Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 8 saat önce
Nurcan Yazıcı’nın bu yazısı, doğadaki bahar uyanışını simgeleyen cemre kavramı üzerinden küresel ölçekteki vicdan ve merhamet kaybını eleştirel bir dille sorgulamaktadır. Yazar, modern dünyanın askeri stratejiler ve güç mücadeleleri uğruna insani değerleri feda ettiğini, savaşın normalleşmesinin ise asıl büyük felaket olduğunu vurgular. Siyasi çıkarların ve teknolojik üstünlüğün gölgesinde kalan ahlaki çöküş, toplumların başkalarının acılarına karşı duyarsızlaşmasıyla derinleşen bir merhamet krizi olarak tanımlanır. Metne göre dünya, ancak insanın kalbine düşecek bir sevgi ve empati cemresiyle manevi bir diriliş yaşayabilir. Bu bağlamda eser, küresel siyasetin sertliğine karşı insan ruhunun şifasını yeniden merhamette bulmaya davet eden düşündürücü bir çağrıdır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bu bölümde doğanın en güzel uyanış anlarından birini, yani Cemre'yi, insanlığın şu anki durumu için bir metafor olarak
00:08kullanacağız.
00:09Birlikte doğa ve insanlık arasındaki o derin zıtlığa ve belki de bir umut ihtimaline göz atalım.
00:16Her şey aslında bu kadar basit ama bir o kadar da güçlü bir vaatle başlıyor.
00:21Her kışın ardından mutlaka gelen, kaçınılmaz bir dirilişin habercisi.
00:26Peki kim bu müjdeci?
00:27İşte bu müjdecinin adı Cemre.
00:30Hani şu kışın o sertliğinden, o soğuğundan sonra önce havayı, sonra suyu ve en sonunda da toprağı ısıtan o gizemli
00:39sıcaklık var ya, bu doğanın yeniden doğuş döngüsünün o ilk adımı işte.
00:44Sürece bir bakın, ne kadar net, ne kadar sıralı değil mi?
00:48Önce hava ısınıyor, sonra o donmuş sular çözülüyor ve en sonunda toprak yepyeni bir hayata uyanıyor.
00:54Bu doğanın kusursuz ritmi.
00:57Kışın ardından gelen, hayatın o ilk nefesi adeta.
01:01Evet, Cemre dediğimiz şey aslında tam olarak bu.
01:05Doğanın en karanlık, en soğuk zamanların ardından bile yeniden başlayacağına dair bize verdiği bir söz.
01:12Bir umut simgesi.
01:14Ama işte tam da bu noktada hikayede keskin bir viraj alıyoruz.
01:18Doğa kendini yenilemeye, bahara hazırlanırken insanlık o ne yazık ki bambaşka bir hazırlık içinde.
01:24Sanki bizim kalplerimiz, ruhlarımız hala kış misiminde donup kalmış gibi.
01:29Bu karşılaştırma gerçekten de insanın içini acıtıyor.
01:33Baksanıza, bir yanda uyanan, ısınan toprak var, diğer yanda ise giderek soğuyan, buz tutan vicdanlar.
01:41Bahar'ın o sıcacık müjdesi yerine yeni savaşların soğukluğunu konuşuyoruz sürekli.
01:46Şöyle bir dünyanın gündemine baktığımızda karşımıza çıkan başlıklar ne yazık ki bunlar.
01:52Sürekli bir güç, strateji ve tehdit dili.
01:55Hayat ve yenilenme değil, güç ve hakimiyet konuşuluyor durmadan.
02:00Peki bu kullanılan kelimeler aslında neyi gizliyor?
02:04Siyasetin ve gücün dili çoğu zaman çatışmanın o acımasız, o kanlı gerçekliğini örten bir perdeden başka bir şey değil aslında.
02:12İşte o kelimeler.
02:14Hani hep duyduğumuz güvenlik, demokrasi, tehdit, strateji.
02:19Vietnam'da duyduk, Irak'ta duyduk, Afganistan'da duyduk.
02:22Tarih boyunca bu kelimeler hep kullanıldı ve ne yazık ki güvenlik ya da demokrasi adına atılan adımlar sonu gelmeyen trajedilere
02:30yol açtı.
02:31Bu kelimeler savaşın gerçek yüzünü gizlemek için birer kılıf oldu.
02:35Ama biliyor musunuz tüm bu büyük süslü püslü kelimelerin bir sınırı var, dayandığı bir yer var.
02:40Çünkü hiçbir stratejik açıklama, hiçbir jeopolitik gerekçe işte tam da bu noktada iflas ediyor.
02:48Bütün o karmaşık planlar, o büyük stratejiler, bir çocuğun hayatının son bulduğu o anın karşısında tamamen anlamsızlaşıyor.
02:57Ve yine aynı şekilde o soğuk hesaplarla dolu stratejilerin hiçbiri bir annenin yaşadığı o tarifsiz acıyı, o gözyaşını meşru kılamaz.
03:07İşte siyasetin dili tam burada susar.
03:10Peki bu durum bize neyi gösteriyor?
03:12Belki de asıl büyük yıkım bombaların açtığı çukurlar falan değil.
03:16Asıl yıkım insan ruhunda açılan yaralar.
03:19Yani merhamet duygumuzun yavaş yavaş erimesi, yok olması.
03:23Asıl felaket savaşın kendisinden çok bizim ona alışmamızda, kanıksamamızda başlıyor.
03:30Acıya, ölümlere, hatta çocukların ölümüne karşı kayıtsızlaştığımız o an,
03:35işte o an insanlığımızdan kocaman bir parçayı kaybettiğimiz andır.
03:40Nurettin Topçu'nun çok güzel bir sözü var, tam da bu durumu özetliyor aslında.
03:45Diyor ki, merhametin olmadığı yerde insan yoktur.
03:49Topçu'ya göre insanlık dediğimiz şey merhamet üzerine kuruludur.
03:53E, merhameti kaybettiğimizde aslında kendimizi kaybediyoruz.
03:57Peki, bütün bu karamsar tablonun içinde bir çıkış yolu yok mu?
04:01Olabilir mi?
04:02Tıpkı doğanın o cemreyi beklemesi gibi, belki de dünya, insanlığın kalbine düşecek bir cemreyi bekliyordur, ne dersiniz?
04:11İşte zihniyet değişimi dediğimiz şey tam olarak bu.
04:14Bir düşünün, merhamet o kalbe düştüğü an kelimeler bile değişir.
04:18Tehdit kelimesinin yerine güven alır, stratejinin yerine çözüm alır ve güç kelimesinin yerine sorumluluk alır.
04:25Şimdi, bu olduğunda savaşlar bir gecede biter mi?
04:29Hayır, belki bitmez ama ondan çok daha önemli bir şey olur.
04:33Savaşın bir norm haline gelmesi biter.
04:36Ölüme ve acıya alışmak, kanıksamak biter.
04:39İşte ancak o zaman insanlık gerçekten yeniden bir nefes alabilir.
04:43Ve bu bölümü hepimizin ama hepimizin üzerine düşünmesi gereken o can alıcı soruyla bitirelim.
04:50Bütün bu çatışma ve kayıtsızlık döngüsünün tam ortasında…
04:54Evet, asıl soru bu.
04:56Doğa kendi döngüsünü hiç şaşmadan tamamlarken, insanlığın kalbini ösetecek, o donmuş vicdanını uyandıracak ve ruhunu yeniden canlandıracak o cemre.
05:07Acaba ne zaman düşecek?
05:09Belki de bu sorunun cevabı her birimizin içinde saklıdır.
Yorumlar

Önerilen