Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 10 saat önce
Mehmet Edip Ören’in bu yazısı, bayram sonrasında güncel siyasetin gerginliğinden uzaklaşarak çocukluk yıllarının geleneksel oyunlarına duyulan özlemi dile getirmektedir. Yazar; birdirbir, uzun eşek, körebe ve yağ satarım bal satarım gibi oyunların sosyal dokusunu ve neşesini kendi anıları üzerinden betimlemektedir. Geçmişin kısıtlı imkanlarına rağmen sahip olunan geniş oyun alanları ile günümüzün betonlaşmış şehir yapısı arasında hüzünlü bir kıyaslama yapılmaktadır. Metinde, modern çağın çocuklarının teknoloji bağımlılığı ve kapalı alanlara hapsolmuş yaşam tarzı, geçmişin samimiyetiyle karşılaştırılarak eleştirilmektedir. Sonuç olarak eser, kaybolan mahalle kültürüne ve çocukların doğayla iç içe büyüme hakkına vurgu yapan nostaljik bir değerlendirme sunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Beton yağınlarından sıyrılıp sokak oyunlarının o tozlu ama bir o kadar da özgür dünyasına doğru bir yolculuğa çıkmaya
00:07ne dersiniz?
00:08Bugün yazar Mehmet Edip Ören'in kaleme aldığı o muazzam makalenin derinliklerine ineceğiz.
00:13Geçmişin sınırsız özgürlüğüyle günümüz çocukluğunun o dört duvar arasındaki esaretini karşı karşıya getiren bu hafıza yolculuğuna hep birlikte başlayalım.
00:21Hemen konuya girelim. Ören yazısına o kadar stratejik ve insani bir giriş yapıyor ki hak vermemek elde değil.
00:28Bayram tatili bitmiş olsa da henüz ağzımızdaki o bayram şekerlerinin tadı geçmeden bizi ülkenin karmaşık siyasi gündemine kendi tabiriyle çirkef
00:37alanına çekmek istemediğini söylüyor.
00:39Bunun yerine bilinçli olarak bizi çok daha saf bir yere çocuklara ve onların oyunlarına götürüyor.
00:45Yani o sert gerçeklikten kısa bir süreliğine kaçıp nefes alabileceğimiz bir alan yaratıyor bize.
00:50Şimdi size çok tanıdık bir soru soracağım. Aranızda bir dür bir oynamış olan var mı?
00:55Yazarımız çocukluğa dair bu hafıza yolculuğuna başlarken bize doğrudan bu samimi soruyu yöneltiyor.
01:01Bu soru aslında bizi fiziksel eforun ve saf neşenin iç içe geçtiği o günlere yeni neslin belki de adını bile
01:08duymadığı o heyecan fırtınasına hızlıca geri götürüyor.
01:11Düşünsenize hiçbir teknolojik alete, hiçbir özel ekipmana ihtiyacınız yok.
01:16Ortada sadece sonsuz bir kahkaha ve inanılmaz bir efor var.
01:19Kural çok basit. Eğilmiş bir ebenin sırtından sadece iki elinizin yardımıyla ve birdir bir diye bağırarak atlıyorsunuz.
01:27İşin can alıcı kısmı ise şu. Liderin havada yaptığı her hareketi arkadan gelenler kusursuzca taklit etmek zorunda.
01:34Eğer yapamazsınız, geçmiş olsun. Yeni ebe sizsiniz. Bedenin sınırlarını sonuna kadar zorlayan müthiş bir meydan okuma.
01:42Gelelim birdir birin o meşhur akrabası uzun eşek oyununa.
01:45İki grup var. Biri, hakemin duvara dayadığı sırtına bacaklarını vererek bir köprü, yani eşek oluyor.
01:51Diğer grup ise sırayla ve olabildiğince uzağa bu eşeklerin üzerine atlıyor.
01:55İşin en eğlenceli yanı atlama faslı bitince başlıyor tabii.
