri ve Barış Gönüllüleri aracılığıyla yürütülen bu faaliyetlerin, günümüzde Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde daha yasal bir zemine oturduğunu savunmaktadır. Özellikle 2003 yılında İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle "cami" ifadesinin yerini "ibadethane" kavramına bırakması, bu sürecin dönüm noktası olarak nitelendirilmektedir. Bu düzenleme sayesinde apartman dairesi gibi alanlarda kilise açılmasının önündeki engellerin kalktığı ve mülki amirlerin bu talepleri reddetmesinin zorlaştığı vurgulanmaktadır. Sonuç olarak yazar, mevcut yasaların Hristiyanlık propagandası yapan grupların mekân sıkıntısını ortadan kaldırarak misyonerliği kolaylaştırdığına dikkat çekmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba, bugünkü yepyeni incelememize hoş geldiniz.
00:03Bugün aslında çok çarpıcı bir konuyu,
00:06görünüşte küçücük bir yasal detayın nasıl devasa tartışmalar yaratabildiğini konuşacağız.
00:11Avukat Mehmet Bacaksız tarafından kaleme alınan hukuki bir analizi
00:15tamamen objektif bir mercekle masaya yatırıyoruz.
00:182003 yılında Türkiye'de bir kanun değişiyor ve yazar diyor ki
00:22bu ufacık düzenleme ülkedeki misyonerlik faaliyetlerinin kaderini baştan aşağı değiştirdi.
00:27Hadi gelin, işin aslı neymiş? Bu metnin derinliklerine birlikte dalalım.
00:31Nelerden mi bahsedeceğiz? Hızlıca bir özet geçeyim.
00:34Önce işin tarihsel arka planına bakacağız, ardından AB süreci ve o meşhur yasaya değineceğiz.
00:40Sonra yazarın argümanının kalbi olan camiden ibadethaneye geçiş mevzusunu konuşacağız
00:45ve son olarak yazarın endişeleri ve vardığı sonuçlarla toparlayacağız.
00:49Pekala, hiç vakit kaybetmeden ilk durağımızla başlayalım.
00:52Tarihsel arka plan.
00:53Yazarımız Avukat Bacaksız konuya öyle paldır küldür 2003 yılından girmiyor.
00:59Bizi alıp ta 19. yüzyıla Hristiyan misyonerlik faaliyetlerinin Türkiye'deki köklerine götürüyor.
01:05Çok spesifik bir zaman çizelgesi var karşımızda.
01:0819. yüzyılda özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin Anadolu'nun dört bir yanına açtığı Amerikan kolejleriyle başlıyoruz.
01:15Sonra 20. yüzyıla geliyoruz karşımıza ABD'nin gönderdiği meşhur barış gönüllüleri çıkıyor.
01:22Ve yazar diyor ki işte bu tarihsel akış günün sonunda bizi doğrudan 2000'li yılların başına yani Avrupa Birliği uyum
01:29sürecine bağlıyor.
01:30Bu bir zincir anlıyor musunuz?
01:32Tabii burada yazarın gerçekten çok iddialı olduğu bir nokta var ve bunu tarafsızca aktarmak zorundayız.
01:37Bacaksıza göre 20. yüzyıldaki bu barış gönüllüleri gibi yapılar sadece din yayma yani misyonerlik peşinde koşmadılar.
01:44Yazar bu grupların işin içine casusluk faaliyetlerine de kattığını hatta Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da bölücülük tohumları ektiklerini yeri sürüyor.
01:51Yani ona göre mesele sadece dini bir mesele değil ortada çok ciddi ulusal güvenliği ilgilendiren devasa bir tehdit algısı var.
01:58İşte bu gerilimli arka plandan sonra yazar bizi yavaş yavaş asıl olayların patlak verdiği 2000'li yılların başına yasal değişikliklerin
02:06o ana katalizörüne getiriyor.
02:08O dönemin atmosferini de tek bir cümleyle şöyle özetliyor.
02:11Avrupa Birliği'ne tam üye olmak sevdası herkesi sardı.
02:14Hatırlarsınız belki dönemin iktidarı ve diğer tüm siyasi partiler için AB'ye girmek bir numaralı gündem maddesiydi.
