Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Mehmet Özkendirci tarafından kaleme alınan bu metin, kıl kavramını hem fiziksel bir cisim hem de toplumsal bir simge olarak ele alan kişisel ve mizahi bir anlatıdır. Yazar, tüy ve saçın yokluğu ya da varlığının bireyler üzerinde yarattığı psikolojik etkileri anlatırken, toplumun bu durumlara yüklediği cinsiyetçi yaklaşımları ve estetik kaygıları eleştirmektedir. Özellikle Türkiye'nin siyasi tarihinde sakal, bıyık ve favori gibi unsurların nasıl birer ideolojik kimlik göstergesine dönüştüğü, yazarın kendi gençlik anıları üzerinden örneklendirilmektedir. Metin boyunca kişisel imajın dini ve siyasi kutuplaşmalardaki rolü sorgulanarak, dış görünüşün insan ilişkileri üzerindeki belirleyici gücü vurgulanmaktadır. Son bölümlerde ise yazarın kendi tarz arayışı ve yaşlanma süreciyle birlikte kıla bakış açısının nasıl evrildiği samimi bir dille özetlenmektedir. Sonuç olarak eser, sıradan bir biyolojik yapının toplumsal düzlemde nasıl karmaşık bir anlam haritasına dönüştüğünü gözler önüne serer.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Harika! Hadi hiç vakit kaybetmeden bu büyüleyici incelememize dalalım.
00:04Bugün, yazar Mehmet Özkendirci'nin kaleminden çıkan ve ilk bakışta inanılmaz sıradan duran bir konuyu,
00:11yani beden ve yüz kıllarını konuşacağız.
00:13Ama inanın bana, olay sadece basit bir biyolojik detaydan ibaret değil.
00:18Türkiye'deki sosyal hayatta, bedensel ve yüzdeki kılların ne kadar muazzam bir toplumsal,
00:24cinsiyet temelli ve hatta politik bir yük taşıdığına inanamayacaksınız.
00:28Kıl dediğimiz şey, aslında koskoca bir toplumun aynası.
00:32Hazırsanız, bu eğlenceli ve bir o kadar da düşündürücü metni hep birlikte çözmeye başlayalım.
00:37Şimdi, Türkçe'deki şu meşhur kıl kelimesini bir düşünün.
00:40Bu kelimenin o ikili anlamı, gerçekten harika bir başlangıç noktası.
00:44Birinci anlamı, hepimizin bildiği o fiziksel tüy veya saç.
00:48Ama ikinci anlamı, hani o hiç çekemediğimiz sinir bozucu tiplere ya da durumlara söylediğimiz argo kıl olma durumu.
00:54Yazarımız metne tam da bu kelime oyunuyla giriyor.
00:57Bize itici gelenlere kıl deriz, yaptıklarına kıllık deriz değil mi?
01:01Oysa yazarın çok haklı olarak sorduğu gibi, fiziksel anlamda vücudumuzda çıkan bir kıl olmak o kılın kendi seçimi değil ki.
01:07İşte bu kelimenin taşıdığı çifte anlam, birazdan göreceğimiz o absürt çelişkiler için mükemmel bir zemin hazırlıyor.
01:14Gelelim ilk ana konumuza, kılın toplumsal cinsiyeti.
01:18Yani o omuzlarımıza yüklenen ağır beklentiler ve travmalar.
01:22Toplumdaki şu cinsiyet uçurumuna bakar mısınız?
01:24Bir tarafta, ergenlik çağına gelip de yüzünde tüy bitmediği için,
01:28köse damgası yiyen ve bundan inanılmaz bir utanç duyan genç erkekler var.
01:33Yıllanca sakallı bıyıklı yaşıtlarına özenerek, hatta onları kıskanarak bakmak zorunda kalıyorlar.
01:38Ama madalyonun diğer yüzüne çevirdiğimizde, eğer bir genç kızla bıyık veya tüy çıkarsa, bu anında devasa bir travmaya dönüşüyor.
01:46Metinde çok vurucu bir tespit var.
01:48Çevremizde ağda zulmüyle, cımbızla canı yanmayan kaç genç kız veya kadın vardır ki?
01:53Yani bir taraf neden çıkmıyor diye kahrolurken, diğer taraf çıkanı yok etmek için kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir acı çekiyor.
02:01Yazarımız tam da burada bu travmatik durumu biraz yumuşatmak için çocukluğundan efsane bir anı paylaşıyor.
02:07Kapı komşuları Dürüye teyze.
