00:00Merhaba, bu bölümde sizi alıp bambaşka bir dünyaya götüreceğiz.
00:04Öyle bir dünya ki fiziksel olanla ruhsal olan arasındaki o incecik çizgi hem büyüleyici hem de bazen evet biraz öykütücü
00:11bir şekilde bulanıklaşıyor.
00:13Düşünsenize bir hastalığı kandırıp hadi git başımdan diyebilseydiniz.
00:18Kulağa nasıl geliyor?
00:19İşte Ural Dağları'nın eski başkurt Türkleri için bu bir hayal ürünü falan değildi.
00:24Tam tersi hayatlarının, dünyayı algılayışlarının ta kendisiydi.
00:29Peki bu nasıl mümkün olabilir?
00:31İşte bunu anlamak için önce onların dünyasına bir adım atmamız lazım.
00:36Her şeyin cap canlı olduğu, görünmez güçlerle dolu bir dünyaya.
00:40Yani şöyle düşünün, etraflarındaki her şeyin ama her şeyin bir ruhu, bir iyesi vardı.
00:46Bu böyle şairane bir benzetme falan değil.
00:49Hayır, bu onların günlük yaşamını A'dan Z'ye şekillendiren ciddiye alınması ve saygı duyulması gereken somut bir gerçekti.
00:57Dağın bir ruhu var, mağaranın bir ruhu var.
01:00Hatta evinizin, ormanın, içtiğiniz suyun bile en tepedeki dağdan akan o küçük dereye kadar her birinin kendi bilinci, kendi gücü
01:09olduğuna inanıyorlardı.
01:10Peki bu ruhlarla nasıl iletişim kuruyorlardı?
01:13İşte burada seprek dediğimiz şey devreye giriyor.
01:17Aslında çok basit bir şey, bir bez parçası.
01:20Ama bu sıradan bez parçası o ruhlarla konuşmanın, onlara bir şeyler anlatmanın en güçlü yollarından biriydi.
01:27Mesela genç kızlar evlenip evlenemeyeceklerini öğrenmek için bir dilek dileyip bağlardı bu bezleri.
01:33Ya da kadınlar atalarının topraklarına saygılarını göstermek için.
01:37Bu bir nevi saygı duruşu, bir ricaydı aslında.
01:40Çünkü aman dikkat, eğer o ruhlara saygısızlık ederseniz intikamları acı olabilirdi.
01:46Tabii dünyadaki her ruh iyi niyetli olacak diye bir kural yok değil mi?
01:51İşte şimdi işin biraz daha karanlık tarafına, hayatı tehdit eden o kötücül güçlere bakalım.
01:57Ve görelim bakalım bu dünya görüşü, tehlikeyi, özellikle de hastalığı nasıl yorumluyordu?
02:03İşte aradaki dağlar kadar fark tam olarak burada yatıyor.
02:07Biz bugün mikrop, virüs diyoruz.
02:09Onlar içinse hastalık, vücudunuza giren canlı, düşünebilen bir yaratıktı.
02:15Yani bir mikrop kapmıyordunuz, bir varlık size musallat oluyordu.
02:19Bu yüzden de bir hastalıkla değil, bilinçli bir düşmanla savaşıyorlardı.
02:24Ve bu yaratıkların kılıkları da vardı.
02:26Mesela sıtma mı oldunuz?
02:27O aslında vaşak kürkü bir şapka takan bir insan formundaydı.
02:31Başka hastalıklar başka hayvanların kılığına giriyordu.
02:34Saksan kılığına girmek de pek popülerdi mesela.
02:36İnanışa göre bu varlıklar bazen bir insanın ya da bir hayvanın içine girip onu ele geçirebiliyordu.
02:42Peki düşünebilen bir düşmanla nasıl başa çıkarsınız?
02:46İşte işin kilit noktası bu.
02:48Ona sadece ilaç veremezsiniz.
02:50Onu alt etmek için zekanızı kullanmanız, onu kandırmanız lazım.
02:54Mesela sıtmayı tedavi etmek için uygulanan şu ritüele bir bakın.
02:58Önce bir kese yemek, mesela yulaf lapası hazırlıyorsunuz.
03:02Sonra bunu alıp evden uzak bir tarlaya götürüyorsunuz.
03:06O yemeği oraya hastalık yesin diye bir adak gibi bırakıyorsunuz.
03:10Ve en önemlisi, arkanıza bile bakmadan eve koşuyorsunuz.
03:13Hatta izinizi tamamen kaybettirmek için bir de nehirden geçiyorsunuz.
03:18Tıpkı bir avcının peşindeki yırtıcıyı atlatmaya çalışması gibi.
03:21Değil mi?
03:22İnanılmaz bir mantık.
03:23Başka bir örnekte de bir anne hasta çocuğunun gömleğini alıyor, çocuğun etrafında bir güzel sallıyor ve sonra o gömleği götürüp
03:31bir yol ayrımına bırakıveriyor.
03:33Buradaki amaç ne?