02:21Bacaksız diyor ki AB de bu hevesi gördü ve masaya bir sürü mevzuat değişikliği şartı koydu.
02:26Bunlar da AB uyum yasaları adı altında meclisten hızla geçiverdi.
02:30Evet geldik ikinci bölüme.
02:32AB süreci ve bahsi geçen bu yasa.
02:34Teyki bunca laf ettik ama spesifik olarak hedefteki yasa hangisi?
02:40İmar kanunu.
02:41İmar kanunu dediğimiz şey biliyorsunuz şehirlerin nasıl planlanacağını,
02:45nereye hangi binanın dikileceğini ve arazilerin nasıl kullanılacağını belirleyen o temel kurallar bütünüdür.
02:51Yazarın iddiası tam olarak şu.
02:53İşte bu koca imar kanunu Avrupa Birliği'nin taleplerini karşılamak adına sessiz sedasız ama sonuçları adeta deprem etkisi yaratacak şekilde
03:02değiştirildi.
03:02Şimdi bu metinde asıl ilginç olan şeye gelelim.
03:0515 Temmuz 2003 tarihinde kanuna bir ek madde konuyor.
03:09Kanun aynen şöyle diyor.
03:11İmar planlarının tanziminde planlanan beldenin ve bölgenin şartlarıyla müstakbel ihtiyaçları göz önünde tutularak lüzumlu ibadet yerleri ayrılır.
03:21Yazar bu kısacık cümlenin Türkiye'nin demografik ve dini yapılaşma kurallarında tam anlamıyla bir kırılma noktası olduğunu söylüyor.
03:29İyi de neden?
03:30Bu sıradan gibi duran cümlede nasıl bir şifre gizli?
03:33Hemen üçüncü bölüme geçelim.
03:35Camiden ibadethaneye geçiş.
03:38Mesele burada kopuyor zaten.
03:39İnanır mısınız o sayfalarca süren tarihi tartışmalar, korkular ve yasal süreçler aslında kanundaki tek bir kelimenin, evet sadece tek bir
03:49kelimenin değişmesine dayanıyor.
03:522003 öncesinde imar kanununda yer alan ifade camiydi.
03:55Yani bir plan yapılırken mühtülüğe sorulur, cami yapılacak yerler plana işlenirdi.
04:00Sonra 2003'te o değişiklik yapıldı ve cami kelimesi çıkarılıp yerine ibadethane yazıldı.
04:06Yazar burada haklı olarak duruyor ve diyor ki, cami sadece Müslümanlara aittir ama ibadethane derseniz o devasa bir şemsiyedir.
04:13Kiliseyi de kapsar, havrayı da.
04:15Ve işte yazarın tün tezinin temel taşı bu ufacık anlamsal eksen kaymasında yatıyor.
04:21Yazar bacaksız tam da bu kelime değişikliği için çok çarpıcı bir not düşüyor.
04:24İlk bakışta masum görünse de.
04:26Yani kağıt üzerinde bakıyorsunuz, kanun yapıcı evrensel bir terim kullanmış, gayet modern, kapsayıcı bir düzeltme gibi duruyor değil mi?
04:33Ama yazar hiç de öyle düşünmüyor.
04:35Ona göre bu masum görünen ufacık rötuş aslında sistemi kelimenin tam anlamıyla delik deşik ederek hukuki boşlukların ardına kadar açılmasına
04:43ve bir sürü tehlikeye davetiye çıkardı.
04:46Tabii şimdi haklı olarak şu kilit soruyu soruyorsunuz.
04:48İyi de kağıt üzerindeki bu tek kelimelik değişiklik soyut bir teori olmaktan çıkıp bizim sokağımıza, mahallemize yani gerçek dünyaya tam
04:58olarak nasıl yansıyor?
04:59Yazar bu soruyu havada bırakmıyor, bize çok net, varsayımsal bir senaryo çiziyor.
05:04Geldik son bölüme yazarın endişeleri ve çıkardığı sonuçlar.
05:08Bakalım işin pratiği neymiş?
05:09Gelin şimdi teorinin pratiğe nasıl dönüştüğüne adım adım bakalım.
05:13Yazar bugün yeni bir kilise açmanın hukuki olarak ne kadar çocuk oyuncağı haline geldiğini iddia ediyor.
