00:00Bazen çok sıradan görünen, hani o gündelik dediğimiz olaylar, arka planda koca bir sistemin hatta devletin işleyişine dair inanılmaz ipuçları
00:09verir.
00:09İşte bugün tam da böyle bir hikayeyi konuşacağız.
00:12Prof. Dr. Vahit Türk'ün aktardığı, ilk bakışta sadece basit bir kampüs anısı gibi duran ama aslında üniversite özelliği ve
00:20ulusal güvenlik arasındaki o ince çizgiyi sorgulatan çarpıcı bir olayı inceliyoruz.
00:26Hazırsanız lafı hiç uzatmadan bu büyüleyici tarihi anekdoda dalalım.
00:30Ama hikayeye geçmeden önce gelin kendimize çok temel bir soru soralım.
00:3420-25 yıl öncesine, o dönemin şartlarına gidelim.
00:37O zamanlar üniversite fakülteleri gerçekte ne kadar inisiyatif alabiliyordu, ne kadar güçlüydü?
00:42Bu soru gerçekten çok kritik.
00:44Çünkü birazdan detaylarını duyacağınız olay, sıradan bir polisiyeden ziyade,
00:48geçmişteki bir fakülte yönetim kurulunun kendi başına nasıl radikal kararlar alabildiğini gözler önüne serecek.
00:54Yani mesele aslında kimin ne kadar gücü olduğu meselesi.
00:57Şimdi gözlerinizi kapatıp o sahneyi canlandırmanızı istiyorum.
01:01Bundan tam 22-23 yıl öncesi bir üniversite fakültesinin yönetim kurulu toplantısındayız.
01:07Herkes masanın etrafında toplanmış ve gündem o kadar sıradan ki,
01:11iki tane sözleşmeli İrlandalı İngilizce öğretmeninin görev süresi uzatılacak o kadar.
01:16Hani akademik takvimin o bildik sıkıcı bürokratik işlerinden biri.
01:20Evrakları imzalanır ve geçilir değil mi?
01:22Normalde öyle olması gerekir.
01:23Ama hayır, bu sıradan toplantı bir anda bambaşka bir yere savrulacak.
01:28Hikayenin tam bu noktasında yazarın üslubuna biraz dikkat etmemiz gerekiyor.
01:33Çünkü Vahit Hoca bu iki öğretmenden bahsederken kelimelerini hiç sakınmıyor
01:38ve metnin orijinalinde doğrudan İrlandalı iki kız kurusu ifadesini kullanıyor.
01:43Hatta ilerleyen satırlarda çok daha net bir şekilde onları misyoner olarak tanımlıyor.
01:49Amacımız kesinlikle bu ifadeleri yargılamak veya taraf tutmak değil.
01:53Sadece yazarın konuya nasıl baktığını,
01:55olayı kendi zihninde nasıl bir ulusal güvenlik meselesi olarak çerçevelediğini anlamak istiyoruz.
02:01Yani onun gözünde bu durum,
02:02baştan beri basit bir personel değerlendirmesinin çok ama çok ötesinde.
02:07İşte işler tam da bu toplantı sırasında karışıyor.
02:09Kuruldan bir üye söz alıyor ve bu iki İrlandalı öğretmenin hafta sonunu nerede geçirdiklerini açıklıyor.
02:15Sıkı durun çünkü gittikleri yer öyle turistik bir rota filan değil.
02:19Gittikleri köy 12 Eylül 1980 öncesinde çok ama çok ciddi siyasi çatışmaların yaşandığı,
02:25tabiri caizse oldukça sıkıntılı bir bölge.
02:28Şimdi düşünün,
02:29yabancı dil öğreten iki hocanın böylesine spesifik,
02:33politik geçmişi bu kadar ağır bir köyde ne işi olabilir?
02:36E tabi hal böyle olunca kurulun bütün dikkatleri ve şüpheleri bir anda bu ikilinin üzerine toplanıyor.
02:42Peki sonra ne mi oluyor?
02:44Kurumun verdiği tepkinin hızına gerçekten inanamarsınız.
02:47Olaylar adeta bir film şeridi gibi akıyor.
02:50Önce bu şüpheli köy gezisi ortaya çıkıyor,
02:52hemen ardından kuruldaki üye doğrudan bir telefon bağlantısıyla
02:56emniyetten aldığı istihbaratı canlı canlı teyit ettiriyor.
02:59Bitti mi? Hayır.