01:58En öndeki ekip başı o bildiğimiz ritmik tekerlemeyi söyler, bizim köyün imamı alttan alır, üstten verir, çattı patlı, kaçattı.
02:07Altta ezilen takım o rakamı doğru tahmin edene kadar bu ağır yükü taşımaya mahkum.
02:11Gerçekten tam bir dayanıklılık testi.
02:14Peki ya yağ satarım, bal satarım?
02:16Bakın bu oyun sadece bir koşuşturmaca değil, içinde çok ince bir sosyal strateji barındırıyor.
02:22Yere çömelmiş, kocaman bir halka düşünün.
02:25Ebe, elinde mendiliyle o meşhur tekerlemeyi söyleyerek etraflarında dönüyor.
02:30Sonra mendili kimseye çaktırmadan birinin arkasına bırakıveriyor.
02:34Fark edildiği an başlayan o amansız kovalamacayı hatırlıyorsunuz değil mi?
02:38Süre sınırı yok, bitiş düdüğü yok, sadece nefes nefese bir koşuşturma var.
02:43İşte işin en tatlı kısmı da tam burası.
02:45Öğren bu gizli detayı o kadar esprili bir dilde yakalıyor ki.
02:49Oyunun asıl inceliği mendili rastgele birine değil de hani o mahallede, sınıfta hafiften hoşlandığınız çocuğun ya da kızın arkasına bırakıvermek.
02:57O mendil aslında kimsene fark ettirmeden iletişim kurmanın, o masum çocukluk aşkını belli etmenin en zekice yoluydu.
03:05Yani oyunlar sadece spor değildi, aynı zamanda ilk sosyal flörtleşmelerin de sahnesiydi.
03:10Şimdi gözlerinizin sımsıkı bağlandığını hayal edin.
03:13Körebe oynuyoruz.
03:14Yazar burada analizine harika bir mizah katıyor.
03:17Ebenin etrafı göremediği için boşluğa yaptığı o sakar, tutarsız ve komik hareketleri bir gözünüzün önüne getirin.
03:24Öğren diyor ki, keşke o zamanlar akıllı telefonlarımız olsaydı da şu anları kayda alsaydık.
03:29Çünkü o görüntüleri sonradan izleseler emin olun Ebenin kendisi bile düştüğü o hallere kahkahalarla gülerdi.
03:36Yokluktan doğan yaratıcılık.
03:37Mahallenin kaderini belirleyen o efsanevi objeye yani topa gelelim.
03:42Mahalledeki topun türü aslında sosyal hiyerarşiyi doğrudan belirliyordu.
03:46Eski gazetelerden, iplerden yapılan sıfır maliyetli toplar bir yanda,
03:51bakkalın önünde file içinde asılı duran ve anca birkaç çocuğun harçlığını birleştirip alabildiği plastik toplar diğer yanda.
03:58Ve tabii ki herkesin rüyalarını süsleyen o lüks meşin top.
04:01O meşin topu şişirmek sağlam bir ciğer, deliğini bağlamak ise ciddi bir bilek kuvveti isterdi.
04:07Topu bir şekilde buldunuz diyelim.
04:09O zaman muhtemel adres belli.
04:11Japon kale.
04:12Modern futbolun o sıkıcı katı kurallarını falan tamamen unutun.
04:16Herkesin kendi küçük kalesini koruduğu, kimin kime saldırdığı belli olmayan, inanılmaz eğlenceli, tam bir kaos oltamı.
04:24Top kimin ayağına geçerse, o rastgele bir kaleye gol atmaya çabalardı.
04:28İnanılmaz bir enerji.
04:29Ve geldik ziz ya da bilinen adıyla limon oyununa.
04:33Bu oyunun barındırdığı o saf fiziksel komedi gerçekten eşsizdir.
