Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 gün önce
Yazar Mehmet Edip Ören, kaleme aldığı bu metinde Ramazan Bayramı ve Nevruz'un birleştiği özel bir günde okurlarını geçmişe uzanan bir nostalji yolculuğuna çıkarıyor. Günümüzün dijital imkanlarından uzak olunan eski yıllarda, tehlikeli yollarda yapılan seyahatlerin ve bir telefon hattına sahip olabilmek için beklenen uzun kuyrukların zorluklarını samimiyetle paylaşıyor. Ailelerin bir ses duyabilmek adına gösterdiği sabır, o dönemde telefon ve radyonun sadece teknolojik birer araç değil, aynı zamanda büyük bir prestij göstergesi olduğunu kanıtlıyor. Evlerin başköşesinde duran dantelli radyolar ve bu cihazlar etrafında toplanan hane halkının paylaştığı ortak heyecanlar, dönemin toplumsal hafızasını yansıtıyor. Metin, teknolojinin henüz bu kadar hızlı olmadığı zamanlarda kurulan insani bağların ve çekilen zahmetlerin ardındaki o buruk ama tatlı hatıraları ustalıkla özetliyor. Sonuç olarak yazar, modern dünyanın konforuna karşın eski bayramların ve geleneksel değerlerin ruhunu yeniden canlandırıyor.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bugün sizi şöyle bir geçmişe götürmek istiyorum.
00:03Hani o siyasetin, gündemin yoğunluğundan biraz sıyrılıp,
00:06Mehmet Edip Ören'in yazısından ilhamla,
00:09yüzümüzde o buruk tebessümü bırakacak bir zaman yolculuğuna çıkalım diyorum.
00:12Hazırsanız başlayalım.
00:14Şöyle bir başlayalım.
00:15Şu an elinizde tuttuğunuz, belki de bu kaydı dinlediğiniz o telefon var ya,
00:20peki bizim çocukluğumuzda neydi bu telefonun durumu?
00:23İşte bu soru, aslında nerelerden nerelere geldiğimizi,
00:26o zamanla, şimdiki zaman arasındaki o kocaman uçurumu tek seferde gösteriyor bize.
00:32Zaten bu yolculuktaki niyecimiz de tam olarak bu.
00:34Hani sadece eski eşyaları, teknolojileri anlatmak değil,
00:38o günlerin ruhunu, o hissi tekrar bir yakalamak.
00:41O günleri yaşayanlar için tatlı bir nostalji olacak,
00:44bilmeyen genç arkadaşlarımız içinse,
00:47vay be, böyle miymiş diyecekleri bambaşka bir dünyanın kapısını aralayacağız.
00:51Evet, yolculuğumuzun ilk durağı, telefon.
00:54Bugün hepimiz için sıradan bir alet belki ama,
00:56bir zamanlar ne büyük bir lüks, ne önemli bir statü sembolüydü,
01:00gelin hep beraber bakalım.
01:01Bakın, tam 20 yıl.
01:04Evet, evet, yanlış duymadınız.
01:05Yeni bir telefon hattı bağlatmak için bazen 20 sene beklemek gerekiyordu.
01:10Hatta şöyle bir adet varmış,
01:12aileler çocukları doğar doğamaz,
01:14telefon için başvuru yaparmış,
01:15ancak evlenene kadar sıra gelir umuduyla.
01:18Düşünsenize, bir insanın büyümesine şahitlik eden bir bekleme listesi.
01:22İnanılmaz değil mi?
01:24E tabii, durum böyle olunca,
01:25birine bizim evde telefon var demeniz yetiyordu,
01:28o anda size bambaşka bir gözle bakmaya başlarlardı.
01:32Yani telefon sahibi olmak,
01:34resmen toplumdaki yerinizi, statünüzü belirleyen bir şeydi.
01:37Hatta o dönemi o kadar güzel özetleyen bir kelime var ki,
01:41telefosafir.
01:42Rahmetli Halit Kıvancı'nın dilimize kazandırdığı harita bir terim.
01:45Yani ne demek?
01:46Sırf bir telefon görüşmesi yapabilmek için,
01:48komşuya, akrabaya, misafirliğe giden kişi.
01:51Evler sanki mahallenin ortak telefon kulübesi gibiydi düşünsenize.
01:55İyi de, bir telefon görüşmesi neden bu kadar hayatiydi?
01:58Neden bu kadar önemliydi?
02:00İşte bu sorunun cevabını anlamak için,
02:02önce o zamanın yollarına, yolculuklarına bakmamız lazım.
02:06Çünkü bir yerden bir yere gitmek,
02:08inanın şimdiki gibi hiç kolay değildi.
02:10Bugünkü duble yollarla, otobanlarla kıyaslayınca,
02:13o zamanki yollar resmen bir macera parkuruydu.
02:16Özellikle ölüm yolu diye nam salmış E5 karayolu.
02:20Daracık, banketsiz, çukurlarla dolu,
02:23Bolu Dağı gibi geçitler en ufak hatayı affetmezdi.
02:26İşte böyle, saatler süren,
02:28tehlikelerle dolu bir yolculuğun sonunda,
02:30o telefonun ahizesini kaldırıp,
02:32evdekilere, merak etmeyin, sağ salim vardık diyebilmek,
02:35işte o anki rahatlamanın tarifi yoktu.