02:09Yazar diyor ki, Dürüye teyzede bir bıyık vardı, sanki burnunun altına kara kalemle çizilmiş gibi duruyordu.
02:15Düşünsenize, yazar çocukken ona baktıkça gülmemek için kendini zor tutarmış,
02:20hatta işi bir adım öteye götürüp, acaba zavallı kocası onu öperken,
02:25bıyıklar birbirine değmesin diye gözlerini mi kapatıyordu diye sorarak,
02:28olaya inanılmaz esprili bir bakış açısı getiriyor.
02:31İkinci bölümümüze geçiyoruz.
02:33Yaşlanma, kellikle amansız mücadele ve zamana karşı açılan o büyük savaş.
02:38Şimdi asıl bomba şu, bazı kıllar inatla ömür boyu yerinde dururken,
02:43bazıları aniden tel kadayıf gibi dökülüveriyor, değil mi?
02:47Yazar, kel kalan erkeklerin bu durumla başa çıkmak için ürettikleri o meşhur teselliyi hatırlatıyor bize.
02:52Maden olan dağda ot bitmez, yahu.
02:55Yazarın da dediği gibi, zavallı kel milleti bunu söylese de aslında kendileri bile buna inanmıyor.
03:00Bu sadece gerçeği yumuşatmaya çalışan, çaresiz ama bir o kadar da sevimli bir kendini kandırma çabası.
03:06Tabii herkes bu dökülmeyi veya beyazlamayı öylece kabullenmiyor.
03:10Peruk sektörü sağ olsun, milyonlarca kişiyi kellikten kurtardı.
03:13Peki ya peruk takmayanlar ne yapıyor?
03:16Kırış kırış olmuş suratlarına inat, saçları sakalları zindan karasına boya yiyip,
03:20kendilerini 30-40 yaş gençleştirdiklerine inandırıyorlar.
03:24Kadınlardaysa yazarın çok güldüğüm bir tespiti var.
03:26Kapkara, kaşlı, esmer bir kadının gidip saçlarını sapsarı yapmasını
03:30şapı kaynatsan olur mu şeker deyimiyle çok güzel tiye alıyor.
03:34Doğayla inatlaşmanın bu kadar absürt hale gelmesi inanılmaz gerçekten.
03:38Evet, geldik 3. bölüme.
03:40Kıl ve sakalın politiği size tamamen tarafsız, tarihi bir rehber sunacağım.
03:47Geçmişteki şu eşleşmelere bir bakın lütfen.
03:49Tarihsel olarak Türkiye'de yüzünüzde sadece 2-3 santim favori bırakmanız,
03:54Karl Marx'ın o kalın kitaplarını okumanıza hiç gerek kalmadan sizi anında komünist yapmaya yetiyordu.
04:00Favoriyi kesip dudak kenarından sarkan bir bıyık mı bıraktınız, tartışmasız milliyetçisiniz.
04:05Çember bir sakalınız varsa anında hoca makamındasınız.
04:09Yani ideolojiler kelimenin tam anlamıyla kıldan tüyden şekillere rehin düşmüş durumdaydı.
04:15Ve günümüze Türkiye'nin o 2. yüzyılı dediği modern döneme geliyoruz.
04:20Buradaki modern çifte standarda bakar mısınız?
04:22Bir yanda saçının tek bir telini bile göstermemek için türbanlara, kara çarşaflara sarılması beklenen geleneksel kadın figürü duruyor.
04:30Diğer yandaysa kulaklarında küpeler, tepelerinde o meşhur menban dediğimiz topuzlar ve omuzlarına inen saçlarıyla sokaklarda rahatça salınan erkekler.
04:40Erkekler bu yeni tarza toplumda zerre itibar kaybetmeden uyum sağladı.
04:44Kadınların üzerindeki baskı sürerken erkeklerin bu rahatlığı yazarın gözünden kesinlikle kaçmıyor.
04:494. bölüme geçelim.
04:51Yazarın kendi kıl serüveni.
04:53Adeta bir mayın tarlasında gezinmek gibi.
04:56Yazarın kendi kişisel evrimini izlemek gerçekten muazzam.
05:00Lisede dönemin modasına uyup favori bırakıyor ve doğrudan komünist etiketini yiyor.
05:05Üniversite için İstanbul'a gidip dönüyor, yüzünde koca bir Stalin bıyığı.
05:09Sonra dışlanmamak ve ortama uyum sağlamak için mecburen badem bıyığa geçiş yapıyor.
05:14En sonundaysa öğretmenlik yıllarında o entel sakalıyla huzur buluyor.
