Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 5 hafta önce
Yazar Yağmur Tunalı, bu yazısında Türkiye’deki hukuksuzluk, kuralsızlık ve keyfi yönetim anlayışının toplumsal düzeni nasıl tahrip ettiğini eleştirel bir dille analiz etmektedir. Anayasal kararların hiçe sayılmasının ve denetimsiz güç kullanımının ülkeyi bir kaos ortamına sürüklediği, bu durumun mafyatik yapılanmalara ve yozlaşmaya zemin hazırladığı vurgulanmaktadır. Metin boyunca dini değerleri menfaat aracı kılan kesimlerin ve kontrolsüzleşen otokratik liderlik modellerinin yarattığı tehlikelere dikkat çekilmektedir. Yazar, demokratik ülkelerdeki kurumsal denetim mekanizmalarını örnek göstererek, kurtuluşun ancak hukukun üstünlüğüne geri dönmekle mümkün olabileceğini savunmaktadır. Sonuç olarak, toplumun bu bozulmayı fark etmesi ve gücü elinde bulunduranları kuralcı bir sisteme zorlaması gerektiği net bir şekilde ifade edilmektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Peki bir toplumu ayakta tutan o temel kurallar var ya, işte onlar sarsılmaya başladığında ne olur?
00:07Bugün bir düzenin nasıl adım adım kaosa sürüklendiğini ve bunun aslında hepimiz için ne anlama geldiğini anlatan gerçekten çarpıcı bir makaleyi mercek altına alıyoruz.
00:17İşte yazarın sorduğu aslında bütün meselenin özünü oluşturan o soru.
00:22Kuralları koyanların kendileri bu kurallara uymazsa ne olur?
00:26Bakın bu soru basit gibi görünüyor değil mi ama aslında o kadar güçlü ki bütün bu analizin temelini oluşturuyor ve hepimizin şöyle bir durup düşünmesi gerekiyor.
00:35Yazar içinde bulunulan durumu özetlemek için hepimizin bildiği o harika deyimi kullanıyor.
00:41Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
00:43Düşünsenize bir tarafta mevcut anayasayı hiçe sayan bir yönetim var ama aynı yönetim çıkıp hadi yepyeni bir anayasa yapalım diyor.
00:51İşte yazarın parmak bastığı o inanılmaz çelişki, o keyfilik tam olarak bu.
00:56Evet ilk olarak kurallar yıkılınca başlığına bakalım.
01:00Yazarın tezi gerçekten çok çarpıcı.
01:02Diyor ki kurallar en tepeden yani bizzat kural koyucular tarafından çiğnenmeye başlandığında o devlet yönetimi bir çocuk oyunundan bile daha ciddiyetsiz, daha öngörülemez bir hale gelir.
01:14Neden mi?
01:15E çünkü en basit çocuk oyununun bile kuralları benlidir değil mi?
01:18Ama kuralların hiçe sayıldığı bir yönetimde yarın ne olacağını kimse bilemez.
01:22Peki bu bahsettiğimiz düzensizlik pratikte neye benziyor?
01:27Yazar bize somut bir liste veriyor.
01:29Bakın liderler mevcut anayasaya uymuyor ama hadi yeni anayasa yapalım diyorlar.
01:35Yepyeni kurallar getiriliyor ama daha mürekkebi kurumadan görmezden geliniyor.
01:39En tepedeki anayasa mahkemesi bir karar veriyor.
01:42Alttaki mahkemeler ben bunu tanımam diyebiliyor.
01:45Eee sonuç ne oluyor?
01:47Kanunsuzluk ve keyfilik bir virüs gibi hayatın her alanına yayılıyor.
01:51Tabi bu kuralsızlık ortamı kaçınılmaz olarak bizi bir sonraki adıma getiriyor.
01:56Yağma ve yozlaşma.
01:57Yazar diyor ki bu öyle bir noktaya geliyor ki yolsuzluk artık kimseyi şaşırtmıyor, sıradanlaşıyor.
02:03Ve ortaya adeta bir mafya düzeni çıkaran tam bir ahlaki çöküş yaşanıyor.
02:09Burada yazarın yağmacılık tanımı çok önemli.
02:11Bakın bunu basit bir para hırsı, bir açgözlülük olarak görmüyor, çok daha ötesinde.
02:18Maddi kazanca yönelik doymak bilmez bir bağımlılık olarak tanımlıyor.
02:22Hatta o kadar ileri gidiyor ki bunun herhangi bir uyuşturucu bağımlılığından bile daha güçlü ve tedavisinin daha zor olduğunu söylüyor.
02:31Ve bu ahlaki çürümeyi üç kelimeyle özetliyor.
02:34Masa, nisa, kasa.
02:35Bu aslında sadece makam, zevk ve para hırsı demek değil.
02:39Çok daha derin bir anlama geliyor.
02:40Bütün değerlerin altüst olduğu, her şeyin ama her şeyin parayla ölçüldüğü bir kültürel yozlaşmadan bahsediyor yazar.
