00:00İnsan nasıl güzel insan olur?
00:02Valla bu herhalde hepimizin hayatının bir noktasında kendine sorduğu o büyük sorulardan biri.
00:08İşte biz de bu bölümde bu sorunun cevabını bambaşka bir yerde bir şairin hayatının izini sürerek bulmaya çalışacağız.
00:15Ama hemen söyleyeyim bu öyle bildiğiniz biyografilere benzemiyor.
00:19Bu adeta bir karakterin nasıl ilmek ilmek işlendiğinin Hüsrev Hatemi'nin hayatı üzerinden o güzel insan olmaya giden yolculuğun hikayesi.
00:28Karşınızda Hüsrev Hatemi kırılgan bir ruhun portresi.
00:32Gelin bu samimi ve oldukça kişisel keşif yolculuğuna hep birlikte çıkalım.
00:37Peki başlayalım Hüsrev Hatemi'yi anlamak için belki de en kilit noktadan onun en belirleyici özelliğinden kaynaklarda geçtiği şekliyle ipek
00:47yumuşaklığında bir ruhtan bahsetmemiz lazım.
00:49Ama durup bir düşünelim böyle bir özellik böyle bir ruh nasıl oluşur ki?
00:54İşte tam bu noktada o kadar önemli bir kavram karşımıza çıkıyor ki çile.
00:59Çünkü Hatemi'ye göre o bahsettiğimiz güzellik öyle doğuştan gelen hazır bulunan bir yetenek falan değil.
01:06O tam da bu süreçle yani çileyle kazanılan çileyle pişen bir şey.
01:11Peki bu çileli yolculuk nerede başlıyor?
01:14Elbette en başta aile köklerinde.
01:17Gelin şimdi bir göç ve kimlik hikayesine her şeyin başlangıcına gidelim.
01:21Bakın hikaye 150 yıl önce ailenin Güney Azerbaycan'dan göç etmesiyle başlıyor.
01:26Nesiller sonra kendilerini çalkantılarla dolu yeni kurulmakta olan bir Türkiye'de buluyorlar.
01:32Ve Hüsrev Hatemi işte tam da bu iki dünyanın iki farklı kültürün mirasını taşıyan bir ailenin içine doğuyor.
01:38Ama ailesinin bu göçmen geçmişine rağmen Hatemi'nin kimliğini asıl şekillendiren şey doğduğu şehir.
01:45Yani İstanbul oluyor.
01:46O iliklerine kadar tam bir İstanbullu olarak büyüyor.
01:50Peki o ev nasıl bir evdi?
01:52Düşünsenize Fars şiirinin dev ismi hafıza, derin bir hayranlık duyulan edebiyatla tarihle iç içe bir ortam.
01:59Hatemi işte o Türk İstanbul dediğimiz yüksek kültürün tam ortasında daha küçücük bir çocukken bu havayı soluyarak büyüdü.
02:07Bu da onun edebi ruhunu çok ama çok erken yaşta şekillendirdi tabii.
02:11Evet işte bütün bu anlattıklarımız bizi tek bir noktaya getiriyor.
02:16Onun kişiliğinin tam özüne.
02:18Yani hem sanatının hem de hayattaki mücadelesinin kaynağı olan o derin o inanılmaz hassasiyetine.
02:24Bu hassasiyetin ilginç bir ikilemi var.
02:27Bir yanda ruhu adeta başkalarına zarar vermemek üzerine programlanmış.
02:33İncitmekten ölesiye korkuyor.
02:36Diğer yanda ise o kadar narin, o kadar kırılgan bir yapısı var ki dünyanın en ufak bir sarsıntısında incinmekten, yaralanmaktan
02:46korkuyor.
02:47Peki bu iki büyük korku arasındaki dengeyi nasıl kurmaya çalışıyor?
02:51İşte muhtemelen kendine ilke edindiği o tasavvufi düsturla ne incin ne incit.
02:58Bu aslında onun bütün hayat felsefesinin bir özeti gibi.
