00:00Herkese merhaba. Bugünkü incelememizde Aymur Tunalı'nın o meşhur biraz da sarsıcı denemesini
00:05bayram gelmiş neyimeyi masaya yatırıyoruz.
00:08Modern toplum olarak geleneklerimizin manevi özünü nasıl kaybettiğimizi enine boyuna konuşacağız.
00:13Hiç vakit kaybetmeden başlayalım ne dersiniz?
00:16Şimdi Tunalı konuya gerçekten çok çarpıcı bir edebi kancayla giriyor.
00:21Yahya Kemal'ın o meşhur sözünü hatırlatıyor bize.
00:24Bizim romanlarımız şarkılarımızdır.
00:26Düşünsenize bir toplumun en şeffaf aynası o türküler, o şarkılar değil de nedir?
00:31Sadece kulağa hoş gelen melodiler değiller, aynı acıları çekmiş, aynı sevinçleri yaşamış bir halkın en dürüst, en filtresiz kaydı aslında.
00:39İşte tam da bu yüzden yazar meramını anlatmak için Cemil Cankat'ın o yürek yakan melankolik Urfa türküsünü seçiyor.
00:48Bayram gelmiş neyime.
00:49Normalde bu türkü karşılıksız bir aşkın, yaralı bir kalbin ağıdıdır bilirsiniz.
00:54Ama Tunalı bunu harika bir metafor olarak kullanıyor.
00:58Şunu demek istiyor.
01:00Bazen insanın içindeki acı o kadar büyüktür ki, bayram gibi en coşkulu, en aydınlık günler bile o karanlığın içinde kaybolup
01:08gider.
01:08Toplumsal ruh halimize tuttuğu ilk ayna tam olarak bu.
01:12Buradan geçmişe, eski bayramların o manevi atmosferine şöyle bir uzanalım.
01:17Yazar kendi çocukluk günlerine dönüyor ve bizi Yahya Kemal'in o derin tespitiyle baş başa bırakıyor, biz ölülerimizle beraber yaşarız.
01:26Ne kadar doğru değil mi?
01:27Eski bayramlarda ilk iş kutlama yapmak değildi.
01:30Önce gidenler hatırlanır, kabirler ziyaret edilirdi.
01:34Çünkü biz yalan dünyadayız, onlar gerçeğinde.
01:37İnancı hakimdi.
01:39Bayramın o şenlikli kısmına geçmeden önce büyük bir hürmetle geçmişe saygı sunulurdu.
01:43Peki bu ne anlama geliyor?
01:45Eski bayramların o harika tıkır tıkır işleyen hiyerarşisine bir bakın.
01:49Gerçekten muazzam.
01:51Birinci adım, gidenleri yani ölülerimizi anmak.
01:54İkinci adım, eve dönüp ziyafet çekmeden önce fakiri fukarayı bulmak, onları sevindirmek.
01:59Ve ancak ondan sonra üçüncü adım da aileyle, eş dostla bayramlaşmak.
02:03Bu sıralama öylesine yapılmış bir şey değil.
02:05Bu, toplumdaki kıskançlığı bıçak gibi kesen, zenginle fakiri birbirine bağlayan, düşmanlıkları eriten, müthiş bir sosyal ahenk mekanizmasıydı aslında.
02:14Fakat burada bir duralım.
02:16Tunalı çok kritik bir ayrım yapıyor.
02:18Benim anlattıklarım öyle ucuz bir geçmiş güzellemesi, basit bir nostalji değil diyor.
02:23Sorun çok daha derin.
02:25Mesele, bayramın manevi çekirdeğinin, kelimenin tam anlamıyla buharlaşıp uçması.
02:30Yazar, toplumun geçmişi özlemekten ziyade, açgözlülük, kutuplaşma ve vahşi bir hayatta kalma savaşının içine düştüğünü söylüyor.
02:38Yani bayramı bayram yapan o ince ruhu, o manevi meleği maalesef kaybettik.
02:44Bu zıtlığı biraz daha açalım.
02:46İdeal geçmişte ne vardı?
02:48Samimiyet, var olanı paylaşma ve bir toplumsal uyum.
02:51Acılar birlikte umuzlanır, bayram sevinci herkesin yüzüne yansırdı.
02:56Peki ya bugünün modern gerçekliği?
02:58Yazar, din ve inanç kılıfı altında bile şov yapma derdinde olduğumuzu, şuursuzca tükettiğimizi ve sınır tanımaz bir açgözlülüğe esir düştüğümüzü
03:07söylüyor.
03:08Resmen din, iman diyerek o asıl bayram ruhunu kurban ettik, diyor.
03:13Ve işte eleştirinin en çok can yakan kısmı.
03:16Modern kurban pratiği.
03:18Tunalı'ya göre kurban artık manevi değerlerden çok, statü ve gösteriş budalalığına kurban edilen bir ritüele dönüştü.
03:24Şöyle bir etrafınıza bakın, yazarın işaret ettiği o acı ironiyi göreceksiniz.
03:29İnsanlar sırf komşuya, akrabaya hava atmak için borç harç lüks arabalar alıyor, sonra gidip o kurbanı kesebilmek için bankadan kredi
03:37çekiyor.
03:38Faize girip kurban kesmek, ibadetin o saf, fedakarlığa dayalı özü uçup gitmiş, yerini koca bir vitrin yarışına bırakmış.
03:45Tabi yazarın gözlemleri sadece bireylerle sınırlı kalmıyor, kurumsal yapıları da masaya yatırıyor ve oldukça tarafsız ama keskin saptamalar yapıyor.