02:47Yani ahlaki pusulanın tamamen şaştığı bir durum.
02:50İşte tüm bu anlattıklarımız bizi çok daha evrensel bir probleme getiriyor.
02:54Gücün sarhoşluğu.
02:56Yazarın dediği gibi, kontrolsüz güç sadece bize özgü bir sorun değil.
03:00Bu, tarih boyunca defalarca gördüğümüz, insanı adeta zehirleyen, sarhoş eden bir durum.
03:06Yazar bu argümanını güçlendirmek için hem tarihten hem de günümüzden çok tanıdık isimleri örnek veriyor.
03:13Şöyle bir bakın, tarihten Hitler, Mussolini, Stalin, günümüzden Putin, Trump, hatta daha da ileri gidip Kuzey Kore liderini, Orta Doğu'daki kabile reislerini de ekliyor.
03:25İsimler, coğrafyalar, zamanlar farklı olabilir ama hepsindeki ortak nokta ne?
03:30Mutlak ve denetlenemeyen bir güç tutkusu.
03:33Hep aynı hikaye.
03:34Peki, tam terzi nasıl olur?
03:36Yani gücü denetleyen, işleyen bir sistem nasıl çalışır?
03:40İşte bu bölümde yazar tam da bunu yapıyor.
03:43İki farklı sistemi karşılaştırıyor.
03:46Bir yanda kontrolsüz gücün olduğu bir düzen, diğer yandaysa denge ve denetleme mekanizmalarının tıkır tıkır işlediği bir düzen.
03:54Ve bu karşılaştırma için de Amerika'yı vaka analizi olarak kullanıyor.
03:58Aradaki farkı görmek için yazarın verdiği şu canlı örneğe bir bakalım.
04:01Diyor ki, bizde bir belediye başkanı hükümeti eleştirdiği zaman siyasi hayatı daha başlamadan bitebilir.
04:08Diğer tarafa bakalım, ABD'ye, New York belediye başkanı, o dönemki başkan Trump'ı yerden yere vuruyor, en ağır şekilde eleştiriyor.
04:16Peki biri çıkıp hemen tutuklayın bunu diyor mu?
04:18Hayır.
04:18Neden?
04:19Çünkü orada kurallar ve haklar başkanın kim olduğundan çok daha önemli ve üstün.
04:24Ve yazar bu durumu inanılmaz bir metaforla özetliyor.
04:27Diyor ki, bir yer gelir Rodeo atı gibi Trump'ı sırtından atar göreceksiniz.
04:32Bakın bu çok güçlü bir benzetme.
04:34Buradaki Rodeo atı ne biliyor musunuz?
04:36İşte o Amerika'daki yerleşik sistemin ta kendisi.
04:39Yani kurumları, mahkemeleri, kuralları.
04:41Yazar diyor ki, bu sistem yani o Rodeo atı, haddini aşan bir lideri eninde sonunda sırtından atar onu yola getirir.
04:49Peki, tablo bu kadar karamsarken bir çıkış yolu var mı?
04:53İşte yazar makalenin son bölümünü buna ayırmış.
04:56Tek çare, kurallar.
04:58Diyor ki, bu içine düşülen girdaptan çıkmanın tek bir yolu var.
05:02O da ne?
05:03Herkes için geçerli olan açık, net ve tartışmasız kurallar sistemine geri dönmek.
05:08Ve bakın, burası meselenin belki de en can alıcı noktası.
05:13Sorun sadece kötü insanlar değil.
05:15Asıl sorun, sistemin kendisi.
05:17Yani gücü denetleyecek, sınırlayacak mekanizmaların olmaması.
05:21Olmaması.
05:22Yazarın o harika benzetmesiyle, denetlenmeyen güç bir girdap gibidir.
05:26İçine kime atarsanız atın, en iyi niyetli olanı bile yutar ve yozlaştırır.
05:31Peki, yazar bize nasıl bir yol haritası çiziyor?
05:34Aslında çok net, üç adımlık bir reçete sunuyor.
05:361- Bozgunu görmek.
05:38Yani önce bir durup, evet ortada ciddi bir sorun var diye dürüstçe kabul etmek, belki de en zoru bu.
05:432- Kurallara dönmek.
05:45Herkes için işleyen, açık ve net kuralları yeniden tesis etmek.
05:48Ve 3- Gücü denetlemek.
05:51Yani gücü elinde tutanları denetleyecek gerçek mekanizmalar kurmak ve bunları çalıştırmaktan korkmamak.
05:56Ve yazar, tüm bu analizi hepimizi düşünmeye iten o kilit soruyla noktalıyor.
06:01Diyor ki, bir düzeni düzeltebilmek için, acaba ilk önce onun bozulduğunu kabul etmek mi gerekir?
06:07Gerçek bir değişim için atılması gereken ilk adım, belki de en zoru, sorunun varlığını dürüstçe kabul etmek midir?
06:15İşte bu soru, sanırım hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir soru.
Yorumlar

Önerilen