05:18Bir insanın kimlik arayışında kılın nasıl evrelere ayrıldığını görmek büyüleyici değil mi?
05:24Mesela yazarın liseden sonra İstanbul'u okumaya gidip memleketine döndüğü o ilk tatili bir düşünün.
05:30Mahalledeki herkes onun İstanbul'da azılı bir komünist olduğuna çoktan inanmış.
05:34Saçlar omuzlara inmiş, bıyıklar yeni terliyor.
05:37Babasının dükkanına adım attığında komşular onu görmek için resmen toplanmış.
05:42Yazar diyor ki sanki hayvanat bahçesinde bir şempanze görecek beklentisiyle izliyorlardı beni.
05:47Kısa saç kuralına uymayan bir erkeğe o dönemde kelimenin tam anlamıyla uzaylı muamelesi yapılıyordu.
05:53İşte dönemin o acımasız ve absürt kutuplaşmasının tam özeti.
05:58Düşünün birinci adım beraber sokaklarda çember çevirip top oynadığı o çocukluk arkadaşları milliyetçi akıma kapılıp sarkık bıyık bırakıyor.
06:07İkinci adım yazarımız İstanbul'dan o Stalin bıyığıyla dönüyor ve üçüncü adım sıkı durun sadece bu bıyık farkı yüzünden can ciğeri
06:16olduğu o arkadaşları sokakta yanından geçerken onu hiç tanımıyormuş gibi görmezden geliyorlar.
06:22İnanabiliyor musunuz?
06:23Koca bir dostluk yüzdeki birkaç gram kıl yüzünden silinip gidiyor.
06:28Tabii sürekli dışlanmak ve görmezden gelinmek hiç de kolay değil.
06:32Yazarımız sonunda pes ediyor ve ertesi gün o Stalin bıyığını keserek bir taviz veriyor.
06:37Mahallelinin erkek adam öyle kadın gibi olmaz şeklindeki o bitmek bilmez baskılarını susturmak için tamamen nötr ne sağ ne sola
06:44çekilebilen kısa ve düz bir badem bıyık bırakıyor.
06:47Yahu sırf insanlarla tekrar gündelik bir hoş geldin sohbeti yapabilmek için yüzünüzdeki kıllara şekil vermek zorunda kaldığınızı bir hayal edin.
06:55Mahalle baskısı daha somut nasıl anlatılabilir ki?
06:58Neyse ki yıllar geçiyor yazarımız öğretmen oluyor ve bir gün memlekete tamamen bıyıksız sakalsız dönüyor.
07:04Bir öğrencisinin hocam sakal size çok yakışacak demesiyle aklı çeliniyor.
07:08Kendi kendine şöyle diyor yahu alt tarafı kıl değil mi bu beğenmezsem keserim ve ünlü karikatürist Bedri Koroman'ınki gibi
07:16bir entel sakalı bırakmaya karar veriyor.
07:18Başlarda aynadaki yüzüne alışamasa da sonrasında o sakal onun ayrılmaz bir parçası oluyor.
07:24Yani onca bıyık sakal mücadelesinin ardından kılın sadece bir kıl olduğunu kabullenmesiyle nihayet huzura kavuşuyor.
07:31Ve geldik beşinci ve son bölüme.
07:33Neden kıldan tüyden bahsediyoruz?
07:36Asıl mesele meta espri nerede?
07:38Sizi yazarın bıraktığı şu müthiş ve kışkırtıcı soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:43Yazarın nereden çıktı bu kıl muhambeti sorusu aslında bize göz kırptığı andır.
07:49Ne yani ne olacak bu memleketin hali diyenlere ciddi cevaplar verip başımızı belaya mı soksaydık?
07:54İşin özü şu, kıldan tüyden görünüşte tamamen önemsiz konuları tartışmak,
07:59ülkenin durumuyla ilgili gerçek sorunlara cevap verip belaya bulaşmaktan çok daha güvenli ve zekice bir hiciv yöntemidir.
08:06Bazen en derin, en sert toplumsal eleştiriler bir bıyık telinin arkasına saklanmıştır.
08:12Bu muhteşem metin bize kıl deyip geçtiğimiz şeyin aslında koskoca bir toplumun korkularını taşıdığını gösterdi.
08:18Umarım bu incelemeden sonra etrafınızdaki sakallara, bıyıklara şöyle bir alıcı gözüyle bambaşka bir bakış açısıyla bakarsınız.
08:26Ne dersiniz?
08:27Bir sonraki incelememizde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Yorumlar

Önerilen