Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 16 saat önce
Bu makale, Şeyh Said’in 1925 yılındaki isyanı ve bu hareketin hukuki sonuçları üzerinden güncel bir davayı analiz etmektedir. Yazar, Ümit Özdağ’ın Şeyh Said hakkında kullandığı ağır ifadeler nedeniyle aldığı adli para cezasını hem tarihi veriler hem de mevcut Türk Ceza Kanunu açısından değerlendirir. Şeyh Said’in geçmişte İstiklal Mahkemesi tarafından vatana ihanet suçundan mahkûm edildiği hatırlatılarak, yargının bu tarihi gerçekliği günümüzde "hatıraya hakaret" kapsamında görmesi eleştirel bir dille incelenir. Kaynak, ifade özgürlüğü ile ölmüş bir kişinin onurunu koruyan yasalar arasındaki gerilimi ortaya koyarken, hukuk devleti ilkelerine vurgu yapar. Sonuç olarak, bu yazı bir siyasi figürün cezalandırılmasının ötesinde, tarihsel tanımlamaların hukuki sınırlarını ve yargının bağımsızlığını sorgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Hadi gelin, tarihi bir gerçeğin modern hukukla nasıl çarpıştığına ve ortaya nasıl akıl almaz bir muamma çıkardığına birlikte bakalım.
00:07İşte bugün masaya yatıracağımız temel soru tam olarak bu.
00:11Ve inanın bana cevabı hiç de beklediğiniz kadar basit değil.
00:15Gizemimizin tam kalbinde de bu olay var.
00:18Profesör Ümit Özdağ aslında tarihsel olarak doğru görünen bir sıfatı kullandığı için ceza aldı.
00:24İşte işin en kafa karıştırıcı kısmı da burası.
00:27Cevabı bulmak için zamanda biraz geriye gitmemiz gerekiyor.
00:31Hem de yaklaşık bir asır öncesine, Türkiye Cumhuriyeti'nin o ilk sancılı günlerine.
00:37Peki kimdi bu Şeyh Said ve ne yapmıştı da olaylar bu noktaya gelmişti?
00:42Her şey 1925 Şubat'ında küçücük bir kıvılcımla başladı ama isyan,
00:47Güneydoğu Anadolu'da şok edici bir hızla yayıldı ve genç cumhuriyet için çok ciddi bir tehdit haline geldi.
00:53Şimdi bu gördüklerimiz çok önemli.
00:55Çünkü bu basit bir protesto falan değil.
00:58Hayır, bu resmen devlet otoritesini ortadan kaldırmaya ve onun işleyişini tamamen felç etmeye yönelik organize bir girişim.
01:06Peki daha yeni kurulmuş, gencecik bir cumhuriyet böylesine büyük, böylesine varoluşsal bir tehdide nasıl karşılık verdi?
01:15İşte bu alıntı devletin o günkü resmi bakış açısını kusursuz bir şekilde özetliyor.
01:20O dönemin Şark İstiklal Mahkemesi gerekçesini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar net bir şekilde ortaya koymuş.
01:26Yani en kilit nokta bu.
01:28Mahkeme bu eylemlerin adını resmi olarak koyuyor ve onu vatana ihanet olarak tescilliyor.
01:35Mahkemenin verdiği karar da son derece sertti.
01:37Diyarbakır'da aralarında Şeyh Said'in de bulunduğu tam 47 kişi idam edildi.
01:42Bu karar Şeyh Said'in 1925 devletinin gözündeki hukuki statüsünü bir hain olarak aleta perçinledi.
01:51Buraya kadar her şey çok net gibi duruyor değil mi?
01:54Ama işte hukuki muamma tam da bu noktada başlıyor ve işler iyice karışıyor.
02:00Şöyle ki Şeyh Said'in mahkum eden o meşhur kanun, kıyaneti vataniye kanunu artık yürürlükte değil.
02:07Onun yerine günümüzde benzer suçları kapsayan modern Türk ceza kanunu maddeleri almış durumda.
02:12E o zaman şu soruyu sormak gerekmiyor mu?
02:15Tamam kanun değişmiş olabilir ama yapılan eylemler yani devletin birliğini bozmak ve silahlı isyan çıkarmak bugünkü kanunlara göre de hala
02:23suç.
02:24Öyleyse Ümit Özdağ neden ceza aldı?
02:26İşte geldik o büyük sürprize çünkü Özdağ'a karşı açılan davanın ne tarihle ne de vatana ihanetle bir ilgisi vardı.
02:34Konu bambaşka bir şeydi.
02:36Dava Türk ceza kanunun 130. maddesine dayandırıldı.
02:40Yani kişinin hatırasına hakaret suçuna.
02:44Mahkeme dedi ki vatan haini gibi ifadeler kullanmak Şeyh Said'in hatırasına bir hakarettir.
02:49Ve sonuç işte bu.
02:526500 liralık bir para cezası ve 5 yıl denetimli serbestlik.
02:55Yani ceza tarihsel bir yanlışa değil, hukuken ölmüş birinin anısına hakaret edildiği gerekçesine dayandırıldı.
03:03Tabii tahmin edebileceğiniz gibi bu karar hikayeyi bitirmek bir yana hem kamuoyunda hem de hukuk çevrelerinde çok daha şiddetli bir
03:11tartışmayı ateşledi.
03:12Aslında tüm meselenin kalbinde birbiriyle çatışan iki temel ilke var.
03:17Bir yanda tarihi bir mahkeme kararını dile getirme hakkı yani ifade özgürlüğü,
03:22diğer yanda ise ölen bir kişinin onurunun ve itibarının yasalarla korunması hakkı.
03:27Peki bu çizgiyi tam olarak nereye çekeceğiz?
03:30İşte şimdi hukukçular ve kamuoyu bu çetin sorularla boğuşuyor.
03:35Tarihin, hukukun ve ifade özgürlüğünün doğasına dair çok temel sorular bunlar.
03:40Ve tüm bunlar bizi kışkırtıcı bir son düşünceyle baş başa bırakıyor.
03:45Bu dava aslında sadece geçmişle ilgili bir mesele değil,
03:48aynı zamanda bir ülkenin hukuk sisteminin bugünü ve geleceği hakkında da bize çok şey söylüyor.
Yorumlar

Önerilen