Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 saat önce
Özcan Pehlivanoğlu tarafından kaleme alınan metinde, devlet-vatandaş ilişkisi ele alınarak Türkiye'deki yönetim anlayışı eleştirilmektedir. Yazar, ideal bir devlette vatandaşın huzur ve güven içinde yaşaması gerektiğini ancak Türkiye'de "devlet için vatandaş" anlayışının hâkim olduğunu vurgulamaktadır. Tarihsel süreçte devlet yönetiminin Türk kökenli olmayan devşirme zihniyetli kişilerin eline geçtiğini savunan yazar, asli unsur olan Türk milletinin kendi ülkesinde ikinci plana atıldığını ve çeşitli zulümlere maruz kaldığını ifade etmektedir. Günümüzdeki hukuki adaletsizliklerin, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal sorunların temel sebebi olarak bu hatalı yönetim mekanizması gösterilmektedir. Sonuç olarak yazar, millete eziyet eden değil ona hizmet eden bir "kutsal millet" anlayışının benimsenmesi gerektiğini savunarak toplumsal bir uyanış çağrısında bulunmaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde devlet ve vatandaş arasındaki o karmaşık, çoğu zamanda tartışmalı ilişkiyi tam kalbinden vuran çok çarpıcı bir
00:09metni masaya yatırıyoruz.
00:11Avukat Özcan Pehlivanoğlu'nun kaleme aldığı ''Devleti sorgulamak ne haddime?'' başlıklı bir makale bu.
00:18Yazar, Türk devletinin hem tarihi kökenlerini hem de bugünkü yapısını vatandaşına yaklaşımı üzerinden son derece keskin bir dille eleştiriyor.
00:27Devletin kendi kurucu unsuru olan halkla nasıl bir bağ kurduğuna ya da yazarın deyimiyle nasıl kuramadığına dair çok iddialı tespitleri
00:36var.
00:37Biz de bugün taraf tutmadan sadece yazarın bu sert ve düşündürücü argümanlarını sunduğu tarihi referanslarla birlikte adım adım inceleyeceğiz.
00:46Hazırsanız başlayalım.
00:48Pekala, hemen konunun özüne inelim.
00:50Birinci bölüm, ''Devlet kimin için vardır?'' yazarın bütün metnini üzerine inşa ettiği o temel felsefi problem işte burada başlıyor.
00:59Yazar, kafamızdaki o ideal devlet tanımıyla Türkiye'deki gerçeklik arasında inanılmaz keskin bir zıttık kuruyor.
01:06Düşünün, ideal ve evrensel tanıma göre devlet kimin için vardır?
01:10Tabii ki vatandaş için değil mi?
01:12Yani vatandaş o sınırların içinde mutlu, huzurlu, güvende yaşamak ister.
01:15Devletin asıl işi de vatandaşın onurunu, haklarını, mülkiyetini korumaktır.
01:20Ama yazar diyor ki, ''Hayır, Türkiye'deki gerçeklik kesinlikle bu değil.
01:24Ona göre bizde sistem tam tersi işliyor.
01:27Vatandaş, devlet için var.''
01:28Bu sistemde devletin varlığı kelimenin tam anlamıyla her şeyin üstünde tutuluyor.
01:33Sürekli bir devletin bekası söylemi var ve bu söylem vatandaşın refahını, huzurunu, hatta temel haklarını tamamen gölgede bırakıyor.
01:42Yazarın çok net bir iddiası var.
01:43Devletin bekası masaya geldiğinde sıradan vatandaşın esamesi bile okunmuyor.
01:49Peki bu felsefi kopukluk teoriden çıkıp sokaktaki hayatımıza nasıl yansıyor?
01:54İkinci bölüm, Türkiye'deki modern toplumsal krizler.
01:57Şimdi, yazarın ta 2014 yılında derlediği şu sorunlar listesinin yoğunluğuna bir bakar mısınız?
02:03Eğitim krizleri, yasa dışı dinlemeler, vergi adaletsizliği, trafik terörü, kadın cinayetleri, maden kazaları, tarımın çöküşü, say say bitmiyor değil mi?
02:13Günlük hayatınızda bizzat yaşadığınız ya da her gün haberlerde gördüğünüz o kronik sıkıntıları şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
02:20Pehlivanoğlu'nun burada asıl vurguladığı şey şu, bunlar öyle şanssızlık, kötü tesadüf falan değil.
02:25Yazar bu krizlerin doğrudan devleti yönetenlerin kararlarıyla, sivil siyasete müdahaleleriyle yani bilinçli idari tercihlerle ortaya çıktığını iddia ediyor.
