- 17 saat önce
Arzu Güven’in bu anlatısı, Sümerbank pijamalı bir babanın gazete okuduğu ve annenin çiçekleriyle ilgilendiği huzurlu bir Pazar sabahı üzerinden derin bir toplumsal özlemi dile getirir. Yazar, çocukluk anılarındaki aile sıcaklığını, Cumhuriyet’in sembolü olan kurumların özelleştirilerek yok edilmesiyle harmanlayarak bir dönem eleştirisi sunar. Metinde, sanayileşmeden klasik müziğe kadar uzanan Cumhuriyet mirasının modernleşme çabaları ile günümüzün sosyal ve siyasi çıkmazları arasındaki keskin tezat vurgulanır. Sevgi ve emek kavramlarını annesinin el işlerinde ve çiçeklerinde bulan anlatıcı, geçmişin naif değerlerine duyduğu hasreti sanatsal bir dille aktarır. Nihayetinde bu kaynak, yitirilen toplumsal refahı ve kültürel birikimi nostaljik bir perspektifle yeniden inşa etmeye çalışır.
Kategori
🗞
HaberlerDöküm
00:00Hadi gelin, bugün çok tanıdık ama bir o kadar da çarpıcı bir konunun derinliklerine inelim.
00:06Bu incelememizde yazar Arzu Güven'in o meşhur babamın Sümerbank pijamalı pazar kahvaltısı adlı denemesini adım adım çözümleyeceğiz.
00:15Şimdi gözlerinizi bir saniyeliğine kapatın ve 1989 yılının bir pazar sabahına gidin.
00:21Hani o kahvaltı sofrasından gelen tanıdık kaşık şangırtıları vardır ya, duyabiliyor musunuz onu?
00:27Masada annenin özenle dizdiği reçeller, yazarın o muazzam kelimeleriyle söylersek vişnenin koyu lalesi, kayısının gün batımı, incirin ballı sırrı.
00:38Aslında kavanozların içine hapsolmuş yaz mevsimleri o pazar sabahında uyanıyor adeta.
00:43Yani yazarımız bizi en başta çok sıcak, böyle dokunabileceğimiz kadar gerçek ve bütün duyularımıza hitap eden bir aile evinin tam
00:51merkezine davet ediyor adeta.
00:53Tabii bu sıcacık sabahın bir diğer kahramanı da o meşhur ev balkonları.
00:59Çünkü o balkon yazarın tabiriyle aslında başka bir memlekete açılıyor.
01:03Bakın yazarın annesinin o sabah balkonda çiçekleriyle nasıl konuştuğunu anlatışı çok etkileyici.
01:10Menekşenin kadife yaprağına eğiliyor, orkidenin o beyaz inatçılığına fısıldıyor ve çiçeklerine sanki karşınızda bir insan varmış gibi,
01:18Bugün nasılsınız güzellerim diye sesleniyor. Küçük arzu, anne bitkiler seni duymaz ki deyince de işte o büyüleyici hafızalara kazınan cevabı
01:26alıyor.
01:27Sevgi emektir kızım, emek ki mermeri dahi yosun tutturur.
01:31Düşünsenize bu sadece basit bir bitki bakım tavsiyesi değil.
01:35Aslında incelediğimiz bu metnin tüm duygusal çekirdeği, o dönemin değer yargıları ve emeğe duyulan o derin saygı tek bir cümlede
01:42kusursuzca özetleniyor.
01:44Sonra hop tekrar salona dönüyoruz ve işte burada o dönemin en güçlü görsel motiflerinden biri çıkıyor karşımıza, Sümerbank pijamaları.
01:54Babanın o harika lezzetlere doyduktan sonra masadan kalkıp cam kenarındaki koltuğuna yerleştiğini hayal edin.
02:01Üzerinde o klasik çizgili Sümerbank pijaması, bir elinde sade kahvesi, diğer elinde okumaya koyulduğu Cumhuriyet gazetesi.
02:08Dışarıdan baktığınızda bu tablo dünyanın bütün fırtınalarından tamamen izole, huzur dolu minicik bir kız çocuğunun o güvenli kalesidir değil mi?
02:17Ama hani filmlerde olur ya, birazdan göreceğimiz üzere o odadaki sakin ve huzurlu ruh hali aniden çok ama çok keskin
02:26bir şekilde değişmek üzere.
02:27Gelelim siyasi bir kesinti bölümüne, o huzurlu, güvenli salonumuzdan yavaşça uzaklaşık makro ölçekteki gerçeklere, yani o sert siyasi rüzgarlara doğru
02:38bir geçiş yapıyoruz.
