Oynatıcıya atlaAna içeriğe atla
  • 19 saat önce
A. Yağmur Tunalı’nın bu metni, Türk kültüründe türkülerin toplumsal hafızadaki yerini ve bayramların manevi derinliğini geleneksel bir perspektifle ele almaktadır. Yazara göre türküler halkın gerçek yaşantısını yansıtan birer ayna vazifesi görürken, bayramlar ise ölülerle yaşayanlar arasındaki köprüyü temsil eder. Metin, geçmişin samimi ve yardımlaşmaya dayalı bayram kültürünü överken, günümüzdeki gösterişçi ve ruhsuz kutlamaları sert bir dille eleştirmektedir. Toplumun etik değerlerden uzaklaşarak şekilciliğe hapsolduğunu savunan yazar, manevi bir yozlaşmaya dikkat çekmektedir. Sonuç olarak eser, değişen dış dünyaya rağmen korunması gereken asıl değerlerin insani ve ahlaki özler olduğunu vurgulamaktadır.

Kategori

🗞
Haberler
Döküm
00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde Aymur Tunalı'nın o meşhur biraz da sarsıcı denemesini
00:05bayram gelmiş neyimeyi masaya yatırıyoruz.
00:08Modern toplum olarak geleneklerimizin manevi özünü nasıl kaybettiğimizi enine boyuna konuşacağız.
00:13Hiç vakit kaybetmeden başlayalım ne dersiniz?
00:16Şimdi Tunalı konuya gerçekten çok çarpıcı bir edebi kancayla giriyor.
00:21Yahya Kemal'ın o meşhur sözünü hatırlatıyor bize.
00:24Bizim romanlarımız şarkılarımızdır.
00:26Düşünsenize bir toplumun en şeffaf aynası o türküler, o şarkılar değil de nedir?
00:31Sadece kulağa hoş gelen melodiler değiller, aynı acıları çekmiş, aynı sevinçleri yaşamış bir halkın en dürüst, en filtresiz kaydı aslında.
00:39İşte tam da bu yüzden yazar meramını anlatmak için Cemil Cankat'ın o yürek yakan melankolik Urfa türküsünü seçiyor.
00:48Bayram gelmiş neyime.
00:49Normalde bu türkü karşılıksız bir aşkın, yaralı bir kalbin ağıdıdır bilirsiniz.
00:54Ama Tunalı bunu harika bir metafor olarak kullanıyor.
00:58Şunu demek istiyor.
01:00Bazen insanın içindeki acı o kadar büyüktür ki, bayram gibi en coşkulu, en aydınlık günler bile o karanlığın içinde kaybolup
01:08gider.
01:08Toplumsal ruh halimize tuttuğu ilk ayna tam olarak bu.
01:12Buradan geçmişe, eski bayramların o manevi atmosferine şöyle bir uzanalım.
01:17Yazar kendi çocukluk günlerine dönüyor ve bizi Yahya Kemal'in o derin tespitiyle baş başa bırakıyor, biz ölülerimizle beraber yaşarız.
01:26Ne kadar doğru değil mi?
01:27Eski bayramlarda ilk iş kutlama yapmak değildi.
01:30Önce gidenler hatırlanır, kabirler ziyaret edilirdi.
01:34Çünkü biz yalan dünyadayız, onlar gerçeğinde.
01:37İnancı hakimdi.
01:39Bayramın o şenlikli kısmına geçmeden önce büyük bir hürmetle geçmişe saygı sunulurdu.
01:43Peki bu ne anlama geliyor?
01:45Eski bayramların o harika tıkır tıkır işleyen hiyerarşisine bir bakın.
01:49Gerçekten muazzam.
01:51Birinci adım, gidenleri yani ölülerimizi anmak.
01:54İkinci adım, eve dönüp ziyafet çekmeden önce fakiri fukarayı bulmak, onları sevindirmek.
01:59Ve ancak ondan sonra üçüncü adım da aileyle, eş dostla bayramlaşmak.
02:03Bu sıralama öylesine yapılmış bir şey değil.
02:05Bu, toplumdaki kıskançlığı bıçak gibi kesen, zenginle fakiri birbirine bağlayan, düşmanlıkları eriten, müthiş bir sosyal ahenk mekanizmasıydı aslında.
02:14Fakat burada bir duralım.
02:16Tunalı çok kritik bir ayrım yapıyor.
02:18Benim anlattıklarım öyle ucuz bir geçmiş güzellemesi, basit bir nostalji değil diyor.
02:23Sorun çok daha derin.
02:25Mesele, bayramın manevi çekirdeğinin, kelimenin tam anlamıyla buharlaşıp uçması.
02:30Yazar, toplumun geçmişi özlemekten ziyade, açgözlülük, kutuplaşma ve vahşi bir hayatta kalma savaşının içine düştüğünü söylüyor.
02:38Yani bayramı bayram yapan o ince ruhu, o manevi meleği maalesef kaybettik.
02:44Bu zıtlığı biraz daha açalım.
02:46İdeal geçmişte ne vardı?
02:48Samimiyet, var olanı paylaşma ve bir toplumsal uyum.
02:51Acılar birlikte umuzlanır, bayram sevinci herkesin yüzüne yansırdı.
02:56Peki ya bugünün modern gerçekliği?
02:58Yazar, din ve inanç kılıfı altında bile şov yapma derdinde olduğumuzu, şuursuzca tükettiğimizi ve sınır tanımaz bir açgözlülüğe esir düştüğümüzü
03:07söylüyor.
03:08Resmen din, iman diyerek o asıl bayram ruhunu kurban ettik, diyor.
03:13Ve işte eleştirinin en çok can yakan kısmı.
03:16Modern kurban pratiği.
03:18Tunalı'ya göre kurban artık manevi değerlerden çok, statü ve gösteriş budalalığına kurban edilen bir ritüele dönüştü.
03:24Şöyle bir etrafınıza bakın, yazarın işaret ettiği o acı ironiyi göreceksiniz.
03:29İnsanlar sırf komşuya, akrabaya hava atmak için borç harç lüks arabalar alıyor, sonra gidip o kurbanı kesebilmek için bankadan kredi
03:37çekiyor.
03:38Faize girip kurban kesmek, ibadetin o saf, fedakarlığa dayalı özü uçup gitmiş, yerini koca bir vitrin yarışına bırakmış.
03:45Tabi yazarın gözlemleri sadece bireylerle sınırlı kalmıyor, kurumsal yapıları da masaya yatırıyor ve oldukça tarafsız ama keskin saptamalar yapıyor.
03:54Dini kurumların nasıl ticari bir yozlaşmaya uğradığını anlatıyor.
03:58Sadece maaşını aldığı için namaz kıldıran imamlar, cemaati manevi bir aileden ziyade kaçırmaması gereken müşteriler gibi gören vaizler.
04:07Hatta diyanet gibi devasa bir yapının bile gerçek erdemi ve iyiliği yaymak dururken sadece cami inşaatına ve şekilci bir ibadet
04:15anlayışına sıkışıp kalması.
04:17Kurumlar ayakta kalsın derken gerçek ahlaki rehberlik kapı dışarı edilmiş resmen.
04:22Biraz da evrensel bir ikiyüzlülüğe dokunuyor yazar.
04:25Bugün herkesin dilinde aynı isimler var. Gazze, Arakan, Doğu Türkistan.
04:30Herkes bu trajediler hakkında konuşuyor, sosyal medyada paylaşıyor.
04:34Peki sonuç? Tunalı bu bitmek bilmeyen laf kalabalığının oradaki mazlumlara zerre kadar ama bakın zerre kadar somut bir faydası olmadığının
04:43altını çiziyor.
04:44Dünya kan ağlayarken biz sadece o süslü kelimelerle kendi vicdanımızı rahatlatıyoruz.
04:49Bomboş bir refleksten öteye gidemiyoruz maalesef.
04:52Şimdi yazarın siyasi sahnede gördüğü spesifik bir çelişkiyi, onun tabiriyle bir nevi toplumsal hipnoz anını aktaralım.
05:00Tunalı'nın örneği şu, Cumhurbaşkanı'nın oğlu çıkıp Bosna soykırımı Erdoğan olmadığı için yapılabildi diyor ve dinleyen kalabalık bunu çılgınca
05:10alkışlıyor.
05:11Yazarın burada dikkat çektiği asıl trajedi ise su.
05:14Aynı kalabalık tam da şu saniye Gazze'de, Irak'ta, Suriye'de veya Doğu Türkistan'da yaşanan ve belki çok daha beter olan acıları
05:22tamamen görmezden geliyor.
05:24Kitlelerin gerçekliği nasıl ters yüz edip çelişkileri alkışlayabildiğine dair yazarın tuttuğu sarsıcı bir ayna bu.
05:31İşte tüm bu riyakarlıklar, bu çelişkiler dizisi bizi o tokat gibi soruya getiriyor.
05:37Makalenin belki de zirve noktası burası.
05:39Yazar soruyor, yalanı, talanı, haksızlığı ve hukuksuzluğu kendi içinizde terk etmeden, kendi içinizdeki kötülüğü kurban etmeden,
05:47kestiğiniz kurban gerçekten kurban olur mu?
05:50Düşünsenize, kendi içindeki çürümeyi, yolsuzlukları beslemeye devam eden bir toplum,
05:55sırf adet yerini bulsun diye hayvan keserek o akan kanla temizlenebilir mi, arınabilir mi?
06:01Tunalı, bunun asla mümkün olmadığını yüzümüze çok net bir şekilde çarpıyor.
06:06Nefes kesici bir eleştiri, değil mi?
06:08Şimdi bu spesifik örneklerden biraz geriye adım atalım ve meselenin felsefi boyutuna inelim.
06:14Hani o meşhur söz vardır ya, zaman değişir ve zamanla her şey değişir.
06:18Tunalı da bunu inkar etmiyor.
06:20İnsanlık tarihi boyunca nesiller elbette evrimleşecek, zamanın ruhu değişecek, zevkler farklılaşacak, bunlar çok normal.
06:27Ama işte asıl kritik soru şu, neler değişmeli, neler asla değişmemeli?
06:32İşte Tunalı burada taşları tam gediğine koyuyor ve şahane bir felsefi ayrım yapıyor.
06:37Bir kefeye estetik değerleri koyuyor.
06:40Nedir bunlar?
06:40Yaşam tarzımız, giyimimiz, kuşamımız, evlerimizin mimarisi, kullandığımız teknoloji, düşünsenize taş devrindeki bir aletle bugünün akıllı telefonu bir mi?
06:50Elbette bunlar sürekli değişecek, eşyanın tabiatı bu.
06:54Ama diğer kefede etik değerler var.
06:56Yaratılışın o sarsılmaz yasaları, ahlaki öz, yani doğruluk, dürüstlük, samimiyet, iyilik.
07:02Kıyafetlerimiz, binalarımız uzay çağına da geçse bu etik değerlerin milimi bile oynamamalı.
07:07Değişmeyen tek şey bu erdemlerin ta kendisi olmalı.
07:10Evet bu sarsıcı incelememizin sonuna gelirken, yazar bizi zihnimizde yankılanacak o nihai kışkırtıcı soruyla baş başa bırakıyor.
07:19Asıl kurban, gerçeğe, iyiye, doğruya yakınlık değil mi?
07:23Gerçekten, bizler o vitrinlerin, şatafatın, gösterişin ve kalabalıkların gürültüsü içinde kaybolurken bizi biz yapan o evrensel değerlere tutunabiliyor muyuz?
07:33Eğer arınmak dediğimiz şey iyiye ve doğruya yaklaşmaksa dürüstçe cevap verelim.
07:38Bugün toplum olarak asıl neyi kurban ediyoruz?
07:41Bu üstüne uzun uzun düşünmemiz gereken bir soru.
07:44Katıldığınız için çok teşekkürler.
07:45Bir sonraki anlatımızda yeni ufuklarda görüşmek üzere.
07:49Kendinize iyi bakın.
Yorumlar

Önerilen