05:19Birinci adım, herhangi bir şehirde sadece 40 kişi bir araya geliyor, bizim bir ibadethaneye ihtiyacımız var deyip bir imza topluyor.
05:27İkinci adım, bu dilekçeyi doğrudan oranın valisine ya da kaymakamına veriyorlar.
05:32Yazarın iddia ettiğine göre amir bu izni vermek zorunda kalıyor.
05:36Üçüncü adım, açılacak yer için belediyeden ufak bir tadilat onayı alınıyor.
05:40Bingo, imar mevzuatına uygunluk tereyağından kıl çeker gibi halledilmiş oluyor.
05:46Yazarın gözlemlerine göre bu inanılmaz derecede kolaylaşan hukuki süreç yepyeni ve bir o kadar ilginç bir fenomen doğurduğu apartman kiliseleri.
05:54Evet, yanlış duymadınız, artık öyle gösterişli, çankuleli müstakil binalar falan hayal etmeyin.
06:00Bacaksız, az önce saydığımız o basit yöntemi izleyerek büyük şehirlerdeki sıradan apartman dairelerinin şakır şakır kiliseye dönüştürüldüğünü belirtiyor.
06:08Üstelik, yazarın iddialarına göre burada son derece planlı, sessiz ve derinden ilerleyen bir gizli operasyon stratejisi var.
06:16Bu kiliseler bilerek apartmanlarda açılıyor.
06:18Neden mi?
06:19Çünkü mahalleliden tepki çekmek istemiyorlar.
06:22Dışarıya hiçbir tabela asmıyorlar, kapıda hiçbir ibare yok, bacaksız, bu grupların sessiz sedasız örgütlendiğini
06:28ve kendi içlerinde belirli o kritik sayıya ulaşana kadar tamamen radarın altında uçtuklarını iddia ediyor.
06:34Baya organize bir iş.
06:36Şimdi burada yazarın analizinin bam teline dokunuyoruz.
06:39Geçmişle günümüz arasında çok net bir zıtlık var.
06:42Bakın, yazar, eskiden Hristiyanlık propagandası yasaklı demiyor.
06:46Türkiye layık bir devlet olduğu için bu propaganda zaten yasaldı diyor.
06:50Peki, geçmişteki o büyük engel, o devasa darboğaz neydi?
06:54Mekan yoktu.
06:55Fiziksel mekan.
06:56Misyonerlerin toplanıp ibadet edebilecekleri yasal bir yer bulmaları çok zordu.
07:00Ama bugüne bakıyoruz, yazarın perspektifine göre o 2003'teki yasa değişikliği sayesinde
07:06bu fiziksel mekan bulma sorunu resmen buharlaşıp gitti.
07:09Ve en nihayetinde tüm o tarihsel süreç, Avrupa Birliği yasaları,
07:14cami kelimesinin silinip ibadethanenin gelmesi ve apartman kiliselerinin birbiri ardına türemesi,
07:20yazar, avukat Mehmet Bacaksız tüm bu analizi tek bir çarpıcı cümleyle, kendi nihai sonucuyla özetliyor.
07:26Böylelikle ülkemize, milletimize yönelik misyonerlik faaliyetleri oldukça kolaylaşmıştır.
07:32Analizin özü tam olarak bu.
07:34Yasal mevzuattaki ufacık teknik bir kelime değişimi,
07:37misyonerliğin önündeki en büyük fiziksel bariyeri yerle bir etmiştir, diyor yazar.
07:41İncelememizin sonuna gelirken açıkçası hepimizin kafasında yankılanan o kışkırtıcı soruyu sormadan edemiyorum.
07:47Genelde yasaları çok sıkıcı, teknik, hayatımızdan kopuk metinler olarak görürüz değil mi?
07:52Ama bugün gördük ki sıradan bir imar kanunundaki o tek kelimelik semantik değişim bile
07:57ne kadar derin, beklenmedik sonuçlara yol açabiliyor.
08:01Gerçekten de küçük yasal değişiklikler ya da sadece tek bir kelimenin değişmesi
08:05bir ulusun demografik ve kültürel dokusunu baştan aşağı yeniden şekillendirebilir mi?
08:09Bunu bir düşünün derim.
08:11Bu bilgi dolu analizde bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum.
08:14Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen