Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 saat önce
Bu köşe yazısı, Türkiye'deki hukuk sistemindeki adaletsizlikleri ve mahkûmların fiziksel durumları arasındaki çarpıcı farkları eleştirel bir dille ele almaktadır. Yazar, Gezi davasından hüküm giyenlerin ve bir belediye başkanının cezaevi sürecinde yaşadığı sağlık kayıplarını ve fiziksel çöküşlerini detaylandırmaktadır. Buna karşılık, İmralı’da bulunan bölücü terör örgütü elebaşının oldukça bakımlı ve sağlıklı görünmesi, sistemin uyguladığı çifte standart olarak nitelendirilmektedir. Siyasi figürlerin geçmişteki sert tutumları ile bugünkü yaklaşımları arasındaki çelişkiler sorgulanarak, tutuklu yargılanma sürecinin vicdani boyutu tartışmaya açılmaktadır. Metin, görseller üzerinden somutlaşan bu durumun adaletin mevcut halini yansıtan acı bir gösterge olduğunu savunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Merhaba, bugünün konusu biraz düşündürücü.
00:02Önümüzde 3 mahkûmun, 3 farklı kaderin fotoğrafı var.
00:06İlk bakışta sadece 3 insan gibi duruyor değil mi?
00:09Ama bu 3 fotoğraf aslında Türkiye'deki adalet sisteminin nasıl işlediğine dair
00:14çok daha derin, çok daha rahatsız edici bir hikaye anlatıyor.
00:18Gelin bu 3 kadere biraz daha yakından bakalım.
00:21Peki, sadece 3 fotoğraf bir ülkenin adalet sistemi hakkında bize ne anlatabilir ki?
00:27Yazarın da sorduğu soru tam olarak bu.
00:30Bu fotoğrafların arkasındaki hikayeleri inceleyerek bu sorunun cevabını birlikte arayalım.
00:35Hikayemize yazarın siyasi tutuklular olarak adlandırdığı iki isimle başlıyoruz.
00:41Ve bu aslında bir çöküş hikayesi.
00:43Çünkü bu insanların gözaltında geçirdikleri sürede
00:46sağlıklarının nasıl dramatik bir şekilde bozulduğuna tanık olacağız.
00:50İşte ilk dosyamız Ayşe Barım.
00:53Kendisi bir menajer ve bir yıldan fazla bir süre tutuklu kalmış.
00:57Yazar için o, adalet sisteminin bir insanı hem fiziksel hem de ruhsal olarak nasıl yıpratabileceğinin adeta canlı bir kanıtı.
01:06Peki suçlama ne?
01:07Gezi olayları sırasında hükümeti devirmeye teşebbüse yardım etmek.
01:11Yani inanılma da ağır bir suçlama.
01:14Yazar da tam bu noktada bir durup soruyor.
01:16Gerçekten tek bir insan, hele ki ciddi beyin ve kalp rahatsızlıkları varken böyle bir güce sahip olabilir mi?
01:23İşte anlatıdaki ilk büyük soru işareti de burada beliriyor.
01:26Ve yazarın gözlemini belki de en sarsıcı, en vurucu şekilde özetleyen cümle bu.
01:32Fiziksel değişim o kadar büyük ki fotoğrafını görenler annesinin resmi sanmış.
01:37Düşünsenize, bu sadece bir kilo kaybı falan değil, adeta gözlerinizin önünde bir insanın tükenişi.
01:44Sıradaki dosyamız Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar.
01:48Kaynağa göre Karalar da 200 günden fazla bir süre boyunca tutuklu kalmış.
01:52Peki, bu sürecin bedeline yansıması ne olmuş?
01:56İşte rakam burada.
01:5812 kilo.
01:59Yazar, karaların bu süreçte tam 12 kilo verdiğini söylüyor.
02:03Bu sayı, belki de yaşananların en somut, en net kanıtı.
02:08Karaların tahliye sonrası görüntüsü de çok şey anlatıyor aslında.
02:11Üzerine bol gelen bir ceket, iyice genişlemiş bir gömlek yakası, çökmüş bir yüz.
02:16Yani kelimelere dökülmese de bu görüntü tek başına o zorlu koşulların sessiz bir kanıtı gibi.
