Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 2 dakika önce
Dr. Alper Sezener’in metni, "Beni neden seviyorsun?" sorusunun arkasına gizlenen araçsal aklın ve pozitivist mantığın insanı nasıl ölçülebilir bir nitelikler envanterine indirdiğini sorgular. Aşkı rasyonel kriterlerle açıklama çabası, bireyin varoluşsal biricikliğini piyasa mantığına dayalı değiştirilebilir bir metaya dönüştürür. Oysa gerçek sevgi ve otantik temas, mantıklı listelere sığmayan, tam aksine dilin yetersiz kaldığı o tanımlanamaz pürüzlerde ve radikal artıklarda gizlidir. Michel Gondry’nin Sil Baştan filmine yapılan atıfla da pekiştirildiği üzere, ilişkileri anlamlı kılan şey kusursuz hesaplar değil, rasyonel aklın ötesindeki o izah edilemez bağdır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Selamlar, bugün hepimizin öyle ya da böyle bir şekilde karşılaştığı fazlasıyla tanıdık ama bir o kadar da derin ve aslında
00:08biraz da tehlikeli bir konuyu masaya yatırıyoruz.
00:11Dr. Alper Sezener'in ufuk açıcı bir makalesinden yola çıkarak beni neden seviyorsun sorusunun o gizli tuzağına odaklanacağız.
00:19Hadi hiç vakit kaybetmeden doğrudan konuya dalalım.
00:22Beni neden seviyorsun?
00:24Şöyle bir düşünün, romantik bir ilişkinin o en savunmasız, en şefkatli anlarında fısıldanan o masum soru.
00:31Kendimizi güvende hissetmek için, sevdiğimiz kişinin onayını almak için sorarız bunu genelde.
00:37Kulağa ne kadar da sıcak, ne kadar da samimi geliyor değil mi?
00:40Ama durun bir saniye, ya işin aslı hiç de öyle değilse, ya gündelik dilin o en şefkatli kisvesine bürünen bu
00:48masum soru aslında bizi nesneleştiren buz gibi soğuk bir tuzaksa?
00:52Evet, doğru duydunuz, o romantik anın tam kalbinde son derece gizli ve ampilik bir neşter saklı olabilir.
01:00Şimdi bu tekinsiz tuzağın aslında ne anlama geldiğini adım adım çözelim.
01:05Birinci bölümümüz, masum sorunun tenkizsiz tuzağı. Gelin bu tuzağa yakından bakalım.
01:09Bu sorunun sorulduğu o ilk saniyeyi bir hayal edin.
01:13Bir anda o soruyu sorarken aradığımız şey var, şefkatli bir onay.
01:17Sadece sevildiğimizi duymak, o sığınağa girmek istiyoruz.
01:20Ancak kelimeler ağzımızdan çıktığı an işler değişiyor ve başka bir gerçeklikle yüzleşiyoruz.
01:27Pozitivist bir mahkeme.
01:28Yakınlık arzusu gibi hissettiğimiz bu an, yapısal olarak karşımızdakinden ampirik kanıtlar talep ettiğimiz soğuk bir sorguya dönüşü veriyor.
01:36Soru havada asılı kaldığı an, o güzelim romantik temas bir anda soğuk bir otopsi masasına yatırılıyor.
01:41Ve aklımız ister istemez sevginin altını dolduracak mantıklı nedenler bulmaya itiliyor.
01:47Bu da bizi ikinci bölüme getiriyor.
01:49Aşkın pozitivist otopsisi.
01:51Zihnimiz tam da bu noktada o duyguyu haklı çıkarmak için hummalı bir envanter çıkarma işlemine girişiyor.
01:58Bir nevi şirketin çeyrek dönem performans raporuna hazırlar gibi.
02:02Çünkü çok zekisin, çünkü çok incesin, çünkü harika bir görünümün var.
02:07Zeka, incelik, güzellik.
02:09O güya masum soruya cevap verirken sevdiğimiz kişiye adeta ölçülebilir performans göstergelerini hapsederiz.
02:16Ancak asıl kritik nokta şudur.
02:18Birini sadece bu pozitif sıfatlar dizisi için sevdiğinizi beyan ettiğinizde onu gerçekten bir birey olarak sevmiş sayılmazsınız.
02:27Neden mi?
02:27Çünkü insanı pozitif sıfatların toplamı olarak kavramak onu takas edilebilir bir metaya çevirir.
02:34Bu piyasa mantığının ne kadar tehlikeli olduğunu görebiliyoruz değil mi?
02:38Nitelikler ölçülebilir ve karşılaştırılabilirdir.
02:41Yani eğer aşkınızın temelini sadece zekaya veya güzelliğe dayandırırsanız,
02:46yarın karşınıza ondan daha zeki veya daha güzel biri çıktığında ne olacak?
02:51O inşa ettiğiniz rasyonel sevgi zemini anında çöker.
02:54Geriye de sadece rasyonel bir enkaz kalır.
02:57Üçüncü bölüm.
02:58Lakanca bir müdahale.
03:00Yani kusur.
03:01İşler burada biraz daha ilginçleşiyor.
03:04Peki aşkı bu hesapçı egzel tablosu mantığından nasıl kurtaracağız?
03:08İşte tam burada ünlü psikanalist Jacques Lacan'ın o meşhur kavramı Hızır gibi yetişiyor.
03:13Obje petite a.
03:14Yani yakalanamayan arzu nesnesi.
03:16Bu dökümü yapılamayan hiçbir işlem tablosuna sığdıramadığımız o gizemli pürüzdür.
03:21Hakiki aşk karşınızdaki kişinin o pürüzsüz ve mükemmel niteliklerini değil, tam aksine o niteliklerin bittiği yerdeki zafiyetini, kelimelerle tanımlamaya yetmediğimiz
03:29o kendine has sakatlığını hedefler.
03:31Sizi ona asıl bağlayan şey o isimlendirilemeyen eksikliktir.
03:35Slavoj Zijek bu durumu bence mükemmel özetler.
03:39Aşk, rasyonel kriterlerin çetelesi değil, ampirik gerçeklikte açılan beklenmedik bir yara, radikal bir olumsallıktır.
03:47Bunu biraz sindirelim.
03:49Yani beni neden seviyorsun sorusuna verilecek tek otentik, tek gerçek yanıt aslında bu sorunun temelindeki o özellikleri listeleme beklentisini kökten
03:59reddetmektir.
03:59Yani seni listeleyebildiğim özelliklerin için değil, adını koyamadığım o tanımlanamaz şey için seviyorum diyebilmektir.
04:07Dördüncü bölüm, modern yaşamın performans raporu.
04:10Çünkü bu sorun sadece aşkla sınırlı değil.
04:13Şimdi biraz geriye çekilip, büyük resme bir bakalım.
04:17Bu araçsal ve hesaplayıcı aklın sadece romantik ilişkilerimizi etkilemekle kalmadığını, aslında modern yaşamın tamamına bir virüs gibi sızdığını fark ediyoruz.
04:26Mekan, dil, toplumsal alan, insanın bunlarla kurduğu bağlar bile artık performans raporlarına ve işlevsellik katsayılarına indirgenmiş durumda.
04:36Bir insanı sadece zekası için severken, o listeyi çıkaran pozitivist akıl ile toplumu, mekanları veya dili sadece fayda ve çıktı
04:45üzerinden okuyan sistem, birebir aynı kaynaktan besleniyor.
04:48İkisi de elindekini araç sallaştırıyor ve ikisi de o ölçülemeyen, tanımlanamayan, radikal kısmı tamamen ıskalıyor.
04:56Ve beşinci, belki de en güzel bölüm, Sil baştan.
05:00Yani estetik yanıt.
05:02Bu pozitivist tuzağa karşı, sanatın nasıl müthiş bir cevap verdiğine bakmak gerçekten zihin açıcı.
05:08Hatırlarsınız, 2004 yapımı o harika film, Sil baştan.
05:13Orijinal adıyla Eternal Sunshine of the Spotless Mind.
05:16Biten bir ilişkinin ardından, hafızalarından birbirlerine dair anıları sildiren Joel ve Clementine'in o tuhaf ve hüzünlü öyküsü.
05:24Bu kurgu, aslında tam da rasyonel uyumsuzlukları ve o niteliksel hataları tıbbi bir operasyonla silme çabasıdır.
05:32Yani tamamen çökmüş bir ilişkinin envanterini sıfırlama girişimi.
05:37Hikayenin kurgusu aslında birçoğumuza çok tanıdıktır.
05:40Önce ilişkide kırgınlıklar ve rasyonel uyumsuzluklar birikir.
05:44Ardından, filmdeki o zihinsel müdahaleyle o envanter tamamen sıfırlanır, hafıza silinir.
05:50Ama asıl vurucu olan, üçüncü ve son aşamadır.
05:53Ne kadar silerseniz silin, o tanımlanamaz iz kalır.
05:56Filmin temel argümanı da tam olarak budur.
05:58Rasyonel uyumsuzlukları ne kadar yok ederseniz edin,
06:02o derin, isimlendirilemeyen, lakaniyence bağı, pozitivist temizlik operasyonundan sağ kurtulmayı bir şekilde başarır.
06:09Filmin sonlarında o unutulmaz final sahnesini gözünüzün önüne getirin.
06:14Clementine, kendi ses kaydını dinlerken, araçsal aklın tüm kaçış gerekçelerini ard arda sıralıyor.
06:21Şöyle diyordu, ben seni sıkacağım, kendimi yetersiz hissedeceğim, seninle kalmak bir hata olacak.
06:27Bütün rasyonel kusurlar, mantıken bu ilişkinin neden yürümemesi gerektiğine dair somut kanıtlar bir bir masaya dökülmüştür artık.
06:35Ve sonra o ağır sessizliğin ardından Joel'un verdiği o yanıt gelir.
06:40Sadece tek bir kelime, tamam.
06:42Düşünsenize, sadece tek bir onay kelimesi.
06:45Hayatın, aşkın ve o rasyonel aklın tüm otopsi raporlarını tek kalemde boşa çıkarır.
06:51Kusursuz bir envanter aramak yerine, kusurun ta kendisini, o eşsiz pürüzü kucaklamayı seçer.
06:57Hakiki varoluş, tam da bu imkansızlığı kucakladığı an anlam kazanır zaten.
07:01Bugünkü incelememizin sonunda sizi şu oldukça kışkırtıcı, güçlü soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
07:08Siz, nitelikler listesine sığmayan o artık için kimi seviyorsunuz?
07:13Kapitalist ve hesaplayıcı aklın o zehirli tuzağından kurtulup, birini sadece ve sadece Excel tablolarına sığmayan o birici kusuru için sevebilmek.
07:22Gerçek, otentik aşkın gücü kesinlikle burada gizli.
07:25Bir sonraki analizimizde görüşmek üzere, merakla kalın.

Önerilen