Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 17 saat önce
Bu makale, Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu’nun su politikaları, bölgesel barış ve devlet yönetimi üzerine sunduğu eleştirel perspektifi ele almaktadır. Yazara göre, suyun bir çatışma unsuru olarak görülmesi yerine "Su Barışı" kavramı üzerinden bölgesel bir kalkınma ve uzlaşı aracı olarak değerlendirilmesi hayati önem taşımaktadır. Metin, Türkiye'nin geçmişteki dış politika stratejilerini ve küresel güçlerin Orta Doğu üzerindeki senaryolarını yerli bir bakış açısıyla analiz eder. Şahsuvaroğlu, devlet adamlarının su savaşları söylemini benimsemek yerine, kendi sunduğu stratejik çözüm önerilerini ve barış projelerini dikkate alması gerektiğini savunur. Ayrıca, tarım ve su yönetiminin askeri stratejilerden bağımsız düşünülemeyeceğini vurgulayarak milli bir gelecek vizyonu inşa edilmesinin gerekliliğini ortaya koyar.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Biliyor musunuz? Bazen sadece tek bir cümle, on yıllarda süren bir tartışmayı yeniden alevlendirmeyi yeter.
00:06İşte biz de Ortadoğu'daki su, savaş ve barış meselesine tam da böyle fitili ateşleyen, çok tartışmalı bir ifade ile dalıyoruz.
00:14İşte o cümle bu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yakın zamanda sarf ettiği bu sözler bizim bütün bu konuyu masaya yatırmamıza neden
00:21oldu.
00:22Ama hemen söyleyeyim bu fikir aslında hiç de yeni sayılmaz. Hatta kökeni inanın sandığımızdan çok daha karmaşık.
00:28Peki, şimdi sormamız gereken soru şu. Bu sözler ne anlama geliyor?
00:33Geleceğe dair keskin bir uyarı mı yoksa yazar Dr. Lütfü Şahsuvaroğlu'nun dediği gibi büyük bir stratejik hata mı?
00:41İşte biz şimdi bu iki zıt görüşün tam ortasına dalıyoruz.
00:45Tamam, o zaman konunun derinliklerine inmeye başlayalım.
00:48Yazar bu açıklamayı neden talihsiz bir açıklama olarak niteliyor?
00:51İşte ona göre mesele şu, bu bir kehanet değil.
00:54Bu aslında çok tehlikeli bir anlatıyı, bir senaryoyu alıp kendi ağzınızda doğrulamak demek.
00:59Peki bu su savaşları lafı nereden çıkıyor?
01:02Yazar diyor ki, bunu öyle sorumluluk sahibi devlet adamları falan söylemiyor.
01:06Hayır, bu tezi ortaya atanlar genelde gazeteciler.
01:09CIA raportörleri, işte Adel Darwish, John Block gibi batılı yazarlar.
01:14Yani Şahsuvaroğlu'na göre bu isimler aslında Orta Doğu için bir çatışma senaryosu yazıyorlar.
01:19Ve bu türden bir açıklama ister istemez işte tam Doğu senaryonun değirmeninde su taşıyor.
01:24İşte bu nokta bizi yazarın asıl argümanının tam merkezine getiriyor.
01:29Ortada aslında suyla ilgili birbiriyle kapışan iki devasa fikir var.
01:34İki ayrı felsefe.
01:35Bir taraf diyor ki, çatışma kaçınılmaz.
01:38Diğer tarafsa, hayır işbirliği şart diyor.
01:40Bakın burası çok ilginç.
01:42Yazar aslında bu su savaşları tezinin karşısına çok daha erken bir tarihte,
01:46ta 1997'de kendi kavramıyla çıkmış su barışı.
01:50Yani olay şu, bir tarafta suyu petrole benzeten, adeta bir yangın sebebi olarak gören su savaşları tezi var.
01:56Diğer tarafta ise suyu tam tersi yangını söndürecek bir araç, bir barış fırsatı olarak gören su barışı felsefesi.
02:04Yazarın kendi sözleri aslında her şeyi özetliyor.
02:06Petrol yangını çıkarırdı ama su niye çıkarsın?
02:09Su yangını söndüren bir maddeydi.
02:10Bu metafor o kadar güçlü ki, iki bakış açısı arasındaki o devasa farkı tek cümlede ortaya koyuyor.
02:16Yani diyor ki, suyun doğasında birleştirmek var.
02:19Eğer siz bunu bir savaş nedenine dönüştürüyorsanız, bu doğal bir süreç değil, bu küresel bir projenin parçasıdır.
02:24İşte tam bu noktada mesele sadece sudan çıkıyor ve çok daha büyük bir resme, yani jeopolitiğe bağlanıyor.
02:32Yazar diyor ki, bu su savaşları anlatısı aslında buzdağının sadece görünen kısmı.
02:38Perde arkasında Orta Doluyu yeniden şekillendirmeyi amaçlayan çok daha büyük bir oyun var.
02:43Yazar bu oyuna bir isim koyuyor.
02:46Sürdürülebilir istikrarsızlaştırma.
02:48Kulağa biraz karmaşık gelebilir ama aslında mantığı basit.
02:51Diyor ki, küresel güçlerin derdi Orta Doğu'ya demokrasi falan getirmek değil.