02:33Metindeki en sert eleştirilerden biri de tam bu noktada geliyor aslında.
02:39Yazar, devlet aygıtının vatandaşa sürekli sorun çıkarma ve çıkan bu sorunları bilhassa çözmeme konusunda,
02:46hani tabiri caizse büyük bir ustalık sergilediğini öne sürüyor.
02:50Eğitim sistemindeki o bitmek bilmeyen belirsizlikler veya emekli maaşlarındaki adaletsizlikler gibi hepimizin bildiği günlük örnekler veriyor.
02:58Ve sistemin, halkın hayatını kolaylaştırmak bir yana adeta bilerek ve isteyerek zorlaştırdığını savunuyor.
03:05İyi ama metne göre bu kopukluk nasıl başladı?
03:09Neden kendi halkına hizmet etmesi gereken bir yapı, yazara göre onlara eziyet eden bir aygıta dönüştü?
03:16Üçüncü bölüm, tarihsel köken, yani devşirme sistemi.
03:21Pehlivanoğlu bu sorunun cevabını bulmak için yüzünü doğrudan tarihe dönüyor.
03:25Onun analizine göre her şeyin koptuğu yer, 1453'te İstanbul'un fethiyle başlayan o süreç.
03:32Özellikle Çandarlı Halil Paşa'nın idam edilmesini tam bir kırılma noktası, bir milat olarak görüyor yazar.
03:38Diyor ki, bu olaydan sonra devleti yöneten o üst kademeler ağırlıkla olarak devşirme ve dönme vezirlere bırakıldı.
03:45Yani devletin zirvesi çoğunlukla Türk soylu olmayanların eline geçti.
03:49Pehlivanoğlu'nun temel tezi şu, yöneticilerin asıl halktan kopuk olması, devletle kurucu unsur olan Türk halkı arasındaki o organik, o
03:58duygusal bağ kopardı ve bir daha da onarılamadı.
04:01Yazar bu argümanını da temellendirmek için ünlü tarihçi, İsmail Hakkı Danışment'ten çok çarpıcı bir alıntı yapıyor, ekranda da görüyorsunuz.
04:10Metindeki iddiaya göre, dünün Osmanlı'sında da, bugünün Türkiye'sinde de, yönetim kademelerinde milliyetin bir önemi yok denilse de,
04:18aslında devletin zirvesine oturan bu yönetici sınıf, her zaman kendi kökenlerinin milliyetçiliğini yapmıştır.
04:23Pehlivanoğlu buna çok ilginç bir isim veriyor, azınlık ırkçılığı.
04:28Yani özetle, devletin temelinde, harcında, asıl unsurun kan varken, üst makamların onlara tamamen kapatıldığı ve kendi kimliklerinin aşağılandığı bir sistemin
04:38inşa edildiğini öne sürüyor.
04:40Konuyu daha da somutlaştırmak için, yazar tarihten bazı çok bilindik figürleri direkt hedefine koyuyor.
04:45Kökeni hep tartışıla gelen Pargalı İbrahim'i, Alevi Türkmenleri insafsızca katletmekle suçladığı Hırvat kökenli kuyucu Murat'ı veya İtalyan kökenli
04:55Cağloğlu Sinan'ı örmek veriyor.
04:57Yazar bu tarihi isimleri sadece geçmişte kalmış yöneticiler olarak görmüyor.
05:02Onları, asıl halka zulmeden, o devşirme sisteminin yarattığı acımasız devlet mekanizmasının birer negatif sembolü olarak okuyucunun önüne koyuyor.
05:10Ve çok net bir şekilde bu zihniyet tarafından yönetilmeyi reddettiğini belirtiyor.
05:16Peki ama devletin asıl unsuru olan bu halkın tarihsel karakteri neydi?
05:21Yazarın kendi halkına zulmettiğini iddia ettiği o yapıyla nasıl bir tezat var ortada?
05:274. Bölüm Basralı Cahiz'in Türkler hakkındaki görüşü
05:319. yüzyılın ortalarında yaşamış Arap alim Basralı Cahiz'in Risalesinden alınan bu kısa alıntı, metinde gerçekten kilit bir rol oynuyor.
05:40Cahiz, Türkleri hem ahlaki hem de fiziksel özellikleriyle övüyor.
05:45Onların enerjik, aktif, zeki ve son derece yurtsever olduklarının altını çiziyor.