02:39Pazar gazetesi, evin o korunaklı duvarlarını aşıyor ve dış dünyanın bütün o çalkantısını sıcacık oturma odasının tam ortasına bırakıveriyor.
02:48Yazarın anlattığına göre, babası gazeteyi okurken yüzüne bir anda bir gölge düşüyor.
02:52Alnındaki çizgiler derinleşiyor ve gazeteyi öfkeyle dizine vurarak dönemin başbakanı Turgut Özal'a ait şu sözleri okuyor.
02:59Benim memurum işini bilir, demir yolları komünist memleket işidir, ben zenginleri severim.
03:04Burada ilginç bir detay var, yazar, babasının bu liberal politikalara ve Özal'ın ifadelerine karşı duyduğu o yoğun öfkeyi bize
03:11çok canlı bir şekilde hissettiriyor.
03:12Hatta metin boyunca yazarın kendisi de bu politikaları işçi düşmanı olmakla eleştiriyor.
03:17Baba için bu okudukları sıradan bir haberden çok daha fazlası.
03:20Aslında inandığı, o güne kadar emek vardiği değerler sisteminin kökünden sarsılması anlamına geliyor.
03:26Peki işler buraya nasıl geldi?
03:28Yazarın metninde sunduğu tarihlere şöyle bir bakalım ve Sümerbank'ın makroekonomik zaman çizelgesini adım adım takip edelim.
03:35Yıl 1933.
03:37Mustafa Kemal Atatürk'ün fikir babalığında Sovyetler Beyliliği'nden alınan bir krediyle bir cumhuriyet mirası olarak kuruluyor.
03:44Sonra 1989'a geliyoruz, artık o babanın üzerindeki pijama olarak pazar sabahlarının en güvenilir, en tanıdık demirbaşı haline gelmiş.
03:53Ancak yazarın aktarımıyla olaylar 1995'te değişiyor ve halkın sırtındaki kambur denilerek özelleştiriliyor.
04:01Nihayetinde 2002 yılında ise son fabrikalarına kilit vuruluyor.
04:05Yazar bunu sadece bir şirketin kapanışı olarak değil, tam anlamıyla bir devrin kapanışı olarak sunuyor.
04:10Biliyor musunuz, yazarın bütün bu anlattıklarındaki ana argümanı tam olarak şurada yatıyor.
04:15Arzu güvene göre Sümerbank asla ama asla sadece bir tekstil fabrikası değildi.
04:20Ona göre bu topyekun bir kalkınma, bir medeniyet ve istihdam projesiydi.
04:26Kendine ait bir futbol takımı, işçilerden oluşan ve klasik müzik çalan bir orkestrası, bir radyo istasyonu ve işçi okulları vardı.
04:33Düşünebiliyor musunuz, yani bu kurum bir insanın sadece ekonomik olarak para kazandığı bir yer değil, kültürel ve sosyal olarak da
04:40var olabileceği koca bir ekosistem sunuyordu.
04:42Ve işte bu yüzden yazar, özelleştirme sürecinin yarattığı o derin hayal kırıklığını çok çarpıcı bir alıntıyla dile getiriyor.
04:512002 yılının Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ı atfettiği şu sözlere yer veriyor,
05:00Yazar bu sözleri bir dönemin kapanışına vurulan son kilit olarak görüyor ve uygulanan politikalara yönelik çok derin kişisel bir hayal
05:08kırıklığını, adeta bitmeyen bir hüsranı oldukça sert bir tonda aktarıyor okuyucuya.
05:14Kurumların birer birer elden çıkarılmasına duyulan bu tepki aslında metnin adeta bel kemiğini oluşturuyor.
05:19Gelelim salona dönüş bölümüne.
05:22Tüm bu çalkantılı politik tarihçeden usulca sıyrılıp, 89 yılının o güvenli limanına, pazar sabahının sıcak salonuna geri dönüyoruz.
05:32Salonda televizyon açılıyor ve ekranlarda o efsanevi an beliriyor, hani o meşhur TRT Pazar konseri.
05:39Sunucu Hikmet Şimşek'in, sayın dinleyiciler TRT Pazar konserine hoş geldiniz diyen o tok nazik sesi odayı bir anda dolduruyor.
05:48Klasik müziğin o ilk notalarıyla birlikte ne oluyor biliyor musunuz?