02:21Ve tam bu noktada, yazar anlatıda öyle keskin bir viraj alıyor ki bizi bambaşka bir gerçekliğe taşıyor.
02:28Sahneye, hikayenin üçüncü ve en çok tartışılan karakteri çıkıyor.
02:32İmralı'daki mahkum.
02:34Yazarın bu mahkumu tanımlarken kullandığı dil çok net, çok sert.
02:3845 bin kişinin katili, diyor.
02:41Cezası idamdan müebbete çevrilmiş ve yıllardır İmralı adasında tutuluyor.
02:46Ve işte, işte bütün anlatının kırıldığı, o büyük tezatlığın en çarpıcı şekilde ortaya konduğu an bu.
02:53Yazar, o çökmüş iki mahkumun tam karşısına bambaşka bir portre koyuyor.
02:58Bu mahkum için ne diyor biliyor musunuz?
03:00Sanki tatildeymiş gibi el bebek, gül bebek bakılan besili bir vaziyette.
03:05Hadi şimdi yazarın bize gösterdiği bu iki farklı manzarayı, bu iki farklı durumu yan yana getirelim.
03:10İşte anlatının en can alıcı, en sorgulayıcı anına geldik.
03:14Bu tablo aslında her şeyi özetliyor değil mi?
03:17Bir yanda sağlıkları bozulmuş, eriyip gitmiş, çökmüş olarak tarif edilen siyasi tutuklular,
03:22diğer yanda ise ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olmasına rağmen gayet sağlıklı, hatta besili diye tasvir edilen bir mahkum.
03:30Yazarın sorduğu o can alıcı soru da şu,
03:33nasıl oluyor da aynı adalet sistemi iki farklı durumda birbirinden bu kadar zıt sonuçlar üretebiliyor?
03:38Tabii yazar burada durmuyor, merceği biraz daha genişletip işin siyasi boyutuna da bakıyor
03:43ve bu çelişkilerle dolu tablonun tam ortasına bir siyasetçiyi, devlet bahçeliği koyuyor.
03:49Yazarın paradoks dediği şeye bir bakalım şimdi.
03:52Yazar, hafızamızı tazeleyerek başlıyor,
03:55bahçeliğin geçmişte İmralı mahkumu için kürsüden urgan atıp asalım diye haykırdığı o günleri hatırlatıyor.
04:01Bu, yazarın kurduğu denklemin ilk tarafı.
04:03Ve sonra bir anda günümüze geliyoruz.
04:06Yazar, aynı siyasetçinin bugün bambaşka bir yerde durduğunu iddia ediyor
04:10ve şimdi de o katile af çıkarmak için bangır bangır bağırıyor diyor.
04:15İşte kaynak metne göre bu siyasi çıkarların nasıl bir tutarsızlığa yol açabileceğinin en net örneği.
04:21Bütün bu karşılaştırmalar, bu zıtlıklar bizi yazarın asıl meselesine getiriyor.
04:27Aslında yargılanan adalet mi?
04:29Bu hikayeler üzerinden yazar, hukukun ve vicdanın temel ilkelerinin nasıl sorgulanır hale geldiğini gözler önüne seriyor.
04:36Ve yazarın son argümanı da temel bir hukuki ilkeye dayanıyor, tutuksuz yargılanmak.
04:42Yani ne demek bu?
04:43Bir insanın suçu ispatlanana kadar masum sayılması ve özgürlüğünden mahrum edilmemesi.
04:48Yazar diyor ki, bu kağıt üzerinde temel bir hak olabilir ama pratikte bazıları için bir lükse dönüşürken,
04:54bazıları içinse tamamen görmezden gelinen bir ilke haline geldi.
04:58Ve finalde yazarın o can alıcı sorusuyla baş başa kalıyoruz.
05:02Önümüzde üç farklı insan, üç farklı kader var.
05:05Biri parmaklıklar ardında adeta eriyip gidenler.
05:09Diğeri ise en ağır suçtan hükümlü olmasına rağmen el bebek bül bebek bakıldığı iddia edilen bir mahkum.
05:15Peki bu üç fotoğraf yan yana geldiğinde bize Türkiye'deki adalet hakkında gerçekten ne anlatıyor?
05:21Belki de bu sorunun cevabını her birimiz kendi vicdanımızda aramalıyız.
Yorumlar

Önerilen