00:00Herkese merhaba. Beton yağınlarından sıyrılıp sokak oyunlarının o tozlu ama bir o kadar da özgür dünyasına doğru bir yolculuğa çıkmaya
00:07ne dersiniz?
00:08Bugün yazar Mehmet Edip Ören'in kaleme aldığı o muazzam makalenin derinliklerine ineceğiz.
00:13Geçmişin sınırsız özgürlüğüyle günümüz çocukluğunun o dört duvar arasındaki esaretini karşı karşıya getiren bu hafıza yolculuğuna hep birlikte başlayalım.
00:21Hemen konuya girelim. Ören yazısına o kadar stratejik ve insani bir giriş yapıyor ki hak vermemek elde değil.
00:28Bayram tatili bitmiş olsa da henüz ağzımızdaki o bayram şekerlerinin tadı geçmeden bizi ülkenin karmaşık siyasi gündemine kendi tabiriyle çirkef
00:37alanına çekmek istemediğini söylüyor.
00:39Bunun yerine bilinçli olarak bizi çok daha saf bir yere çocuklara ve onların oyunlarına götürüyor.
00:45Yani o sert gerçeklikten kısa bir süreliğine kaçıp nefes alabileceğimiz bir alan yaratıyor bize.
00:50Şimdi size çok tanıdık bir soru soracağım. Aranızda bir dür bir oynamış olan var mı?
00:55Yazarımız çocukluğa dair bu hafıza yolculuğuna başlarken bize doğrudan bu samimi soruyu yöneltiyor.
01:01Bu soru aslında bizi fiziksel eforun ve saf neşenin iç içe geçtiği o günlere yeni neslin belki de adını bile
01:08duymadığı o heyecan fırtınasına hızlıca geri götürüyor.
01:11Düşünsenize hiçbir teknolojik alete, hiçbir özel ekipmana ihtiyacınız yok.
01:16Ortada sadece sonsuz bir kahkaha ve inanılmaz bir efor var.
01:19Kural çok basit. Eğilmiş bir ebenin sırtından sadece iki elinizin yardımıyla ve birdir bir diye bağırarak atlıyorsunuz.
01:27İşin can alıcı kısmı ise şu. Liderin havada yaptığı her hareketi arkadan gelenler kusursuzca taklit etmek zorunda.
01:34Eğer yapamazsınız, geçmiş olsun. Yeni ebe sizsiniz. Bedenin sınırlarını sonuna kadar zorlayan müthiş bir meydan okuma.
01:42Gelelim birdir birin o meşhur akrabası uzun eşek oyununa.
01:45İki grup var. Biri, hakemin duvara dayadığı sırtına bacaklarını vererek bir köprü, yani eşek oluyor.
01:51Diğer grup ise sırayla ve olabildiğince uzağa bu eşeklerin üzerine atlıyor.
01:55İşin en eğlenceli yanı atlama faslı bitince başlıyor tabii.
01:58En öndeki ekip başı o bildiğimiz ritmik tekerlemeyi söyler, bizim köyün imamı alttan alır, üstten verir, çattı patlı, kaçattı.
02:07Altta ezilen takım o rakamı doğru tahmin edene kadar bu ağır yükü taşımaya mahkum.
02:11Gerçekten tam bir dayanıklılık testi.
02:14Peki ya yağ satarım, bal satarım?
02:16Bakın bu oyun sadece bir koşuşturmaca değil, içinde çok ince bir sosyal strateji barındırıyor.
02:22Yere çömelmiş, kocaman bir halka düşünün.
02:25Ebe, elinde mendiliyle o meşhur tekerlemeyi söyleyerek etraflarında dönüyor.
02:30Sonra mendili kimseye çaktırmadan birinin arkasına bırakıveriyor.
02:34Fark edildiği an başlayan o amansız kovalamacayı hatırlıyorsunuz değil mi?
02:38Süre sınırı yok, bitiş düdüğü yok, sadece nefes nefese bir koşuşturma var.
02:43İşte işin en tatlı kısmı da tam burası.
02:45Öğren bu gizli detayı o kadar esprili bir dilde yakalıyor ki.
02:49Oyunun asıl inceliği mendili rastgele birine değil de hani o mahallede, sınıfta hafiften hoşlandığınız çocuğun ya da kızın arkasına bırakıvermek.
02:57O mendil aslında kimsene fark ettirmeden iletişim kurmanın, o masum çocukluk aşkını belli etmenin en zekice yoluydu.
03:05Yani oyunlar sadece spor değildi, aynı zamanda ilk sosyal flörtleşmelerin de sahnesiydi.
03:10Şimdi gözlerinizin sımsıkı bağlandığını hayal edin.
03:13Körebe oynuyoruz.
03:14Yazar burada analizine harika bir mizah katıyor.
03:17Ebenin etrafı göremediği için boşluğa yaptığı o sakar, tutarsız ve komik hareketleri bir gözünüzün önüne getirin.
03:24Öğren diyor ki, keşke o zamanlar akıllı telefonlarımız olsaydı da şu anları kayda alsaydık.
03:29Çünkü o görüntüleri sonradan izleseler emin olun Ebenin kendisi bile düştüğü o hallere kahkahalarla gülerdi.
03:36Yokluktan doğan yaratıcılık.
03:37Mahallenin kaderini belirleyen o efsanevi objeye yani topa gelelim.