02:56Asıl amaç, bölgeyi sürekli olarak küçük, kontrol edilebilir krizlerle bir kaos hali içinde tutmak.
03:01Neden mi?
03:02Çünkü ancak o zaman müdahale etme haklarını meşru kılabilirler.
03:06Peki, bu sürdürülebilir istikrarsızlaştırma planı nasıl işledi?
03:10Yazar süreci adım adım şöyle anlatıyor.
03:131. Önce Büyük Orta Doğu projesi gibi teorik bir çerçeve çizildi.
03:182. Sonra Arap Baharı denen o büyük dalgayla bölgedeki liderler devrildi, ortalık karıştırıldı.
03:243. Sonuç ne oldu? Demokrasi mi? Hayır.
03:28Tam tersi, her yere yayılan bir istikrarsızlık ve parçalanmış devletler.
03:334. Peki asıl hedef neydi?
03:35Yazar diyor ki, bu kaosun içinden Suriye'nin kuzeyinde fiili bir devlet yapısı çıkarmaktı.
03:40Peki, tüm bu büyük oyun oynanırken Türkiye ne yaptı?
03:44Yazarın görüşü ne?
03:45İşte şimdi konunun en can alıcı kısımlarından birine geliyoruz.
03:49Yazara göre Türk dış politikası bu büyük planı durdurmak bir yana maalesef üst üste çok kritik hatalar yaptı.
03:57Bu zaman çizelgesine baktığımızda yazarın hatalar zinciri dediği şeyi net bir şekilde görüyoruz.
04:02Her şey 2010'ların başında Suriye'nin kuzeyindeki PYD yapılanmasıyla ilgili uyarıların ciddiye alınmaması ile başlıyor.
04:10Sonra 2015'te yazarın dramatik bir çöküş olarak tanımladığı Süleyman Şah Türbesi'nin taşınması olayı var hem de PYD-YPG yardımıyla.
04:18Derken ABD destekli bu güçler sınırımızda bir koridor oluşturuyor.
04:22Ve Türkiye'nin Afrine müdahalesi yazara göre hem çok gecikmiş hem de çok maliyetli oluyor.
04:27Kısacası bir dizi kaçırılmış fırsat ve stratejik yanlış adım.
04:31Ve tüm bu yanlış adımların bedeli ne oldu?
04:35İşte yazarın tespiti çok sert.
04:37Diyor ki Türkiye bu süreç sonunda bölgesel bir güç olma iddiasını kaybetti
04:43ve Avrupa'nın gözünde mültecileri tutan bir uluslararası göçmen kampı konumuna indirgendi.
04:50Peki tamam eleştiriler bunlar.
04:53Ama yazar bir alternatif sunuyor mu?
04:55Evet.
04:55Şimdi analizimizi onun yıllardır savunduğu ama bir türlü hayata geçirilmediğini düşündüğü o vizyona
05:01yani su barışı projesine dönerek toparlayalım.
05:05Yani ya şöyle yapsaydık sorusunu soralım o yol M'ye benzerdi.
05:09Yazar aslında çok çarpıcı bir örnek veriyor.
05:11Diyor ki Avrupa'nın ortak aklı iki dünya savaşının gerekçelerini barışın gerekçelerine dönüştürdü.
05:18Ne demek bu?
05:19Yani Avrupa'yı mahveden o savaşların sebebi neydi?
05:22Kömür ve çelik.
05:23Peki ne yaptılar? O kömür ve çeliği alıp Avrupa Birliği'nin temelini attılar.
05:27Yani savaş sebebini barışın harcı yaptılar.
05:30İşte yazarın su barışı önerisi de tam olarak bu mantığa dayanıyor.
05:34Ne diyor?
05:35Gelin bir Orta Doğu Birliği kuralım.
05:37Temeline de petrolü falan değil, su ve toprak gibi hepimizin ortak hayat kaynağını koyalım.
05:43Böylece çatışma potansiyeli taşıyan ne varsa onu iş birliğinin temeli yapalım.
05:47Eğer bu başarılabilseydi ortaya dış müdahalelere karşı çok daha sağlam durabilen kendi içinde barışık bir bölgesel blok çıkardı.
05:55Bütün bu anlattıklarımızdan sonra akılda kalan o can alıcı soru aslında şu.
06:00Yazarın da bütün argümanını özetleyen o soru.
06:02Ya bizim bütün amacımız savaşı tahmin etmek, savaş senaryoları üzerine konuşmak değil de en başından beri barışı inşa etmek olsaydı?
06:10Ve son söz, yazar en başta duyduğumuz o cümlenin yerine şöyle bir cümlenin kurulmasını hayal ediyor.
06:16Günümüzde savaşlar su yüzünden çıkacak diyenlere inat, biz su barışını tesis etmeye gayret göstereceğiz.
06:23Bakın bu bir kehaneti tekrar etmek değil, bu o kehanete meydan okumak, barışı bir hedef olarak koymak.
06:30İşte bu da bize dış politikada kelimelerin, kurulan anlatıların ne kadar hayati olduğunu ve bambaşka kapılar açabileceğini bir kez daha
06:38gösteriyor.
06:40İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar

Önerilen