00:00Bir mahkeme salonunda yaşanan inanılmaz bir yüzleşmeyi ve siyasi dengeleri sarsabilecek o kritik soruların nasıl sorulduğunu sonra da nasıl ustaca susturulduğunu gelin hep birlikte inceleyelim.
00:11Peki hiç düşündünüz mü bir avukat çıkıp ülkenin en tepesindeki ismi doğrudan hedef alan sorular sormaya kalkarsa ne olur?
00:21İşte şimdi Türkiye'de bir mahkeme salonunda yaşanan ve adaletin sınırlarını zorlayan tam da o anı mercek altına alıyoruz.
00:30Her şey aslında bambaşka bir davada başlıyor. Yani o çok bilinen Erkenekon davasında değil, Selam Tevhid olarak bilinen bir başka davada.
00:39İşte orada hiç beklenmedik bir gelişme oluyor ve bir anda ortaya tarihi bir fırsat çıkıyor.
00:44Tabi bu olayı tam olarak anlamak için biraz geriye gitmek lazım. 2000'lerin sonlarında Türkiye'yi sarsan o meşhur davalar dönemine, Erkenekon'dan Poyrazköy'e, Odat TV'ye, ülkenin en üst düzey komutanları, aydınları, gazetecileri bir bir hedefe konulmuştu.
01:00İşte Selam Tevhid davası da bu zincirin en kritik halkalarından biriydi.
01:04Ve işte o mahkeme salonunda iki kilit isim karşı karşıya geliyor.
01:08Bir yanda o davaların adeta beyni olarak görülen dönemin güçlü istihbarat şefi Ali Fuat Yılmazer, diğer yanda ise o davalardan birinde mağdur olmuş ve yıllardır cevap arayan Avukat Hüseyin Buzoğlu.
01:19Şimdi bu duruşmadan önce Yılmazer zaten televizyona çıkıp ortalığı epey karıştıran bazı iddialarda bulunmuştu.
01:26Avukat Buzoğlu da bunu fırsat bilip işte şimdi bu iddiaları resmi kayıtlara geçirme zamanı dedi ve o anı beklemeye başladı.
01:32İddianın merkezinde ne vardı? İşte bu cümle Ergenekon döneminin en sansasyonel tutuklanmasının yani eski genelkurmay başkanının tutuklanması emrinin bizzat dönemin başbakanı tarafından verildiği iddiası.
01:44İşte en kritik nokta da burada başlıyor zaten.
01:47Avukat Buzoğlu yakaladığı bu fırsatı nasıl kullandığı, Yılmazer'i kameralar önünde söylediği bu iddialar hakkında mahkeme salonunda nasıl sorguya çekti?
01:56Yılmazer mahkemede adeta bir şema çiziyor.
02:00Diyor ki İstanbul'daki amirlerim beni engelliyordu, ben de dosyayı aldım, önce Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e gittim, o beni İçişleri Bakanı'na, o da en son Başbakan Erdoğan'a yönlendirdi.
02:13Yani en tepeye kadar çıktığını anlatıyor.
02:15Ve bakın ifadesinin en can alıcı noktası şu sözleri oluyor.
02:20Bu aslında operasyonlar boyunca doğrudan başbakandan talimat aldığına dair çok net bir beyan.
02:26Yani her şey onun bilgisi ve talimatıyla oldu demeye getiriyor.
02:30Ama tam da sorular daha spesifikleşip en tepeye doğru yaklaştıkça mahkeme salonunun atmosferi bir anda değişiveriyor.
02:38Savcı ve hakim hemen devreye giriyor.
02:41Avukat Buzoğlu o kritik soruyu soruyor.
02:43Başbakanla Ergenekon davasının meşhur savcısı Zekeriya Öz arasında geçtiği iddia edilen o görüşmeler hakkında bir şey bilip bilmediğini.
02:52Yılmazer'in cevabı ise şok edici derecede net ve kısa oluyor.
02:56Müdayeleler başlamadan hemen önce ağzından sadece iki kelime dökülüyor.
03:00Evet var.
03:01Ve işte o anda salonda bir ses yükseliyor.
03:04İtiraz!
03:05Savcı sorunun nereye varacağını anladığı an hemen ayağa fırlıyor.
03:10Savcı avukata dönüp diyor ki, bu sorunun muhatabı sanık mı?
03:14Ben sizin amacınızı anladım.
03:16Yani aslında sorunun içerinden çok avukatın niyetini sorguluyor ve bir anlamda onu durdurmaya çalışıyor.
03:21İşte burada aslında iki farklı görevin çarpışmasını görüyoruz.
03:25Bir tarafta avukat var, ben bu işin siyasi bağlantılarını, gerçeği ortaya çıkarmak istiyorum diyor.
03:31Diğer tarafta ise mahkeme siyasi figürlerle ilgili soruları anında engelleme yoluna gidiyor.
03:37Ve sonunda mahkeme başkanı son noktayı koyuyor.
03:39Savcıdan yana tavır alıp, tamam bu soruyu kabul etmiyorum, başka soruya geçelim diyerek konuyu kapatıyor.
03:44Avukat pes etmiyor tabii, bu sefer Yılmaz Er'in daha önceki iddialarını özetleyip en net, en doğrudan soruları sormaya çalışıyor ama adeta bir duvara çarpıyor.
03:55İlk engellenen soru şu, operasyonları ve tutuklamaları başbakanın talimatıyla yaptığınıza dair beyanlarınız doğru mu?
04:02Yani aslında avukat, televizyonda söylediklerinin mahkemede de arkasında mısın diye soruyor.
04:08Mahkeme başkanının cevabı yine çok net, bu soruyu kabul etmiyorum, bunun bu dosyayla ilgisi yok.
04:13Avukat bu sefer en bomba iddiayı soruyor.
04:17Peki, başbakanın özellikle eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un tutuklanması için emir verdiği doğru mu?
04:25Mahkeme başkanı yine aynı kararlılıkla, evet bu soruyu da kabul etmiyoruz diyor ve o sorunun da kayıtlara geçmesini, cevabının duyulmasını engelliyor.
04:36Duruşma bittikten sonra avukat Hüseyin Buzoğlu, bir mahkemenin asıl görevinin ne olması gerektiğine dair çok önemli bir şey söylüyor.
04:43Diyor ki, yargı, siyasi iktidarı korumak için değil, maddi gerçeğin ortaya çıkması için vardır.
04:49İşte bu maddi gerçek kavramı aslında bütün bu yaşananların tam merkezinde duruyor.
04:55Yani kimin adı geçerse geçsin, sonuçları ne olursa olsun, bir davada gerçekte ne olduğunun ortaya çıkarılması ilkesi.
05:02Ve bütün bu olanlar aklımıza şu temel soruyu getiriyor.
05:05Bir mahkeme gerçeğe giden en kritik soruları engellediğinde aslında adaleti mi korumuş olur yoksa gücü mü?
05:13Karar sizin.
Yorumlar