03:01Fakülte yönetim kurulu anında hiç tereddüt etmeden ve oy birliğiyle bu kişilerin sözleşmelerini iptal etme kararı alıyor.
03:08Son olarak da rektörlük bu kararı saniyesinde onaylıyor.
03:12Şu refleksin, şu bürokratik hızın inanılmazlığına bakar mısınız?
03:15Çarklar resmen bir güvenlik birimi gibi çalışıyor.
03:18Ama asıl bomba olaydan sonra patlıyor.
03:21Bu öğretmenler devlet üniversitesinden apar topar kovuluyorlar,
03:25buraya kadar tamam ama aradan ne kadar geçiyor dersiniz?
03:28Sadece bir hafta.
03:29Evet, yanlış duymadınız.
03:31Yalnızca bir hafta sonra, aynı şehirde,
03:33üstelik geçmişte Osmanlı döneminin Amerikan koleji olan köklü bir vakıf kolejinde hemen işe başlıyorlar.
03:39Devletten atılıp, böylesine spesifik bir kurumda bir hafta içinde yeniden işe girmeleri,
03:44açıkçası bu kadarı tesadüf olabilir mi?
03:46Yazarımız da tam olarak bunu soruyor ve içindeki şüpheler iyice adevleniyor.
03:50Yazarımız bu baş döndürücü işe alım sürecinden çok ağır bir tablo çıkarıyor.
03:54Diyor ki, bu kişiler kesinlikle sıradan öğretmenler falan değil.
03:58Bunlar açıkça birer misyoner ajan.
04:00Dahası, kendi devletimizin, yani Türkiye'nin farkında bile olmadan bu kişilere yıllarca maaş ödediğini iddia ediyor.
04:07Hatta işi daha da evleri götürüp bu 23 yıllık anıyı,
04:10o hepimizin çok iyi hatırladığı uluslararası bir krize dönüşen Rahip Brunson olayıyla birebir eşleştiriyor.
04:15Yani onun gözünde bu olay, geçmişte yaşanmış lokal bir Rahip Brunson vakasından başka bir şey değil.
04:20Şimdi tüm bu ajan, casusluk ve misyonerlik iddialarını bir kenara bırakalım.
04:25Çünkü yazarın aslında varmak istediği nokta çok daha başka, çok daha yapısal bir soru.
04:30Şunu soruyor, bugün herhangi bir üniversitenin, herhangi bir fakültesinin yönetim kurulu rektöre danışmadan böyle bir karar alabiliyor mu?
04:39İşte bütün bu hikaye aslında bu tek bir soruyu sormak için anlatılmış.
04:43Acaba çeyrek asır önce kurulların gösterdiği o otonom, kendi başına inisiyatif alabilme iradesi bugün hala var mı?
04:50Meselenin tam da kalbindeyiz aslında.
04:53Yazar, bu eski güvenlik anısını, geçmişteki o güçlü, inisiyatif alabilen özerk yapılarla,
04:59bugünün merkezi ve belki de biraz daha hantal idari gerçekliklerini karşılaştırmak için adeta bir araç olarak kullanıyor.
05:06Eskiden fakülte yönetim kurulları, kendi başlarına hızlı, bağımsız ve kesin kararlar alabiliyorken,
05:12bugünün üniversitelerinde bu güç nereye kaydı?
05:15Kurumlarımızın kriz anlarında refleks gösterme yeteneğini kaybettik mi?
05:18Açıkçası hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken çok ciddi bir yönetimsel tartışma bu.
05:24Konuyu toparlarken yazarın gerçekten çok çarpıcı, hatta biraz provokatif diyebileceğimiz o son sözlerine kulak verelim.
05:30Diyor ki, Türkiye, bize rağmen, içinde yaşayan yurttaşlara rağmen varlığını sürdüren bir ülkedir.
05:37İnanılmaz bir tespit değil mi?
05:39Kurumsal boşluklara, yönetimsel zaaflara, o ağır bürokrasiye rağmen devletin bir şekilde ayakta kaldığına dair çok derin bir inanç bu.
05:47Bizi asıl koruyan şey ne?
05:49Kurumlarımızın özellikliği ve hızlı refleksleri mi?
05:51Yoksa her şeye rağmen işleyen o görünmez devlet aklı mı?
05:55İşte bu soruyu zihninize bırakıyorum.
05:57Üzerine kesinlikle düşünmeye değer.
05:59Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
06:01Kendinize çok iyi bakın.