Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Bu yazı, Prof. Dr. Vahit Türk’ün geçmişte üniversite yönetimi içerisindeyken karşılaştığı şüpheli yabancı eğitimcilerle ilgili bir anısını ve bu durum üzerinden yönelttiği eleştirel soruları içermektedir. Yazar, misyonerlik ve ajanlık faaliyetlerinden şüphelenilen iki İrlandalı öğretmenin sözleşmelerinin feshedilme sürecini anlatırken, bu kişilerin yerel bir vakıf kolejinde çalışmaya devam etmelerine dikkat çekmektedir. Anlatıcı, geçmişteki bu olayı günümüzdeki akademik özerklik ve denetim mekanizmalarıyla kıyaslayarak mevcut üniversite yönetimlerinin bağımsız karar alma yetilerini sorgulamaktadır. Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı güvenlik tehditlerine ve dış müdahalelere vurgu yapan yazar, ülkenin bekasını Tanrı’nın korumasına bağlayan karamsar bir tablo çizmektedir. Bu kaynak, hem bir kurumsal hafıza aktarımı hem de eğitim kurumlarındaki güvenlik zafiyetlerine yönelik sert bir siyasi eleştiri niteliği taşımaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Bazen çok sıradan görünen, hani o gündelik dediğimiz olaylar, arka planda koca bir sistemin hatta devletin işleyişine dair inanılmaz ipuçları
00:09verir.
00:09İşte bugün tam da böyle bir hikayeyi konuşacağız.
00:12Prof. Dr. Vahit Türk'ün aktardığı, ilk bakışta sadece basit bir kampüs anısı gibi duran ama aslında üniversite özelliği ve
00:20ulusal güvenlik arasındaki o ince çizgiyi sorgulatan çarpıcı bir olayı inceliyoruz.
00:26Hazırsanız lafı hiç uzatmadan bu büyüleyici tarihi anekdoda dalalım.
00:30Ama hikayeye geçmeden önce gelin kendimize çok temel bir soru soralım.
00:3420-25 yıl öncesine, o dönemin şartlarına gidelim.
00:37O zamanlar üniversite fakülteleri gerçekte ne kadar inisiyatif alabiliyordu, ne kadar güçlüydü?
00:42Bu soru gerçekten çok kritik.
00:44Çünkü birazdan detaylarını duyacağınız olay, sıradan bir polisiyeden ziyade,
00:48geçmişteki bir fakülte yönetim kurulunun kendi başına nasıl radikal kararlar alabildiğini gözler önüne serecek.
00:54Yani mesele aslında kimin ne kadar gücü olduğu meselesi.
00:57Şimdi gözlerinizi kapatıp o sahneyi canlandırmanızı istiyorum.
01:01Bundan tam 22-23 yıl öncesi bir üniversite fakültesinin yönetim kurulu toplantısındayız.
01:07Herkes masanın etrafında toplanmış ve gündem o kadar sıradan ki,
01:11iki tane sözleşmeli İrlandalı İngilizce öğretmeninin görev süresi uzatılacak o kadar.
01:16Hani akademik takvimin o bildik sıkıcı bürokratik işlerinden biri.
01:20Evrakları imzalanır ve geçilir değil mi?
01:22Normalde öyle olması gerekir.
01:23Ama hayır, bu sıradan toplantı bir anda bambaşka bir yere savrulacak.
01:28Hikayenin tam bu noktasında yazarın üslubuna biraz dikkat etmemiz gerekiyor.
01:33Çünkü Vahit Hoca bu iki öğretmenden bahsederken kelimelerini hiç sakınmıyor
01:38ve metnin orijinalinde doğrudan İrlandalı iki kız kurusu ifadesini kullanıyor.
01:43Hatta ilerleyen satırlarda çok daha net bir şekilde onları misyoner olarak tanımlıyor.
01:49Amacımız kesinlikle bu ifadeleri yargılamak veya taraf tutmak değil.
01:53Sadece yazarın konuya nasıl baktığını,
01:55olayı kendi zihninde nasıl bir ulusal güvenlik meselesi olarak çerçevelediğini anlamak istiyoruz.
02:01Yani onun gözünde bu durum,
02:02baştan beri basit bir personel değerlendirmesinin çok ama çok ötesinde.
02:07İşte işler tam da bu toplantı sırasında karışıyor.
02:09Kuruldan bir üye söz alıyor ve bu iki İrlandalı öğretmenin hafta sonunu nerede geçirdiklerini açıklıyor.
02:15Sıkı durun çünkü gittikleri yer öyle turistik bir rota filan değil.
02:19Gittikleri köy 12 Eylül 1980 öncesinde çok ama çok ciddi siyasi çatışmaların yaşandığı,
02:25tabiri caizse oldukça sıkıntılı bir bölge.
02:28Şimdi düşünün,
02:29yabancı dil öğreten iki hocanın böylesine spesifik,
02:33politik geçmişi bu kadar ağır bir köyde ne işi olabilir?
