Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Müyesser Yıldız yazısında, Türkiye'nin dış politikasındaki sessizliğini ve Yunanistan ile olan ilişkilerindeki pasif tutumunu sert bir dille eleştirmektedir. Yazar, Ankara'nın Ege adalarının silahlandırılması ve Batı Trakya'daki Türk azınlığın haklarının ihlal edilmesi gibi kritik meselelerde yalnızca etkisiz kınama mesajları yayımladığını vurgulamaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin milli onuruna yönelik saldırılara verilen tepkilerin seçici ve yetersiz olduğu, buna karşın Fener Rum Patrikhanesi’nin faaliyetlerine sınırsız bir hoşgörü gösterildiği savunulmaktadır. Metin genelinde, iktidarın bu tavizkar tutumu Lozan Antlaşması'nın ihlali ve milli egemenliğin zedelenmesi olarak nitelendirilmektedir. Sonuç olarak kaynak, Türkiye'nin bölgesel güç olma iddiası ile sahadaki çekingen duruşu arasındaki derin çelişkiyi sorgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugün gazeteci Müyesser Yıldız'ın bir yazısından yola çıkarak oldukça kafa karıştırıcı bir soruyu masaya yatırıyoruz.
00:08Türkiye'nin komşularına yönelik politikası gerçekten tutarlı mı yoksa ortada çözülmesi gereken bir bilmece mi var?
00:15Yazar konuya doğrudan bir tarihçinin Sinan Meydan'ın çarpıcı bir tespitiyle başlıyor.
00:21Analize göre ABD'ye karşı sergilenen o sessizliğin arkasında sadece bir çekince yok, aynı zamanda bir tür fikir birliği de
00:29yatıyor.
00:30İşte bu gözlem bizi makalenin tam da merkezindeki o büyük soruya getiriyor.
00:35Peki tamam, diyelim ki süper güce karşı tutum bu şekilde açıklanıyor.
00:39Ama 10 milyonluk komşu bir ülkeye yani Yunanistan'a karşı sergilenen bu sessizliğin sebebi ne olabilir?
00:45Gelin bu bilmecenin parçalarını birlikte birleştirelim.
00:48Şimdi yazar bilmecenin ilk parçasını önümüze koyuyor.
00:51Diyor ki bakın bir tarafta Yunanistan'ın provokasyon olarak nitelendirilebilecek bir dizi adımı var.
00:56Diğer tarafta ise Türkiye'nin buna karşı gösterdiği dikkat çekici derecede sakin hatta ölçülü resmi tepkisi.
01:03Peki nedir bu eylemler?
01:06Yazarın derlediği listeye bir bakalım.
01:08Ege Adaları'nın silahlandırılması, füze yerleştirilmesi, Türkiye'nin şevrelenmesi,
01:13hatta balıkçılığa yasak bölgeler ilan edilmesine kadar gidiyor liste.
01:18Makaleye göre bunların hepsi Türkiye'nin egemenliğine bir nevi meydan okuma.
01:23İşte işin ilginçleştiği yerde tam burası.
01:26Bir önceki slide'da o upuzun listeyi gördük değil mi?
01:30Peki buna karşılık verilen resmi tepki ne?
01:32Yazara göre hep aynı, neredeyse basma kalıp hale gelmiş ifadeler.
01:37Kınıyoruz, tanımıyoruz, yok hükmündedir.
01:39İşte bu ikisi arasındaki o keskin zütlük makalenin ana meselesi.
01:43Yazar, bu bilmeceyi daha da derinleştirmek için çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
01:50Diyor ki, gelin Türkiye'nin Yunanistan'a verdiği tepkiyle hemen hemen aynı dönemde bir başka ülkeye,
01:57İsrail'e verdiği tepkiyi yan yana koyalım.
02:00Bakın ne oluyor?
02:01İsrailli yetkililer Cumhurbaşkanı'nı eleştirince yazarın aktardığına göre,
02:06bir anda bütün siyasi partiler, aralarındaki tüm farkları bir kenara bırakıp,
02:11milli gurur diyerek tek vücut oluyor.
02:13Tam bir ulusal birlik tablosu çiziliyor.
02:16İşte buradaki kilit noktada bu, ulusal onurun, haysiyetin korunmasına yapılan o güçlü vurgu.
02:23Yazar da tam olarak bu ilkeyi bir ölçüt olarak alıyor ve karşılaştırmanın bir yer tarafına geçiyor.
02:29İşte bu karşılaştırma, yazarın işaret ettiği o temel çelişkiyi bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
02:35Bir yanda Cumhurbaşkanı'na yönelik eleştiriye karşı gösterilen o gürültülü ve birleşik tepki,
02:41diğer yanda bir sanatçının vatan maaşı söylediği için sınır dışı edilmesine karşı yazara göre derin bir sessizlik.
02:49Neden birine böyle, diğerine böyle davranılıyor?
02:51Soru bu.
02:52Peki bitti mi?
02:54Hayır.
02:55Yazar karşılaştırmayı bir adım daha ileri götürüyor.
02:58Bu sefer de Lozan Antlaşması'nı merkeze alarak azınlıkların dini liderlerine yönelik tutumları karşılaştırıyor.
03:04Ve soruyor.
03:05Acaba burada da bir çifte standart mı söz konusu?
03:08Bu tablo, yazarın çifte standart iddiasını somutlaştırıyor aslında.
03:13Bakın, bir tarafta Yunanistan var.
03:15Lozan'ı gerekçe göstererek, Türk azınlığının seçtiği müftüleri tanımıyor.
03:19Diğer tarafta ise Türkiye var.
03:21yazarın iddiasına göre Patrik'in ekümenik yani tüm Ortodoks dünyasının lideri ünvanını kullanmasına ve bu şekilde davranmasına göz yumuyor.
03:29Yazar bunun Lozan'ın ruhuna aykırı olduğunu savunuyor.
03:32Hatta yazar bir adım daha ileri gidiyor ve diyor ki,
03:36İstanbul'daki Patrik öyle bir konumdaki dünya liderleriyle bazen daha Türkiye Cumhurbaşkanı'yla bile görüşmeden doğrudan görüşebiliyor.
03:45Yani adeta bir devlet başkanı gibi muamele görüyor.
03:48Yazara göre bu durum Yunanistan'daki müftülere reva görülen muameleyle taban tabana zıt.
03:53İşte tüm bu karşılaştırmaları, bu iddiaları peş peşe sıraladıktan sonra yazı bizi en başa, o ilk sorumuza geri getiriyor.
04:02Yazarın vardığı sonuç şu, Türkiye'nin Yunanistan'dan korkuyor olması akla yatkın değil.
04:07O halde bu sınırsız hoşgörü olarak tanımladığı tutumun arkasında başka bir sebep olmalı.
04:13Korku değilse peki ne?
04:15Ve makale işte tam da bu kışkırtıcı soruyla bitiyor.
04:19Eğer sebep korku değilse diye soruyor yazar, lozanı bile bir kenara itme pahasına gösterilen bu sınırsız hoşgörünün arkasında yatan gerçek
04:28sebep nedir?
04:30Yazar cevabı vermiyor, soruyu doğrudan bize, okurlara bırakıyor.
Yorumlar

Önerilen