Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 1 hafta önce
Bu metin, Ağustos ayının sona erişini ve yaz mevsiminden sonbahara geçişi derin bir melankoli ve toplumsal sitemle ele almaktadır. Yazar, mevsim değişimini sadece takvimsel bir olay olarak değil, halkın maruz kaldığı ekonomik zorluklar ve hayat pahalılığı üzerinden betimlemektedir. Özellikle enflasyonun düşüşüne dair yapılan resmi açıklamalar ile vatandaşın mutfağındaki acı gerçekler arasındaki çelişki, keskin bir mizahi dille eleştirilmektedir. Umutların tükenişi ve gönül yorgunluğu temalarının işlendiği yazıda, insanların içinde bulunduğu belirsizlik hali "boşlukta olma" kavramıyla özdeşleştirilir. Sonuç olarak eser, geçip giden yazın ardından kalan yoksulluk ve çaresizliği, sitemkâr bir "işte öyle" ifadesiyle özetlemektedir.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Biliyor musunuz bazen yazın o son günleri üzerimize öyle bir ağırlık çöker ki adını tam koyamayız.
00:07İşte bugün tam da bu hissi Erol Sunat'ın o müthiş işte öyle başlıklı denemesini masaya yatırıyoruz.
00:13Bu incelemede hepimizin iliklerine kadar hissettiği o tuhaf yaz sonu hüznüne, o toplumsal ve ekonomik tükenmişlik hissine yakından bakacağız.
00:22Hazırsanız bu derinlikli Ağustos vedasına hemen başlayalım.
00:25Sahi neydi sevinmek? Yazar metne öyle sarsıcı bir yerden giriyor ki bu soruyu durup doğrudan size sormak istiyorum.
00:32Gerçekten en son ne zaman şöyle içten bir şekilde sevindik?
00:36İhtimal dahi vermediğimiz bir şey gerçekleştiğinde yüzümüzde beliren o buruk tebessüm müydü sevinmek yoksa havalara uçmak mı?
00:44Sunat bu kısacık soruyla bizi tutup kendi içimize o unuttuğumuz, kaybettiğimiz neşe duygusunun ta derinlerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.
00:51Birinci bölümümüz Ağustos'a veda ederken, alt başlığımız ise durumu o kadar güzel özetliyor ki bitmek bilmeyen bir ay.
01:01Düşünsenize birçoğumuz için bu Ağustos ayı adeta uzadıkça uzadı, tabiri caizse geçmek bilmedi.
01:06Hani hepimizin beklediği o meşhur talih kuşu vardır ya, bırakın iki omzumuza birden konmayı semtimizin yakınından bile geçmedi bu ay.
01:14Sokakların dili olsa da konuşsa dediğimiz bir dönemi kapatırken yazar çok haklı bir soru patlatıyor.
01:20Ağustos'ta yüzümüzü ne güldürdü?
01:22Şöyle bir etrafınıza bakın, zorlu bir ayı geride bıraktık ve birileri çıkıp bize sevinmediniz mi yahu diye soruyor.
01:29Ama sorun tam da burada başlıyor, biz sevinmeyi adeta unuttuk.
01:33Peki neden? O neşemizi çalan, yüzümüzü asan günlük gerçekler aslında neydi?
01:38İşte can alıcı nokta tam olarak bu listede saklı.
01:41Söylesenize, kırmızı et mi yüzümüzü güldürdü, süt ürünleri mi yoksa her gün değişen akaryakıt fiyatları mı?
01:46Ya da pazar tezgahındaki domates biber mi?
01:49Sıraladığımız bu en temel, en basit ihtiyaçlar neşe arayışımızla cüzdanlarımızın acı gerçekliği arasındaki o sert uçurumu yüzümüze çarpıyor.
01:57Biz sevinç gibi o naif, o soyut duyguyu ararken kendimizi bir anda market rafları ve benzin pompaları arasında bir hayatta
02:04kalma mücadelesinin tam ortasında buluverdik.
02:07İşte o unuttuğumuz sevinç tam da bu listenin ağırlığı altında ezildi, kayboldu gitti.
02:12Geçelim ikinci bölüme, yılın şakası, düşen enflasyon.
02:18Alt başlığımıza dikkat edin, şaka kaldıracak halimiz kaldı mı?
02:22Yazarımız diyor ki toplum olarak bu kadar yorgunken inanın esprilerimiz bile bir garipleşti, bir mahzunlaştı.
02:30Haklı değil mi?
02:31Bir toplumun şaka kaldıracak hali kalmamışsa orada ciddi anlamda ters giden bir şeyler vardır.
02:37İşte tam da bu tükenmişlik hissini keskin bir ekonomik hicivle harmanlıyor ve bize yılın en büyük şakasını sunuyor.
02:45Enflasyon düştü lafı ama yazar bu iddiayı öylece yutup geçmiyor.
02:49Adeta bir dedektif gibi sorguluyor.
02:52Nasıl düştü? Nereye düştü? Kim düşürdü bu enflasyonu?
02:56Madem düştü biz bu düşüşü markette, pazarda neden göremiyoruz?
03:00Bu alaycı sorgulama aslında hepimizin aklından geçen ama yorgunluktan yüksek sesle dile getiremediğimiz o soruların muazzam bir dışavurumu.
03:10Sonrasında bu sorular öyle absürt, öyle eğlenceli ama bir o kadar da düşündürücü bir hal alıyor ki,
03:16diyor ki yazar ayağı mı kaymış bu enflasyonun, biri mi çarpmış yolda yürürken bir tarafına bir şeyler olmuş mu bari
03:22inşallah kolu kanadı kırılmamıştır.
03:23Yazar burada enflasyonu adeta sakar bir insanmış gibi kişiselleştirerek o mecazi düşüşü kelimenin tam anlamıyla fiziksel bir takla atmaya dönüştürüyor.
03:32Enflasyon sözde sevincinden zil takıp oynuyor, halay çekiyor ama bekleyin bu ironik kutlamanın sonu bizi çok ama çok sarsıcı bir
03:40gerçeğe götürüyor.
03:41Tüm o şakaların, o halay çeken enflasyon ironisinin hemen ardından yazar bizi şu ağır gerçekle baş başa bırakıveriyor.
03:48Yazın sonunda, güzün eşiğinde, kendimizi sallanır bulduk yoksulluğun beşiğinde.
03:53Düşünsenize, enflasyon sözde oradan düşüp tepelerden bize bakarken biz yoksulluğun o soğuk, o acımasız beşiğinde sallanmaya devam ediyoruz.
04:01İşte hicvin bittiği ve hayatın tüm çıplaklığıyla tokat gibi yüzümüze çarptığı yer tam olarak burası.
04:07Geldik üçüncü bölüme.
04:08Gökyüzü ve derin boşluğumuz, alt başlığımız, ay ve insan.
04:12Şimdi ekonomik hicvin o keskin sınırlarından biraz çıkıp yazarın çok daha evrensel, biraz da kozmik diyebileceğimiz metaforlarına uzanıyoruz.
04:21Ay boşlukta.
04:22Biliyorsunuz bu 28 Ağustos'tan 1 Eylül'e kadar süren spesifik bir astrolojik takvim olayı.
04:28Tabii astrolojiye inanıp inanmamak tamamen size kalmış ama yazar bunu gökyüzündeki geçici bir durum olarak ustaca ele alıyor.
04:35İnsanlar aman şöyle olacak, aman böyle olacak diye kıyameti koparırken,
04:39o bu boşlukta olma halini alıp doğrudan bizim hayatlarımıza, bizim çaresizliğimize harika bir mecaz olarak yapıştırıveriyor.
04:47Ve işte burada o eşsiz kıyaslama çıkıyor karşımıza.
04:51Bir yanda ayın boşluğu var, alt tarafı birkaç gün süren gelip geçici göksel bir durum.
04:57Diğer yanda ise bizim boşluğumuz var.
04:59Derinden daha derin, içinden bir türlü çıkılamayan o sürekli, o kronik halimiz.
05:04Yani ay birkaç gün boşlukta kalmış çok mu?
05:07Yahu biz ne zamandır boşluktayız?
05:10Ay boşta, biz boşta.
05:12İyi ama bu iş nereye varacak?
05:14Yazarın o harika, o kara mizah dolu sorusuyla soralım.
05:17Merküre mi, Jüpiter'e mi, yoksa Uranüs'e mi?
05:20Ay döngüsünü elbet tamamlar.
05:22Ama bizim içine düştüğümüz bu dipsiz boşluğun sonu hiç de belli değil.
05:26Dördüncü bölüme geçiyoruz.
05:28Sonbaharın Ürperten Gölgesi
05:32Şimdi biraz durup derin bir nefes alalım.
05:35Ağustos ayının yani yazın o son günlerine sonbaharın gölgesi usulca düşüyor.
05:41Peki bu gölgeye bizi serinletti mi, ürpertti mi, yoksa içimize o ince, belli belirsiz efkarı mı saldı?
05:48Hava ufaktan serinliyor, mevsim dönüyor ve içimizdeki o yorgunluk hissi de bu değişimle beraber iyice ağırlaşıyor.
05:55Yazar yazın gidişini şöyle tasvir etmiş.
05:57Yaz tasını tarağını topladı, beni özleyin, seneye görüşelim dedi ve ardına bile bakmadan çekti gitti.
06:04Gerçekten de ne kadar ani ve ne kadar umursamaz bir gidiş değil mi?
06:08Biz arkasından umutlarımızı, beklentilerimizi sıralarken yaz o tüm canlılığıyla çadırlarını söküp aceleyle yola koyuldu bile.
06:16Ve bizi o serin güz gölgesiyle bir başımıza bıraktı.
06:20Bizden güzele pek bir şey kalmadı.
06:22Lütfen şu cümlenin ağırlığını bir an için hissedin.
06:25Bütün bir yazın, bütün bir yılın, o bitmek bilmeyen hayat mücadelesinin, ekonomik sıkıntıların ve o derin boşlukların ardından gelen devasa
06:33ruhsal çöküntünün bundan daha iyi bir özeti olabilir mi?
06:37Bizden güzele sonbahara kek bir şey kalmadı.
06:40Gerçekten de tükendik.
06:41Ekranda bu kolektif yorgunluğumuzun toplum olarak derinden hissettiğimiz o semptomların bir listesi var.
06:47Tükendik dedik, yıprandık, üzerimizde kime nasıl anlatacağımızı bile bilemediğimiz o fena gönül yorgunluğu var.
06:53Gözlerimiz daldı, içinden çıkılamayan bir boşluğa öylece takılıp kaldı.
06:58Direncimiz tamamen kırıldı.
06:59Neden mi?
07:00Yazar bunu o kadar insani bir yerden açıklıyor ki, diyor ki, biraz sıcaktan, biraz can sıkıntısından ama en çok da,
07:07en çok da o bitmek bilmeyen çözümsüzlük halinden.
07:11Geldik beşinci ve son bölümümüze.
07:13İmkan ve biz.
07:15İşte öyle.
07:16Alt başlığımız, çözümle aramız limoni.
07:19Ah bir imkanımız olsaydı, gönlümüzden geçen hiç de bu değildi diyerek kucak dolusu cümleyi etrafa savurup durduğumuz o son noktadayız
07:27artık.
07:28Neden çare denilen, çözüm denilen, fırsat denilen şeyler hep bizim çok uzağımızdan te et geçiyor?
07:34Burada yine karşımızda çok net bir tablo var.
07:36Bir tarafta biz, yani köşeye sıkışmış, yorgun ve artık bir şeylerin değişmesine aç olan biz.
07:43Diğer tarafta imkan.
07:45Sürekli bizden köşe bucak kaçan, araya o soğuk mesafeyi koyan fırsatlar.
07:50İmkanla bir türlü bir araya gelemedik, sanki gelemeyiz de.
07:53Yazar içlenerek kendi kendine soruyor, neden kaçar ki, onu da mı çüstürdük acaba?
07:58Çare denen, umut denen ne kadar güzellik varsa hepsiyle aramızın böyle limoni olmasını sadece kötü şansla açıklayabilir miyiz sizce?
08:07Ve bu incelememizin sonuna yaklaşırken, geriye zihnimizde yankılanıp duran bu iki basit ama inanın bir o kadar da yorucu soru
08:14kalıyor.
08:15Neden böyle?
08:16Niçin böyle?
08:16Tabii ki bu sorulara verilecek saatler süren sosyolojik veya ekonomik cevaplar analizler olabilir.
08:22Ama dürüst olalım, toplum olarak, sıradan insanlar olarak o kadar yorgunuz ki, artık uzun uzun analiz yapacak ne hevesimiz kaldı
08:30ne de enerjimiz.
08:31Her şeyin açıklamasını, nedenini niçinini aramak bile artık omuzlarımızda çok ağır bir yük.
08:37Neden böyle, niçin böyle?
08:38İşte öyle.
08:39Bazen cidden söyleyecek söz biter, tüm çareler tükenir ve geriye sadece o yorgun, o kabullenmiş ama bir o kadar da
08:47kırgın iç çekişimiz kalır.
08:49Erol Sunat'ın bu derinlikli Ağustos vedası, hepimizin ta içine biriken o ortak yorgunluğu işte sadece bu iki kelimeye sığdırıyor.
08:57İşte öyle.
08:58Bu çalışmamızda bana eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
09:02Kendinize, cebinize ve en çok da o yorgun düşmüş gönlünüze çok iyi bakın.
09:06Bir sonraki incelememize dek, hoşçakalın.
09:09İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Önerilen