04:37Arkasını dönüp kulağını kapatan ve avuç içine dışa dönük tutan bir ebe ve o açık avuca atılan acımasız şaplaklar.
04:44Ebe arkasını döndüğünde herkes işaret parmağını uzatıp bir ağızdan arı gibi ziz ziz diye ses çıkarırdı.
04:50Ebe kendini vuranı bulana kadar şaplak yemeye devam.
04:54Ören çocukların kendi arasında kurdukları bu acımasız ama çok eğlenceli dünyayı bize harika özetliyor.
05:00Ören, satır alarmı müsaade etmiyor diyerek aslında anlatacak daha ciltlerce anısı olduğunu söylüyor.
05:06Ve bu nostaljik tura yavaş yavaş son veriyor.
05:09Ancak tam da bu noktada o tatlı nostalji rüzleri birden kesiliyor.
05:13Makale bizi aniden tıpkı çocukluktan yetişkinliğe geçerken çarptığımız o soğuk sert beton duvara doğru savuruyor.
05:20İşte tam burada anlatı çok keskin bir viraj alıyor ve günümüzün acı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
05:26Yazar kendi gençliğindeki o uçsuz bucaksız özgürce koşup oynanan güvenli boş arazilerle
05:32bugünün her santimi betonla kaplı boğucu şehir altyapısını kıyaslıyor.
05:37Bugün sokağa çıkan bir çocuğunun nerede, hangi arsada güvenle koşup oynayacağı artık meçhul.
05:43O arsalar tamamen yok oldu.
05:45Bugünün çocukları için çizilen tablo maalesef çok karamsar.
05:48Dışarıda güvenle oynayacakları bir yer kalmadığı için odalarına hapsolan, içlerindeki o devasa enerjiyi atamayan bir nesil.
05:56Ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak ekranlara, sosyal medya sistemlerine adeta esir düşmüş çocuklar.
06:03Dahası, yazar bu dijital esaretin onları internetin derinliklerindeki her türlü şiddet ve sapkınlığa
06:09savunmasızca maruz bıraktığını belirtiyor.
06:12Makaledeki belki de en sarsıcı, en ciddi iddiaya gelelim, bunu tamamen tarafsız bir şekilde aktarıyoruz.
06:18Ören, fiziksel izolasyonun, o biriken enerjiyi atamamanın ve ekran bağımlılığının gençler arasındaki ekstrem şiddet eylemleriyle doğrudan sosyolojik bir bağlantısı olduğunu
06:27öne sürüyor.
06:28Açıkça diyor ki, telefon ve sosyal medya sistemine esir olan bu çocuklar daha çok okul basar,
06:33oyun oynayamayan bir neslin gelecekte çok daha büyük patlamalara yollaçabileceğine dair ciddi bir uyarı bu.
06:38Anlatımızın sonuna yaklaşırken, yazar bizi o bulutların üzerinden çekip alıyor ve tekrar bugünün sert gerçekliğine bırakıyor.
06:47Evet, tatil bitti, artık o masum oyun dünyasından çıkıp, yetişkinlerin o karmaşık, kendi deyimiyle çirkef siyasi dünyasına, günlük hayatın koşturmacasına
06:57geri dönme vakti.
06:58O kısa, tatlı kaçışımız burada sona eriyor.
07:01Bugünkü analizimizi toparlarken, sizi Ören'in makalesinden ilham alan kışkırtıcı bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:09Lütfen bunu bir düşünün.
07:10Sokakta oynarken düşüp dizimizi kanattığımız o fiziksel yara bereleri, acaba ekranların görünmez ve çok daha tehlikeli yara izleriyle mi takas
07:19ettik?
07:20Mahallemizdeki o boş arsaların üzerine koca koca betonlar dökerken, aslında farkında olmadan çocukluğun da mı üzerine beton döktük?
07:28Bu, hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken bir konu.
07:32Bize katıldığınız için teşekkürler, bilgiyle kalın, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar

Önerilen