05:52Biraz önce gazeteyi dizine vurarak sinirlenen babanın yüzü bir anda yumuşayıveriyor.
05:56Gazeteyi öylece bir kenara bırakıyor.
05:58Balkonda çiçekleriyle konuşan anne de müziği duyunca adeta sevinçli bir çocuk gibi içeri koşup televizyonun sesini açıyor ve babanın karşısındaki
06:06kendi köşesine yerleşiyor.
06:08Sanat, dış dünyanın bütün o zehrini, o stresi bir anlığına da olsa odadan söküp atıyor.
06:13Anne kendi köşesine kurulduktan sonra dizlerindeki çantadan küçük kızı için ilmek ilmek ördüğü o çeyizlik dantel masa örtüsünü çıkarıyor.
06:23Yazar bunu o kadar güzel, o kadar şiirsel bir dille tasvir ediyor ki umudu ileri sarar gibi mirasımı örüyor diyor.
06:31Anne bir yandan tığıyla o ince işçiliği yaparken bir yandan da o hepimizin bildiği geleneksel sözü müruldanıyor.
06:38Kız beşikte, çeyiz sandıkta.
06:40Düşünün o an odada sadece klasik müzik, dantel öğren bir anne, kahvesini içip sakinleşen bir baba ve geleceğe dair çok
06:48güçlü, sıcacık bir umut var.
06:51Ve son bölüm, bugünün keskin kontrastı.
06:54Tabii yazarımız bizi bu nostaljik tatlı geçmişte öyle sonsuza kadar bırakmıyor.
06:59Hikayeyi bir anda bugünün sert, soğuk ve eleştirel gerçekliğine doğru çekiveriyor.
07:04Şimdi yazarın kurduğu şu karşılaştırma gerçekten çok enteresan.
07:09Adeta iki farklı dönemi bir teraziye koyuyor.
07:11Bir yanda 89 yılının o TRT konserleri, çeyiz hazırlıkları, geleceğe duyulan umut ve emeğe duyulan o büyük saygı var.
07:20Diğer yanda ise yazarın kendi penceresinden gördüğü bugünün tablosu.
07:24Metninde bugünü yasaklar, yolsuzluklar ve yoksullukla tanımlıyor.
07:28Çok daha karanlık detaylar da veriyor üstelik.
07:30Kadın cinayetlerini, çevre tahribatını, hayvanlara yönelik şiddeti birer toplumsal yara olarak çok sert bir dille işliyor.
07:38Gençlerin geleceksiz bırakıldığını vurgulayarak,
07:41yetmişin o umut dolu havasıyla bugünün toplumsal krizleri arasında tarafsızca aktarmamız gerekirse oldukça karamsar ve keskin bir zıtlık kuruyor.
07:50Tüm bu yoğun kıyaslamaların, o keskin ve sert eleştirilerin ardından yazar,
07:54o gergin havayı yine başladığı yere yani sanata döndürerek usulca dağıtmak istiyor.
08:00Devlet sanatçısı Hikmet Şimşek'i ve TRT'nin o klasik müzik geleneğini saygıyla anarak anlatısını sonlandırıyor.
08:07Ve bize şu muazzam eseri armağan ediyor.
08:09Büyük Rus piyanist Sviatoslav Richter'in icrasıyla Mozart Piyano Konçertosu K-271.
08:16Okuyucusuna, belki de şu an bunu dinleyen sizlere şöyle sesleniyor.
08:20Açın sesini cancağızım.
08:22Geçmişin o güzel, naif anılarını müziğin iyileştirici gücüyle onurlandırmak istiyor.
08:26Yani asıl can alıcı nokta şu arkadaşlar.
08:30Bugün ele aldığımız bu detaylı inceleme bize gösteriyor ki,
08:33devasa ekonomik değişimler, o büyük özelleştirme dalgaları veya siyasi söylemler sadece borsa ekranlarında,
08:40televizyon haberlerinde ya da tarih kitaplarında kalmıyor.
08:43Onlar usulca evin içine, o pazar kahvaltısındaki çatal kaşık seslerine,
08:48babanın pijamasına, annenin balkuluna kadar sızıyor ve en mahrem aile anılarımızın dokusunu adeta sonsuza dek değiştiriyor.
08:55Peki, şimdi size soruyorum.
08:57Sizin geçmişten getirdiğiniz ve bugünle kıyasladığınızda tamamen değiştiğini,
09:02kaybolduğunu hissettiğiniz o Sümerbank pijamalı anınız hangisi?
09:06Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, sanatla kalın.
Yorumlar