03:42Mahalledeki topun türü aslında sosyal hiyerarşiyi doğrudan belirliyordu.
03:46Eski gazetelerden, iplerden yapılan sıfır maliyetli toplar bir yanda,
03:51bakkalın önünde file içinde asılı duran ve anca birkaç çocuğun harçlığını birleştirip alabildiği plastik toplar diğer yanda.
03:58Ve tabii ki herkesin rüyalarını süsleyen o lüks meşin top.
04:01O meşin topu şişirmek sağlam bir ciğer, deliğini bağlamak ise ciddi bir bilek kuvveti isterdi.
04:07Topu bir şekilde buldunuz diyelim.
04:09O zaman muhtemel adres belli.
04:11Japon kale.
04:12Modern futbolun o sıkıcı katı kurallarını falan tamamen unutun.
04:16Herkesin kendi küçük kalesini koruduğu, kimin kime saldırdığı belli olmayan, inanılmaz eğlenceli, tam bir kaos oltamı.
04:24Top kimin ayağına geçerse, o rastgele bir kaleye gol atmaya çabalardı.
04:28İnanılmaz bir enerji.
04:29Ve geldik ziz ya da bilinen adıyla limon oyununa.
04:33Bu oyunun barındırdığı o saf fiziksel komedi gerçekten eşsizdir.
04:37Arkasını dönüp kulağını kapatan ve avuç içine dışa dönük tutan bir ebe ve o açık avuca atılan acımasız şaplaklar.
04:44Ebe arkasını döndüğünde herkes işaret parmağını uzatıp bir ağızdan arı gibi ziz ziz diye ses çıkarırdı.
04:50Ebe kendini vuranı bulana kadar şaplak yemeye devam.
04:54Ören çocukların kendi arasında kurdukları bu acımasız ama çok eğlenceli dünyayı bize harika özetliyor.
05:00Ören, satır alarmı müsaade etmiyor diyerek aslında anlatacak daha ciltlerce anısı olduğunu söylüyor.
05:06Ve bu nostaljik tura yavaş yavaş son veriyor.
05:09Ancak tam da bu noktada o tatlı nostalji rüzleri birden kesiliyor.
05:13Makale bizi aniden tıpkı çocukluktan yetişkinliğe geçerken çarptığımız o soğuk sert beton duvara doğru savuruyor.
05:20İşte tam burada anlatı çok keskin bir viraj alıyor ve günümüzün acı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.
05:26Yazar kendi gençliğindeki o uçsuz bucaksız özgürce koşup oynanan güvenli boş arazilerle
05:32bugünün her santimi betonla kaplı boğucu şehir altyapısını kıyaslıyor.
05:37Bugün sokağa çıkan bir çocuğunun nerede, hangi arsada güvenle koşup oynayacağı artık meçhul.
05:43O arsalar tamamen yok oldu.
05:45Bugünün çocukları için çizilen tablo maalesef çok karamsar.
05:48Dışarıda güvenle oynayacakları bir yer kalmadığı için odalarına hapsolan, içlerindeki o devasa enerjiyi atamayan bir nesil.
05:56Ve bunun kaçınılmaz sonucu olarak ekranlara, sosyal medya sistemlerine adeta esir düşmüş çocuklar.
06:03Dahası, yazar bu dijital esaretin onları internetin derinliklerindeki her türlü şiddet ve sapkınlığa
06:09savunmasızca maruz bıraktığını belirtiyor.
06:12Makaledeki belki de en sarsıcı, en ciddi iddiaya gelelim, bunu tamamen tarafsız bir şekilde aktarıyoruz.
06:18Ören, fiziksel izolasyonun, o biriken enerjiyi atamamanın ve ekran bağımlılığının gençler arasındaki ekstrem şiddet eylemleriyle doğrudan sosyolojik bir bağlantısı olduğunu
06:27öne sürüyor.
06:28Açıkça diyor ki, telefon ve sosyal medya sistemine esir olan bu çocuklar daha çok okul basar,
06:33oyun oynayamayan bir neslin gelecekte çok daha büyük patlamalara yollaçabileceğine dair ciddi bir uyarı bu.
06:38Anlatımızın sonuna yaklaşırken, yazar bizi o bulutların üzerinden çekip alıyor ve tekrar bugünün sert gerçekliğine bırakıyor.
06:47Evet, tatil bitti, artık o masum oyun dünyasından çıkıp, yetişkinlerin o karmaşık, kendi deyimiyle çirkef siyasi dünyasına, günlük hayatın koşturmacasına
06:57geri dönme vakti.
06:58O kısa, tatlı kaçışımız burada sona eriyor.
07:01Bugünkü analizimizi toparlarken, sizi Ören'in makalesinden ilham alan kışkırtıcı bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:09Lütfen bunu bir düşünün.
07:10Sokakta oynarken düşüp dizimizi kanattığımız o fiziksel yara bereleri, acaba ekranların görünmez ve çok daha tehlikeli yara izleriyle mi takas
07:19ettik?
07:20Mahallemizdeki o boş arsaların üzerine koca koca betonlar dökerken, aslında farkında olmadan çocukluğun da mı üzerine beton döktük?
07:28Bu, hepimizin üzerinde uzun uzun düşünmesi gereken bir konu.
07:32Bize katıldığınız için teşekkürler, bilgiyle kalın, bir sonraki incelememizde görüşmek üzere.
Yorumlar