00:00Herkese merhaba. Bu bölümde Suriye'de hayata geçirildiği iddia edilen ve tüm bölgeyi, özellikle de Türkiye'yi yakından ilgilendiren yeni bir siyasi modeli masaya yatırıyoruz.
00:09Oldukça karmaşık bir analiz bu, o yüzden hazırsanız hemen başlayalım.
00:13Şimdi analizi yapılan makalenin yazarı işe çok kışkırtıcı bir soruyla başlıyor.
00:17Düşünün ki terör örgütü lideri olarak tanımlanan biri bir gün savunma bakanı oluveriyor.
00:22İşte bu düşünce deneyi aslında tüm bu meselenin düğümünü çözecek anahtar.
00:26Peki bu noktaya nasıl gelindi? Bunu anlamak için hafızamızı biraz tazeleyelim ve 2019'a Barış Pınarı Harekatı dönemine gidelim.
00:34Çünkü o dönemde yaşananlar ve sonrasındaki o yüksek gerilimli diplomasi trafiği bugünü anlamamız için çok önemli.
00:41Zamanı biraz ileri saralım şimdi.
00:43Çok yakın bir tarihte Suriye'de koloni şara yönetimiyle SDG arasında yeni bir anlaşma yapıldığı duyuruldu.
00:50İlk bakışta hani kağıt üzerinde bu anlaşma SDG için tam bir hezimet gibi duruyordu.
00:56Nitekim Türk medyasındaki manşetler de tam olarak bunu yansıtıyordu.
01:01SDC diz çöktü, PKK-YPG için yolun sonu gibi ifadelerle tam bir zafer havası vardı.
01:08Ama işin ilginç yanı da burada başlıyor zaten.
01:12Manşetlerle anlaşmanın gerçek maddeleri arasında ciddi bir fark vardı.
01:16İşte o fark da bu. Manşetler, tam teslimiyet, beyaz bayrak çektiler derken anlaşmanın detaylarına baktığımızda ne görüyoruz?
01:24SDG liderinin bir savunma bakan yardımcısı önermesi, Kürtlerin haklarına anayasal güvenceler getirilmesi gibi maddeler.
01:31Yani analiz edilen kaynaktan da bu çelişkiye dikkat çekiyor.
01:35Medyadaki zafer havasının aksine anlaşma SDG'ye aslında ciddi bir siyasi alan açıyordu.
01:40E pek de şaşırtıcı olmayan bir gelişmeyle anlaşmanın mürekkebi bile kurumadan her şey tepetaklak oldu.
01:47SDG lideri Mazlum Kobani şartları kabul etmediğini açıkladı ve çatışmalar yeniden alevlendi, bölge bir anda yine karıştı.
01:54Peki sonra ne oldu? Her şey bitti mi?
01:57Hayır.
01:58Bu sefer de sahneye Amerika girdi ve çok hızlı bir şekilde yeni bir ateşkes anlaşması kotarıldı.
02:04Analize göre bu yeni anlaşma bir öncekinden bile daha fazla avantaj sağlıyordu SDG'ye.
02:09Hatta bakın bizzat dönemin ABD elçisi Tom Barack'ın sözleri çok net.
02:16Diyor ki bu anlaşma SDG'nin sahip olduğu yarı özelliğin çok daha ötesinde bir yönetimde yer alma imkanı sunuyor.
02:24Yani bu bir yenilgi değil, aksine siyasi olarak seviye atlamak gibi bir şey.
02:30E hal böyle olunca akıllara şu kritik soru geliyor ki yazar da tam olarak bunu sorguluyor.
02:35O zamanlar herkesin dilinde olan Trump SDG'yi sattı söylemi doğru muydu?
02:41Amerika müttefiklerini gerçekten yüzüstü mü bırakıyordu?
02:44İşte yazar bu iddiaya karşı bazı somut veriler sunuyor.
02:48Mesela Trump SDG'yi sattı denilirken 2026 ABD bütçesinde SDG için para ayrıldığını görüyoruz.
02:56ABD onlarla işini bitirdi deniyor ama tam o tarihlerde 76 araçlık bir askeri konvoy boynuriliyor.
03:03Yani sahadaki gerçekler manşetlerdeki algıdan çok daha farklı ve karmaşık bir tablo çiziyor.
03:08Hatta bizzat Trump'ın kolani ay hakkındaki şu sözleri aslında bu duruma ne kadar pragmatit ve belki de uzun vadeli baktığını gösteriyor.
03:17Öylesi bir yere temiz bir çocuğu koyup bir şey başarmasını bekleyemezdiniz diyor.
03:22Bu sözler yazarın analizine göre aslında bir B planının hep devrede olduğunu gösteriyor.
03:28Evet buraya kadar Suriye'de olanları özetledik.
03:31Ama şimdi analizin en can alıcı noktasına Türkiye bağlantısına geliyoruz.
03:35Çünkü yazar Suriye'de yaşanan tüm bu gelişmelerle Türkiye'deki siyaset arasında şaşırtıcı bir paralellik kuruyor.
03:43Bakın bu çok ilginç.
03:44Yazar Devlet Bahçeli'nin bir açıklamasını mercek altına alıyor.
03:48Bahçeli bir yandan SDG ve türevlerini terör örgütü olarak nitelerken
03:52diğer yandan Suriye devlet kurumlarına geri dönüşü olmayacak biçimde entegre edilmelerini desteklediklerini söylüyor.
03:59Yani hem terörist diyor hem de entegre edilsin diyor.
04:02Aslında bu entegrasyon fikri bölge siyaseti için tamamen yeni bir kavram değil.
04:07Yazarın da vurguladığı gibi bu konunun bir geçmişi var.
04:11İşte yazar bu noktada çok çarpıcı bir karşılaştırma yapıyor.
04:14Bahçeli'nin bu entegrasyon sözlerini alıyor ve yanına 2013 yılında hapisteki PKK liderinin yaptığı bir açıklamayı koyuyor.
04:22O açıklamada ne deniyordu?
04:24Bir MİT müsteşar yardımcısı Kürt hareketinden olabilir mi?
04:27Meclis yönetici-militan ayrımı yapmadan bir yolunu bulmalı.
04:32Yani fikir aslında çok benziyor.
04:35Yani yazarın kurduğu mantık silsilesi şu şekilde.
04:38Bir yanda Suriye'de SDG lideri savunma bakan yardımcılığına öneriliyor.
04:43Diğer yanda Türkiye'de milliyetçi bir lider SDG'nin entegrasyonundan bahsediyor.
04:49Ve geçmişe baktığımızda PKK liderinin Türkiye için benzer bir model önerdiğini görüyoruz.
04:55İşte bu üçü bir araya gelince ortaya çok düşündürücü bir tablo çıkıyor.
05:00Ve işte tüm bu analiz bizi yazarın sorduğu o son ve kışkırtıcı soruya getiriyor.
05:05Suriye'de şahit olduğumuz bu gelişmeler Türkiye'nin geleceği için bir tür model veya bir test alanı mı?
05:11Yoksa her iki ülkede yaşananlar eş zamanlı işleyen daha büyük bir planın parçaları mı?
05:16Üzerine düşünmeye değer bir soru.
05:19İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Yorumlar