03:34Hastalığı o gömleğe transfer etmek.
03:36Sonra da onu öyle bir yere bırakmak ki kimse dokunmasın.
03:39Çünkü herkes bilirdi ki o gömleğe dokunan hastalığı kendine çeker.
03:43Ama bazen kandırmaca işe yaramazdı.
03:47Hastalık daha inatçı çıkardı.
03:48İşte o zaman son çare olarak ruhlar dünyasının gerçek ustalarına yani bakışı adıyla bilinen şamanlara gidilirdi.
03:56Bakışçılar ya da bakuçlar.
03:58Onlar sadece otlarla falan tedavi yapan halk hekimleri değildi.
04:02Onlar bizim dünyamızla ruhlar dünyası arasında gidip gelebilen iki dünya arasında köprü kuran aracılardı.
04:09Ve ne şanslıyız ki elimizde bu ritüellerden birine dair inanılmaz bir tanıklık var.
04:14Zeki Velidi Togan çok önemli bir başkurt alimi 1920'lerde çok ağır bir sıtmaya yakalanıyor.
04:21Modern tıktan çare bulamayınca aslında pek de inanmamasına rağmen bir bakşıya gitmeyi kabul ediyor.
04:27Ve yaşadıklarını bize tüm detaylarıyla anlatıyor.
04:30Ritüel başlıyor.
04:31Saatlerce süren ilahiler durmak bilmeyen davul sesleri.
04:36Ortamdaki gerilim artıyor.
04:38Hatta bazı katılımcılar kendinden geçiyor.
04:40Ama asıl olay bakşının kendisi transa geçtiğinde yaşanıyor.
04:45Şaman ateşin içinden kor gibi kızarmış bir demir küreği çekip çıkarıyor.
04:51Ve sonra herkesin gözü önünde o kor halindeki küreği dişleriyle kavrayıp ağzına alıyor.
04:58Togan'ın anlattığına göre üzerine tükürdüğü su cızırdayarak buharlaşıp yüzünü yakmış.
05:03Çevresindekilerse korkma bu iyiye işaret diyorlar.
05:06Düşünebiliyor musunuz o anı?
05:08Bakşı ağzında o kor halindeki kürekle hasta Togan'ın etrafında dönmeye başlıyor.
05:13Fiziksel dünyaya meydan okuyan inanılmaz bir güç gösterisi bu.
05:17Peki sonuç ne oldu dersiniz?
05:19Togan o günden sonra bir daha ne ilaç aldığını ne de sıtmanın belirtilerini hissettiğini söylüyor.
05:25Tamamen iyileşiyor.
05:27Üstelik bakşı ondan tek bir kuruş bile talep etmiyor.
05:30Togan şamanın bıyıklarının bile yanmadığını kendi gözleriyle gördüğünü ve bunun bir numara falan olmadığına o an kesin olarak inandığını yazmış.
05:39Tabi ki her sorun için böyle büyük dramatik ritüeller yapılmıyordu.
05:43Başkurtların gündelik hayatta kendilerini korumak için kullandıkları adeta bir ruhsal savunma kiti gibi başka yöntemleri de vardı.
05:50Mesela betüy adını verdikleri muskalar.
05:54Bu muskalar onların inanç dünyasının ne kadar katmanlı olduğunu harika bir şekilde gösteriyor.
05:59Çünkü içinde hem Kur'an'dan ayetler bulabiliyordunuz hem de çok daha eski şamanik geleneklerden gelen ayı dişi veya pençesi gibi
06:06güç sembollerini.
06:08İkisi bir arada.
06:09Yani her ruhsal tehdide karşı adeta özel bir reçeteleri vardı.
06:14Mesela bir çocuğun kaçırılmasını önlemek için beşiğine muska asılırdı.
06:19Çok inatçı bir hastalık mı var, bir horoz ya da kas kurban edilirdi ya da hepimizin bildiği nazar.
06:26Ondan korunmak için giysilere beyaz, kas tüyü takmak ya da attaki nazarı def etmek için yelesine parlak renkli bezler bağlamak
06:33gibi yöntemler kullanılırdı.
06:35İşte bu tam olarak öyle bir dünya.
06:38İslami inançların ve çok daha eski köklü şamanik geleneklerin birbiriyle çatışmadan yan yana yaşadığı bir dünya.
06:45Ve aslında her ikisi de aynı amaca hizmet ediyordu.
06:49Kontrol edemedikleri, anlayamadıkları şeyleri bir şekilde kontrol altına almak, bir anlam vermek.
06:55Bu da insanı ister istemez düşündürüyor değil mi?
06:58Antik ritüeller, şamanlar ya da modern bilim, laboratuvarlar.
07:03Yöntemlerimiz bambaşka olabilir.
07:04Ama o en temeldeki insani ihtiyaç, yani kaosun içinde bir düzen arama,
07:10bilinmeyeni bir şekilde kontrol etme çabamız belki de binlerce yıldır hiç değişmedi.
07:14Ne dersiniz?
07:17İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar