00:00Herkese merhaba. Biliyor musunuz bazen yazın o son günleri üzerimize öyle bir ağırlık çöker ki adını tam koyamayız.
00:07İşte bugün tam da bu hissi Erol Sunat'ın o müthiş işte öyle başlıklı denemesini masaya yatırıyoruz.
00:13Bu incelemede hepimizin iliklerine kadar hissettiği o tuhaf yaz sonu hüznüne, o toplumsal ve ekonomik tükenmişlik hissine yakından bakacağız.
00:22Hazırsanız bu derinlikli Ağustos vedasına hemen başlayalım.
00:25Sahi neydi sevinmek? Yazar metne öyle sarsıcı bir yerden giriyor ki bu soruyu durup doğrudan size sormak istiyorum.
00:32Gerçekten en son ne zaman şöyle içten bir şekilde sevindik?
00:36İhtimal dahi vermediğimiz bir şey gerçekleştiğinde yüzümüzde beliren o buruk tebessüm müydü sevinmek yoksa havalara uçmak mı?
00:44Sunat bu kısacık soruyla bizi tutup kendi içimize o unuttuğumuz, kaybettiğimiz neşe duygusunun ta derinlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
00:51Birinci bölümümüz Ağustos'a veda ederken, alt başlığımız ise durumu o kadar güzel özetliyor ki bitmek bilmeyen bir ay.
01:01Düşünsenize birçoğumuz için bu Ağustos ayı adeta uzadıkça uzadı, tabiri caizse geçmek bilmedi.
01:06Hani hepimizin beklediği o meşhur talih kuşu vardır ya, bırakın iki omzumuza birden konmayı semtimizin yakınından bile geçmedi bu ay.
01:14Sokakların dili olsa da konuşsa dediğimiz bir dönemi kapatırken yazar çok haklı bir soru patlatıyor.
01:20Ağustos'ta yüzümüzü ne güldürdü?
01:22Şöyle bir etrafınıza bakın, zorlu bir ayı geride bıraktık ve birileri çıkıp bize sevinmediniz mi yahu diye soruyor.
01:29Ama sorun tam da burada başlıyor, biz sevinmeyi adeta unuttuk.
01:33Peki neden? O neşemizi çalan, yüzümüzü asan günlük gerçekler aslında neydi?
01:38İşte can alıcı nokta tam olarak bu listede saklı.
01:41Söylesenize, kırmızı et mi yüzümüzü güldürdü, süt ürünleri mi yoksa her gün değişen akaryakıt fiyatları mı?
01:46Ya da pazar tezgahındaki domates biber mi?
01:49Sıraladığımız bu en temel, en basit ihtiyaçlar neşe arayışımızla cüzdanlarımızın acı gerçekliği arasındaki o sert uçurumu yüzümüze çarpıyor.
01:57Biz sevinç gibi o naif, o soyut duyguyu ararken kendimizi bir anda market rafları ve benzin pompaları arasında bir hayatta
02:04kalma mücadelesinin tam ortasında buluverdik.
02:07İşte o unuttuğumuz sevinç tam da bu listenin ağırlığı altında ezildi, kayboldu gitti.
02:12Geçelim ikinci bölüme, yılın şakası, düşen enflasyon.
02:18Alt başlığımıza dikkat edin, şaka kaldıracak halimiz kaldı mı?
02:22Yazarımız diyor ki toplum olarak bu kadar yorgunken inanın esprilerimiz bile bir garipleşti, bir mahzunlaştı.
02:30Haklı değil mi?
02:31Bir toplumun şaka kaldıracak hali kalmamışsa orada ciddi anlamda ters giden bir şeyler vardır.
02:37İşte tam da bu tükenmişlik hissini keskin bir ekonomik hicivle harmanlıyor ve bize yılın en büyük şakasını sunuyor.
02:45Enflasyon düştü lafı ama yazar bu iddiayı öylece yutup geçmiyor.
02:49Adeta bir dedektif gibi sorguluyor.
02:52Nasıl düştü? Nereye düştü? Kim düşürdü bu enflasyonu?
02:56Madem düştü biz bu düşüşü markette, pazarda neden göremiyoruz?
03:00Bu alaycı sorgulama aslında hepimizin aklından geçen ama yorgunluktan yüksek sesle dile getiremediğimiz o soruların muazzam bir dışavurumu.
03:10Sonrasında bu sorular öyle absürt, öyle eğlenceli ama bir o kadar da düşündürücü bir hal alıyor ki,
03:16diyor ki yazar ayağı mı kaymış bu enflasyonun, biri mi çarpmış yolda yürürken bir tarafına bir şeyler olmuş mu bari
03:22inşallah kolu kanadı kırılmamıştır.
03:23Yazar burada enflasyonu adeta sakar bir insanmış gibi kişiselleştirerek o mecazi düşüşü kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir takla atmaya dönüştürüyor.
03:32Enflasyon sözde sevincinden zil takıp oynuyor, halay çekiyor ama bekleyin bu ironik kutlamanın sonu bizi çok ama çok sarsıcı bir
03:40gerçeğe götürüyor.
03:41Tüm o şakaların, o halay çeken enflasyon ironisinin hemen ardından yazar bizi şu ağır gerçekle baş başa bırakıveriyor.
03:48Yazın sonunda, güzün eşiğinde, kendimizi sallanır bulduk yoksulluğun beşiğinde.
03:53Düşünsenize, enflasyon sözde oradan düşüp tepelerden bize bakarken biz yoksulluğun o soğuk, o acımasız beşiğinde sallanmaya devam ediyoruz.
04:01İşte hicvin bittiği ve hayatın tüm çıplaklığıyla tokat gibi yüzümüze çarptığı yer tam olarak burası.
04:07Geldik üçüncü bölüme.
04:08Gökyüzü ve derin boşluğumuz, alt başlığımız, ay ve insan.
04:12Şimdi ekonomik hicvin o keskin sınırlarından biraz çıkıp yazarın çok daha evrensel, biraz da kozmik diyebileceğimiz metaforlarına uzanıyoruz.
04:21Ay boşlukta.
04:22Biliyorsunuz bu 28 Ağustos'tan 1 Eylül'e kadar süren spesifik bir astrolojik takvim olayı.
04:28Tabii astrolojiye inanıp inanmamak tamamen size kalmış ama yazar bunu gökyüzündeki geçici bir durum olarak ustaca ele alıyor.
04:35İnsanlar aman şöyle olacak, aman böyle olacak diye kıyameti koparırken,
04:39o bu boşlukta olma halini alıp doğrudan bizim hayatlarımıza, bizim çaresizliğimize harika bir mecaz olarak yapıştırıveriyor.
04:47Ve işte burada o eşsiz kıyaslama çıkıyor karşımıza.
04:51Bir yanda ayın boşluğu var, alt tarafı birkaç gün süren gelip geçici göksel bir durum.
04:57Diğer yanda ise bizim boşluğumuz var.
04:59Derinden daha derin, içinden bir türlü çıkılamayan o sürekli, o kronik halimiz.
05:04Yani ay birkaç gün boşlukta kalmış çok mu?
05:07Yahu biz ne zamandır boşluktayız?
05:10Ay boşta, biz boşta.
05:12İyi ama bu iş nereye varacak?
05:14Yazarın o harika, o kara mizah dolu sorusuyla soralım.
05:17Merküre mi, Jüpiter'e mi, yoksa Uranüs'e mi?
05:20Ay döngüsünü elbet tamamlar.
05:22Ama bizim içine düştüğümüz bu dipsiz boşluğun sonu hiç de belli değil.
05:26Dördüncü bölüme geçiyoruz.
05:28Sonbaharın Ürperten Gölgesi
05:32Şimdi biraz durup derin bir nefes alalım.
05:35Ağustos ayının yani yazın o son günlerine sonbaharın gölgesi usulca düşüyor.
05:41Peki bu gölgeye bizi serinletti mi, ürpertti mi, yoksa içimize o ince, belli belirsiz efkarı mı saldı?
05:48Hava ufaktan serinliyor, mevsim dönüyor ve içimizdeki o yorgunluk hissi de bu değişimle beraber iyice ağırlaşıyor.
05:55Yazar yazın gidişini şöyle tasvir etmiş.
05:57Yaz tasını tarağını topladı, beni özleyin, seneye görüşelim dedi ve ardına bile bakmadan çekti gitti.
06:04Gerçekten de ne kadar ani ve ne kadar umursamaz bir gidiş değil mi?
06:08Biz arkasından umutlarımızı, beklentilerimizi sıralarken yaz o tüm canlılığıyla çadırlarını söküp aceleyle yola koyuldu bile.
06:16Ve bizi o serin güz gölgesiyle bir başımıza bıraktı.
06:20Bizden güzele pek bir şey kalmadı.
06:22Lütfen şu cümlenin ağırlığını bir an için hissedin.
06:25Bütün bir yazın, bütün bir yılın, o bitmek bilmeyen hayat mücadelesinin, ekonomik sıkıntıların ve o derin boşlukların ardından gelen devasa
06:33ruhsal çöküntünün bundan daha iyi bir özeti olabilir mi?
06:37Bizden güzele sonbahara kek bir şey kalmadı.
06:40Gerçekten de tükendik.
06:41Ekranda bu kolektif yorgunluğumuzun toplum olarak derinden hissettiğimiz o semptomların bir listesi var.
06:47Tükendik dedik, yıprandık, üzerimizde kime nasıl anlatacağımızı bile bilemediğimiz o fena gönül yorgunluğu var.
06:53Gözlerimiz daldı, içinden çıkılamayan bir boşluğa öylece takılıp kaldı.
06:58Direncimiz tamamen kırıldı.
06:59Neden mi?
07:00Yazar bunu o kadar insani bir yerden açıklıyor ki, diyor ki, biraz sıcaktan, biraz can sıkıntısından ama en çok da,
07:07en çok da o bitmek bilmeyen çözümsüzlük halinden.
07:11Geldik beşinci ve son bölümümüze.
07:13İmkan ve biz.
07:15İşte öyle.
07:16Alt başlığımız, çözümle aramız limoni.
07:19Ah bir imkanımız olsaydı, gönlümüzden geçen hiç de bu değildi diyerek kucak dolusu cümleyi etrafa savurup durduğumuz o son noktadayız
07:27artık.
07:28Neden çare denilen, çözüm denilen, fırsat denilen şeyler hep bizim çok uzağımızdan te et geçiyor?
07:34Burada yine karşımızda çok net bir tablo var.
07:36Bir tarafta biz, yani köşeye sıkışmış, yorgun ve artık bir şeylerin değişmesine aç olan biz.
07:43Diğer tarafta imkan.
07:45Sürekli bizden köşe bucak kaçan, araya o soğuk mesafeyi koyan fırsatlar.
07:50İmkanla bir türlü bir araya gelemedik, sanki gelemeyiz de.
07:53Yazar içlenerek kendi kendine soruyor, neden kaçar ki, onu da mı çüstürdük acaba?
07:58Çare denen, umut denen ne kadar güzellik varsa hepsiyle aramızın böyle limoni olmasını sadece kötü şansla açıklayabilir miyiz sizce?
08:07Ve bu incelememizin sonuna yaklaşırken, geriye zihnimizde yankılanıp duran bu iki basit ama inanın bir o kadar da yorucu soru
08:14kalıyor.
08:15Neden böyle?
08:16Niçin böyle?
08:16Tabii ki bu sorulara verilecek saatler süren sosyolojik veya ekonomik cevaplar analizler olabilir.
08:22Ama dürüst olalım, toplum olarak, sıradan insanlar olarak o kadar yorgunuz ki, artık uzun uzun analiz yapacak ne hevesimiz kaldı
08:30ne de enerjimiz.
08:31Her şeyin açıklamasını, nedenini niçinini aramak bile artık omuzlarımızda çok ağır bir yük.
08:37Neden böyle, niçin böyle?
08:38İşte öyle.
08:39Bazen cidden söyleyecek söz biter, tüm çareler tükenir ve geriye sadece o yorgun, o kabullenmiş ama bir o kadar da
08:47kırgın iç çekişimiz kalır.
08:49Erol Sunat'ın bu derinlikli Ağustos vedası, hepimizin ta içine biriken o ortak yorgunluğu işte sadece bu iki kelimeye sığdırıyor.
08:57İşte öyle.
08:58Bu çalışmamızda bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
09:02Kendinize, cebinize ve en çok da o yorgun düşmüş gönlünüze çok iyi bakın.
09:06Bir sonraki incelememize dek, hoşçakalın.
09:09İzlediğiniz için teşekkür ederim.