02:38O telefon bu yüzden hayattı.
02:40Telefondan sonra.
02:41Hadi şimdi de yolculuğumuzun ikinci durağına geçelim.
02:44Evlerin kalbinin attığı yere,
02:47o büyülü kutuya,
02:48yani radyoya.
02:50Hani o kocaman sandık gibi ahşap radyolar vardı ya,
02:54üstüne dantel örtüler serilir,
02:56evin en güzel köşesine konurdu.
02:58Gerçekten de evin en prestijli eşyasıydı.
03:01Ama öyle herkes kafasına göre açamazdı onu.
03:04Radyonun düğmesini çevirme etkisi,
03:06sadece evin reisinde,
03:07yani babadaydı.
03:08O evde olacak ve izin verecek ki radyo açılsın.
03:12Radyo dinlemenin de kendine has kuralları,
03:14bir ritüeli vardı.
03:15Mesela akşam saat 7'de ajans saati başladığında,
03:19evde çıt çıkmazdı,
03:20herkes nefesini tutar haberleri dinlerdi.
03:22Eğer okulda başarılı olduysanız,
03:24karneniz iyiyse,
03:25en büyük ödül neydi biliyor musunuz?
03:27Yemekten sonra yayınlanan polisiye radyo tiyatrosu,
03:30mikrofon 13'ü dinleme izni.
03:32Düşünsenize o anki heyecanı.
03:34İşte radyonun böyle sihirli bir gücü vardı.
03:37Sadece bir aileyi değil,
03:38bütün bir ülkeyi aynı anda aynı koltuğa oturturdu.
03:42Bir bankanın yaptığı,
03:43evet mi, hayır mı yarışmasında,
03:45bütün Türkiye tek yürek olur,
03:47cevapları bağırırdı.
03:49Ya da Tevfik Gelenbe'nin,
03:50o muhteşem karakteri Nurcan Kalfa'nın esprileriyle,
03:53herkes aynı anda kahkahaya boğulurdu.
03:55İşte bunlar,
03:57bir neslin ortak anıları,
03:59ortak hafızası oldu.
04:00Sonra yavaş yavaş devir değişmeye başladı.
04:03Teknoloji artık o evin güvenli köşesinden çıkıp,
04:06sokaklara, arabalara taşındı.
04:07Tabi bu değişimle birlikte,
04:09teknoloji hem daha hareketli hale geldi,
04:11hem de maalesef hırsızlar gibi yeni tehlikelere açık oldu.
04:15Bunun en net kanıtlarından biri de,
04:17arabalardı.
04:18O zamanlar,
04:20arabalara takılan teypler,
04:21yani otoradyoları,
04:22o kadar değerliydi ki,
04:24hırsızların bir numaralı hedefiyle.
04:26Yazarın anlattığı bir olay var ki,
04:28durumu harika özetliyor.
04:30Bir komşusunun Mercedes'indeki teybi çalmaya çalışmış hırsızlar,
04:33ama başaramayınca,
04:35sinirden arabanın bütün ön panelini,
04:37konsolunu paramparça etmişler.
04:38Adamcağız da sinirden köpürüyormuş,
04:40yahu arabaya on katı zarar vereceklerine,
04:43isteselerdi ben söküp verirdim o teybi diye.
04:45İşte böyle bir çılgınlıktı.
04:47Tabii bu kadar yaygın bir soruna karşı,
04:49mühendisler de boş durmadı ve harika bir çözüm buldular.
04:53Kız aklı ototeybi.
04:54Artık arabadan inerken,
04:56teybi kızağından çekip,
04:58bir çanta gibi yanınızda eve götürüyordunuz,
05:00sabah da işe gitmeden önce,
05:01tık diye yerine takıyordunuz.
05:03Bu da o dönemin insanları için,
05:05her gün tekrarlanan yeni bir alışkanlık,
05:07yeni bir ritüel olmuştu.
05:09Ve sonra bir gün,
05:10sokaklarda bambaşka bir ses duyulmaya başlandı.
05:13Hani o Almanya'dan gelen gurbetçilerimizin,
05:16Almancaların omuzlarında taşıdıkları,
05:18son ses müzik çalan transistörlü radyolar.
05:21İşte o radyoların sesi,
05:22aslında o kocaman,
05:24sandık gibi ev radyoları devrinin sonunu,
05:26ve herkesin kendi müziğini yanında taşıyabildiği,
05:29yeni bir çağın başlangıcını haber veriyordu.
05:32İşte bütün bu yolculuk,
05:34bizi tam da bugüne ve şu soruya getiriyor.
05:36Bugün hayatımızın vazgeçilmezi olan,
05:38bu akıllı telefonlar, kulaklıklar, akıllı saatler,
05:41sizce bunlardan hangileri,
05:43yıllar sonra çocuklarımıza anlattığımızda,
05:45onların yüzünde bir şaşkınlık,
05:47bizim yüzümüzde ise işte o buruk tebessüm yaratacak,
05:50ne dersiniz?
05:50Bence de düşünmeye değer.
Yorumlar

Önerilen