03:02Ve sakın yanlış anlaşılmasın bu bahsettiğimiz kırılganlık bir zayıflık değil tam tersine.
03:07Bu derin hassasiyet doğru bir kanala aktarıldığında onun bir şair, bir düşünür ve hatta bir hekim olarak yaratıcı gücünün ta
03:14kendisi haline geliyor.
03:15Peki bu kadar derin bir iç dünya şiirde nasıl bir sese bürünüyor?
03:20İşte ilginç olan da bu.
03:22Öyle süslü, karmaşık bir dille değil, tam aksine şaşırtıcı derecede sade, derin ve sanki sizinle sohbet ediyormuş gibi bir üslupla.
03:31Onun şiiri sanki bir sohbet gibidir.
03:34Günlük hayatın o basit, müzikli dilini alır ve kullanır.
03:38Şiirlerinde sanki tek bir kişiyi, özel bir dinleyiciyi arar ve sırlarını onun kulağına fısıldar gibidir.
03:44Bu yüzden de onu, dönemin soyut şiir anlayışı olan ikinci yeniden çok, geleneğe yaslanan Attila İlhan gibi isimlere daha yakın
03:53buluruz.
03:53Hem klasik hem de modern formlara hakimiyeti de cabası tabii.
03:57Onun bu sadeliğinin ve derinliğinin ne kadar içten olduğunu gösteren öyle güzel bir anı var ki,
04:03gelin şimdi sizi Türk Edebiyatı Vakfı'ndaki bir buluşmaya götürelim.
04:06Hatemi, o gün bir uzman edasıyla şiir vezni aruz üzerine konuşuyor.
04:12Aradan zaman geçiyor ve o gün konuştuğu kişilerden birinin Nevgazeli'ni okuyor.
04:17Ve işte o an önceki o bilgiç tavrından dolayı utançla doluyor ve o kişiye gidip aynen şöyle diyor.
04:24Sizden nasıl özür dilemeliyim, ben size aruzu kağlalı ettim.
04:29İşte bu kadar.
04:31Bu kadar net, bu kadar içten bir özür.
04:33Bu cümle onun nasıl bir dürüstlüğe ve erdeme sahip olduğunu tek başına anlatıyor aslında.
04:39Ama olay burada bitmiyor.
04:40Sadece özür dilemekle kalmıyor.
04:42O şairin eserine adeta sahipleniyor.
04:45Gidip ünlü müzisyen Cini Uçen Tanrı Korur'a o şiirden bahsediyor ve eserin bestelenmesini sağlıyor.
04:51Yani onun mahcubiyeti lafta kalmıyor, eyleme dönüşüyor.
04:54İşte samimiyet budur.
04:56Gelin şimdi son bölüme geçelim ve bu inanılmaz hassasiyetin onun hayata ve sanata bakışını en sonunda nasıl bir noktaya getirdiğini
05:04görelim.
05:05Ve galiba bütün bu anlattıklarımızı, bütün hayat felsefesini şu iki dizede özetliyor.
05:09Kalpler sırçadan yaratılmış bir kere, imkan yok sağlam yürekli ölmeye.
05:14Ne kadar dokunaklı, ne kadar keskin değil mi?
05:16Gelin ne demek istediğine biraz daha yakından bakalım.
05:18İlk bakışta karamsar gibi gelebilir ama aslında değil.
05:21Demek istediği şey şu, eğer hayatı dolu dolu hissederek hassasiyetle yaşayacaksan kalbinin kırılmasını göze almak zorundasın.
05:29Çünkü sağlam bir yürekle ölmek aslında hiç yaşamamış olmakla, o sırça kalbi hiç riske atmamakla eşdeğerdir.
05:35Ve işte biz de bu bölümü Hatemi'nin hikayesinden yola çıkarak belki de daha büyük bir soruyla bitirelim.
05:42Gerçekten de büyük sanat, büyük eserler, böyle kırılgan ruhların bize bir armağanı mıdır?
05:48Bu sorunun cevabını da üzerine biraz düşünmeniz için size bırakıyoruz.
Yorumlar