05:52Yazar Pehlivanlıoğlu'nun bu alıntıyı özellikle seçmesinin bir sebebi var.
05:55Halkın doğasında var olan bu muazzam potansiyeli ve vatanseverliği tamamen dışarıdan, yabancı ve tarafsız bir gözle bize göstermek istiyor.
06:04İşte tam bu noktada yazar metninin belki de en büyük retorik isyanını dile getiriyor.
06:10Adeta haykırıyor.
06:11Sen gel böyle muazzam bir karaktere sahip olan insanına zulüm eden ve ona hakaret edilmesine göz yuman bir devlet ol.
06:19Yazarın burada sorduğu soru o kadar derin ki, şöyle bir düşünün, külesel güçlerin elinde böyle yetenekli, sadık ve vatansever bir
06:27insan kaynağı olsa inanın dünyayı yerinden oynatırlardı değil mi?
06:30Peki o zaman bu devlet aygıtı neden elindeki bu müthiş gücü yüceltmek, onu parlatmak yerine bastırmayı ve ona zulmetmeyi seçiyor?
06:38Bu, yazarın okuyucunun zihnine adeta çivi gibi çaktığı, çok ama çok ağır bir soru işareti.
06:45Tım bu tarihsel ve güncel analizleri yaptıktan sonra yazar artık radikal bir çözüm önerisiyle karşımıza çıkıyor.
06:52Beşinci bölüm, kutsal devleti sorgulamak.
06:54Evet, işin en can alıcı noktasına geldik.
06:58Yazar, yüzyıllardır zihinlerimize kazınan o klasik kutsal devlet tabusunu kelimenin tam anlamıyla yerle bir ediyor.
07:05Devleti, o dokunulmaz, o asla sorgulanamaz, kutsal varlık tahtından indiriyor.
07:11Pehlivanoğlu'na göre eğer ortada illa bir kutsallık olacaksa, bu devlete değil, onun asıl unsuru olan millete aittir.
07:18Yazar, kendisine sadakatla bağlı olan insanlara eziyet eden bir devlet değil, tam aksine Türk milletini efendi olarak tanıyan ve ona
07:26şartsız şurtsuz, hiçbir karşılık beklemeden hizmet eden bir devlet arzu ettiğini vurguluyor.
07:31Yazarın o hayalindeki kutsal devlet, bütünüyle halkının hizmetkarı olan bir yapıdan ibaret.
07:36Bu makale sadece kağıt üzerinde kalan teorik bir felsefe tartışması değil, aksine son derece acil bir uyarı zili.
07:44Yazar, mevcut işleyişin bu şekilde devam etmesinin tam bir felaket getireceğine inanıyor.
07:50Şunu çok net söylüyor, eğer Türk milleti bu topraklarda varlığını sürdürmek, geleceğe umutla bakmak ve ülkesinin bölünmesini engellemek istiyorsa,
07:59vatandaşın devlet için var olduğu bu çarpık, bu ters yüz olmuş ilişkiyi derhal hiç vakit kaybetmeden ve büyük bir ciddiyetle
08:07tartışmaya açmak zorundadır.
08:09Ona göre bu köklü yüzleşme yapılmadan o beklenen kalıcı huzurun sağlanması kesinlikle mümkün değil.
08:16Ve bugünkü incelememizi, yazarın 2014 yılında yazdığı bu metnin sonuna eklediği o unutulmaz, kışkırtıcı soruyla bitiriyoruz.
08:24Zaman Türkler için donmuş olabilir mi?
08:27İnanılmaz bir soru değil mi?
08:28Yazar, tarihteki devşirme sistemiyle bugünün yönetim anlayışı arasındaki o ürkütücü benzerliklere bakarak,
08:35tarihin aslında bir tekerrürden ibaret olduğunu ve halkın yüzyıllardır hep aynı sorunlarla boğuştuğunu ima ediyor.
08:42Geçmişte günümüzü yüzleştiren yazar, bu sert sorgulamanın bir uyanışa vesile olmasını umut ederek sözlerini noktalıyor.
08:49Pehlivanoğlu'nun devlet ve vatandaş ilişkisine dair bu çarpıcı analizi gerçekten de insanı çok derin düşüncelere itiyor.
08:55Ne versiniz? Sizce zaman gerçekten donmuş olabilir mi?
08:59Bu sorunun cevabını tamamen size bırakıyorum.
09:02Bu derinlikli incelememizde bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkürler.
09:06Bir sonraki sunumda görüşmek üzere, hoşçakalın.

Önerilen