00:00Merhaba, bugünün konusu biraz düşündürücü.
00:02Önümüzde 3 mahkûmun, 3 farklı kaderin fotoğrafı var.
00:06İlk bakışta sadece 3 insan gibi duruyor değil mi?
00:09Ama bu 3 fotoğraf aslında Türkiye'deki adalet sisteminin nasıl işlediğine dair
00:14çok daha derin, çok daha rahatsız edici bir hikaye anlatıyor.
00:18Gelin bu 3 kadere biraz daha yakından bakalım.
00:21Peki, sadece 3 fotoğraf bir ülkenin adalet sistemi hakkında bize ne anlatabilir ki?
00:27Yazarın da sorduğu soru tam olarak bu.
00:30Bu fotoğrafların arkasındaki hikayeleri inceleyerek bu sorunun cevabını birlikte arayalım.
00:35Hikayemize yazarın siyasi tutuklular olarak adlandırdığı iki isimle başlıyoruz.
00:41Ve bu aslında bir çöküş hikayesi.
00:43Çünkü bu insanların gözaltında geçirdikleri sürede
00:46sağlıklarının nasıl dramatik bir şekilde bozulduğuna tanık olacağız.
00:50İşte ilk dosyamız Ayşe Barım.
00:53Kendisi bir menajer ve bir yıldan fazla bir süre tutuklu kalmış.
00:57Yazar için o, adalet sisteminin bir insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak nasıl yıpratabileceğinin adeta canlı bir kanıtı.
01:06Peki suçlama ne?
01:07Gezi olayları sırasında hükümeti devirmeye teşebbüse yardım etmek.
01:11Yani inanılma da ağır bir suçlama.
01:14Yazar da tam bu noktada bir durup soruyor.
01:16Gerçekten tek bir insan, hele ki ciddi beyin ve kalp rahatsızlıkları varken böyle bir güce sahip olabilir mi?
01:23İşte anlatıdaki ilk büyük soru işareti de burada beliriyor.
01:26Ve yazarın gözlemini belki de en sarsıcı, en vurucu şekilde özetleyen cümle bu.
01:32Fiziksel değişim o kadar büyük ki fotoğrafını görenler annesinin resmi sanmış.
01:37Düşünsenize, bu sadece bir kilo kaybı falan değil, adeta gözlerinizin önünde bir insanın tükenişi.
01:44Sıradaki dosyamız Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar.
01:48Kaynağa göre Karalar da 200 günden fazla bir süre boyunca tutuklu kalmış.
01:52Peki, bu sürecin bedeline yansıması ne olmuş?
01:56İşte rakam burada.
01:5812 kilo.
01:59Yazar, karaların bu süreçte tam 12 kilo verdiğini söylüyor.
02:03Bu sayı, belki de yaşananların en somut, en net kanıtı.
02:08Karaların tahliye sonrası görüntüsü de çok şey anlatıyor aslında.
02:11Üzerine bol gelen bir ceket, iyice genişlemiş bir gömlek yakası, çökmüş bir yüz.
02:16Yani kelimelere dökülmese de bu görüntü tek başına o zorlu koşulların sessiz bir kanıtı gibi.
02:21Ve tam bu noktada, yazar anlatıda öyle keskin bir viraj alıyor ki bizi bambaşka bir gerçekliğe taşıyor.
02:28Sahneye, hikayenin üçüncü ve en çok tartışılan karakteri çıkıyor.
02:32İmralı'daki mahkum.
02:34Yazarın bu mahkumu tanımlarken kullandığı dil çok net, çok sert.
02:3845 bin kişinin katili, diyor.
02:41Cezası idamdan müebbete çevrilmiş ve yıllardır İmralı adasında tutuluyor.
02:46Ve işte, işte bütün anlatının kırıldığı, o büyük tezatlığın en çarpıcı şekilde ortaya konduğu an bu.
02:53Yazar, o çökmüş iki mahkumun tam karşısına bambaşka bir portre koyuyor.
02:58Bu mahkum için ne diyor biliyor musunuz?
03:00Sanki tatildeymiş gibi el bebek, gül bebek bakılan besili bir vaziyette.
03:05Hadi şimdi yazarın bize gösterdiği bu iki farklı manzarayı, bu iki farklı durumu yan yana getirelim.
03:10İşte anlatının en can alıcı, en sorgulayıcı anına geldik.
03:14Bu tablo aslında her şeyi özetliyor değil mi?
03:17Bir yanda sağlıkları bozulmuş, eriyip gitmiş, çökmüş olarak tarif edilen siyasi tutuklular,
03:22diğer yanda ise ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olmasına rağmen gayet sağlıklı, hatta besili diye tasvir edilen bir mahkum.
03:30Yazarın sorduğu o can alıcı soru da şu,
03:33nasıl oluyor da aynı adalet sistemi iki farklı durumda birbirinden bu kadar zıt sonuçlar üretebiliyor?
03:38Tabii yazar burada durmuyor, merceği biraz daha genişletip işin siyasi boyutuna da bakıyor
03:43ve bu çelişkilerle dolu tablonun tam ortasına bir siyasetçiyi, devlet bahçeliği koyuyor.
03:49Yazarın paradoks dediği şeye bir bakalım şimdi.
03:52Yazar, hafızamızı tazeleyerek başlıyor,
03:55bahçeliğin geçmişte İmralı mahkumu için kürsüden urgan atıp asalım diye haykırdığı o günleri hatırlatıyor.
04:01Bu, yazarın kurduğu denklemin ilk tarafı.
04:03Ve sonra bir anda günümüze geliyoruz.
04:06Yazar, aynı siyasetçinin bugün bambaşka bir yerde durduğunu iddia ediyor
04:10ve şimdi de o katile af çıkarmak için bangır bangır bağırıyor diyor.
04:15İşte kaynak metne göre bu siyasi çıkarların nasıl bir tutarsızlığa yol açabileceğinin en net örneği.
04:21Bütün bu karşılaştırmalar, bu zıtlıklar bizi yazarın asıl meselesine getiriyor.
04:27Aslında yargılanan adalet mi?
04:29Bu hikayeler üzerinden yazar, hukukun ve vicdanın temel ilkelerinin nasıl sorgulanır hale geldiğini gözler önüne seriyor.
04:36Ve yazarın son argümanı da temel bir hukuki ilkeye dayanıyor, tutuksuz yargılanmak.
04:42Yani ne demek bu?
04:43Bir insanın suçu ispatlanana kadar masum sayılması ve özgürlüğünden mahrum edilmemesi.
04:48Yazar diyor ki, bu kağıt üzerinde temel bir hak olabilir ama pratikte bazıları için bir lükse dönüşürken,
04:54bazıları içinse tamamen görmezden gelinen bir ilke haline geldi.
04:58Ve finalde yazarın o can alıcı sorusuyla baş başa kalıyoruz.
05:02Önümüzde üç farklı insan, üç farklı kader var.
05:05Biri parmaklıklar ardında adeta eriyip gidenler.
05:09Diğeri ise en ağır suçtan hükümlü olmasına rağmen el bebek bül bebek bakıldığı iddia edilen bir mahkum.
05:15Peki bu üç fotoğraf yan yana geldiğinde bize Türkiye'deki adalet hakkında gerçekten ne anlatıyor?
05:21Belki de bu sorunun cevabını her birimiz kendi vicdanımızda aramalıyız.
Yorumlar