03:54Dini kurumların nasıl ticari bir yozlaşmaya uğradığını anlatıyor.
03:58Sadece maaşını aldığı için namaz kıldıran imamlar, cemaati manevi bir aileden ziyade kaçırmaması gereken müşteriler gibi gören vaizler.
04:07Hatta diyanet gibi devasa bir yapının bile gerçek erdemi ve iyiliği yaymak dururken sadece cami inşaatına ve şekilci bir ibadet
04:15anlayışına sıkışıp kalması.
04:17Kurumlar ayakta kalsın derken gerçek ahlaki rehberlik kapı dışarı edilmiş resmen.
04:22Biraz da evrensel bir ikiyüzlülüğe dokunuyor yazar.
04:25Bugün herkesin dilinde aynı isimler var. Gazze, Arakan, Doğu Türkistan.
04:30Herkes bu trajediler hakkında konuşuyor, sosyal medyada paylaşıyor.
04:34Peki sonuç? Tunalı bu bitmek bilmeyen laf kalabalığının oradaki mazlumlara zerre kadar ama bakın zerre kadar somut bir faydası olmadığının
04:43altını çiziyor.
04:44Dünya kan ağlayarken biz sadece o süslü kelimelerle kendi vicdanımızı rahatlatıyoruz.
04:49Bomboş bir refleksten öteye gidemiyoruz maalesef.
04:52Şimdi yazarın siyasi sahnede gördüğü spesifik bir çelişkiyi, onun tabiriyle bir nevi toplumsal hipnoz anını aktaralım.
05:00Tunalı'nın örneği şu, Cumhurbaşkanı'nın oğlu çıkıp Bosna soykırımı Erdoğan olmadığı için yapılabildi diyor ve dinleyen kalabalık bunu çılgınca
05:10alkışlıyor.
05:11Yazarın burada dikkat çektiği asıl trajedi ise su.
05:14Aynı kalabalık tam da şu saniye Gazze'de, Irak'ta, Suriye'de veya Doğu Türkistan'da yaşanan ve belki çok daha beter olan acıları
05:22tamamen görmezden geliyor.
05:24Kitlelerin gerçekliği nasıl ters yüz edip çelişkileri alkışlayabildiğine dair yazarın tuttuğu sarsıcı bir ayna bu.
05:31İşte tüm bu riyakarlıklar, bu çelişkiler dizisi bizi o tokat gibi soruya getiriyor.
05:37Makalenin belki de zirve noktası burası.
05:39Yazar soruyor, yalanı, talanı, haksızlığı ve hukuksuzluğu kendi içinizde terk etmeden, kendi içinizdeki kötülüğü kurban etmeden,
05:47kestiğiniz kurban gerçekten kurban olur mu?
05:50Düşünsenize, kendi içindeki çürümeyi, yolsuzlukları beslemeye devam eden bir toplum,
05:55sırf adet yerini bulsun diye hayvan keserek o akan kanla temizlenebilir mi, arınabilir mi?
06:01Tunalı, bunun asla mümkün olmadığını yüzümüze çok net bir şekilde çarpıyor.
06:06Nefes kesici bir eleştiri, değil mi?
06:08Şimdi bu spesifik örneklerden biraz geriye adım atalım ve meselenin felsefi boyutuna inelim.
06:14Hani o meşhur söz vardır ya, zaman değişir ve zamanla her şey değişir.
06:18Tunalı da bunu inkar etmiyor.
06:20İnsanlık tarihi boyunca nesiller elbette evrimleşecek, zamanın ruhu değişecek, zevkler farklılaşacak, bunlar çok normal.
06:27Ama işte asıl kritik soru şu, neler değişmeli, neler asla değişmemeli?
06:32İşte Tunalı burada taşları tam gediğine koyuyor ve şahane bir felsefi ayrım yapıyor.
06:37Bir kefeye estetik değerleri koyuyor.
06:40Nedir bunlar?
06:40Yaşam tarzımız, giyimimiz, kuşamımız, evlerimizin mimarisi, kullandığımız teknoloji, düşünsenize taş devrindeki bir aletle bugünün akıllı telefonu bir mi?
06:50Elbette bunlar sürekli değişecek, eşyanın tabiatı bu.
06:54Ama diğer kefede etik değerler var.
06:56Yaratılışın o sarsılmaz yasaları, ahlaki öz, yani doğruluk, dürüstlük, samimiyet, iyilik.
07:02Kıyafetlerimiz, binalarımız uzay çağına da geçse bu etik değerlerin milimi bile oynamamalı.
07:07Değişmeyen tek şey bu erdemlerin ta kendisi olmalı.
07:10Evet bu sarsıcı incelememizin sonuna gelirken, yazar bizi zihnimizde yankılanacak o nihai kışkırtıcı soruyla baş başa bırakıyor.
07:19Asıl kurban, gerçeğe, iyiye, doğruya yakınlık değil mi?
07:23Gerçekten, bizler o vitrinlerin, şatafatın, gösterişin ve kalabalıkların gürültüsü içinde kaybolurken bizi biz yapan o evrensel değerlere tutunabiliyor muyuz?
07:33Eğer arınmak dediğimiz şey iyiye ve doğruya yaklaşmaksa dürüstçe cevap verelim.
07:38Bugün toplum olarak asıl neyi kurban ediyoruz?
07:41Bu üstüne uzun uzun düşünmemiz gereken bir soru.
07:44Katıldığınız için çok teşekkürler.
07:45Bir sonraki anlatımızda yeni ufuklarda görüşmek üzere.
07:49Kendinize iyi bakın.
Yorumlar