02:36E tabi hal böyle olunca kurulun bütün dikkatleri ve şüpheleri bir anda bu ikilinin üzerine toplanıyor.
02:42Peki sonra ne mi oluyor?
02:44Kurumun verdiği tepkinin hızına gerçekten inanamarsınız.
02:47Olaylar adeta bir film şeridi gibi akıyor.
02:50Önce bu şüpheli köy gezisi ortaya çıkıyor,
02:52hemen ardından kuruldaki üye doğrudan bir telefon bağlantısıyla
02:56emniyetten aldığı istihbaratı canlı canlı teyit ettiriyor.
02:59Bitti mi? Hayır.
03:01Fakülte yönetim kurulu anında hiç tereddüt etmeden ve oy birliğiyle bu kişilerin sözleşmelerini iptal etme kararı alıyor.
03:08Son olarak da rektörlük bu kararı saniyesinde onaylıyor.
03:12Şu refleksin, şu bürokratik hızın inanılmazlığına bakar mısınız?
03:15Çarklar resmen bir güvenlik birimi gibi çalışıyor.
03:18Ama asıl bomba olaydan sonra patlıyor.
03:21Bu öğretmenler devlet üniversitesinden apar topar kovuluyorlar,
03:25buraya kadar tamam ama aradan ne kadar geçiyor dersiniz?
03:28Sadece bir hafta.
03:29Evet, yanlış duymadınız.
03:31Yalnızca bir hafta sonra, aynı şehirde,
03:33üstelik geçmişte Osmanlı döneminin Amerikan koleji olan köklü bir vakıf kolejinde hemen işe başlıyorlar.
03:39Devletten atılıp, böylesine spesifik bir kurumda bir hafta içinde yeniden işe girmeleri,
03:44açıkçası bu kadarı tesadüf olabilir mi?
03:46Yazarımız da tam olarak bunu soruyor ve içindeki şüpheler iyice adevleniyor.
03:50Yazarımız bu baş döndürücü işe alım sürecinden çok ağır bir tablo çıkarıyor.
03:54Diyor ki, bu kişiler kesinlikle sıradan öğretmenler falan değil.
03:58Bunlar açıkça birer misyoner ajan.
04:00Dahası, kendi devletimizin, yani Türkiye'nin farkında bile olmadan bu kişilere yıllarca maaş ödediğini iddia ediyor.
04:07Hatta işi daha da evleri götürüp bu 23 yıllık anıyı,
04:10o hepimizin çok iyi hatırladığı uluslararası bir krize dönüşen Rahip Brunson olayıyla birebir eşleştiriyor.
04:15Yani onun gözünde bu olay, geçmişte yaşanmış lokal bir Rahip Brunson vakasından başka bir şey değil.
04:20Şimdi tüm bu ajan, casusluk ve misyonerlik iddialarını bir kenara bırakalım.
04:25Çünkü yazarın aslında varmak istediği nokta çok daha başka, çok daha yapısal bir soru.
04:30Şunu soruyor, bugün herhangi bir üniversitenin, herhangi bir fakültesinin yönetim kurulu rektöre danışmadan böyle bir karar alabiliyor mu?
04:39İşte bütün bu hikaye aslında bu tek bir soruyu sormak için anlatılmış.
04:43Acaba çeyrek asır önce kurulların gösterdiği o otonom, kendi başına inisiyatif alabilme iradesi bugün hala var mı?
04:50Meselenin tam da kalbindeyiz aslında.
04:53Yazar, bu eski güvenlik anısını, geçmişteki o güçlü, inisiyatif alabilen özerk yapılarla,
04:59bugünün merkezi ve belki de biraz daha hantal idari gerçekliklerini karşılaştırmak için adeta bir araç olarak kullanıyor.
05:06Eskiden fakülte yönetim kurulları, kendi başlarına hızlı, bağımsız ve kesin kararlar alabiliyorken,
05:12bugünün üniversitelerinde bu güç nereye kaydı?
05:15Kurumlarımızın kriz anlarında refleks gösterme yeteneğini kaybettik mi?
05:18Açıkçası hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken çok ciddi bir yönetimsel tartışma bu.
05:24Konuyu toparlarken yazarın gerçekten çok çarpıcı, hatta biraz provokatif diyebileceğimiz o son sözlerine kulak verelim.
05:30Diyor ki, Türkiye, bize rağmen, içinde yaşayan yurttaşlara rağmen varlığını sürdüren bir ülkedir.
05:37İnanılmaz bir tespit değil mi?
05:39Kurumsal boşluklara, yönetimsel zaaflara, o ağır bürokrasiye rağmen devletin bir şekilde ayakta kaldığına dair çok derin bir inanç bu.
05:47Bizi asıl koruyan şey ne?
05:49Kurumlarımızın özellikliği ve hızlı refleksleri mi?
05:51Yoksa her şeye rağmen işleyen o görünmez devlet aklı mı?
05:55İşte bu soruyu zihninize bırakıyorum.
05:57Üzerine kesinlikle düşünmeye değer.
05:59Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
06:01Kendinize çok iyi bakın.

Önerilen